Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV'deki Canlı Röportajı (22 Ekim 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
ramazansayfalari.com
harunyahya.org
evrimaldatmacasi.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV'deki Canlı Röportajı (22 Ekim 2009)
Ekim 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler, Kahramanmaraş Aksu ve Çay TV kanallarında ortaklaşa yayınlanan “Adnan Oktar’la Baş Başa” programı ile karşınızdayız. Evet değerli konuklarım Sayın Adnan Oktar, Sayın Doktor Oktar Babuna. Efendim hoşgeldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim siz de hoşgeldiniz, hoşbulduk. Sen ne sevimli şeysin sen, ne güzel huylusun sen.

SUNUCU: Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Seni iki gün bile olsa özlüyoruz bak.

SUNUCU: Teşekkür ederim, sağ olun.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SUNUCU: Programlar tüm hızıyla devam ediyor, çok güzel tepkiler geliyor. İnsanlar çok beğeniyorlar, size selamlarını gönderiyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Evet, gittikçe etki artıyor hakikaten. Dünya çapında da, Türkiye çapında da, İslam âlemi çapında da çok şahane gelişmeler var. Yine bugün akşam 02.00’de Avustralya’yla radyoyla, değil mi, röportajımız var? Amerika ile yine olacak. İspanya ile oluyor. İrlanda ile olacak. Muntazam devam ediyor, maşaAllah.

OKTAR BABUNA:Bütün kıtalara oluyor, maşaAllah.

SUNUCU: Evet, radyo demişken hemen hatırlatmak da istiyorum. Marmara Bölgesi’nde dinlenmekte olan 106,4 frekansındaki Mavi Karadeniz’den de izleyicilerimiz dilerlerse bizi dinleyebilirler. Her akşam programımız canlı olarak yayınlanmakta efendim.

ADNAN OKTAR: Evet, doktorum sen herhalde son hazırlıklarını yaptın. Özellikle bu cihazın gelmesiyle sen...

SUNUCU: İman hakikati paylaşacak herhalde, Oktar bey bizimle.

OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Hücrelerin antenleri var. Hormonlar biliyorsunuz vücudumuzda. Bu hormonların her birinin ayrı fonksiyonu var. Mesela insülin hormonu kandaki şeker düzeyini düşürüyor, glukagon diye bir hormon var o da yükseltiyor. Bunun nasıl olduğu son yıllardaki araştırmalarla araştırıldı. Bakın şöyle bir şey var, hücrenin yüzeyinde antenler var, çok özel alıcılar. Hormon geldiği zaman bu antenlere bağlanıyor, burada görüldüğü gibi. Bu anten üzerinde çok önemli bir değişiklik oluyor. Bunlar ayrı iken bir araya geliyorlar ve üzerinde bazı moleküller ekleniyor ve ara proteinler, başka proteinler gelip, bunlar aktif hale geçiyor. Bunlar da hücrenin genlerine gidiyorlar ve genlerindeki çok özel bölümlerde gerekli işlemleri yaptırıyorlar. Mesela bir enzimin yapımını yaptırabiliyorlar, bir proteinin sentezlenmesini. Fakat önemli olan nokta şu; her bir hormon için ayrı bir ara protein var ve bunların uyumu da anahtar kilit gibi. Yani o kadar karmaşık kompleks bir mekanizma ki, Allah’ın yaratma sanatı. Her, Bakın her detayda çok ihtişamlı bir yaratılış var, bunu ortaya koyuyor.

SUNUCU: MaşaAllah.

OKTAR BABUNA:Her bir ara hormona her bir ara protein, her birinin fonksiyonu da ayrı. Bu çok ihtişamlı bir yaratılış, hiçbir şey birbirine karışmıyor.

ADNAN OKTAR: Sırf şu konu aklı başında bir insan için iman etmesi için yeterli, sırf şu konu. Ki bu Oktar’ın anlattığı çok küçük detayları ve çok küçük bölümü çünkü bu gelişler, gidişler, bu meydana gelen malzemenin ilgili yere taşınması, onların imali apayrı bir âlem onlar. Sırf şu konu bile Allah’ın yaratış sanatını göstertmek açısından yeterlidir, aklı başında bir insan için.

OKTAR BABUNA:MaşaAllah.

SUNUCU: MaşaAllah. Evet, Birçok sorumuz da var, efendim, size izleyicilerimizin yönelttiği. Nasıl uygun görürsünüz?

ADNAN OKTAR: Şu son günlerde önemli olan konular var. Onlardan mı konuşsak acaba? Evet, onlardan konuşalım. Bu Güneydoğudaki olaylar. Şimdi bakın ben diyorum ki, sevgi olmadan, samimi sevgi olmadan, sıcak dostane sevgi olmadan, akıl, iman olmadan, yani Kuran ahlakına yönelik muhabbet olmadan, yani mümkünü yok, imkânsız. İnsanların en büyük gıdası sevgidir. Hayatta en önemli konu sevgidir. Yapmacık sevgi değil, “biz sizi seviyoruz” demekle olmaz. İnsanların bunu yaşaması, hissetmesi lazım; şefkat, merhamet, muhabbet, dostluk, insancıllık. Bütün Anadolu gibi bizim Güneydoğudaki insanlarımız da sevgiden, dostluktan müthiş haz alırlar. Mesela sıra geceleri yapılır, sırf o sevgiyi hissetmek için yapılır, birbirlerine olan dostluklarını, kardeşliklerini, muhabbetlerini hissetmek için. Toplanırlar orada, Allah’tan bahseder, dinden bahseder, bazen şarkı, türkü söylerler, birlikte yemek yerler, değil mi, o mırralar dağıtılıyor kahveler falan, olay sadece mırra olayı değil tabii, orada o dostluk havasını yaşamaktır. Bu gitti mi bu tip şeyler gitti mi, böyle soğuk demeçler, soğuk açıklamalar, böyle bu çözüm olmaz. Televizyonlara bakıyorum, bir kısım kanallarda buz gibi açıklamalar, buz gibi suratlar, bazı kişilerde. Yani üstlerden bakan, kendini beğenmiş, sanki biyolojik bir varlıktan bahsediyormuş gibi yahut böyle olayları tamamen teknik hale getirerek, teknik üslup kullanarak, yüzünde böyle gerçi biraz havalı bir ifade olacak ama bilmiyorum denebilir mi rustik diyelim böyle biraz, soğuk bir ifade. Bu bizim milletimizin insanlarını rahatsız eder. Bizim Anadolu insanımız böyle şeye alışık değil. Anadolu mesela bak, benim çocukluğumda gittiğim köy var, onun resimlerine baktım. Orada da mesela sürekli bir sevgi üstünde duruyorlar, işte köyümüz şu falan mesela oradaki insanlar, yaşlılar bir araya oturmuşlar, anneanneler gözleme yapıyorlar, onun bir mesajı var. Bizim milletimiz bundan mutlu olur, sevgiden, dostluktan mutlu olur.

SUNUCU: Yani tabii bu gibi her dostluk durumunda ne zaman ki iki taraf, zaten hani düşmanlık yok, biz yüzyıllardır bir arada yaşayan halkız, yani birbirine komşu olan halkız. Zaten düşmanlık yok ama bir takım provokatörlerin tabii ki devreye girmesi ile her güzel eylemin içine bir nifak tohumu bırakmasıyla ortalık karışıyor. Yine iş başındalar görülen o ki.

ADNAN OKTAR: Zamanında Güneydoğudaki o tertemiz, efendi, dindar kardeşlerimizi iddia edilen ergenekon örgütü mensupları çok aşağıladılar, çok ezdiler. Yani perişan ettiler. Haysiyetlerine, şereflerine, namuslarına yönelik çok çok rahatsız ettiler. Bir kere bu konunun Güneydoğuda tamir edilmesi lazım; bu da Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla, şefkatle, merhametle, muhabbetle olur. Mesela bir Urfa kanalı var, baktım. Orada şarkılı, türkülü bir program vardı, sonra baktım Risale-i Nur külliyatını okuyorlar. Said Nursi’nin. Bizim insanlarımız işte böyle şeylerden mutlu olur. Yani Allah’ın anılması, mesela Kütüb-ü Sitte’den hadis okunacak ama bağnazlıktan da hoşlanmaz bizim milletimiz. Böyle hayatı zehre çeviren, böyle hayatı kâbusa çeviren deli ruhtan da hoşlanmaz. Yani yobaz düşünceden de çok rahatsız olur. Onların ruhunda samimi bir din anlayışı vardır ki gerçeği de odur, yani böyle çok candan, tabii olması lazım, tabii yaşanması gerekiyor. Güneydoğudaki sorunun sevgiyle çözüleceğini geç anlamak çok büyük hata olur. Yani din ahlakı, Allah sevgisi, Allah korkusu, Darwinizm ve materyalizmin insanların kalbinden sökülmesi çünkü bir kir olarak kalplerinin üzerinde pas tuttu o. O pasın temizlenmesi. Bakın mesela o gün, o şahısların gelişlerini gösterttiler. Halk bir kısmı sevinç içinde ama sevgi göstertiyorlar. Bakın yine sevgi göstertiyorlar demek ki insanların sevgiye ihtiyacı var. Yani işte bunu bizim yapmamız gerekiyor. Bu insanlarımızı bağrımıza basmamız, onları koruyup kollamamız, şefkat göstertmemiz gerekiyor. Yani “ben seni hizaya getiririm, hiza olmuyorsan ben seni adam etmesini bilirim” mantığı çok çok büyük hata olur. İddia edilen ergenekon örgütü bunu yaptı, yani “sen adam olmuyorsan, ben seni adam etmesini bilirim”. Yani işte zor dağı deler, zora ne dayanır mantığı. İşte buyurun bu oluyor.

SUNUCU: Evet ama o tarafta da etkili olduğunu düşünüyorum çünkü hakikaten çok şu anda özellikle gündemde bu kadar sıcakken bu konu, çok hassa bir çizgide, böyle bir kibrit alevi gibi tabiri caizse, öyle bir şeyi bekler durumda. Yani bir tarafın fazla kışkırtılmasıyla ortalık tekrar ısınacak gibi gözüküyor. Dolayısıyla şimdi hani bir şeyler için adım atılıyorsa ağızdan çıkan kelimeler de ona göre olması gerekmiyor mu efendim? Dikkatli, her iki tarafın da dikkatli, barışçıl, dostluk anlamında konuşması gerekmiyor mu?

ADNAN OKTAR: Hayır şimdi yapıcı konuşanlar da var ama çok soğuk konuşuyorlar. Yani olmaz, sevgiyle muhabbetle. Zaten insanlar gergin, zaten PKK’nın orada onlara bir şiddet ve ajitasyon politikası var. Zaten onları korkutmaya çalışıyorlar, yani “siz adam olmazsanız biz sizi adam etmesini biliriz” diyen bir de PKK var… Ki o iddia edilen Ergenekon örgütünün yüz misli, yani şiddet olarak. Oraya bütün mesele, Türk-İslam Birliği’nin şefkatini, gücünü ve güzelliğini çok şiddetli hissettirmek… Yani Mehdiyetin kucaklayıcı gölgesinin bütün dünyayı sardığını göstertmek ve bir tek orası değil, yani Musul, Kerkük, Irak, Suriye, Şam aklınıza ne gelirse her yer, mesela Türkî devletler özellikle. Mesela Azerbaycan’da suni bir sorun çıktı. Mesela Azerbaycan’a nota verdiler, nota verildi. Azerbaycan’ın aradığı ne? Sevgi. Mesela Azerbaycan bayrağı, her yere asılsın Azerbaycan bayrağı ama Ermenileri biz buraya niye çağırdık? Biz dedik ki sizi çok seviyoruz, sınırları açacağız, siz kardeşimizsiniz, değil mi? Biz size millet-i sadıka diyoruz, niye orada duruyorsunuz, gelin sizi kucaklayalım dedik. Bu sefer burada, sanki böyle bir rakip havası estirildi.

SUNUCU: Evet, taraf tutuluyormuş gibi bir şey hissettirildi evet maalesef.

ADNAN OKTAR: Yani taraf gibi, ya kardeşim biz bunu niçin yaptık bunu? Biz burada sevgi göstertmeye, onları bağrımıza basmaya getirttik biz. İşte biz sizi şöyle yeneriz, böyle yeneriz mantığıyla bir kısım insanlar ortaya çıktılar. Hâlbuki o bir dostluk maçı ve sevgi göstertmek amacıyla. Mesela Ermeni bayrakları da açılabilirdi, Azerbaycan bayrakları, Türk bayrağı da açılırdı oranlı olarak, bütün her yer Azeri, Ermeni, Türk bayraklarıyla dolardı. Konu da kökünden hallolur biterdi. Kimse de bir şey diyemezdi buna.

SUNUCU: Tabi ama bayraklar işte stada bile sokulmadı, orada hemen bir şey var müdahale.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi tek yanlı Azerbaycan bayrağı oldu mu o zaman Ermenistan burada yani ezilmeye gelmiş gibi bir konum olur o zaman. Yani dışlanmış gibi olur. Biz onu sevmeye, şefkate değil mi, muhabbete çağırmadık mı buraya, dostluğa çağırmadık mı? Biz bunu nasıl gösterteceğiz? Bayrağına da saygı gösterteceğiz, kendine de saygı gösterteceğiz, varlığına saygı gösterteceğiz, koruyup kollayacağız, mesela programlara çıkartacağız, sevgimizi hissettireceğiz. Mesela yine kemik muhabbetlerine başladılar. Allah Allah. Yapmayın, etmeyin diyorum, daha yine aynı şeyi yapıyorlar. Gelin diyorlar tarih komisyonları kuralım. Ya sen tarih komisyonu kurdun mu ne demektir bu?

SUNUCU: Kemikleri sayacaksınız, sizden bu kadar insan ölmüş, bizden bu kadar insan ölmüş. Bu doğru bir dostluk olabilir mi, değil mi?

ADNAN OKTAR: Yani o zaman mesela Ermenistan’ı farz edelim bize yönelik katliamlarından çok fazla mezar bulduk. Düşman mı olacağız ondan sonra biz Ermenilere?

SUNUCU: Değil mi? Öyle bir şey yapıyorsanız sonunda tepki vermeniz gerekmiyor mu?

