Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15868 tanesi Türkçe, toplam 19166 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (20 Ekim 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (261)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9547)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
evrimaldatmacasi.com
basindaharunyahya.com
ramazansayfalari.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (20 Ekim 2009)
Ekim 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: Efendim “Adnan Oktar’la Başbaşa” programımıza hoşgeldiniz. Bugün, Eda Çağlar ben öncelikle, bugün Kocaeli TV ekranlarından Sayın Adnan Oktar, Sayın Oktar Babuna ve Sayın Cihat Gündoğdu ile birlikte sizlere sesleneceğiz. Programımızı eş zamanlı www.harunyahya.tv ekranlarından canlı olarak 106.4 Mavi Karadeniz Radyo’dan da izleme fırsatınız bulunuyor.Yeniden hoş geldiniz diyerek programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Severim senin güzel huyunu, çok saygılı, çok efendisin sen maşaAllah, maşaAllah. Eda hanım bizim yeni kardeşimiz, yeni sunucumuz, çok değerli bir insan. Efendim, Oktar sen bir şeyler anlatabilirsin ama ben sana anlattırmayacağım ben bir şeyler anlatacağım.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah, estağfirullah.

ADNAN OKTAR: Şimdi benim kafama takılan konular var, onları bir önce işlemek istiyorum. Birincisi bu PKK’lıların eve dönüş olayı. Ben bu şahıslara şimdi baktım göğüslerini gererek, caddenin ortasında, uygun adım gidiyorlar, böyle göğüsleri ilerde. Bu anormal bir hareket. Neye karşı göğüs geriliyor? Ne oldu da göğüs geriliyor? Bu anlaşılır bir hareket değil. Yani bir zafer kazanılır bir şey olur da adam göğsünü gerer, akıl alır. Burada zafer kazanılan bir şey yok. Sadece bir nezaket gereği eğer bu olaydan vazgeçtiyseniz, yani terörden, anarşiden vazgeçtiyseniz “gelin” dedi devlet size, bu kadar. Onun için böyle göğsü ileriye çıkararak böyle uygun adım hareketler veyahut böyle garip tavırlar toplumu gerici olur ve çok çok rahatsız edici olur, yakışık almadı bu. Bu bir. İkincisi, ben bu dönüşün samimi olduğuna inanmıyorum. Neden inanmıyorum? Yani PKK orada ayrı bir devlet kurmadıktan sonra asla ve asla yatışmaz. Yani yıllardan beri yaptıkları mücadelenin sebebi zaten buydu. Yani stalinist bir devlet kurmak orada. Yani marksist, stalinist bir devlet kurmak. Bunu elde edemedikten sonra yani hiçbir amacı kalmamış oluyor onların. Yani böyle bir olay ben bunu hiç makul göremiyorum. Şöyle bir risk var. Bu şahısların bir kısmı öncü kuvvet olarak içeriye sokulmak isteniyor olabilir, Güneydoğuya, bir kısmı, PKK tarafından. Ve burada büyük bir ayaklanmanın içten yöneticilerini devreye sokmak için böyle bir hazırlık yapılıyor olabilir. Yani hem dışarıdan hem içeriden bir müdahale hazırlığı mevzu bahis olabilir. Bunu ben çok tehlikeli görüyorum. Bir kere dış ülkelerin desteği var bu kişilere, Avrupa’nın desteği var, Amerika’nın desteği var, İngiltere’nin desteği var. Yani bu büyük bir risk. Herhangi bir bahaneyle, uygun bir bahaneyle bir ayaklanma düşünüyor olabilirler. Bir kere PKK’nın dağ kadrosunda gerçek anlamda silahı bırakması gibi bir konu olmaz, bir kere asla bırakmazlar silahı. Yani tam anlamıyla silah bırakıp “biz vazgeçtik demeleri” çok çok güç. İllaki ihtiyati gücü dışarıda tutacaklardır. Yani asıl vurucu gücü dışarıda bırakacaklardır. Bir kısım propaganda yapabilecek, halkı içeride yönetebilecek, muhtemel bir ayaklanmada halkı organize edebilecek güçleri muhtemelen içerde tutacaklardır, tutmak isteyeceklerdir. Böyle bir çalışma var gibi görünüyor. Çünkü bu kişiler çok uzun yıllar eğitim almışlar. Yani herbiri kendi alanında muazzam eğitim görmüş insanlar yani stalinist, marksist, darwinist eğitimden geçmiş insanlar. Yani on yıldan beri, on beş yıldan beri, yirmi yıldan beri eğitim alıyorlar bunlar, yani çok kapsamlı eğitim alıyorlar. Dolayısıyla şimdi hem halkı eğitmek hem yönlendirmek amacıyla böyle bir girişimde bulunmuş olabilirler. Bu çok ciddi bir risk. Böyle bir duruma karşı en akılcı şey halkın eğitilmesidir. Anti-stalinist, anti-marksist, anti-komünist olarak eğitilmeleridir. Eğer bu yapılmazsa tek yanlı olarak bu şahısları içeriye doldurmak son derece riskli ve son derece tehlikelidir. Stratejik yönden de çok tehlikeli, çok çok mahsurlu bir durum olur. Ben bu konuda bildiğimi söylüyorum. Yani çok, sel gibi kan akıtmaya yönelik bir çalışma olabilir bu. Öyle gibi görünüyor. Ben şimdiden ilgilileri uyarıyorum. Kendi vicdani sorumluluğum olarak bunu söylüyorum, inşaAllah. Çünkü istedikleri şeyler çok çok acayip şeyler. Direkt bir devlet özlemi var yani ayrı bir devlet özlemi var. Fakat sadece “bu devletin parasını siz verin” diyorlar o kadar. “Yani buna karşılık da istediğiniz yere bayrağı dikin, Türk bayrağını dikin, paranızı verin ama bize karışmayın”, gibi. Bir kere benim Güneydoğudaki insanlarım tertemiz insanlar, benim yiğit kardeşlerim. Dindar, Güneydoğulu, muhterem insanları biz stalinistlerin eline veremeyiz. Yani bir kere onların müthiş huzurunu kaçıracak bir şey bu. Müthiş hoşlanmazlar böyle bir şeyden. Hiç hiç hoşlanmazlar, çok rahatsız olurlar. Onlar sevgi ortamı olacak, saygı ortamı olacak, nezaket olacak, toplanacaklar sohbet edecekler, Allah’tan bahsedecekler, dinden bahsedecekler, namaz kılacaklar, birlikte yemek yiyecekler, şakalaşacaklar, böyle mutlu olur benim milletim. Yani stalinistlerin gelip onlara ahkam kesmesinden, onları rahatsız etmesinden son derece rencide olur ve rahatsız olurlar. Yani onların böyle bir olayı kabul etmesi de mümkün değildir. Yani burada bir gürültü içerisinde bunu kabul ettirme düşüncesi var gibi görünüyor. En etkili çözümün hemen uygulanması gerekiyor. Bu Şeş TV’den veya diğer kanallardan çok kapsamlı olarak darwinist, materyalist sisteme karşı anti-darwinist, anti-materyalist eğitime geçilmesi gerekiyor. O zaman PKK’nın bütün planları bozulur, Avrupa’nın da bozulur, Amerika’nın da bozulur. Bu çok önemli bir çözüm. Evet doktorum ne diyorsun dediklerime?

CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah dediğiniz çok doğru. İnşaAllah bu coğrafyada inşaAllah birleştirici unsur zaten din. En büyük unsur. Kürt vatandaşlarımızla Türkler arasında birleştirici unsur olarak İslam var. Hep böyle oldu. Osmanlı zamanında da böyle oldu, bundan sonra da böyle olacak. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Sevgiyle, şefkatle, muhabbetle ve dostlukla bu konuyu inşaAllah çözeceğiz, akılla. Ama kendi haline bırakmakla bu çözülmez. Yani daha çok çok daha kapsamlı bir bozukluğa doğru gidebilir çünkü tavırları ben hiç normal görmedim. Yani uygun adım marş vaziyetinde, göğüs ileride böyle, bu çok acayip bir hareket. Bir de vatandaşlarımız çok rahatsız olur, Güneydoğudaki vatandaşlarımız. Allah vermesin şimdi buraya bir PKK’lı gelse, çok çok rahatsız edici bir durum. Tabii bize stalinist propaganda yaptığını düşünün, komünist propaganda yaptığını düşünün, darwinizmi anlattığını düşünün, halk da çekindiği için bir şey diyemiyor, tek taraflı konuşuyor adam, istediğini konuşuyor. Cevap verdiğinde karşılığının ne olacağı belli. Yani can güvenliği açısından bir şey diyemiyor vatandaşlar. Onun için karşıt atağa geçilmesi son derece önemli. Bunu yapacak vakıflar dernekler, ki bununla ilgili artık her türlü çalışmayı yapması gerekiyor. Ama yollarının açılması gerekiyor, yani bir kolaylık gösterilmesi gerekiyor. Başka türlü de olmaz, onu söyleyeyim. Evet, sorularımız var mı?

SUNUCU: Evet, kişisel bir sorum oluştu esasında. Bahsettiğimiz kişiler eğitimli ve Güneydoğuya girdiklerinde de bunun etkisi altında kişilerin bilinçlendirilmesi çok önemli. Olmadığı takdirde de alınacak önlemler de o şekilde ciddi boyuta ulaşabilir.

ADNAN OKTAR: Yani bir yerdeki insanları, mesela vatandaşlarımızı bizim manen kazanmamız çok önemli. Yani, manen Allah esirgesin kaybettikten sonra orada asker bulunması, polis bulunması bir şeyi değiştirmez ki. Mühim olan oradaki insanlarımızı manen kazanmaktır. Onların sevgisini kazanmak, tabii onların güvenini kazanmak, onların değerli varlıklar olduğunu onlara hissettirmek, saygımızı, sevgimizi, hürmetimizi açık açık hissettirmemiz gerekir. Eğer bunlar olmazsa, tek yanlı olarak karşı örgütün ellerine teslim edilmiş gibi görünür, bu da çok vahimdir. Yani bu konuda devletin gerekirse kanun çıkarması gerekir yani hükümetin bu konuda kanun çıkartması gerekiyor. Tabii. Bu çünkü hayat mamat meselesi burada artık fazla düşünülecek bir durum yok. Eğitimin dışında bir kurtuluş yolu görünmüyor, inşaAllah.

SUNUCU: Sorularıma döndüğümde, sormak istediğim.

OKTAR BABUNA: Bu radyo programlarından bahsedeyim mi hocam? Dünle bugün çok kapsamlı radyo programlarınız oldu yine.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Amerika’da Alaska eyaletinde Amerika’nın en önde gelen radyo programcısıyla, onlara anlattınız ahir zaman...

ADNAN OKTAR: Alaska valisi miydi o?

OKTAR BABUNA: Valisiyle röportaj yapmış olan çok önde gelen bir programcı. Bilinen bir programcı.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Bugün de yine Amerika’nın Iowa Eyaleti’nden Hıristiyan olarak büyümüş olan yetişmiş olan bir spikerle, telefonla katılan programa yine bir Musevi hahamın katıldığı bir programda konuştunuz.

ADNAN OKTAR: Ama çok iyi oldu değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah. Zaten siz kapattıktan sonra yarım saat sizin konuştuklarınızı uzun uzun analiz ettiler. Destekleyerek analiz ettiler.

ADNAN OKTAR: İsa’nın geleceğini söyledim değil mi? Hz. İsa’nın geleceğini, İsa gelince İslam bütün dünyaya hakim olacak dedim. Bayağı da hoşlarına gitti.

OKTAR BABUNA: Evet, hoşlarına gitti.