ADNAN OKTAR: Yani bulduk diyelim, mesela bir milyon insana ait kemik bulduk diyelim. Bu bizim ne işimize yarayacak? Yani bu, gerilimin dışında mücadele hırsını körüklemenin dışında neye yarar? Ya bırakın şehitler yatsınlar mezarlarında. O insanların da değil mi cesetleri varsa, kemikleri varsa onlar da orada, artık ahirette neyse karşılığı o şekilde alacaklardır. Bu sanki çok acil bir konuymuş gibi yani konuyu kökünden halledecek bir konuymuş gibi böyle teknik yaklaşıyorlar olaylara. O zaman işte sevgi kalkar, muhabbet kalkar, dostluk kalkar. Bu yöntemlerle bu işler hallolmaz. Sevecenlikle olur. Yani böyle soğuk diplomasi, soğuk üsluplar, buz gibi yani herkes kaçar böyle bir üsluptan. Adam niye istesin o zaman küçük de olsa kendi vatanımda rahat ederim ben hiçbir yere gitmek istemiyorum der adam. Yani çok riskli şeyler bunlar. Bunlara bir an önce son verilmesi gerekiyor. Yani böyle çok bilmiş bazı tipleri çıkarıyorlar televizyonlara. Onların karşısına da insan sevgisinin nasibini almamış daha da hırslı böyle laf sokan, ters konuşan öfkeli insanları çıkartıyorlar. Sevgi, şefkat, merhamet hepsi ortadan kalkıyor. Bir de onlardan da bir çözüm bekliyorlar. Yani çözüm bulsa adam 150 yıldan beri bulamazlar mıydı çözüm? İşte bu kafa, bu mantık uygulandığı için çoğu zaman, tarih içerisinde tabi bazen girişimler olmuştur uğraşan. Tarihin akışı içinde şartlar müsait olmamıştır, imkânlar müsait olmamıştır, yapılamamıştır. Yoksa mesela Atatürkümüzün zamanında çok barışçıl, çok candan girişimler oldu. Türk Birliği için de uğraştı Atatürk, İslam Birliği için de uğraştı, bütün ülkelerle barışçıl bir bağlantı içerisine girdi, bütün ülkelerin liderleri buraya geldi, onun yanına geldiler. Ama o zamanın şartları o kadar buna elvermedi. Ama şu an şartlar çok müsait yani bu açıkça görülüyor. Tek ilacı olan, tek çözümü olan sevgiyi ve şefkati gerçekten bilen insanları devreye sokmanın dışında bir çözüm yoktur. Öbürü şiddeti, gerilimi, kavgayı ve bölünmeyi getirir.

SUNUCU: Bir de yani siz zaman zaman programlarımızda bu konudan bahsederken söylüyorsunuz, burada sadece hükümetimizin yeterli olmasını beklemek veya çünkü belli bir noktada yeterli olacaktır ama orada yaşayan bir halk var. Dolayısıyla da bunun için ne yapılması gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Tabi ki hükümetin gücü çok sınırlıdır. İnsanlar diyor ki her şeyi hükümet yapsın, her şeyi hükümet yapsın, hükümet yani belli derecededir gücü hükümetin. Yani sivil toplum kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin bunu yapması gerekiyor. Yani herkese bu ruhun verilmesi gerekiyor ki, Türkiye’de yüz binlerce sivil toplum kuruluşu var. Toplamında yani, küçüklü, irili, ufaklı, her türlü sivil toplum kuruluşu var. Azerbaycan’ın da çözümü böyledir, Ermenistan’ın da çözümü böyledir, Güneydoğu’nun da çözümü böyledir, Kerkük-Musul da bu şekilde çözülür. Diğer Türkî Devletler de böyle. Mesela Türkî Devletler daha önce istediler Türk İslam Birliği’nin yapılmasını. Yani yeni değil bu. Fakat gittiler oraya, buradan -çok özür dilerim- bazı it kopuk gönderdiler, onların güvenini kırdılar. Ve onları rahatsız ettiler, adamları kuşkuya düşürdüler ve tedirgin ettiler. Bu konularda çıkar olmaz, menfaat olmaz. Yani sadece Allah için yaşayan insanlar bunları yapabilir. Yani sıfır menfaat üstüne kurulması lazım... Dostluğun içine menfaat girdi mi, o çok korkunç, karanlık bir hale gelir. Yani artık insan ihanete uğramış olmanın acısını yaşar o zaman. Yani sevgide, deli âşık olursa sevgi vardır. Deli aşığın özelliği nedir? Ne mala önem verir, ne paraya önem verir, ne çıkarına, ne geleceğine, ne şuna, ne buna. Hiç birşeye önem vermez. Sadece Allah’ın rızasına önem verir. Yani ölümü de göze alır, istersen götür yak. Yani adam herşeyi göze alır.

SUNUCU: Herhalde şöyle bir, birlik olmak istiyorlar belki temelinde ama şöyle bir durumları da var hani, birlik olalım ama lider de biz olalım, hani bizim dediğimiz gibi olsun. Şimdi orda da öyle bir problem çıkıyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Nerede? Türk Devletlerinde mi?

SUNUCU: Evet Türkî Devletlerin birleşmesinde

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, hayır! Öyle bir konu yok.

SUNUCU: O da yanlış bir şey değil mi?

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır öyle hiç bir konu yok. Hiç bir Türk Devleti, “Ben lider olayım” demedi şu ana kadar Türkiye’nin dışında. Hiç bir İslam Devleti de Türkiye’nin dışında “Ben lider olayım” demedi ve kimse de bunu benimsemedi. Bütün ülkelerde, hepsi Türkiye’nin lider olmasını kabul ediyor. Yani hepsini tek tek kontrol ettik. Hepsiyle tek tek konuştuk. Tamamı istiyor. Sadece “Evet”, Türkiye “Ben bunu istiyorum” deyip ortaya çıkması gerekiyor, o kadar. Yani başka hiç bir detay yok. Libya’dan tut, Fas, Tunus, Cezayir, hepsiyle görüştük. Bütün, Irak, Katar, Ürdün. . . İsterseniz gidin sorun Ürdün kralına, sorsunlar: “Türkiye’nin lider olmasını ister misiniz? Türk İslam Birliği’ni ister misiniz?” diye, adam yani havalarda uçar. Mesela Irak, bayılırlar Türk İslam Birliği olsa. Yani zaten o ne demektir biliyor musunuz? Irak’ın tam anlamıyla özgür, rahat, modern, zengin, bereketli, bolluk içinde yaşaması ve sevinç içinde, güven içinde yaşaması demektir. Mesela Suriye de öyle, tam bir garantidir, tam bir rahatlıktır. Ve özellikle İsrail’in, tam anlamıyla bütün korkularından kurtulması demektir. Tevrat’ta geçer, fıtri olarak ürkektir Beni İsrail. Yani çok geçer Tevrat’ın izahları olarak. Yani herşeyden kuşkulanır, tedirgin olurlar. Yani fıtri olarak öyle, Cenab-ı Allah’ın hikmeti. Onların bir kere güvenliğe kavuşması demek, bölgenin tamamen huzura kavuşması demek… Filistin de rahat eder, herkes rahat eder. Bu demek değildir ki, İsrail’e Türkiye gidip tahakküm edecek, işte hazır ola geçecek değil. Yani onların güvenliğini sağlayacak. Yoksa kimse kimseye müdahale etmez yani, devletlerin yapısına da kimse müdahale etmez. Ama her yere bir sevginin aktarılması gerekiyor. Yani bütün devletlerin, bütün insanların tek ihtiyacı sevgidir. Ama bu candan olursa olur. Yani böyle nutuk arasında “ Sevgi iyi olur, sevelim birbirimizi, işte ne demiş Mevlana. . . ” böyle olmaz. Mevlana demiş ama onu uygulamış Mevlana, sen uyguluyor musun? İnşaAllah. Yani üslubunda, ruhunda, hayatında pratik olarak bunu uygulaması gerekiyor. Geçenlerde bir tanesi, geçenler dediğim dün internete baktım, ben bazen muhalif yazılar olduğunda onları tarıyorum biraz kamuoyunun kanaati de oradan anlaşılmış oluyor. Tabii abuk subuk yazanlar da oluyor böyle vicdansız, ruhu kararmış, herşeye muhalif, güzel olan hiçbir şeyi kabul etmez... İstediğin kadar doğruyu anlat. Mesela diyor ki defalarca açıkladığım halde, İsrail’le diyor sen görüşmelerinde, yani bu hahamlarla görüşmelerinde, Mescid-i Aksa’yı yıkalım yerine Hz. Süleyman’ın mescidini yapalım dedin diyorlar. Ya kardeşim bu ne münasebetsiz bir üslup bu yani, şu olacak iş mi? Mescid-i Aksa niye yıkılsın? Kıyamete kadar Mescid-i Aksa duracak, niye yıkılsın? Orada boş arazi var, bomboş yer var yani çok geniş arazi orası. Oraya Hz. Süleyman’ın mescidi orijinaline uygun olarak yapılır. Ve bu bir güzelliktir yani, mesela diğer Peygamberlerin de Hz. İbrahim’in makamı, onun gezindiği yerler, İsmail’in, İshak’ın, Yakup’un değil mi, bütün Peygamberlerin yaşadığı yerler mamur edilmesi gerekir tabi ki. Oralara camiler kurulur, eğer orada herhangi bir yerde namaz kıldıysa, mesela şurada namaz kıldı deniyorsa orada bir mescit yapılması gerekir. Orası mescittir artık. Yani namaz kıldığı sabitse orada, mescit hükmündedir orası. Ve yıkılan eski mescitler, bunlar yapılır, yapılacaktır. Tabi ki biz buna talibiz Allah’ın izniyle, istiyoruz yani, Türk İslam Birliği olduğunda ilk yapacağımız şeylerden birisi Hz. Süleyman’ın mescidini imar etmektir, yeniden yapmaktır. Mesela bak bu bir saptırma ve çok vicdansızca bir saptırma. Değil mi? Yıkalım; yıkalım der miyim ben? Ondan sonra diyor ki işte bütün Yahudiler ve Hıristiyanlar Cennete gidecek dedin diyor. Ya kardeşim ben nereden bileyim, sen deli misin, öyle bir şey der miyim ben? Ben kendimi bilmiyorum, başkasını bilmiyorum, Cennete mi Cehenneme mi gideceğim ne bileyim ben? Allah bilir.

SUNUCU: Ayrıca da hiç öyle bir ifadeniz yok hani bizzat burada konuşuyoruz.

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Ama şimdi ben bir Yahudi ile bir Musevi ile bir Hıristiyanla konuşurken mutlaka Cehenneme gideceksin der miyim adama? Allah hidayet verebilir, Kuran’ı tanır, anlayabilir. Ben diyorum ki samimi olan her insan Cennete gider. Bunu Allah söylüyor Kuran’da ayet var. Ancak samimi olan, şeytandan Allah’a sığınırım, ancak samimi olan kullarım kurtulur diyor Allah. Samimi olan kullarım. Allah’ın dediğini ben aktarıyorum. Samimi bir Musevi ne yapar? Bakar Kuran’a hak olduğunu anlar. Ve Kuran’a tabi olur, yani Kuran ahlakıyla yaşar. Mesela samimi bir Hıristiyan ne yapar, bakar Kuran’a, samimiyse Kuran’ın hak olduğunu anlar ve ona göre yaşar. Demek ki ne demekmiş bu? Samimi olan kul, hakkı görür. Ama bazen de Fetret Ehli olabilir. Mesela Kuran’a ulaşamamıştır, ama Hıristiyandır. Aynı mesela Kuran gibi tek Allah’a inanıyordur, namazlarını kılıyordur, var çünkü İncil’de namaz. Orucunu tutuyordur. Helale harama dikkat ediyordur, bu insan Cehenneme gider ben diyemem. Fetret Ehlidir. Olabilir, Allah onu Cennetine de alabilir. Yani aynı şekilde Musevi için de bu şekilde. Yani Kuran hakkında bilgisi yoktur ama Tevrat’a tam inanıyordur, Allah’ın varlığına, birliğine, Cennete, Cehenneme, Meleklere inanıyordur. Kuran’ın anlattığı konular bunlar zaten. Namazlarını kılıyordur, var çünkü İncil, Tevrat’ta da var namaz kılmak, abdestini alıyor. Ben böyle bir insana Cehenneme gider demem. Allah bilir derim. Yani ümit ederiz ki inşaAllah Cennete gitsin. Ama % 10 Cehenneme gider de demem. Bir kere en açıkça yani son nefeste ne olacağını ben bilmem. Değil mi, yani Cenab-ı Allah belki son anda onu Kuran’la karşılaştırabilir, Kuran’ı göstertebilir, ama göstertmiyorsa Kuran’ı da Fetret Ehli’dir. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) geldiğinde Kuran yoktu. Mesela Peygamberlik vazifesini almadan önce... Eğer Peygamber Efendimiz (sav) Allah muhafaza Peygamberlik görevini almadan vefat etmiş olsaydı, Cehenneme mi gidecekti? Gitmeyecekti. Niçin gitmeyecekti? Çünkü Hz. İbrahim’in din-i bakiyesiyle, bakiye dini ile yaşıyordu. Fetret Ehli’ydi yani, Fetret zamanıydı. Din de ona ulaşmadığı için, Kuran da ulaşmadığı için inşaAllah kurtuluşa erer, mesela, ama sonradan Kuran geliyor mesela değil mi, gelmiştir. Ama ona ulaşamayan insanlar olmuştur, Fetret Ehli olan, Hz. İbrahim’in din-i bakiyesiyle yaşayanlar. Bunlar ehli necattır inşaAllah, yani umarız Cenab-ı Allah’tan. Yani Cennete gideceklerini umarız. Peygamber Efendimiz (sav) de böyle bir şey olsaydı Cennete gidecekti inşaAllah. Din-i bakiyesiyle yaşadığı için. Onun için yani bu konularda yani Hıristiyanlar kesin Cehenneme gider, Museviler kesin Cehenneme gider diye konuşamayız, değil mi? Kuran’a aynen uygun yaşıyorsa bir Musevi. Bir Hıristiyan da mesela Kuran’a uygun yaşıyorsa yani ana hatlarıyla ve Fetret Ehli ise, Kuran’a ulaşamadıysa, bu insanın Cennete gitmesi umulur. Yani ben böyle biliyorum.

SUNUCU: Yok, sizin bu konudaki hakikaten konuşmalarınız çok şey, dikkatli. Hani kim gider, kim gitmez gibi, hiç öyle bir üslupta bulunmadınız. Bizzat bizler şahidiz, programları yapıyoruz. Ama bu tarz üslupta bulunan insanlar da var. Örnek Cübbeli Ahmet Hoca; üslupları çok enteresan. Birbiriyle çelişen ve Müslümanları hatta ve hatta aşağılayan bir üslup içerisinde... Buna ilişkin neler söyleyeceksiniz?

ADNAN OKTAR: Mesela diyor ki aynı genç sen diyor niçin ona bu kadar dikkatini teksif ettin diyor. Birçok diyor acayip düşüncede insan var diyor, ben Cübbeli Ahmet’i inanın samimi olarak söylüyorum, normal ehli sünnet, normal bir insan zannediyordum yani. Bilmiyordum ben. Bu konuşmalarından sonra, analiz edip araştırdıktan sonra olayın fevkaladeliğini gördüm. Yani muazzam bir fitne olduğunu gördüm. Ben ne bileyim ben mesela Mehdiyet çıkacak, bütün Alevileri, Bektaşileri, Caferileri, Vehhabilerin hepsini pırasa gibi doğrayacak şekilde bir düşüncesi olduğunu ben bilmiyordum. Bu çok vahim, ben buna nasıl duyarsız kalayım? Bu ne demektir? Müslümanlığın dünyadan yok olması demektir, yani bütün Müslümanların birbirini kırıp geçirmesi demektir, Allah vermesin. Böyle bir teşvik olur mu, böyle bir konuşma olur mu? Mesela bir çıktı, konuşmaları alaycı, yani çok acayip. Ve diyor ki bakın yazan da, siz diyor bilmiyor musunuz diyor o diyor böyle alaycı bir üslubu vardır diyor. Yani, kardeşim dine karşı alaycı bir üslup olur mu?

OKTAR BABUNA:Olmaz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani bunu benimsemiş üslubunda, makul görüyor. Böyle şey olmaz. Çok çok anormal yani; yani dinle espri yapılmaz. Dini konularda espri yapılmaz. Alay demeyeyim de espri diyeyim, espri yapılmaz.

SUNUCU: Ve çok acayip açıklamalar, hani Müslümanların birbirine güvenmemesi gerektiğine ilişkin. Hem bakın çok birbiriyle belki alakalı da konuşuyordur. Şimdi farklı Şiilerin pırasa gibi kesilmesi, artı birbirine Müslümanlar borç vermemeli veya işte Müslümanlar birbirine güvenmemeli gibi ve bir şekilde böyle mesajları da var. Yani burada amaç insanlığı birbirine bir şekilde düşman etmek mi, yoksa Müslümanları bir şekilde, Müslümanlar böyledir bakın gibi bir şey demek mi? Çok çelişkili açıklamalar.

ADNAN OKTAR: Düşmanlık demesek bile en azından bir muhaliflik, bir buğz, bir öfkeye sebep olacağı çok açık böyle bir şeyin. Mesela bakın, mesela bu en çok diyor Müslüman hacı hocalarda bulunur dedikodu ve gıybet. Ya hacı ve hoca ne demek? Sen bütün İslam âlimlerini, hepsini bunun içine sokmuş oluyorsun. Hacı ve hoca... Peygamber Efendimiz (sav) de Hacıydı ve Hocaydı. Bütün âlimler, mesela İmam Rabbani de Hocaydı, Said Nursi de Hocaydı. Değil mi, bütün Müslümanlar hacıdır. Bu nasıl bir laftır? “En çok Müslüman hacı hocalarda bulunur dedikodu ve gıybet” bunun çapını sen düşünebiliyor musun nerelere kadar gittiğini bu sözün? Ağzına gelen lafı söylüyor. Bakın, mesela şu; “içimizden hangisi yalancıysa Allah ona lanet etsin” diyor. Bakın benim için…

SUNUCU: Sizin için değil mi o sözü söylemişti?

ADNAN OKTAR: Evet, “içimizden hangisi yalan konuşuyorsa Allah onu helak etsin. Tamam,” diyor. “Sonra ben hasta masta falan olurum sonra bak demesin…” diyor, sonra da… Bu sefer de hakikaten yataklık hasta oldu bunun arkasından da. Yattığı yerden konuşacak hale geldi. Peki, kardeşim yani ben demek ki hastalansam Allah vermesin, diyecek ki belasını buldu diyecek.

SUNUCU: Buldu diyecek evet. Bela okumak yakışıyor mu Müslümana, buna hakkı mı var?

ADNAN OKTAR: Ama kendisi olunca da kendisinde de bu geçerli değildir diyor. Peki, o zaman neden diyor “içimizden hangisi yalancıysa Allah ona lanet etsin, içimizden hangisi yalan konuşuyorsa Allah onu helak etsin” diyorsun madem öyle. Değil mi? Karşılaştığında da bu sefer diyorsun yok, benimle ilgili olmaması lazım diyorsun. Bir kere Müslüman Müslümana lanet eder mi?

OKTAR BABUNA:Etmez inşaAllah.

SUNUCU: Etmez, etmez… Ve de böyle bir anlaşma nasıl yapabiliyor? Kiminle nasıl böyle bir anlaşma yapabiliyorsun tövbe, hâşâ. Bana bela gelirse gelmesin, hani bir şey derse… Anlaşmayı nasıl yapabiliyorsun? Çok ilginç…

ADNAN OKTAR: Bakın, Teke Tek programında demiş ki; “bize yakinen gelenler de oldular” diyor. Gelenler de namazsız, niyazsız değişik tipler biliyorum kimler olduğunu. “Kimse çoluk çocuğunun aldanmasını…” diyor, o devam etmiş. Yani bunları kastediyor. (Oktar Babuna’yı göstererek) Bunların da aldandığı kanaatinde Mehdilik konusunda. Yani bunlar Mehdi olduğuma samimi inandıkları ve o yüzden çevremde olduklarına inanıyor. Eğer Mehdi değilsem hemen gidecekler zaten. “Zaten o mehdi değil, hemen dağılın” diyor.

SUNUCU: Sizin hiç öyle bir iddianız yok. Hiçbir programda da hiçbir röportajınızda da hiç öyle birşeye rastlamadım. Çünkü hani takip de ediyorum ama hiç öyle bir ifadeye rastlamadım. Oktar Bey kaç yaşındasınız efendim?

OKTAR BABUNA:47

SUNUCU: MaşaAllah. 47 yaşında bir adamın kandırılma ihtimali ne? Yaşınızı o yüzden sordum kusura bakmayın hani…

ADNAN OKTAR: Yani çoluk çocuk dedikleri hepsi 40 yaşında zaten, 40’tan aşağı adam yok bu dediklerinin içinde. Yani 38, 39, 40, 44, 45, 47…

OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah.

SUNUCU: Peki, bu açıklamaların ardında hakikaten bir cehalet mi var sizce? Yoksa başka birileri tarafından yönlendirilen bir insanın talihsiz açıklamaları mı bunlar?

ADNAN OKTAR: Bunu tabii istidatlı buldular. Onlar bizden önce bunu keşfetmişler tabii. Yani bir özel istidat olduğunu... Aileler durup dururken buna gitmezler. Habertürk de bunu durduk yere televizyona çıkarmaz. Yani hiçbir çıkar olmadan mümkün değil. Zaten kırk yıllık ahbap gibiler, el ele tutuşuyorlar, kapıda karşılamalar, acayip karşılıklı hediyeleşiyorlar. Konuşmalarında da baştan sona kadar yerlere yatarak gülüyorlardı gördünüz. Yani ona duydukları saygı o tarz. Yani anlayış o tarz. Mesela diyor ki Allah’ın günahları görmesini kastederek, günahları; “yakalandım radara” hâşâ. Cenab-ı Allah’a böyle bir niteleme yapılır mı? Yakalandım radara denir mi? Cenab-ı Allah sonsuz ilmiyle e evveli ve en sonrayı hepsini bilir. Cenab-ı Allah’ın kaderindedir ve Cenab-ı Allah bunu Kuran ayetleriyle açıklamıştır. Böyle yakalandım radara diyen, hâşâ, böyle münasebetsiz bir üslup kullanacağına Kuran ayetleriyle açıklasana. Cenab-ı Allah diyor, “gizlinin gizlisini de bilir Cenab-ı Allah” diyor, “aranızdaki her konuşmayı bilir” diyor Cenab-ı Allah. Bu şekilde söylesene, Kuran ayetiyle konuşsana, böyle saygıya uygun olmayan bir üslupla konuşuyorsun. Müslüman Müslümana borç vermesin. Kime borç verecek? Bu ne demektir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Müslüman birbirine güvenmesin diyor. Ondan sonra bu Müslümanların birbirine güveni kalır mı, saygısı kalır mı?

SUNUCU: Bir de bir ifadesi daha vardı, çok acayipti. Bir Müslümanın namaz kılarken telefonu çaldığında kalkıp oynar veya işte dans eder gibi bir ifade kullanmış. Hakikaten hiçbir Müslümanın yapabileceği bir şey mi? Bir kere kişilik olarak bir Müslümana yakıştırılacak bir davranış değil.

ADNAN OKTAR: Bakın mesela diyor ki bu konuyla ilgili; cep telefonu müziği konusunda şöyle diyor; “namazda başlıyor oyun havası” telefonda. “millet neredeyse safta başlayacak dönmeye”. Yani bu kadar mı iradesiz, aklı zayıf bir insan… Namazda herhangi bir yerden, dışarıdan da müzik sesi gelebilir. Safı bırakıp döne döne bir Müslüman oynar mı? Ne kadar Müslümanı aşağılayan anormal bir üslup bu, ne kadar saygıdan uzak bir üslup. “Namaz sırasında oyun havası çalıyor, millet safta neredeyse dönecek…” yani dönecek, döne döne oynayacaklar diyor. Ve millete de bunu anlatıp yerlere yatarak insanlar gülüyor bunu anlattıktan sonra. Böyle dine hizmet olur mu? Bir de bunu âlim diye, hoca diye çıkartıyorlar, gezdiriyorlar. Ne kadar faydalı oluyor diyor. Bu fayda mı bu? Muazzam tahribat meydana getiriyor.

SUNUCU: Orada dese ki; din kardeşlerim namaz kılarken ibadet ediyorsunuz, telefonunuzun sesini kısın, insanları rahatsız edebilirsiniz gibi. Hani bir şey söylese o faydalı olur, o açıklama faydalı olur.

ADNAN OKTAR: Tabii ki… (şeytandan Allah’a sığınırım) “Namazı huşuyla kılarlar” diyor müminler için. Bu huşunuzu bozabilir, dikkatinizi dağıtabilir denebilir. Ama dönerek oynayacak bunlar demek… Ne demek bu? Ne kadar anormal bir üslup bu, Müslümana insanların bakışaçısını ne kadar değiştirebilecek ve Müslümanları zayıf ve karakterini bozuk gösterten bir üslup bu.

SUNUCU: Ve bir de tabii başta etrafındaki insanlar olmak üzere okumayın, araştırmayın, televizyon dahi izlemeyin gibi değişik ifadeler var. Bunlara neler söyleyeceksiniz? Çok acayip değil mi bu ifadeler?

ADNAN OKTAR: İnternete girmeyin diyor, televizyon da seyretmeyin diyor, zaten gazete okumak da yok. Fazla düşünmeyin de diyor ayrıca da fazla düşünmeyin, derin düşünmeyin… Hâlbuki Allah derin derin düşünmezler mi diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, Allah’ın emridir bu. Allah, “ilmel yakin” yani ilimle araştırın diyor. Mesela bir İlmel Yakîn, Aynel Yakîn, Hakkel Yakîn. Yakininin insanların artması gerekir, bu da okumayla, araştırmayla, incelemeyle olur. Mesela Peygamberimiz (sav)’e gelen emirdir bu. Oku diyor Cenab-ı Allah. Okuyacak Müslüman, araştıracak, ilim Çin’de olsa gidin araştırın diyor Peygamber Efendimiz (sav), gidin bulun diyor. Yani buradaki üslup hem Kuran’a uygun değil hem sünnete uygun değil. Mesela diyor ki; “Müslüman Müslümana borç vermesin çünkü ödemezse bu sefer kızar namazı bırakır” bakın, daha galiz. Yani o kadar namaza bağlılıkları gevşek göstertiyor ki, o kadar karakter ve kişilik yönünden zayıflar ki mesela borcunu ödemiyor adam o zaman ben de kızdım namazı bırakıyorum. Yani onunla orantılı, yani paraya göre namaz kılar oluyor. Yani çıkarına göre namaz kılar. Çıkarını kesersen kızdığı için, sana kızdığı için bile namazını bırakır. O kadar zayıf göstertiyor.

SUNUCU: Yani onunla onun ne alakası varsa yani iman niye o kadar zayıf gösteriyorsa?

ADNAN OKTAR: Evet, mesela “adamın evini iste, arabasını iste cemaati bırakır”. Böyle âlim olur mu? Bir de insanlara gelin size telefonda da dinleteyim diyor sıfırlı bilmem neyli var ya… Şimdi insanlar bunu duyduğunda ne olur bu insanlar? Yani bazen bir söz bile çok yıkıcı etki yapar. Mesela sen on gün anlatırsın, bir tane yıkıcı söz söylersin bütün anlattıklarını götürür. Mesela istediğin kadar Müslümanları öv ama arkasından dersen ki; “adamın evini iste, parasını iste cemaati bırakır” dersen bu insanda müthiş yıkıcı etki yapar. Değil mi? Bak “parasını iste cemaatini bırakır”. Yani bütün davasından, İslam’dan, herşeyden vazgeçer anlamına gelen bir üslup.

SUNUCU: Enteresan bir şekilde mesela siz de zaman zaman söylüyorsunuz ki her Müslümanın istemesi gereken, dilemesi gereken konu Türk İslam Birliği.

ADNAN OKTAR: Onu hiç ağzına almıyor.

SUNUCU: Evet, o konuda da çok muhalif açıklamalarına şahit oluyoruz.