ADNAN OKTAR: Teslis inancının yanlış olduğunu söyledim, tek Allah’a inanmanın önemini anlattım. Musevilerin bu yönde doğru olduğu, tek Allah’a inandığını, Hıristiyanların da böyle olması gerektiğini, tek Allah’a inanması gerektiğini söyledim.

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: İsrail’in rahat olması gerektiğini söylediniz. Türkiye’yle hiçbirşey olmadığını.

ADNAN OKTAR: Evet. Eda Hanım nasıl sorular? Var mı?

SUNUCU: Evet. Aslında Cihat Bey’in de bağlantılı olarak gireceği konuyla ilgili bir soru mevcut. Richard Dawkins diyoruz. Bir betimlemesinde: “Uzayda çok uzun zaman önce iyi evrimleşmiş canlılar vardı. Onlar bir hayat formu üretip bu tohumları Dünyaya attılar. Zaten moleküllere bakıldığında bir tasarımcı olduğu anlaşılıyor. Bunlar da uzaylılar olabilir.”

ADNAN OKTAR: Diyen kim bunu?

SUNUCU: Richard Dawkins.

ADNAN OKTAR: İyi sıhhatte olsunlar. Olan aklı da gitmiş. Gerçekten bunu demiş mi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, öne sürüyordu.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ne diyor?

CİHAT GÜNDOĞDU: Ciddi olarak bir tez olarak bunu söylüyor. Uzaylılar böyle medeniyet Dünyada ektiler, yetiştirdiler diye böyle bir iddiada bulunuyor.

ADNAN OKTAR: O yenildiğini kabul ediyor.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yenildiğini kabul ediyor. O zaman bir yaratılış var ama uzaydan geldi...

OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Uzaydakileri kim yaratmış? Onu söylemiyor.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah, evet.

ADNAN OKTAR: Onu da söyletiriz ona. Ama yani hallolmuş anladığım kadarıyla. Yani bu safhaya geldiyse tamamdır. Çünkü Yaratılış’ı kabul etmiş şu an. Ne zaman söyledi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Yaklaşık bir 5-10 sene önce söylemişti zannediyorum.

ADNAN OKTAR: Ama hiç duymuyoruz böyle birşeyi?

CİHAT GÜNDOĞDU: İşte sıkıştığı noktada en son bu açıklamada bulunuyor genellikle.

SUNUCU: Evet bir betimlemesinin ardından son cümleleriyle bunu bağlamış ama kafasının karışık olduğu ifadelerinden anlaşılıyor. Biz daha gerçekçi bakarsak ne ifade edebilriz?

ADNAN OKTAR: Evet..Dün Mehdi’nin ismi Adnan da olabilir dedim, bütün internet siteleri karışmış. Şimdi bir baktım, dedim tam bu yanlış anlaşılacak birşey dedim yani, açıklama mı yapsam acaba diye düşündüm. Zaten benim konuşmalarımı koymuşlar. Hemen hemen bütün internet sitelerinde var. Ama bir de yani böyle hani, neyse... Şimdi o konuda dediğim doğru. Peygamber Efendimiz (sav)’in soyadı Adnan’dır. Ben-i Adnan’dır. Yani bu kapatılacak, örtülecek birşey değildir. Adnani’dir soyu. Yani hangi soydan geldi? Adnaniler’den gelir Peygamberimiz (sav)’in soyu. Ben-i Adnan’dır soyu. İşte birisi de, sivri akıllı birisi çıkmış, Hz. İbrahim’den geliyor, o zaman İbrahim... Öyle olmaz. Bir soy vardır, bilinen bir soy vardır. Şecere oradan başlar ve soyadı oradan itibaren gelir. Herkes, kimi Kürekçioğlu, Oduncuoğlu soyadları vardır ama illaki o soyadının bir başlangıcı vardır. Değil mi? Başlangıcı olur. Peygamber Efendimiz (sav)’in de bilinen Hz. İbrahim’le Adnan arasındaki soy bağı kopuk. Belli değil. Biliniyor ama vahye dayalı olarak biliniyor. Fakat, şu şundan, şu şundan, şu şundan geliyor şeklinde değil. Sadece Hz. İbrahim’den geldiği biliniyor. Peygamberimiz (sav)’in vahye dayalı bilgisidir bu, ki doğru. Doğru söylüyor. Ama Adnan’dan itibaren çok muntazam bir silsile var ve dolayısıyla Ben-i Adnan’dır Peygamber Efendimiz (sav)’in soyu. Yani olsaydı şimdi zamanımızda, muhterem Adnan diye hitap ederdi insanlar. Yani nasıl biz başbakanlara, bakanlara soyadıyla hitap ediyorsak, ona da soyadıyla hitap ederdi insanlar. Bu doğru. Ayrıca Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa. Peygamber Efendimiz (sav)’in dört tane ismi vardır. Soyadı da Adnan’dır. Bunlardan herhangi biridir inşaAllah. Ama bu tabi belirleyici olmaz. Yani böyle bazı tipler var işte: Benim vücudumun şurasında şöyle bir işaret var diyor, şöyle bir tane. Eee? Ben Mehdi’yim. Bir muhterem var mesela, bir yerinde bir sakatlık varmış. Hadiste onunla bağlantı kuruyor. Orada diyor Mehdi öncüsüyüm ben diyor. Çünkü diyor vücudumun şurasında bir sakatlık var. Bir Mehdi öncüsündan bahsediliyor hadislerde. Hiç alakası yok. Kendisini oraya sokmuş, çok büyük emekler vermiş, o şekilde anlatıyor. Bir başkası vahiy aldığını iddia ediyor, Mehdi olduğunu söylüyor. Ama tabi ben sıralamadan geçerim. Yani şöyle yaparım: Ben önce komünizm, faşizm, masonluk benim için asıl hedeftir, bunlarla olur. Ben Müslümanlardaki bu tarz anormal tavırlarla uğraşmam o kadar. Yani acırım ben Müslümana. Mesela var, bir sürü Mehdilik iddia eden kişi var. Şimdi ben bunları hedef haline getirsem, mesela işte bunlar şöyle... Ben genel anlatırım. Yani tek tek, şahıs şahıs anlatmam. Yani Cübbeli’yi özellikle şahsını vererek anlatmamın nedeni çok büyük fitne çıkarttığı için. Yani Alevi ve Bektaşi bizim 20 milyon üzerinde vatandaşımız var. Pırasa gibi doğramadan bahsettiği için... Çünkü böyle bir zihniyetle İslam alemi yok olur. Müslümanlık diye birşey kalmaz. Yani çok vahim bir tehlikenin içerisine giriyor, o yüzden uyarıyorum. Bir de anlattığı imani konular, kendisinin de inanmadığı konular. Kendisinin de asla inanmayacağı konular. Bir insan anlatılan birşeye inanmadığı halde inanıyorum derse bu çok korkunç olur. Çevresindeki insanları da inanılması imkansız birşeye sürüklemek de çok anormal bir hareket.

SUNUCU: Hissedilir de zaman içinde.

ADNAN OKTAR: Tabi, belli oluyor. Mesela Ahir Zaman’da Peygamberimiz (sav) Mehdi’nin geleceğini bildirmiş, hadisler var. Hakikaten aynısıyla tahakkuk etmiş. Net yani samimi, yüzde yüz iman edip kanaatimiz geliyor. Yani kalbimizde en ufak bir burkuntu olmuyor. Ama gökyüzünün tamamı yedi milyar Melekle dolacak derse, Kuran’la tam çelişen bir izah söylemiş oluyorsun. Buna ne sen kendin inanırsın, ne Kuran’a uygun olur. Olmayacak birşey bu, değil mi? Evlerin önünden 5 metre çapında, 100 metre boyunda som altından sütunlar fışkıracak dersen, buna çocuk olsa inanmaz. İstanbul yerlebir olur böyle bir şeyde yani. Bir de muazzam bir altın enflasyonu olur. Yani sırf İstanbul değil ki... Adana, Urfa, Siirt... Bütün İslam aleminin tamamının diyor Müslümanların evinin önünde, bahçelerinden yerden altınlar fışkıracak diyor. 5 metre çapında, 100 metre boyunda. Takken düşecek diyor kafandan. Baktın mı diyor kafasından takkesi, kafasına verdiği açının şiddetinden takke düşecekmiş. O kadar yüksek altın. Bir kere böyle bir durumda muazzam altın enflasyonu olur, altın hiçbir şeye yaramaz, altın başbelası haline gelir bu durumda. Yani kimsenin bir işine yaramaz. Çocuk gibi bunları akledemiyor, bunları söylüyor etrafındaki insanlara, insanlar da inanamayacak buna mecburen. Yani çok garip bir durum olacak. Ondan sonra da onları aşağılayan bir üslupla konuşuyor. İşte siz olsanız böyle cesaret gösteremezsiniz, siz korkaksınız, ürkeksiniz, ben de korkağım diyor, siz de korkaksınız, işte dünya malına tamah ederiz diyor, Müslüman Müslümana borç para vermesin, güvenilmez diyor. Yani bu çok korkunç izahlar. Yani akıl almayacak şeyler. O durumda Müslümanların kendine güveni kalır mı? Çok kötü. En azından sarsabilirsin, olumsuz etkilersin yani psikolojik olarak son derece olumsuz etkileneceklerdir. O yüzden uyarıyorum. Yoksa tabi ben mesela var öyle tipler var açıkça çıkıyor televizyona ben Mehdi’yim diye anlatıyor. Ama imani konular da anlatıyor, iyi imani konular da anlatıyor, ellemiyorum. Fakat sadece bana vahiy geldi işte Allah’ın şu hükmü kalktı diyor işte o çok korkunç. Allah vermesin. Eğer aklından bir zoru yoksa bu dinden çıkartır onu. Ama aklında bir sorun varsa zaten sorumlu olmaz. Ama etrafındaki insanlar sorumlu olur. Yani Kuran’ın hükmü değişti ne demek? Yani namaz benden sakıt oldu ne demek? Oruç benden kalktı ne demek? Zekat benden kalktı demek ne demek? Yani bu akıl almaz çok korkunç ifadeler bunlar. Hiçbir şekilde Kuran’ın hükmü değişmez. Kıyamete kadar da değişmeyecektir. Hz. İsa da gelecektir, Kuran’a tam tabi olacaktır. Bakın Ulü’l Azm Peygamberi olduğu halde, tek harfi Kuran’ın değişmez. Ne ilave edilir, ne çıkar, ne eksilir. Hiç birşey olmaz inşaAllah. Ama gene de ben tabi asıl riskin, asıl tehlikenin üstünde dururum daima. Mesela PKK tehlikedir, stalinizm, komünizm tehlikedir, masonluk tehlikedir, dış güçler tehlikedir, Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi vardır. Bunlar önemlidir. Ama Müslüman kardeşlerimizi biz bir bütün olarak görüyoruz. Allah’a inandıktan sonra, Peygamberimiz (sav)’e inandıktan sonra, yani La İlahe illAllah, Muhammedun Resulullah dedikten sonra o insan Müslümandır. Yani onlara oturup böyle suizan etmek, onları hatta böyle pırasa gibi doğramaya teşvik etmek çok korkunç bir üslup. Dehşet verici. Çok ciddi bir tehlike olduğu için, fitne olduğu için ben bunu açıklıyorum. Yoksa ben şu ana kadar Müslümanlara yönelik hiç bir sözüm olmadı benim, olmaz da. Hepsini severim. Bütün cemaatleri severim ben. Mesela Kıbrıslı Şeyh Nazım Hocamı. Mesela ben Nur talebesi sayılırım. Ama canım gibi severim Nazım Hocayı. Çok çok severim. Mesela Esat Hocayı çok severdim rahmetliyi. Mahmut Hocayı da çok severim. Yani defalarca makamına gittim. Talebelerine çok saygım vardır, çok sevgi duyarım. Yani genellikle hepsini severim Müslümanların ben. Ben hiç ayırt etmem. Aleviler son derece tertemiz insanlar. Bektaşiler, benim çok tanıdığım var Bektaşi. Tertemiz insanlar. Bir avuç Müslüman var zaten dünyada. Onları da birbirine kırdırmak çok delice bir hareket. Yani buna müsade etmeyiz. Benim anlattıklarım bunlar. Dotorum ne anlatacaksın?