ADNAN OKTAR: Bakın Müslümanlar bunu yapsınlar; madem öyle büyük âlimmiş, madem öyle değerli bir insanmış, bir kere Kuran ahlakının yaşanmasının istenmesi farzdır bütün dünyada. Bunu istemiyorsa çok kuşkulu bir durum vardır. Yani diyecek ki “bütün dünyaya İslam hâkim olsun, İslam ahlakı gürül gürül yaşansın ve bunu hemen yapalım” diyecek, hemen. Yani bugün başlayalım, olabilecek en kısa sürede olması için Allah’a dua edelim, var gücümüzle gayret edelim. Yani haftalar içindeyse haftalar içinde, aylar içindeyse aylar içinde, yıllar içindeyse yıllar içinde mutlaka bu nimete kavuşalım. Geceli gündüzlü gayret edelim demesi gerekir. Bunu hiçbir şekilde söylemiyor. Ve birçok âlim de bunu söylemiyor.

SUNUCU: Peki, bu kasıtlı bir şey mi, kasıtlı bir hareket mi? Tabii muhakkak arkasında bir düşünce vardır ama size göre bu düşünce nedir?

ADNAN OKTAR: Her zaman söylüyoruz; İslam Birliği olunca belli ki onun başına geçecek birisi olacaktır, bu da Mehdi olacaktır…

SUNUCU: Dolayısıyla Mehdiyet döneminin başladığını kendisi…

ADNAN OKTAR: Kabul etmiş olacak.

SUNUCU: …ısrarla reddettiği için…

ADNAN OKTAR: Etrafındaki insanlardan da ben rica ediyorum ısrarla bunu söylesinler. Yani başka âlimlere de bunu söylesinler. Niye İslam Birliği’ni istemiyorsunuz desinler. Türk dünyasının öncülüğünde büyük bir Türk İslam Birliği’nin oluşmasını niye istemiyorsunuz? Niye hiç ağzınıza almıyorsunuz bu sözü? Yani bu çok kuşkulu bir durum değil mi? Mesela Said Nursi Hazretleri hep İttihat-ı İslam’dan bahseder; İttihat-ı İslam. Bütün İslam âleminin birleşmesi, yani Türk İslam Birliği... Türkiye’nin öncülüğünde olmasını ister, İstanbul’un da bu konuda merkez olduğunu söyler; manevi bir merkez olduğunu söyler. Mehdi’nin de İstanbul’da çıkacağını söylüyor zaten. Mesela İttihat-ı İslam, yani Müslümanların bütün dünyada birleşip bütün dünyaya hâkim olması, dünyayı huzura, barışa, kardeşliğe götürmesi en acil ihtiyaçtır. Ne PKK sorunu kalır, ne efendim Kerkük, ne Irak, ne başka yer, hiçbir yerin sorunu kalmayacak belli. Bütün azabın son bulacağı belli, tam bir hürriyet ortamı olacağı belli, Hıristiyanların, Musevilerin alabildiğine huzur içinde yaşayacağı belli, hatta ateistlerin de çok özgür ve rahat yaşayacağı belli, böyle bir sistemi insanın istememesi açıklanacak gibi değil.

SUNUCU: Şöyle bir zincir çıkıyor aslında. Zincirin bir halkasında, benim kanaatimce, Cübbeli Ahmet Hocanın düşüncesi yani o yönde düşündüğü kanaatindeyim. Türk İslam Birliğini kabul ettiği zaman peşinden Mehdi’nin zuhur edişini de kabul etmiş olacak ve sonrasında size olan bu muhalif durumu tam nedendir bilmediğimiz durum sizi sanıyorum Mehdi olarak gördüğü için dolayısıyla bir zincir de bu olmuş olacak. Hepsi birbirine, o zaman bu ikisini kabul ederse hani sanki sizin, böyle bir iddianız yok ama sanki sizin Mehdi olduğunuzu kabul etmiş olacağını mı düşünüyor acaba?

ADNAN OKTAR: Hayır, telaşından yani muazzam bir panik yaşıyor. Bakın diyor ki; hiç bir hususta uymuyor diyor. Hiçbir hususta. Kardeşim mesela tüm İstanbul’da en az ben bir milyon tane Mehdi’ye uyan benzeyen insan bulurum. Yani ben bu, nasıl denir böyle bir şey. Yani burnu küçüktür uyar, alnı geniştir uyar, saçı siyahtır uyar, orta boyludur uyar. Yani nasıl nasıl hiç hiç bir hususta uymuyor diyor. Yani de o sırtındaki ben, mesela sırttaki ben yahut diğer benler, efendim diğer alametler onlardan bıraksak bile sırf orta boylu olmak bile bir Mehdi’nin alametidir. Bir uyumdur bu. Hiçbir hususta uymuyor diyor. Yani bu bir paniği göstertiyor. Mesela der adam, tamam uyuyor bazı yönlerden uyuyor olabilir, ben de uyuyorum der. Kendisi de uyuyor yani çünkü Mehdi sakallıdır. Sakalı var, onun da var. Sırf sakal yönünden uyuyor diyebilir. Hiçbir yönden uymuyor diyor. Yani ben de uyuyorum, o da uyuyor, birçok kişi uyuyor der ama Mehdilik bir başarıdır. Mehdi ortaya çıkar İslam âlemini birleştirir, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılar biz de ona Allah’ın izniyle inşaAllah Mehdi’dir deriz diyebilir. Bunu demiyor.

OKTAR BABUNA:Evet. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet

ADNAN OKTAR: Tam bir panik

SUNUCU: Çok ilginç, çok ilginç... Daha öncesinde buna ilişkin hadisler olmadığını da mesela telaffuz ediyordu.

ADNAN OKTAR: Bu 7000 yıl

SUNUCU: Sonrasında kabul etmek zorunda kaldı. Evet, var dedi. Hatta Arapçasıyla okudu.

ADNAN OKTAR: Evet, 7000 yıl. O onu çok rahatsız etti. Bak daha hala kabul etmiyor. Geçenlerde gene konuşmasını bana getirdiler. 7000 yılı yine kabul etmiyor. Yine. Yani aklını, o Hocanın izahına bağladı. O hicri 1500 e kadar diyor yani ümmetin ömrü. Evet. Suyuti Hazretlerinin eserinden. 1500 e kadar derken tabi ki onu bir hesap sonucunda söylüyor ama bununla ilgili bir hadis yoktur diyor. Kurnazlık yapıyor kendince. Suyuti bunu niye söylüyor. Diyor ki; 7000 yıldır diyor Peygamber Efendimiz (sav) dünyanın ömrü, kâinatın ömrü 7000 yıldır. Bir takvim olarak belirtiyor. 5600 yılı geçmiştir diyor. Bunu Suyuti kendi yazıyor. 7000 den 5600 ü çıkarttığımızda ne kalır? 1400 kalır. Suyuti de bakıyor 1400, 1500 ile de sonuçlanacağına göre, en fazla 1500 e kadardır diyor. Ümmetin icabet ömrü, 1500 den sonra Kıyamet artık diyor. Yok diyor, o öyle hadis yok diyor. Tamam, biz de diyoruz hadis, yani hicri 1500 e kadar bir hadis yok. Ama Suyuti bunu söylerken hadisle hesaplayarak bunu söylüyor yine hadis olmuş oluyor bu. Çünkü 7000 den 5600 ü çıkartıp bir rakam elde ediyor 1400, 1500 e kadar olduğu netleştiği için ümmetin ömrü 1500 e kadardır diyor. Bu yalan değil ki. Bu yine hadis olmuş oluyor doğru. Peygamber Efendimiz (sav) mesela dese ki buraya bir insan geldi. Pencereden de gelmiş olsa gelmiştir, kapıdan da gelmiş olsa gelmiştir yani. Yani demagojiye ne gerek var ne fark eder yani. Sonuç önemli.

SUNUCU: Tabi sonuç önemli

ADNAN OKTAR: Sonuçta bu doğru mu değil mi? 1500. Peygamberimiz (s.a.v.) dolaylı yoldan 1500 söylemiştir. E direk de söyleyebilirdi. Ama bir hesaplama sonucu çıkartacak şekilde söylemiştir. Dolayısıyla Suyuti’nin sözü gene doğru olmuş oluyor. Yine bunu anlamazlıktan gelip yine devam ediyor. Ama Cübbeli Ahmet Hocaya cevapla ilgili siteler biliyorsunuz. Yani herkes okuyor. Yani çünkü binlerce giriş var ki kaç site var öyle. 6-7 tane mi? Değil mi bayağı var.

SUNUCU: Birkaç tanesinin ismini de alabilir miyiz?

OKTAR BABUNA:www. cubbeliahmethoca. org

SUNUCU: www. cubbeliahmethoca. org

OKTAR BABUNA:İki B ile U ile. www. cubbeliahmethoca. org

ADNAN OKTAR: www.cubbeliahmethoca.org Şimdi bu şahsın mantığının düzelmesi durumunda diğer bozuk mantıklar da düzelecektir. Yani benim şahsıyle alıp veremediğim yok. Garibanın teki, ben onu o anlamda muhatap bile almam öyle bir şeyim yok. Ben İslam’a zarar gelmemesi için uğraşıyorum. Yani benim şahsıyle ilgili bir nefretim yok. Yani benim kimseye karşı bir kinim ve nefretim yok. Ama dine laf söyletmem ben. İslam’a laf söyletmem. Bu kadar yani, olay bu... Kim yaparsa yapsın. Yani başkası da yaptığında ben söylüyorum. Mesela diyorum Freddy’nin Kâbusu var adam. Biz ona da söylüyoruz. Mason karakterli kişiler oluyor biz onlara da gereken cevabı veriyoruz. Ama onlar haddini anladılar. Hadlerini buldular ve üsluplarını düzelttiler. Yani aldıkları cevaptan kafaları rahatladı. Yani bir düzelme oldu üsluplarında görüyoruz. Yani artık kader inkâr etmeler, işte evrimle insanların yaratıldığı demeler bunları durdurdular. Demek ki şifa olmuş.

SUNUCU: Bakın bir izleyicimiz Rize’den bir izleyicimiz şey demişler. Selam Hocam. Dikkatimi çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Cübbeli Ahmet’in birçok sohbetini dinledim. Sohbetlerinde yeme içme konularından insanların aralarındaki mahrem detaylardan ve dini konuları tenzih ederim acil ve pek ehemmiyetli olmayan çok fazla detaydan bahsediyor. Fakat nedense dünyadaki Müslümanların durumu, acı çeken insanlara nasıl yardım edilebileceği İslam ahlakının insanlar arasında yayılması gibi ve aciliyet arz eden konulardan hiç bahsetmiyor. Onun aklına gelmiyor olabilir ama bu konuları ona soran da olmaması çok dikkatimi çekiyor diyor. Mesela bakın insanların, izleyicilerimizin de açıklamalarını dinleyen her kesinde dikkatini çeken bir durum değil mi?

ADNAN OKTAR: Hakikaten o kadar gereksiz sorular soruyorlar ki yani dini konuları tenzih ederim böyle hayata ait, yani genellikle hep cinsellik ağırlıklı sorular veyahut işte başka türlü. Yani acil konuları tamamen bırakıp çok çok çok tali konular çok çok tali konular. Bir sorsana gürül gürül İslam hemen hâkim olmalı mı dünyaya? Ve zulmü bu acıyı kaldırır mı bu desene.

SUNUCU: Evet ne yapmalıyız desene değil mi?

ADNAN OKTAR: Yani belki soran oluyordur cevap vermiyor da olabilir bilmiyorum yani ama inanılır gibi değil yalnız böyle bir sorunun sorulmaması. Yani genellikle bu konu hep örtbas ediliyor. Hâlbuki çözüm bütün dünyadaki krizin çözümü budur. Türk İslam Birliği’dir. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet.

ADNAN OKTAR: Bir reklam falan bir şey mi var? İlan mı var?

SUNUCU: Yaklaşık dakikalık bir, reklama beş dakikalık bir zamanımız var.

ADNAN OKTAR: İlan... İlandır. Evet

OKTAR BABUNA:İnşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Beş dakikalık vaktimiz var.

SUNUCU: Beş dakikalık vaktimiz var reklama kadar beş dakikalık süremiz var inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Bakın diyor ki; bunda diyor keramet isteyenler madem sen hakikaten Mehdisin göster bir keramet diyenler olacakmış diyor. O da çeşitli harikalar gösterecekmiş. Hz. Mehdi. Böylece oradaki “hakikaten Mehdi göster bir keramet”. Bakın üsluba bakın. Yani Mehdi onlara muhtaç bunun dediğine göre. Yani Mehdi ev ev geziyor, yani Mehdiliğini ispat etmek için uğraşıyor, böyle itle, kopukla da uğraşıyor, yani onlar da böyle göster bir keramet diyorlar, tamam diyor o da. Yani hemen göstereyim diyor madem istiyorsunuz ve onları tek tek ikna ediyor. Böyle bir şey yok. Yani Mehdi’nin hiç kimseye ihtiyacı olmaz. Bütün dünya ona muhtaçtır o hiç kimseye muhtaç değildir. Hadis var ve kimse için de gidip beni Mehdi kabul edin demez Mehdi. Hatta bilakis ona karşı mücadele verir. Asla kabul etmeyecektir. Dolayısıyla madem sen hakikaten Mehdi’sin göster bir keramet deyip böyle züppece bir üslubu hiç kimse kullanamaz. Yani ne haddine yani… Böyle bir konu olmaz. Mesela diyor ki; madem doğrusu Allah’ın Halifesisin bize açık bir keramet göstert diyor. Eğer Mehdi’nin zamanına rastlarsanız, ben Mehdi’yim diyen birine rastlarsanız bunları isteyin diye, yani hakkınız. Rastgele Mehdi’yim, sana inandım diye peşinden gitmeyin tamam mı diye tembihliyor. Yani Mehdi böyle gezecek tek tek sokaklarda, beni Mehdi kabul eder misiniz rica etsem diyecek. Onlar da göster bir keramet diyecek… Üsluba bakın. O da böyle tek tek kendine taraftar toplayacak. Birer birer… Böyle bir şey yok. İnşaAllah.

SUNUCU: Ayrıca da Peygamberlerimizin mucizelerine inanmayan insanlarda oldu. Zamanında Değil mi? Açık bir şekilde inanmayan insanlarda oldu Yani onların kaderlerinde öyle varsa zaten inanmayacaklar değil mi?