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam daha önceki programda bu Nautilus denen bir canlıdan bahsetmiştim biliyorsunuz denizaltının teknolojisine sahip bir canlı. Bunun fosilini getirdim ve bugünkü örneği ile karşılaştırdığımızda arada hiçbir fark olmadığını seyircilerimiz de görsün istedim.

ADNAN OKTAR: Tamam göster.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bu denizlerin yaklaşık 450 metre hatta 600 metre derinliğine kadar inebilen bir canlı. Nautilus denen bir canlı. İçinde çeşitli odacıklar görüyoruz. Tıpkı bugünkü denizaltıların sahip olduğu yüksek teknolojiye sahip bir canlı olduğunu görüyoruz. Bakın şuradaki resimde görüceksiniz. Yarı kesitine baktığımızda, şu şekilde, odacıklardan oluştuğunu göreceğiz ve bu odacıkları...

ADNAN OKTAR: Zoom yapıyor musunuz zoom yapın görünsün. Evet. Şu an bir şey görünmüyor ama, herhalde umut ederiz görünecektir. Sen yanlış kameraya tutuyorsun. Şu karşıya tutsan daha mı iyi olur?

CİHAT GÜNDOĞDU: Şöyle odacıkları derin, derinlerdeyken içinde su dolu olan odacıklar bir süre sonra yüzeye çıkmak istediğinde, yaklaşık 5 metre kadar yüzeye yaklaşabiliyor avlanabilmek amacıyla geceleri özellikle, bu odacıkları özel bir gazla doldurmaya başlıyarak suyun yüzeyine doğru yaklaşabiliyor hayvan. Ve bu tabii ki denizin derinliklerinde hiç bir gaza sahip değil normalde. Gazı kendisi üretiyor.

ADNAN OKTAR: Nedir bu?

CİHAT GÜNDOĞDU: Özel bir gaz üretiyor. Sudan temin ettiği, işte oksijen vesaire gazları çözülmüşlük gazları, bu şekilde gaz haline çevirerek bu şekilde odacıkları doldurarak yüzeye doğru yaklaşıyor. Ve bakın bu sahip olduğu teknoloji bugünki denizaltılarda kullanılan bir teknoloji. Denizaltılar da aynı teknolojiyi kullanıyorlar ama 100-150 metrenin altına pek inemiyor denizaltılar, günümüzün teknolojisine sahip denizaltılar.

ADNAN OKTAR: Bu ne kadara iniyor?

CİHAT GÜNDOĞDU: Bu ise 450 metre kadar, 450 hatta bazıları 600 metre derinliğe kadar inebiliyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ve denizaltıların zırhları biliyorsunuz çok kalındır. 10-12 cm. kalınlığa kadar varır. Çünkü basınca dayanıklı olması gerekir. Bu canlının ise zırhı hiç de öyle kalın zırhı yok. Yaklaşık 1-2 mm kalınlığında sedeften yapılmış bir kabuğu var.

ADNAN OKTAR: Zoom yapsınlar.

CİHAT GÜNDOĞDU: Ve bakın daha harika bir şey söyleyeceğim. Elimde tutmuş olduğum yine bir nautilus canlısına ait bir fosil ve tam 114 milyon yıl öncesine ait yaşamış bir örneği var şu anda elimde tuttuğum.

ADNAN OKTAR: Evet inceliği de belli oluyor şöyle. İç kısmını göstersene kameraya.

CİHAT GÜNDOĞDU: Şu şekilde.

ADNAN OKTAR: Evet bayağı ince. Evet.

CİHAT GÜNDOĞDU: Burada gördüğünüzden hiçbir farkı olmadığını herkes görebilir, anlayabilir. Bu günki canlı örneklerinden hiçbir farkı yok. Aynı teknolojiyle yaşıyan nautilus 114 milyon yıl önce zaten var ve bugün sahip olduğu yüksek teknolojiyle var. Hiçkimse şeylerin denizaltıların sahip olduğu teknolojinin tesadüfen olduğunu ileri süremezken, kalkıpta nautiluse tesadüfen olmuş diyemez tabii ki.

ADNAN OKTAR: Evet.

CİHAT GÜNDOĞDU: Bu çok üstün bir yaratılışla yaratıldığının bir kanıtı kendi varlığı bu şekilde kendisinin elimizde tutuyor olmamız. Bu teknolojiyi inceleyince keşfetmemiz bunu gösteriyor ve 114 milyon yıl boyunca değişmemiş olması zaten evrim diye bir şeyin de olmadığının en büyük göstergesi olmuş oluyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Oktar Hocam sen dinliyorsun fakat yorumda bulunmuyorsun.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah tabii. Fosiller Hocam sizin vesilenizle ortaya çıktı. 250 milyon fosil varmış. Kimse bilmiyordu bunu ve hakikaten en ufak bir değişiklik yok. Yani söylemiştiniz. Biraz asimetri, yarım yamalak patolojik canlılar olması gerekirken bir tane bile yok. Tıpatıp aynısı yani milimetresi milimetresine. Bu tabi darwinizmi kesin olarak yalanlıyor. Allah’ın yarattığını da ispatlıyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir şey mi diyeceksin?

OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Sineği anlatmıştım ben siz görüntüsünü hazırla demiştiniz o vardı ya da antibiyotik direncini anlatabilirim bakterilerde. Nasıl uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Nerede?

OKTAR BABUNA: Bilgisayarımda.

ADNAN OKTAR: Görünür halde mi? Önce bir ben göreyim.