ADNAN OKTAR: Şimdi zaten söyledikleri çelişik, çok çok çelişik

SUNUCU: Velev ki öyle bir durumda

ADNAN OKTAR: Gökyüzü yedi milyar Melekle dolacak diyor ve hepsi şu falanca kişi Mehdidir” diyecek diyor. Fakat ehli sünnet eserlerinde de muteber eserlerde de Mehdi ben Mehdi değilim diyor. Yani yedi milyar Meleği yalanlayacak diyor. İşte biliyorsunuz… Altın sütunlar, denizlerin kuruması, bir tekbir getirir bütün kaleler yerle bir olur, bütün binalar yıkılıyor diyor. Bu kadar; bir tekbirle bütün kale yıkılıyorsa adam, ben Mehdi’yim diye tek tek millete rica eder mi? Bütün Melekler bağırıyorsa gökten “Falanca Mehdi’dir” diye. Niçin uğraşsın Mehdi böyle bir şeyle? Değil mi? Zaten bitmiş konu. Öyle birşey yaptığında konu bitmiştir. Yani bundan daha harika ne olabilir? Çok harika bir durum bu; Kanatlı Melekler gökyüzünü dolduruyor. Herkes kendi dilinden kolaylık sağlayacak herkese kendi dilinden bağıracak diyor... Zaten Mehdi de bir tekbirle kaleleri yerle bir ediyor. Sen bu insanı neyle hapse koyacaksın ve sana niçin gelsin de rica etsin, kendisinin Mehdi kabul edilmesi için uğraşsın? Değil mi? Göster bir keramet diyen züppelerle niye uğraşsın? Yani bir de bunu dinliyor da bazı insanlar. Sormuyorlar mı? Bu nasıl bir mantıktır? Bunu nasıl söylüyorsun demeleri lazım. Tabi çok iyi niyetli insanlar var. Çevresindeki insanları tenzih ederim. Aslında çok mazlumlar. Çoğunu tanırım. Çok saygın tertemiz insanlar. Çok mazlumlar. Çok insancıl sevecen böyle, saygılı... Ben gitmiştim Mahmut Hoca Hazretlerinin camisine de gittim. Elini de öptüm. Onun hücre gibi yeri var arkadaşları ile sohbet ettik konuşmuştuk. Daha sonra yine gittim. Rahatsızlanmıştı o zaman da gitmiştim. Bir kahve içtim. Kahve ikram ettiler. Zorladı illa ki iç bir daha bir daha da iç. Bir tane daha içtim. O arada sohbet ettik. Kedisi var Mahmut Hocanın sevimli bir şey o geldi o arada. Sevecen temiz, etrafındaki insanlar nur gibi temiz insanlar. Fakat bunun üslup çok acayip. Ben sorumluluk hissediyorum. Uyarmadan da duramam. Çünkü çok aşağılayan bir üslup kullanıyor. Çok garip bir üsluplar bunlar. Yani hacı hoca bütün şeyler böyle dedikoducudur. Ne demek bu? Bütün imamlar; Abdülkadir Geylani hoca değil miydi hacı değil miydi? İmam Rabbani hoca değil miydi hacı değil miydi? Bu nasıl bir üsluptur bu? Niçin böyle bir üsluba girsin Müslümanlar.

SUNUCU: Çok vahim, çok vahim

ADNAN OKTAR: Tabii, Müslümanlar tertemiz insanlardır. Gayet güzel insanlardır. Değil mi? Nezih İnsanlardır.

SUNUCU: Arkadaşlar kaç dakikamız kaldı. Kısa bir aradan sonra efendim hem ben sizin sözünüzü kesmemiş olurum. Sohbetimize devam edeceğiz. Evet efendim kısa bir aranın ardından bizler burada olacağız. Bizden ayrılmayınız.

SUNUCU: Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Evet Efendim…

ADNAN OKTAR: Evet, Said Nursi Hazretlerine yönelik son zamanlarda çirkin güya saldırılar var. Kendi kafalarınca. Said Nursi bir kor ateşidir. Ona rüzgâr estikçe göklere çıkar onun nuru ateşi. Yani hiç muhatap olunmayacak insanlar aslında bu tip kişiler. Fakat yine de bunlara zaman zaman cevap veriyoruz. Sait Nursi’nin tırnağında toz olamazlar onlar. Çok değerli ve çok büyük bir insan Said Nursi. İnşaAllah. Bir şey mi söyleyeceksin?

SUNUCU: Evet, Manisa’dan bir izleyicimiz de buna ilişkin tam aynı değil ama gerekli ilgilinin gösterilmesine ilişkin bir soru yöneltmişler. Demişler ki nurcu kardeşlerimizin hazırladıkları blokları sık sık takip ediyorum bu kardeşlerimizi de çok seviyorum fakat nurcu kardeşlerimizin hazırladıkları formlardaki konulara baktığımız zaman Said Nursi’nin çok önem verdiği ittihat-ı İslam, ahir zaman, Hz. İsa’nın nüzulü, Hz. Mehdi’nin geliş düşüncesine gerektiği kadar yer verilmediğini görüyorum. Oysa Said Nursi imanı güçlendirmek ittihat-ı İslam İslam’ın dünya hâkimiyeti Hz. İsa’nın nüzulü, Hz. Mehdi’nin gelişi konularına tüm eserlerinde çok yer ayırmıştır ve başlattığı hareketin temelinde bu gerçekler vardır. Bu kardeşlerimize bir tavsiyeniz var mı? Diye bir soru yöneltmişler.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorlar evet yani ben birçok ağabeyde de bunu gördüm geçenlerde Nur talebelerinin önde gelen bir ağabeyleriyle de görüştüm hepsi diyorlar. Evet, Mehdi gelecek diyorlar kendi samimi konuşmalarında ilk defa oldu bu daha önce böyle birşey olmuyordu. Konuştuğumuzda şahsı manevidir böyle birşey yoktur, işte yani Mehdilik konusu kapanmış gibi anlatıyorlardı ama şu an bu bizim ısrarlı anlatımlarımızdan Mehdi’nin geleceğinin gün gibi açık olduğunu, hiç kimsenin bunu inkâr edemeyeceğini ama ittihat-ı İslam, İslam Birliğinden bahsetmiyorlar ama birçok kişi bahsetmiyor, bu çok büyük bir eksikliktir. İslam Birliğini istememek haramdır. Müslümanların bölünmüşlüğü haramdır ve çektiğimiz bu acıların kökeninde bölünmüşlük var Türk-İslam Birliği olsa bir avuç adam Güneydoğuda böyle göğüslerini gere gere şehitlerin kemiklerini sızlatır mıydı? Olur muydu böyle birşey? Bunların hiç biri olmayacaktı Güneydoğuda vatandaşlarımız böyle, PKK korkusu altında yaşarlar mıydı? Yani düşünün sen evinde oturuyorsun rahat değilsin her an bir eşkıya baskını olabilecek.

SUNUCU: Korkuyla tabii

ADNAN OKTAR: Tabi ki ne kadar korkunç bir şey Güneydoğunun tertemiz insanlarının o tertemiz kardeşlerimin rahatlığa huzura ihtiyacı varken Stalinist, gözü dönmüş eli kanlı örgüt mensuplarının her yerde cirit atması ne kadar korkunç birşey ve ne kadar dehşet verici birşey Allah vermesin. Ama inşaAllah kurtuluş vakitleri geliyor. Burada bir gazete, Bediüzzaman Hazretlerine iadeyi itibar sağlanmalı, Allah Allah. İtibara ne olmuş ki Said Nursi’nin itibarı iadeyi yani nasıl olacak bu itibar? Gelmiş geçmiş en büyük müceddid ve müçtehittir ve en mükemmel insandır yani itibarı inananlar verir zaten bütün Türkiye iman ettiğine göre sevdiğine göre yani itibar niçin ihtiyaç var yani kim verecek itibarı ayrıca? Yani o kişi itibarı verince mi biz Bediüzzaman’ı itibarlı göreceğiz, ondan sonra mı itibarı var diyeceğiz? İtibarın itibarı var zaten en yüksek itibar var onun üzerinde âlim olarak müceddid olarak. Bizim böyle bir sorunumuz yok böyle bir konu yok. Ayrıca terbiyesizlik yapanların da ağzını kulağına kadar yırtarız onu da söyleyeyim. Yani ahlaksızlık yapanların. Terbiyelerini takınacaklar, hukukla kanunla hatta daha da detaylı yırtarız ağzını, yani öyle bunu bilsinler. Kimse terbiyesizlik yapamaz. Burada bir hakareten, ben kullanmayacağım bu şeyi. Burada gene mahkeme kanalıyla bir dava açılsın. Yani bu hakarete karşılık…Kimseye öyle terbiyesizlik yaptırmayız. Yani kanun, hukukun pençesinde o ağızları ta enselerine kadar yırtılır. İnşaAllah. Terbiyesizlik yapan ağızları...

SUNUCU: Son dönemlerde gerçekleşen birşey ama yani sizin de dikkatinizdedir eminim ki, Mehdiyet dönemi konusu açıldığından beri Said Nursi Hazretleri’ne hedef alan bir takım ifadeler, çirkin sözler kullanıldı. Örtüşüyor mu ikisi birbiriyle? O yüzden mi bir karalama kampanyası gibi birşey yapılmaya çalışıyor?

ADNAN OKTAR: Bakın, niçin kızıyorlar biliyor musunuz? Ben size örnek de vereyim niye kızdıklarını daha iyi anlarsınız. “Ali Beyt-i Nebevi’nin silsile-i nuranîsine (Peygamberimiz (sav)’in nurani soyuna) bağlanan, velilerin ve ehl-i kemalin başına geçecek Âli Beytten Muhammed Mehdi isminde bir Zât-ı Nuranî münafıklık akımını etkisiz hale getirip dağıtacaktır… (Mektubat, sf. 56-57)”. ”…Âhir zamanın O büyük Şahsı, Âli Beyt'ten (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır.” “Gelecek olan Mehdi, benden sonra gelecek olan Mehdi” diyor. Şualar sayfa 442; “O zât, (Yani Hz. Mehdi) o taifenin uzun tetkikatı ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.” Yani darwinist ve materyalistlerin daha önce hazırladığı birçok eserleri bir araya getirip, işte fotoğrafları, belgeleri, ne varsa hepsini bir araya getirerek maddiyyun, tabiiyyun taununu, yani darwinizm, materyalizmi, birinci görevi o olacak diyor, çökertecektir diyor Mehdi. Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” (Yani Darwinizmi çökertme vazifesini tam yapmış olacak.) İşte bu yeterli adamların düşman olması için. “Bu vazifenin istinat ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat, tesanüt sıfatlarına tam sahip olan bir kısım talebeleridir.” Halis ve çok yiğit, yaman talebeleri olacak diyor. “Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Şimdi bu sözü söyleyince Said Nursi, bu sözü söyleyenin önce ortadan kalkması gerekiyor tabii kafalarına göre

SUNUCU: Başta Said Nursi Hazretleri’ne ve bu sözleri söylediği için, ardından da Darwinizme karşı verdiği bir mücadeleden ötürü gösterdiğiniz başarılardan ötürü ikinci hedef isim de siz haline geliyorsunuz yani, hedefteki isim haline geliyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yani onlar bilir hedefleri tespit etmeyi.

SUNUCU: Değil mi?

ADNAN OKTAR: Böyle... Firavun. Hz. Musa’yı nasıl buldu, değil mi? Böyle eliyle oraya götürmüş gibi buldu. Nemrut Hz. İbrahim’i nasıl buldu, değil mi? Eliyle koymuş gibi buldu değil mi? Deccaliyet de, materyalizm de, Darwinizm de kendi zıtlarını bulurlar. Yani eliyle koymuş gibi bulurlar. Onun için Said Nursi’ye karşı bu muhalifliğin kökeninde bu var. Bazı şahısları söylüyorum. Yani onlar kendilerini biliyorlar. “Ben de onlara demiştim” diyor. “Ben kendini seyyid, Peygamberimiz (sav)’in soyundan bilmiyorum.” Ben seyyid değilim diyor. Yani birçok yerde ben “Kürt âlimiyim” diyor Said Nursi. “Seyyid değilim” diyor. Seyyid olanın diyor, seyyidliğini gizlemesi haramdır diyor zaten, hadis var diyor. Ben seyyid olsam söylerim seyyid olduğumu diyor. Haramdır diyor ama seyyid olanın da gizlemesi haramdır diyor. Yani ben seyyid değilim demesi haramdır diyor. Seyyid olanın seyyid olduğunu söylemesi lazım. Ama ben seyyid değilim diyor. “Bu zamanda nesiller bilinmiyor, hâlbuki Ahir Zaman’ın O büyük Şahsı Mehdi Al-i Beyt’ten (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır.” Şimdi niye öfkelendiklerini anlıyor musunuz? “O ileride gelecek acip Şahsın (Mehdi’nin) bir hizmetkârı, ona yer hazırlayacak bir dümdarı (önceden gelen takipçisi), ve O büyük Kumandan’ın pişdar (öncü) bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Mehdi’nin öncüsüyüm, O’nun öncü bir askeriyim, O’nun önceden gelen bir takipçisiyim diyor. Şimdi bunu dedin mi nedir? İşte alın niye düşmanlık yapıyorlar, niye muhaliflik yapıyorlar buradan anlarsınız. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında...” Yani PKK’nın, komünistlerin, masonların kudurduğu dönemde, yani komünistlerin bir kısmını kastediyorum, masonların tamamını kastediyorum, yurt dışındaki masonların tamamını. Bizimkiler bayağı garibanlar ve PKK’nın da ve iddia edilen ergenekon örgütünün de tamamı. “Ahir Zaman’ın en büyük fesadı...”. Bunlar fesada sebep olan kişiler ve kurumlar, kuruluşlar bu saydıklarım. “Buna karşı ahir zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehit ve en büyük müceddid...”. Yani her yüzyılın başında... en büyük din alimi.”. ...hem hâkim, hem kutb-u âzam...” Yani o devrin en büyük âlimi, en büyük mürşidi, kalb ehli olan kişiyi... “Zât-ı nuranîyi (yani Mehdi’yi) gönderecek ve o zat (yani Mehdi) ehl-i beyt-i Nebevîden (Peygamber soyundan) olacaktır.” diyor. Bunun bakın bir kısım Nur talebeleri bundan pek bahsetmiyorlar. Yani ne ittihat-ı İslam’dan bahsederler, yani Müslümanların Dünya çapında birliği, yani Türk İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar, bir de bu Mehdi konusundan pek bahsetmiyorlar. Bakın açık açık söylüyor Said Nursi Hazretleri. Adamların işte öfkesinin sebebi de budur.

SUNUCU: Ama kabul edip de bahsetmemek şey değil mi, orada bir acayiplik?

ADNAN OKTAR: O da acayip tabii. “Ta Ahir Zamanda”, kendisinden sonra diyor bak,” ta Ahir Zamanda”... “Ta Ahir Zamanda hayatın geniş dairesinde”, yani bu devirde, “asıl sahipleri Risale-i Nur Külliyatı’nın”, “asıl sahibi Mehdi’dir” diyor Said Nursi. Yani Nur talebeleridir demiyor bakın. Asıl sahipleri... “yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (öğrencileri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir...” Risale-i Nur’un gerçek sahipleri gelir, Mehdi ve talebeleri gelir... “O daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir (daha büyür genişler), Biz de” diyor, “mezarımızdan seyredeceğiz” diyor inşaAllah. “Çiçekler baharda gelir” diyor. Sonra gelecek onlar diyor Mehdi ve talebeleri.. “Hem bu üç vezaifi (vazifeleri) birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması (Yani kendi zamanında bulunması) ve mükemmel olması ve birbirini çürütmemesi pek uzak, adeta kabil (mümkün) görülmüyor.” Yani Mehdi benim zamanımda gelmesi mümkün değil diyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (Peygamberimiz (sav)’in soyunun) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” Bir araya gelebilir diyor. Benim zamanımda olamaz. Mehdi de ve onun talebeleri de, Ahir Zaman’da gelecekler diyor. Bakın “Hz. Mehdi ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir”. Birleşebilir. Hz. Mehdi Al-i Resul’ün temsil ettiği kutsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.” Bak Mehdi var, cemaati var ve onun meydana getirdiği şahs-ı manevi var. Üç vazifesi var. İşte biri Darwinizmi yok etmek, materyalizmi yok etmek, Türk İslam Birliğini oluşturmak ve Hıristiyanlarla ittifak ederek bütün Dünya’ya hâkim olmak. Üç vazifesi... “Ümmetin beklediği, Ahir Zaman’da gelecek zatın (Mehdi’nin) üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı, iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmaktır.” Yani iman hakikatleri anlatacak, Darwinizmi, materyalizmi çürütecek, imanî kitaplar çıkaracak, bu konuları anlatacak, televizyonlardan, radyolardan, her yerden anlatacak. Birinci vazifesi bu olacak diyor. İmani konularda, buna ağırlık verecek diyor. Bir de ehl-i imanı dalalete düşmekten, yani deli hocalardan, anormal hocalardan, mesela imansız hocalardan veyahut onların inancına musallat olan mason hocalardan yahut iddia edilen Ergenekon örgütünün elemanı olan hocalardan... Bunların onlara zarar vermesini, Müslümanlara zarar vermesini durduracak diyor. Bunlara karşı mücadele verecek diyor, Mehdi. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor, “sonra gelecek o mübarek zat (Mehdi) Risale-i Nur’u (Risale-i Nur Külliyatı’nı) bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade edecek diyor. Bak hem gerçek sahibidir diyor, hem de Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade edecek diyor. Şimdi adamların niye Said Nursi’ye karşı olduğunu anlıyor musun? Merak ettin de merakını gidermiş oluyorum.

SUNUCU: Teşekkür ederim, sağolun, evet.

ADNAN OKTAR: “Bu zamanda” diyor, “...öyle fevkalade hâkim cereyanlar (fikir akımları) var ki (kendi zamanında), herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz edelim) hakiki beklenilen (gerçekten beklenilen) ve bir asır sonra gelecek o zat...”.Kendisinden bir asır sonra, tam 1980 yılı, Hicri 1400... “...Zat dahi bu zamanda gelse...” diyor. Devamında siyasete girmez diyor, girmeyecek diyor. Risale-i Nur Külliyat’ı nedir biliyor musunuz? Mehdi’ye Said Nursi hazretlerinin tavsiyeleri, talimatları aslında, talimatları, neler yapması gerektiği ve mücadelesinin ne kadar süreceği, hayatının bütün safhalarını anlatmıştır. Bunu anlatıyor... Mehdi’ye gönderilmiş bir mektuptur aynı zamanda Risale-i Nur Külliyatı. İşte şimdi sen rahatsızlığı buradan daha iyi anlayabilirsin. İnşaAllah.

SUNUCU: Evet.

ADNAN OKTAR: “Rivayetlerde Ahir Zaman alametlerinden olan ve Al-i Beyt-i Nebevi’nin soyundan Hz. Mehdi’nin hakkında ayrı ayrı haberler” var diyor. Ayrı ayrı hadisler var diyor. Said itiraznamesinde demiş ki: ‘Ben seyyid değilim, Mehdi seyyid olacak Peygamberimiz (sav)’in soyundan olacak diye onları reddetmiş diyor. Sen Mehdi’sin diyorlar ben seyyid değilim diyor. Bir kere en başta o seyyid olacak diyor. Alamet olarak. Çünkü seyyid olmayanın diyor, ben seyyidim demesi haram diyor. Olanın da ben değilim demesi haramdır diyor deminki söylediğim. Şimdi ben bunları bazen tekrar ediyorum. Tekrar etmesinin nedeni neden? Peygamber Efendimiz (sav)’in bir sünneti vardır. Mühim konuları en az üç kez tekrar eder. Bir daha, bir daha, bir daha, bir daha… Hadislere bakın görürsünüz. Mesela üç kere tekrar eder. Ben de bu sünnete uyuyorum inşaAllah. Mühim konuları tekrar tekrar anlatıyorum. ‘Fakat çiçekler baharda gelir’ diyor; bakın Mehdi ve talebeleri için böyle diyor. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek; yani o kutsal çiçeklere zemin hazır etmek Mehdi’ye zemin hazır etmek lazım gelir ve anladık ki biz bu hizmetimizle, bu hizmetimizle; o nurani zatlara yani Mehdi ve talebelerine zemin hazırlıyoruz diyor. Zemin izhar ediyoruz diyor Osmanlıcaydı da ben onu Türkçeye çeviriyorum. Elbette kuvveti azimedeki büyük kuvvetli halimeyi âliye, yüce bir gayret, feveran edecek coşacak. Ahir zamanda şimdi o devreye gidiyoruz. Bütün Türklük âlemi, bütün İslam âleminin coşacağı bir devire doğru gidiyoruz. Coşacak ve Hz. Mehdi’yi başa geçirip; tarik-i hak ve hakikate sevk edecekler. Bütün İslam âlemini ve Türklük âlemini kurtuluşa hakka ve hakikate sevk edecekler diyor. Bizi çok sıkıştırdılar Türklük, Türkiye’yi, Türklük âlemini. İslam âlemini çok sıkıştırdılar. Bak bunun sonucunda ne olacak diyor biliyor musunuz? Halimeyi âliye yüce bir gayret diyor feveran edecek coşacak diyor. Ve Mehdi’yi başa geçirecekler diyor. Bu aşamadayız biz şu an inşaAllah. Türk İslam Birliği oluşacak, ne PKK’sı kalacak, ne iti kopuğu kalacak. Kimse kimseyi tehdit edemeyecek ondan sonra. Her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş. Yani birçok müceddidler Mehdiler geldi diyor şu ana kadar. Her biri üç vazifeden birisini; bu üç vazifeden birisini bir cihette bir yönüyle yapmışlardır diyor. Ben de geldim mesela imani konulara ağırlık verdim diyor. Ama bir vazifenin bir tanesini yaptım diyor ve kısmen yaptım diyor. Bir cihette diyor bir açıdan. Evet. Yapması itibar eder diyor. Ahir zamanın büyük Mehdi’si unvanını alamamışlardır diyor. Büyük Mehdi tamamını her cihette yapacak diyor. Tamamını yapacak diyor. Ben de bir nevi Mehdi sayılırım, öbürleri de Mehdi sayılır ama diyor Said Nursi üstü kapalı olarak; bir görev yaptık biz diyor. Ve bir cihette yaptık diyor. O tamamını en mükemmel şekilde yapacak diyor; kendi ve talebelerini diyor. Ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili açıklaması şudur ki; büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde ve cihat âlemindeki çok dairede icraatları olduğu gibi; Said Nursi siyaset âlemine zaten hiç girmedi, saltanat âlemine hiç girmedi, sadece imani konularda eser yayınladı. Ki bu diyor Mehdi’ye yazılmış, Mehdi için hazırladığım bir eserdir diyor. Gerçek sahibidir diyor çünkü. Gerçek sahibi ne demektir? Ben değilim diyor O’dur diyor gerçek sahibi diyor. Sayfalarca devam ediyor. Hazreti Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez. Sebebini söylüyor. Bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla çok zaman tetkikat ve meşguliyet irtiza ettiğinden; o kadar yoğundur ki Mehdi diyor geceli gündüzlü; Darwinizm ve materyalizme karşı diyor kitap hazırlamak için diyor; yani kapsamlı araştırma yapmak için vakti müsait olmaz diyor. Hazır yapılmış araştırmacıların eserlerinden istifade ederek diyor, bir eserler hazırlayacak. Onunla o bilgi ve vazifeyi tam yapmış olacak diyor. Vakti müsaade etmez diyor. Sayfalarca devam ediyor. Ama çok vaktimizi alacağı için; yani yüzlerce sayfa Mehdi’yi anlatmıştır Hz. İsa’yı anlatmıştır. Bazı Nur talebeleri var; Hz. İsa da şahsı manevidir diyorlar, Hz. Mehdi de şahsı manevidir. Gelmiş geçmiştir bitti. Eee. Evlerde oturup, çayımızı içip sohbet edelim. Bu çok yanlış; bu Said Nursi’nin bütün izahlarını reddetmek anlamına gelir. Ve bazı evlerde bakın uyukluyorlar mesela bazı kişiler ben görüyorum uyukluyorlar; Said Nursi’nin sohbetleri yapılıyor. Yani insanın içi açılır, beyni açılır. Cübbeli de diyor ya: Allah’ı anın uykunuz gelsin diyor. Kur’an okuyun uykunuz gelsin diyor. Biz uyumaya gelmedik dünyaya. Biz Allah’ın dinini yaymaya, hakkı, hayrı ve güzelliği bütün insanlara öğretmeye ve deli âşık olarak coşkuyla yaşamaya geldik biz buraya. Bizim uykumuz ölümledir. İnşaAllah. Ki o da kısa bir süredir yani. Oradan da ahirete inşaAllah Allah’ın izniyle. İnşaAllah Allah Cennet nasip eder. İnşaAllah. O kadar. İnşaAllah

SUNUCU: Evet tabii buradan o düşmanlığın, o tüm çirkin kelimelerin sebebi de ağzınıza sağlık çok detaylı bir şekilde çıktı. Tabii ki sadece Said Nursi Hazretlerine değil, size olan düşmanlığın sebebi de çıkmış oldu. Bir anlamda. Çünkü sizin Darwinizm’e karşı verdiğiniz başarılı çalışmalardan ötürü, bu bir takım çevrelerin hoşuna gitmemiş anlaşılan ki, size de aynı şekilde ifadeler yer alıyor.

ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretlerine hakaret edenlere, en açıkça söylüyorum bin mislinin aynısını iade ediyorum. Bin mislini, bir o kadarını daha iade ediyorum yani aynısıyla. Kim hakaret ettiyse, ediyorsa baksın kendi hakaretine, aynısıyla bin misli geliştirilmiş olarak düşünsün, aynısıyla iade ediyorum. Ve yerini de bulmuştur şu an yani şu an buldu inşaAllah. Bıraksınlar böyle kalleşlik yapmayı; vefat etmiş bir insanın, büyük din âliminin arkasından böyle konuşmalar yapmayı. Ama tırnağının tozu olduğunu iddia eden bir şey içerisinde olabilirler en fazla bu kişiler. Ki biz onu da kabul etmeyiz yani tırnağının tozu dahi olamazlar. Yani bunu diyebilirler ben tırnağının tozu olabilirim diye biz onu da kabul etmeyiz. İnşaAllah. Yani ortalığı bu kadar boş bulmasınlar. Bunların hepsini hesabını verecekler ben söyleyeyim yani, kanun hukuk ölçüleri içerisinde ağızlarını kulaklarına kadar yırtacağım yani onu söyleyeyim. İnşaAllah. Ve bunların hepsinin hesabını verecekler inşaAllah.

SUNUCU: İnternet sitelerinde yer alan ifadeler değil mi?

ADNAN OKTAR: Evet, yani ben söylemiyorum, onlar kendilerini biliyorlar. Mason takımı bu vatandaşlar. Biliyoruz bunları da biliyoruz. Ve baronun takımı; tabii baron yani ben böyle azgın bir deccal görmedim. Yani dünya tarihinin en azgın deccallarından birisi olabilir. Evet. Ama kanun hukuk ölçüleri içerisinde gereken cevabı alacaklar. Bizim daima hukuk ve kanunladır. Gerçi hoplayıp zıplıyorlar. Niye şöyle oldu? Niye böyle oldu? Niye kapattırdın niye açtırdın? Ben kapattırıyorum ama kanun ölçüleriyle, hukuk ölçüleriyle ben kapattırıyorum. Devletin mahkemesi kapattırıyor. Demek ki bir ahlaksızlık terbiyesizlik yapmışsın ki, bir münasebetsizlik yapmışsın ki karşılığını alıyorsun. Değil mi? İnşaAllah

SUNUCU: Tabii sonuçta yani Yargıya başvurulmuş, onlar o kararı veriyor

ADNAN OKTAR: Evet

SUNUCU: Niye kapatsınlar tabii.

ADNAN OKTAR: Ama tekrar bir daha söylüyorum. Said Nursi’ye hakaret eden her kişiye, on bin misliyle yüz bin misliyle aynısıyla iade ediyorum. Yani hakaretlerini. İnşaAllah

SUNUCU: İnşaAllah evet. Ankara’dan bir izleyicimiz demişler ki: Hocam bilgisayarda kullanılan mesajlaşma dilinin çok garipleştiğini, konuşmaların tam anlaşılmadığını, kişilerin kendilerine göre kısaltmalar yaptıklarını söylemiştiniz. Bu durum, benim de çok rahatsız olduğum bir durum olduğu için aklımda kalmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımızın eşi Hayrünnisa Gül de bu konuya dikkat çekmiş ve internette kullanılan yazışma dilinin giderek daha anlaşılmaz bir hal aldığını ve Türkçemizi bozmasından çekindiğini belirtmiş. Ben de katılıyorum, saygılar hocam. Demişler.