OKTAR BABUNA: Peki.

ADNAN OKTAR: Anlaşılır tarzı mı? Biraz küçük olmaz.

OKTAR BABUNA: Burada şey yapmışlar böyle gösteriyorlar.

ADNAN OKTAR: Ama genede, tamam deneyelim. Ama o kadar net değil. Tamam bir zoom yapsınlar. Göster önce. Zoom yapıyorsun değil mi sen? İyi güzel.

OKTAR BABUNA: Şimdi sineğin kanat hareketleri zannedildiği gibi menteşe şeklinde değil ileri ve geri. Bakın şimdi ileri hareket yapıyor, geriye alıyor. Geriye alırken kanadın alt kısmı yukarı, ileri alırken üst kısmı yukarı doğru bakıyor. Bakın bu yağın içinde özel kabarcıklar oluşturarak yapılan deneylerde şu görülmüş. Hem altta girdap oluşturuyor, hem de kanadın tam ön kenarında. Ön kenarında bir girdap oluşturuyor. Sineğin, bakın bu gerçek sinek. Çok ağır çekimde görüyorsunuz. Ön kenarında oluşan girdaplar, hava girdapları, sineği yukarı çeken en önemli güç. Eğer bu girdap oluşmasaymış, bakın ileri geri hareket yapıyor, şu an ileri alıyor kanadını girdap oluşturuyor, o girdap sineği yukarı doğru çekiyor. Bu son derece önemli. Yeni aerodinamik kanunlar keşfediyorlar bu sineğin uçuşunu izleyerek ve sinek milyonlarca yıldır yapıyor bunu ve saniyede bakın 1000 kere kanat çırpabiliyor sinek. 1000 kere. O gördüğünüz hareketi o son derece karmaşık hareketi çünkü o kadar karmaşık bir hareket ki mükemmel aerodinamik girdaplarla yukarı çektirtiyor kendini ve son derece hassas manevralar yapabiliyor, seri manevralar, saniyede bakın bu bir saniye, 1000 kere yapıyor bu karmaşık hareketi. Bunu robot sinekle taklit etmeye çalıştılar 6 tane motor koymak zorunda kaldılar bu çok karmaşık o hareketi yapabilmek için. 5 saniyede bir kere yaptırabildiler en son teknolojiyle. Tabi onların yaptığı robot sinek hiç uçamadı. Bu Allah’ın kesin yaratma sanatını gösteriyor.

ADNAN OKTAR: Onu bir daha göster. Yani hayvanın yaptığı hakikaten çok karmaşık. Bir insana yap deseniz şu an onu kolay kolay beceremez. Yani iki kolunu birden o tarzda, sineğin yaptığı tarzda yap deseniz çok zor. Yani çok özel bir teknik kullanıyor hayvan.

OKTAR BABUNA: Bakın. Yani bu inanılmaz ağır çekim bu. Çümkü saniyede 500 kere 1000 kere yapıyor bu hareketi. Bu, böyle bir kas hayal etmesi bile güç. Saniyede 1000 kere.

ADNAN OKTAR: Yani herhangi bir çırpma değil bu kanat çırpma. Yani aşağı-yukarı kanat çırpma tarzında değil.

OKTAR BABUNA: Değil evet değil.

ADNAN OKTAR: Özel bir teknik uyguluyor.

OKTAR BABUNA: Bakın, ileri alırken arka kısmı yukarı bakıyor, geri alırken alt kısmı yukarı bakıyor. Bu son derece önemli. Bilim adamları şunu keşfetmişler. Özel bir aerodinamik bir kanununu ilk defa keşfediyorlar bu işe bakarak. Hava girdabı oluşturuyor ön kenarında. Biraz önce şematik olarak görüldü, o hava girdabı yukarı doğru çekiyor sineği. Yüzde 40 enerji sağlıyor. Burda da yapay şekli vardı ama bakın çok kısa ve saniyede 1000 kere yaptığı bu hareketi bakın işte bu, bu hareketi yapıyor. Bu yapay robot olarak yapmışlar bunu yağın içinde. O hava kabarcıkları, bakın oluşan o hava kabarcıkları da oluşan girdapları gösteriyor. Şu aşağıda, önce aşağı var, ön kenar ileri alırken de yukarı oluşturuyor ve yukarı çekiyor sineği. Yeni kanun keşfediyorlar. Sinek bunu 50 milyon yıldır, 100 milyon yıldır yapıyor bu şekilde. Şimdi evrimcilerin bir, çok ilginç Hocam siz de söylemiştiniz, dinazorlar güya sinekleri kovalarken kanatlanıp uçtuğunu iddia ediyorlardı. Oysa sinek en kompleks en mükemmel şekiliyle kuşlardan çok daha önce yani milyonlarca yıl öncesinden beri uçuyor. O konuda hiçbir açıklamaları yok zaten. Allah’ın yaratma sanatını kesin olarak ortaya koyuyor.

ADNAN OKTAR: Ama onlar onu akledemediler. Şimdi Darwinistler o kadar çocukça ve o kadar safça kararlar alıyorlar ki. Mesela bir dinazor sinek kovalarken böyle oldu diyor. İlk yüzeysel bakan olabilir diyor. Ne olabilir diyor, hayvan demek ki uğraştı uğraştı sonunda kanatlar çıkmaya başladı, sineği de kovabilir diyor. Ama bakın hiçbirinin aklına sineğin kanatları nasıl oluştu, sinek nasıl uçtu diye gelmemiş. Bilse onu asla örnek olarak vermez. Yani o kadar saflar. O kadar derin düşünemiyorlar ve o kadar yüzeysel düşünüyorlar. Bu çok şaşırtıcı. Ama bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil tabii darwinistler. Baksana şimdi Dawkins sıkışmış uzaydan uzaylılar geldi hücre koydu diyor değil mi? Evet nasılmış, hücre mi getirdi diyor?

OKTAR BABUNA: Evet, yani onlar getirdi canlılığı, o şekilde oldu. Uzaylıların getirdiğini iddia ediyor. Geçmiş uzaylıların, daha eskiden yaşamış olan.

ADNAN OKTAR: Şimdi benim kafam şu PKK’nın olayında, ondan çok rahatsız oldum. Bu gibi durumlarda inanç hakim olur, inanç. Yani inanç çok önemlidir. İnancı güçlü olan galip olur. Mesela PKK’nın yanlış bir düşüncesi var. Çirkin bir düşüncesi var ama bir inanç bu. Her halükarda bir inanç. Dikkat ederseniz mesela göğüslerini gererek geliyorlar, bayağı bir kararlı tavırları var, ölümü göze alıyorlar. Ama bu uzun eğitimle elde edilen bir inançtır. İşte buna karşılık karşı inancın geliştirilmesi lazım. Yoksa çok tehlikeli olur yani inancı gelişmiş bir insana inanç olmadan karşı koyamazsın. Yani çok güçlü bir inançla karşı koyabilirsin. Bu da ancak, bilgi, iman, Allah korkusu, Allah sevgisi ile olur. Yoksa mesela şimdi Amerika olsun, dış ülkeler, özellikle Amerika, inancının zayıfladığını düşündüğü ülkelere daha saldırgan davranıyor. Yani masonluk bunu tespit ediyor, Amerikan masonluğu, ona göre tavır alıyor. Mesela Irak’ta insanların imanı çok zayıflamıştı. Irak, Saddam döneminde, uyuşturucu kullanıyorlar, içki kullanıyorlar, kendi alemlerindeler, barlar, gazinolar... Tamamen eyyamcı ve keyfine düşkün bir topluluk oluşmuştu ama büyük çapta böyleydi. Onu Amerikan istihbaratı tespit etti. Ama masonluğun tabi talimatıyla, masonluğun etkisindedir Amerikalılar. Yani büyük bölümü öyledir. Evanjelikler mazlum insanlardır, fakat masonluğun kontrolüne girince çok tehlikeli olabiliyorlar. Mesela Irak’ın işgalinde masonlar dediler ki, “Mehdi buradan çıkacak, Irak’tan çıkacak, sizin için çok büyük bir tehlike, Irak’ı işgal etmeniz gerekir” dediler. Hemen Evanjelikler ikna oldu buna ve işgal yapıldı. Yani üç beş masonun oyunuyla konu bitti. Afganistan işgali de öyle, burada Mehdi’nin siyah sancaklı ordusu gelecek buradan dediler. Gittiler Afganistan için de. Mesela burda Mehdi’nin siyah sancakla ordusu gelecek burdan çıkacak. Tehlike burda” dediler. Gittiler Afganistan’ı işgal ettiler. Yani çok kolay ikna edebiliyorlar Hristiyanları. Hatta İncil’de de geçer; “güvercin gibi safsınız” diyor Hz. İsa onlara. Güvercin gibi safsınız yani hemen iknaya açık oluyorlar. Dolayısıyla inanç çok çok önemli. Milletimizin imanının çok güçlü olması Türkiye’ye karşı eylemlerin ertelenmesine sebep olmuştur. Yani imanı zayıf görseydiler aslında Türkiye de sıradaydı. Fakat güçlü bir direnç, güçlü bir iman görüldüğü için Türkiye’ye yaklaşmadılar. Yoksa Mehdi’nin zuhur yeri olarak asıl Türkiye’yi biliyorlar. Yani Irak, Suriye ve Türkiye. Yani asıl yer burasıydı, asıl Türkiye’ydi. Fakat güçlü bir imani dirençle ve metafizik bazı olaylarla karşılaştıkları için Türkiye’ye yaklaşmadılar. Yani sonra ileride tarif edeceğim bazı olaylar gördüler Türkiye’de. O yüzden Türkiye’ye yaklaşamadılar. Yoksa niyetleri bozuktu. Tabii niyetleri bozuktu. Allah korudu Türkiye’yi. Çünkü Mehdi’nin çıkacağı bir yer olduğu için Allah özel olarak koruyor Türkiye’yi. Yani hiçbir güç durduramaz Türkiye’yi. Şimdi mesela PKK’nın da kendince bir oyunu var ama ayağına dolanacak PKK’nın, yine beceremeyecek. Fakat bir sebebe sarılmakla mükellefiz, yani biz oturup seyredemeyiz. Buna karşı önlem almak durumundayız. Bir şahıs var, onu daha önce de söylemiştim. Hükümete kendince baskı yapmaya kalkan bir insan bu, PKK’nın hamisi. Kısa sakallı bir şahıs bu, İstanbul’da ve Ankara’da mafyayı organize eden bir gücü var bu adamın. Ve bunun da bir yardımcısı bir şahıs var. Bunun internette ismini bulamazsınız. Yani herkesten haraç toplayan, para toplayan tehlikeli bir tip. Ve hükümete de baskı yapmaya çalışıyor kendi kafasınca. Bu PKK’nın olayında ve bu olayın organize edilmesinde de, yani PKK’yı teşvik eden güç olarak bu şahsı görüyoruz. Yani kendini dindar tanıtan bir kişi bu. Ama terörist dindar tarzında, yani dindarın teröristi olmaz ama bunun kafasına göre oluyor işte, o tip bir şey. Yılların eski teröristi, hani İslami terör deniyor ya. İslam’la zaten terörün alakası yok da, kendine o ismi takanlardan bir tanesi bu. Bunun daha henüz ismini söylemedim, bununla ilgili geniş bilgi topluyorum. Daha çok kapsamlı sunacağım bu şahsı inşaAllah. Böyle yapılanmalara karşı da çok çok dikkatli olmak gerekiyor, çok özenli olmak gerekiyor. Bir de şehit ailelelerini gördüm, onlara da tabii şefkat duydum yani çok tedirgin olmuşlar, çok rahatsız olmuşlar. Çünkü on binlerce evladımız şehit oldular biliyorsunuz. Çünkü eğer onların durumunu değerlendirmez