ADNAN OKTAR: Bilgisayarda kullanılan mesajlaşma dilinin çok garipleştiğine Sayın Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrünnisa Gül dikkat çekmiş. Ben bunu söyleyeli ne kadar, bir ay mı oldu? Bir ay oldu. Çok güzel söylemiş Hayrünnisa Hanım. Bu daha önce dikkat çektiğim konuya dikkat çekmesi, hayati bir konu hakikaten üslup inanılır gibi değil. Yani geçenlerde çocuklar gösterttiler bir kaç tane, müthiş şaşırdım. Baktım başka bir tane daha getirdi verdi. Onda da var. Yani hiç kullanılmayan bir üslup; yani yeni bir dil gibi. Böyle acayip kısaltmalar, acayip uzatmalar yani anlayabilene aşkolsun. Böyle uzman olman lazım; hani şu Mısır yazılarını çözen uzmanlar var ya, hayır nasıl anlıyorlar onu da inanılır gibi değil. Garip işaretler, göndermeler. Yani hepsinin bir bir sırrını çözdük. Yani dedik ki; şu ne anlama geliyor, bilmem ne anlama geliyormuş. Şu şu anlama geliyor. Noktalar ama yani inanın yüzlerce şeyi var yani detayı var. Ya ne gereği var kardeşim Türkçe normal konuşsana. Allah Allah. Geldim, gittim, oturuyorum, kalkıyorum, işte yiyorum, içiyorum, normal konuş, ne gerek. Hayret ondan sıkılmamaları da acayip yani; onları bambaşka bir âleme götürüyor demek ki, bambaşka bir ruha götürüyor. Yani böyle bir akıllı derler bir taş atar, kırk kişi çıkaramaz derler ya. Kim ortaya çıkarttıysa onu artık? Attı demek ki ortaya, o da moda olarak yayılmış, gizli bir moda olarak yayılmış.

SUNUCU: Telefonlarda da şimdi internet harici telefonlarda da aynı durum var. Kuzenimle mesajlaşıyoruz mesela bir şey diyecek. O ona ama o kısaltmaya göre yazıyor. Ben şimdi bir kısmını takip edebiliyorum. Bir ucundan yakaladım, ucundan kıyısından.

ADNAN OKTAR: Telefonda da başladı yani.

SUNUCU: Ama telefonda da başladı. Telefonda da başladı.

ADNAN OKTAR: Ne gerek kardeşim. Normal mis gibi Türkçemiz var. Açık açık, cayır cayır Türkçe konuşun. Bir de şu yabancı kelime kullananlar, geçenlerde bir röportaj yapıyordum. Bir bayan böyle ilginç bir kelime söyledi. “Çok özür dilerim” dedim “ne anlama geliyor?” dedim böyle sordum. Yani ne gerek var bunlara? Yani mahcup olur onu yapan insan. Yani belli ki bir sükse amacıyla yapıyorsun; kendini böyle hani modern göstertmek amacıyla. Bizim Türkçemiz mis gibi bir dil. Açık açık dil. Hayır İngilizce konuşacaksan açık açık İngilizce konuş. Biraz İngilizce, biraz Fransızca, biraz Sırpça, biraz Rumca ne yapıyorsun öyle ya? Değil mi? Karmakarışık, yani bunlar gereksiz özenti tavırlar. Yani ben onun adına utandım işin doğrusu. Yani bana hava atacak da ben de ondan etkileneceğim. Vay be amma yabancı dil döktürdü falan diyeceğim. Küçük görürüm ben öyle insanı. Yani mahcup olmuş olur. Yani hava atmaz. Yani öyle bir şey olmaz. Havasında kendi boğulmuş olur. Yani bizim öyle havaya ihtiyacımız yok. Biz temiz havadan hoşlanırız.

SUNUCU: MaşaAllah dilimiz de hakikaten her kelimenin, her yabancı kelimenin karşılığı var üstelik de.

ADNAN OKTAR: Ne gerek? Şimdi tek tek söylemeyeyim de burada.

SUNUCU: Bakın evet az önce sizin bahsettiğiniz konuya bir izleyicimiz, Konya’dan bir izleyicimiz. Onunda dikkatini çekmiş. Demiş ki: “ Değerli hocam sohbetlerinizi dikkatle ve severek izliyorum. Bilmediğim konuları öğrenme imkânım oldu. Bu vesileyle Allah’a yakınlığımın arttığını hissediyorum. Hocam bazı röportajlarınızda bazı konuları tekrar tekrar anlatmanız dikkatimi çekiyor. Acaba bunun özel bir sebebi var mı? Az önce belirtmiştiniz ama…

ADNAN OKTAR: Sünnettir, sünnet.

SUNUCU: Sünnet değil mi işte?

ADNAN OKTAR: Bu nedir ayrıca bir daha anlatayım. Bu Allah’ın üslubudur. Kuran’a bakın sürekli tekrarlar vardır. Her okunduğunda ruhumuz daha da açılır. O tekrarlar Kuran’ın süsü ve güzelliğidir. Ve çok büyük bir nimettir. Tekrar tekrar güzellikleri Allah bir daha vurgular. Mesela çiçekler her yerde vardır. Tekrar tekrar çiçeklerle Allah vurgular. Mesela güzel insanları Allah tekrar tekrar vurgular. Bol miktarda güzel insan vardır. Güzel sözler ne kadar çok olursa o kadar çok güzeldir. İltifat da ne kadar bol olursa o kadar güzeldir. Mesela Bismillah Kuran’ı açıyorum. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım: “Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.” Yıkımla ilgili çok fazla Kuran ayeti vardır. Allah tekrar tekrar tehdit eder ve uyarır. Bu Ya Rabbi ben göremedim, duyamadım dememeleri içindir. Ve kalplere ferahlık gelmesi içindir. Mesela bak şeytandan Allah’a sığınırım. “ Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun.” Defalarca Kuran bunu vurgular. Bakın güzel ve temiz olan şeylerden yiyin, pis şeylerden yemeyin. Ve salih amellerde bulunun, samimi olun diyor Allah. Sürekli samimiyeti söyler. Kuran’da yüzün üzerinde size samimiyetle ilgili ayet bulabilirim. “Çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.” Mesela bunu da Cenab-ı Allah çok vurgular. Ben her şeye vakıfım. Her şeyinizi görüyorum der Cenab-ı Allah, sık sık. Ve bizim buna ihtiyacımız var. Yani, bu sıklık bizim ruhumuzu açar ve güzelleştirir. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım: “Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.” diyor Allah. Ben intikam alacağım diyor Allah. Müsaade, süre vermem sizi aldatmasın diyor. Bu da Kuran’da çok tekrarlanır. Tekrar Allah’ın bir üslubudur. Ve ruhları ferahlatan bir güzelliktir. Biz de güzel olan her şeyi tekrar tekrar anlatınca daha da içimiz açılır. Yani nefeste nasıl tekrara ihtiyacımız var. Kalbimiz atmasında nasıl sürekli tekrara ihtiyaç varsa güzel sözlerde de, önemli sözlerde de tekrara ihtiyaç vardır. Yoksa insanın ruhu gaflete yatkındır. Unutmaya da yatkındır. Yani insan “nisyan ile maluldür” derler. Yani unutmaya çok yatkındır insan. Unutmayı ve şeytanın vereceği gafleti tekrarlar ortadan kaldırır. Mesela Allah sürekli tekrar edilir. Mesela Allah, Allah, Allah, Allah dersin. Sürekli tekrar edersin. Her tekrarda kalbin ferahlar. Suphanallah, Suphanallah, Suphanallah dersin beynin açılır. Tekrarlar, değil mi? Estağfirullah, Estağfirullah, Estağfirullah dersin. Ruhunda bir ferahlık duyarsın. Allah-u ekber, Allah-u ekber dersin Allah’ın büyüklüğünü, yüceliğini sürekli hissetmekten, ruhuna muazzam bir gıda ve ferahlık gelir. Tekrarların böyle hikmetleri vardır. O yüzden Resulullah (sav) mühim gördüğü konuları en az üç kere tekrarlamıştır. Konuşurken o da. Ama bazen yine tekrarlıyor, yine tekrarlıyor. Yani önemine göre tekrar tekrar bir daha hatırlatır. İnşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. O kadar güzel anlattınız ki böyle, böyle kaldık. Ağzınıza sağlık.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah.

SUNUCU: Çok teşekkür ederiz. Evet, bir sürü sorularımız. Bir sürü demeyeyim.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni.

SUNUCU: Çok affedersiniz. Birçok, birçok özür dilerim. Ağız alışkanlığı.

ADNAN OKTAR: Evet

SUNUCU: Sizin değindiğiniz konulara ilişkin aşağı yukarı, evet mesela bir Hatay’dan bir izleyicimiz de fark etmişler. Sizin hazreti, “iyi akşamlar demişler” öncesinde de. Sizin Hz. Süleyman mescidinin yeniden yapılmasını arzu ettiğinizi sürekli medyada okuyorum. Merak ettiğim konu şu eğer Hz. Süleyman’ın sarayı yeniden eski günlerdeki gibi inşa edilecekse onun için Mescid-i Aksa’nın yıkılması gerekecek mi?” Bakın evet bir yanlış anlama söz konusu. Siz açıklık getirdiniz ama tekrar edelim isterseniz yine de.

ADNAN OKTAR: Aslında bazı iyi niyetli olmayan insanlar, bu kardeşimi tenzih ederim de. Aslında çok iyi anlıyorlar. Hatta çok çok da iyi anlıyorlar. Fakat anlamazlıktan geliyorlar. Ben bunu çok sarih, çok kapsamlı anlattım. Mescid-i Aksa nurdur ve kıyamete kadar duracak. Orada bomboş arazi var. Geniş arazi var. Bu her yıkılan mescidin yeniden yapılması dinin bir gereğidir. Hz. Süleyman’ın mescidi yıkıldıysa Müslümanın görevidir bu. Tabii ki yapacağız ve en kısa sürede yapacağız. Ben ne dedim? Bir yılda yapacağız dedim. İşin doğrusu bir yıl da sürmez. Yani bize öyle bir imkân verseler ben Allah’ın izniyle yani ben iki üç ayda bitiririm. En fazla üç ay yani. İnşaAllah. Ve mükemmel şekliyle inşaAllah. Ama işte daha sağlam olması için belki biraz süreye ihtiyaç olabilir. Mühendislerle, mimarlarla görüşmek lazım inşaAllah. Bir tek o değil. Hz. İbrahim’in gezindiği mekânları bugün Suudi hükümeti bir şeyler yapıyor. Ben Kâbe’nin geçenlerde fotoğrafını gördüm. Aman Allah’ım, o beldenin her yeri gökdelenle dolmuş. Ya kardeşim gökdelen yapacak başka bir yer bulamadınız mı? Çek elli kilometre öteye. Peygamberin gezindiği yerleri niçin kapatıyorsun? Oralar bağlık, bahçelik olsun değil mi? Mescitler olsun. Çek geriye şehri, oraya kur. Yani niye ihtiyaç var buna. Oradaki tarihi binaları, birçok yeri gereksiz yere kapattılar. Çok büyük hata yaptılar. Yani tabii bu düzeltilmesi mümkün olmayan bir şey değil. Ama masraf çıkarttılar. Ve hem zaman, hem paraya mahal olacak. Yani vakit alacak bir şey yaptılar ki israf haramdır. Ama biz onu eski haline getireceğiz zaten, onu söyleyeyim. Yani oralar eski haline orijinal haline gelecek. Yani Kâbe’yi o kadar sıkıştırmışlar ki. Yani Kâbe ortada kalmış şu kadar bir arazi düşünün her yer dolmuş. Böyle şey olur mu? Kaydır şehri her tarafa doğru, çok geniş uçsuz bucaksız arazi. Bu da inşaAllah Mehdi devrinde düzeltilecek. Bizler de öncüleri olarak yardımcı olacağız. Mehdi öncüsü olarak inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Evet, Mehdiyet dönemine ilişkin aslında sizden o huzur dolu açıklamalarınızı hem izleyicilerimiz de paylaşsın istiyorum. Hakikaten siz bahsettikçe içimiz açılıyor. Haberleri açıyoruz aman, taşlar havada uçuyor, bir şeyler oluyor falan böyle. Ama sizden mehdiyet dönemine dair müjdeler dinledikçe hakikaten ruhumuz aydınlanıyor. O döneme ilişkin neler olacak efendim? Bu ekonomik krizler, savaşlar hepsi bitecek mi en sonunda?

ADNAN OKTAR: Mehdi devri sevginin insan ruhuna girmesiyle bir kere insanlar, müthiş bir güç kazanacaklar. Yani sevgisizlik insanı felç eder. Yani bütün vücut kanser olur, sevgisizlikten. İnsanın tırnakları bile bozulur. Cildi, saçı bozulur. Ağzı kurur, gözleri bozulur. Hafızası bozulur. Bedeni bozulur, her şeyi bozulur. Yani hayat anlamsız hale gelir. Çok korkunç bir beladır. Yani en şiddetli bir beladır Allah vermesin. İşte deccaliyet insanlara bu belayı getirttirdi. Darwinizm, materyalizm. Hâlbuki insanlar coşkun bir aşkla, tutkuyla yaşamaları lazım. Yani deli âşık olarak yaşamaları lazım ve bu insana akıl almaz bir enerji verir. Yani insanı uyku tutmaz. Yerinde duramaz. İnşaAllah biz bu aşkla, şevkle Mekke’yi, Medine’yi, Kudüs’ü, Şam’ı her yeri, inşaAllah Allah’ın izniyle Mehdi öncüleri olarak çok mamur hale getireceğiz inşaAllah. Her yeri bağlık, bahçelik yapacağız. O kadar binayla oraları boğma ne anlama geliyor? Yani ne anlatmak istiyorsunuz siz? Gele, gele, gele, gele adım adım; yani dikkat edin şöyle. Dörtgen bir kutunun içerisine sıkıştı orası. Tamamını açacağız Allah’ın izniyle. Oraları sadece bağlık, bahçelik Resulullah (sav)’ın o gezindiği o güzel yerleri, onun o mübarek ayak izlerinin olduğu yere kadar açacağız inşaAllah. İnşaAllah. O ayağının tozlarını biz, göreceğiz. Dokunacağız oralara inşaAllah. Binayla onun üstünü örttürmeyiz, inşaAllah. Allah’ın izniyle.

SUNUCU: Bakın bu konu ya çok enteresan hiç değinen, bu konudan bahseden hiç kimse yok. Oradaki yükselen binaları bir tek sizler mi görüyorsunuz? Yo hayır. Aşikâr değil mi orada yükselen binalar? Ama değinilmiyor.

ADNAN OKTAR: Bu o kadar şaşırtıcı ve çok acı bir olay yani akıl alacak gibi değil, aynı şekilde mesela Şam’da da öyle, mesela kutsal beldelerdir oralar yani o kadar binayla oraları boğmaya ne gerek var. Orada gezinen o mübareklerimiz, mesela İmamı Serhendi Hazretlerinin de Hindistan’dadır Serhendi’dedir, oraları da inşaAllah güzelleştireceğiz, oralara varıncaya kadar, bütün evliyaların, velilerin, Peygamberlerin mezarlarını, mescitlerini namaz kıldıkları yerleri Allah’ın izniyle Cennete çevireceğiz adeta, bağlık bahçelik olacak tabii ve çok kısa sürede Allah’ın izniyle yapacağız. Türk İslam Birliği oluştuğunda yani o medeniyetin güzelliğini, o sevginin derinliğini, o delice coşkuyu o delice sevinci bütün insanlık yaşayacak inşaAllah. Ve bunun önünde hiçbir güç duramaz söyleyeyim yani olacak demiyorum bakın oldu ve insanlar görecekler. Ben %100 emin olmadığım bir şeyi söylemem 600’ü buldu bakın yani şu ana kadar “Ne demişti Ne oldular” her dediğim doğru çıkıyor Allah’ın dilemesiyle. Yani bir tanesinde bir insan yanılır değil mi insan bir şeyde. Böyle olmadı Cenab-ı Allah hiçbir şeyde beni mahcup etmedi çünkü Resulullah (sav)’ın hadislerine dayandırarak ben bunları söylüyorum, her yer mamur olacaktır, inşaAllah. Bu sevgisizlik mesela bak genç kızları görüyorum yani o kadar çabuk çöküyorlar ki. O tertemiz, Allah’ın o güzellikleri, çiçek gibidir kadınlar yani daha 20-25 yaşına gelmeden yaşlı kadın görünümü alıyorlar. 30 yaşında akıl almayacak şekle geliyorlar, nasıl olur böyle bir şey yani 35 yaşında tanınmayacak hale geliyor. 40 yaşında tamamen çöküyor. Dipdiri olması lazım 40 yaşında çocuk gibi olması lazım. İmanla aşkla sevgiyle tutkuyla, kadın sadece sevgi ile onun gıdası odur sevgiyle şefkatle, çocuğunsa çocuk olarak, eşiyse eşine sevgi olarak, kardeşiyse kardeş sevgisiyle, onların gıdası odur. Sevgi yani normal gıdasını alacak bir de sevgi. Sevgisizlikle mahvoluyorlar. Yani birçok genç kız gördüm yani çok gaddar, sert, ters, kavgaya hazır yani cildi müthiş kalınlaşmış, elleri kalınlaşmış yani cildinin hassasiyeti de gitmiş. Üslup mesela son derece kaba ve çok kavgacı yani herkese kuşku duyan adeta böyle kafese konmuş bir kurt gibi yani sürekli tedirgin. Bu korkuyu işte küfür insanlara verdi, deccaliyet ve darwinizm. Yazık değil mi bu çocuklara bu insanlara bu kadar korkuyla bunları yaşatmak şöyle, adeta dehşet içinde yaşıyorlar. Sokakta kimse kimsenin yüzüne bakamıyor. Yani bu nedir bu rezalet böyle? Genç kız dediğin ya sevinçle gülerek böyle onun yaşamanın güzelliğine değil mi bir süs olacaktır o? Yani yaşam güzelliğidir o yani dışarının bir çiçeği olacaktır o ve her yerde saygı ve hürmet görmesi ve çok değer verilmesi gerekir. Mesela arabalarda kadınlara çok sert davranılabiliyor kaza yapıyor bir şey yapıyor falan böyle el hareketler yani kadına o tip bir şey yapılır mı? Kadın korkutulur mu? Mahcup edilir mi? Mesela Allah esirgesin farz edelim arabası çarptı kadına söke söke onun parasının hesabı alınmaz, hemen teselli edilir, çok özür dilerim ben yaptım hatayı aslında deyip değil mi? Üstüne alır o hatayı, nezakettir bu, yani kadın ürkütülür mü? Mesela görüyorum bazen kadın ağlıyor, yazık korkuyor kaza oluyor veya bir şey oluyor, beceremiyor mesela araba kullanmayı bir şey oluyor hemen el kol hareketleri, bağırtılar, yazık şefkatle bakılır kadına, Allah’ın onlar çok güzel tecellileri Allah’tan bir nimettir onlar, derin saygı duyulur ve çok değer verdiğimizi şiddetle hissettirmek durumundayız. Kadında huzur oldu mu toplum da huzurlu olur. Kadının huzuru gitti mi toplumun huzuru da gitmiştir. Yani yüzü asık bir annenin çocuğuna, eşine bir faydası olmaz.

SUNUCU: Tabii tabii yetiştireceği çocuk o topluma kazandıracağı insan ama maalesef ki oran git gide artıyor, evlerde yaşanan acayip hiç ben söylemek dahi istemiyorum çok çirkin şeyler uygulanıyor kız çocuklarına veya eşler şiddet uyguluyor birbirine çok çok hakikaten çok kötü…

ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde… Asla bunlar olmaz Mehdi devrinde asla. Bütün cezaevleri hepsi takır takır boşalacak. Yani bu canilerin dışında, cana kastedilmenin dışında her yeri sevgi merhamet ve muhabbet kaplayacak, dostluk ruhu kaplayacak inşaAllah. Dolayısıyla öyle ensest ilişkiye girmeler falan yani asla olmaz ki toplumda muazzam yaygın ensest ilişki. Genç kızlar çok mağdur konumda kalıyor çocuklar. Mesela abisi dövüyor, babası dövüyor önüne gelen dövüyor çocuğu delirtiyorlar adeta korkudan tir tir titriyor, ya kız çocuk bırak istediği gibi yaşasın sen onu Kuran ahlakı ile yetiştirdikten sonra, sen kimsin de oturup sopa atıyorsun ona yani, onun da bir aklı var, senin de bir aklın var yani mesela hatta yaşı küçük oluyor kardeşi o bile dövüyor çocuğu. Yani kabadayılık yapıyor ona, kardeşine. Niye kız çocuğu çünkü adale gücü yok, adale gücünün zayıf olması yani bedeni gücünün zayıf olması böyle bir şey mi gerektirir, değil mi? Mesela yapılı olduğunda baba mesela çocuğunu çok rahat dövüyor ama çocuk gelişti yapılı olursa çekiniyor, ödü kopuyor bu sefer yani bu güce göre mi bu işler? Sevgiyle muhabbetle, bunların ölçüsü odur, aşkla olur, Allah korkusu ile olur, değil mi? Kız çocuğunu tir tir titretmek, onu korkutur hale getirmek, abisinden korkuyor, dayısından korkuyor, babasından korkuyor, böyle bir şey olur mu? Tek Allah’tan korkacak, sadece Allah’tan korkacak, kul başka hiçbir kimseden korkamaz, haramdır. Kuran’ın açık ayetleri var, bir tek Allah’tan korkulur. Kork benden denemez, sadece Allah’tan korkarak hareket edecek, Allah’tan korkan bir genç kıza da akıl vermeye gerek yok. O ne yapacağını bilir, Kuran ahlakı içerisinde bu tavrını değerlendirir. Sopayla değnekle hallolacaksa o zaman sana kim sopa atsın o zaman kerata? Gidiyorsun kardeşini dövmeye kalkıyorsun, yani sopa ile olur mu bu işler yani senin kusursuz olduğun ne malum? Kadınlara karşı bir şefkat ve sevgide ciddi bir eksiklik var, onlara çok yanlış ölçüler veriyorlar yani onların aslında ailelerinin de hatası oluyor. Ölçü olarak maddiyatı veriyorlar yani parası varsa o adam değerlidir, inancı veriyorlar, Allah o zaman bela veriyor işte parası olan değil, takvası olan, Allah’tan korkan makbuldür. Allah’tan korktuğu zaman Allah ona para da verir, güzellik de verir, etkileyicilik de verir. Onun bilemediği bir sır vardır. Allah’ın gizli bir sırrı vardır, bakın takva olan bir insan, mesela takva olan bir erkek mutlaka kadını etkiler. Yani evlenmek istediği, yani olağanüstü etkiler, tahmin tahayyül edemeyeceği kadar etkiler. Allah ona zenginlik de verir yani bakın böyle bir sır vardır, insanlar bunu bilmiyor Allah’ın gizli bir sırrıdır, zengin durur o insan. İşleri rast gider ve sürekli bereketlidir ama bu Allah’ın bir sırrıdır, insanlar bunu bilmediği için zahiren aldanıyorlar, işte bakıyor yok diyor, benim sadece ölçüm paradır diyor, Allah da o zaman belaya boğuyor onu yani bütün fitne ve bela üstüne çöküyor,

SUNUCU: Al sana para ama huzurunu alıyorum, tabii.

ADNAN OKTAR: Evet tabii Cenab-ı Allah, parayı bol miktarda yiyeceği yiyor, kilo da alıyor, bayağı her türlü dert ve bela üstüne çöküyor, ondan sonra müthiş mutsuz, suratı bir karış asık gezmeye başlıyor. Allah’ın bu verdiği ölçüden şaşmamak lazım, Allah takva güzeldir diyorsa “Allah katında en iyi olanınız en takva olanınızdır” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Takvayı aramak lazım, takva nedir? Bunu Müslüman anlar. Güzel ahlaklıdır, elinde, yüzünde nur olur, terbiyeli olur, samimidir, dürüsttür yalan söylemez, içten konuşur, Kuran’a titizdir, deli âşıktır. Çıkarı mevzu bahis olduğunda çıkarını düşünmez, Allah’ın menfaatini düşünür, Kuran’ın menfaatini düşünür. Yani Allah’ın menfaati derken anlamaları için diyorum yani Kuran’a hizmet, Allah’tan yana karar almak, Kuran’dan yana karar almak, Kuran ahlakı ile hareket etmek.

SUNUCU: Peki, bu durumda kalan insanlar gençlerimiz ne yapmalı? Bu da çok önemli bir konu çünkü şimdi utanıyorlar, sıkılıyorlar. Kendi suçları değil bu başlarına gelenler tabii ki kendi suçları değil ama işte bu toplumun bir takım eğrisiyle doğrusuyla değer yargıları var. Dolayısıyla işte anneye laf söylenir mi böyle bir durumda, babaya laf söylenir mi gibi bir durumlar var. Hâlbuki bunu saklamaları yanlış değil mi?

ADNAN OKTAR: Yani haysiyeti şerefi gittikten sonra ne kalıyor ki geriye, öyle anne baba olur mu? Haysiyeti şerefi alan bir anne baba varsa o anne baba değil ki o şeytan olmuş oluyor zaten, deccal olmuş oluyor zaten o. Yani iblis özelliği yani kızının namusunu alıyorsa bir baba iblistir o zaten. Babalık vasfı kalkmıştır onun olur mu öyle şey? Devletin örtülü olarak bilgi veren Cumhuriyet savcılığına yazı yazar ve dua eder Ya Rabbi beni koruyacak bir aile nasip et, samimi insanlar nasip et desin. Samimi, candan desin Allah onu karşısına çıkarır ve devlete sığınacak, Allah onu korur. Sebebe sarılsın ama Allah’a güvenmese Allah yine zora sokabilir onu. Allah’a güvenecek insan, Allah her şeye güç yetirendir yani sebebe sarılacak ötesine karışmasın. Hasbinallahu venimel vekil. Yani Allah’a sonsuz güven olması lazım. Allah’a güvenilmedi mi Allah insanı korumaz. Allah’a güvenirse Allah’ın onu koruduğunu görecek. Ama tabii cesur olacak. Allah’tan başka da hiç kimseden korkmayacak. Tabii inşaAllah.

SUNUCU: Evet arkadaşlarımız süremizin dolduğuna dair işaretlerde bulunuyorlar. Ama son sözlerinizi almak isterim.

ADNAN OKTAR: Son sözümüz bir ayet okuyalım sen aç, inşaAllah. O uğurlu, temiz ellerinle sen.

SUNUCU: Bismillahirrahmanirrahim. Buyurunuz.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha tapmazlar.” Yani anasını, babasını ilahlaştırmaz. Yemeğin, içeceğin yaratılışının Allah’tan olduğunu bilir. Babası onu yaratmıyor, Allah yaratıyor. Anası onu yaratmıyor, Allah yaratır. “Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza’ ile karşılaşır. Kıyamet günü azap ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.” Kızıyla ilişkiye girdi mi? Çok daha büyük haram olmuş olur. Bakın diyor ki: “Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler.” Çünkü öldürmüş oluyor kızını zaten o zaman. Bu ahlaksızlığı yaparak... “Ve zina etmezler.” En çirkin zinadır. “Kim bunları yaparsa ağır bir ceza ile karşılaşır. Kıyamet günü azap ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır. Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup” yani samimi amellerde bulunup, “davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa” samimi davranırsa, “gerçekten o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (Furkan Suresi, 68-71) diyor. Kim böyle çirkince, tevbe edecek, bu çirkin tavrından vazgeçecek. Ve böyle bir şey varsa da devlete sığınıp, savcılığa bilgi verip, güvenilir ailelerin yanına sığınacaklar böyle kardeşlerimiz inşaAllah.

SUNUCU: İnşaAllah. Çok teşekkür ediyoruz efendim.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

SUNUCU: Bizleri aydınlattınız. Güzel haberlerinizle, güzel müjdelerinizle ruhumuzu aydınlattınız. Çok teşekkür ederiz. Evet, ne yazık ki bir programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyorum efendim. Hoşçakalınız.

Bu eser 736 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Al Quran Al Kareem Radyosu Röportajı (Avustralya) (22 Ekim 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Tempo TV'deki Canlı Röportajı (19 Ekim 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (20 Ekim 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (21 Ekim 2009) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.