konumda olursak çok acayip bir şey olmuş olacak. Yani evlatlarını şehit vermişler, işte hani geçmiş olsun gibi olmuş olacak. Bu çok acayip bir şey olur. Çünkü aileler çocuklarını niçin şehit verdiler, şehit olmasını kabul ettiler? Vatan toprağına herhangi bir halel gelmesin, onurumuza, haysiyetimize herhangi bir zarar gelmesin diye seve seve kabul ettiler değil mi? Bunun sonuna kadar durulması lazım arkasında bu olayın. Yani sanki daha önce yapılanları böyle önemsiz görüyormuş gibi bir mantık sezerse eğer insanlarımız, bu çok acı olur. Yani verilen emekler boşaymış gibi bir imaj verilirse bu çok çok yazık olur. Biz çünkü Türk Milleti olarak sürekli şehit veren bir milletiz yani sürekli şehitlerimiz oldu. İlk defa değil ki, bizim tarihin içerisine bakarsak, değil mi? En derinlerden beri binlerce seneden beri sürekli şehit vererek biz geldik bugünlere kadar. Ama vatan toprağını hiçbir şekilde teslim etmedik. Bölünmeyi de kabul etmedik. Yani hani derler ya kanının son damlasına kadar mücadele etmiş bir milletiz. Bunu gözönünde bulundurmak lazım. İmani eğitim hayat mebat meselesi olduğu için de bunun yolu sonuna kadar açılması gerekiyor. Ve hiç bekletmeden ve büyük bir gayretle. Mesela gelen şahıslar muazzam eğitimli ve donanımlı kişiler. Halkın arasına bunları yaydığınızda oturup televizyon seyretmeyecekler tabii ki. Halkı eğitecekler, anlatacaklar. Mecburen yanlı olacak. Anlatacaklar tabii ki. Tek yanlı eğitimle sürekli Anadolu’daki vatandaşlar, Güneydoğu’da eğitilirlerse ne olur bunun sonucu? Yani yanaşmayın eğitsinler denemez. Yani mutlaka bizim o bölgeye girmemiz gerekiyor. Ve mutlaka darwinizmin, materyalizmin, stalinizmin yanlışlıkları, kötülükleri, çirkinlikleri halkımıza anlatılmalı. Eğer bu olmazsa bu çok çok acı bir olay olur. Çok çok yanlış bir şey olur. Ama her halükarda bir galibiyet olacaktır yani Türklük aleminin, Türk İslam Birliği’nin muazzam zaferi yakın. Benim bu söylediğim söz adım adım ilerliyor. Mesela bakın Katar’dan sonra nereler var başka? Arnavutluk, Suriye, birçok yer de vizesi kalktı. Halen de kalkıyor. Sudan’ın, bak her gün bir yerin vizesi kalkıyor neredeyse. Bir süre sonra pasaportlar kalkacak. Ama yani bunu yaparken de tabii sürekli sevgiyi gündemde tutarak hareket etmek lazım. Mesela Azerbaycan’la birleşelim diyoruz. Tamam da Ermenistan’la da birleşeceğiz. Fakat sevgi olmadan birleşmenin bir anlamı yok. Birleşirsen, egoist, bencil olursan yani Azerbaycan buraya geldiğinde soğuk soğuk yüzüne bakarsan, bayrağını rahatça onlar açamazsa, değil mi mesela şu maçta Azerbaycan bayrağının açılmaması çok gereksizdi. Ama bakın orda şöyle bir hata yapıldı. Türk bayrağı da, Ermeni bayrağı da, Azerbaycan bayrağı da, aynı şekilde saygı görmesi gerekiyordu orada. Orada bu hata yapıldı. Yani hepsine, bayraklar çekildiğinde bütün ülkelerin bayrakları birden çekiliyor. Yabancı biri geldiğinde. Türk bayrağı da çekiliyor, Ermeni bayrağı da çekiliyor, değil mi, Azeri bayrağı da çekiliyor bir toplantı olduğunda. Sadece Türk ve Azeri bayrağı olduğunda bu yeterli değildi. Azerbaycan çünkü zaten bizim parçamız. Biz yeni bir dostu, yeni bir eski dostumuzu eski misafirimizi yeniden davet ettik. Onların bayrağının da orda olması, onları onere ederdi ve çok rahatlatırdı. Biz onlara sürekli sevgi sunup kendimizi ısındırmak ve içimizde, yanımızda rahat etmelerini sağlamakla mükellefiz. Yani biz orada tek taraflı tesci yaparsak, tek taraflı bir gösteride bulunursak bu onları rencide edebilir. Mesela Ermenistan’ın da alkışlanması lazımdı, Ermeni takımının. Azerbaycan’ın da alkışlanması lazım. Türkiye’nin ismi geçince tabii Türk bayrağının da büyük bir coşkuyla alkışlanması lazım. Ama her üçü de bizim. Türkiye zaten ağabey konumunda. Ermeniler bize misafir olarak gelmiş ve gönüllerini rahatlatmak, onların ruhunu huzura kavuşturmakla biz mükellefiz. Onların zaten o ülkeden çıkmak istemelerinin sebebi sıkıldıkları için, orada bulunmak istemiyorlar, küçücük bir yerde sıkıldı kaldılar. Türkiye’yi biz açtığımızda onlar sadece bir toprak ve deniz görmek için gelmiyorlar ki, insan görmek için geliyorlar, sevgi görmek için, dostluk görmek için geliyorlar. Burada sevgi, şefkat görmedikten sonra sınırı açsan ne olur, açmasan ne olur yani. Değil mi? İnsanın en çok ihtiyaç duyduğu şey sevgidir, şefkat, ilgi ve alakadır. Buraya gelse adam ekmek yese, yemek yese lokantada ama herkes yüzüne soğuk soğuk baksa, geri gitse, onun için bir anlamı olmaz ki bunun. İstersen açma sınırı hiç farketmez, istersen aç. Sevgi kökenli olması lazım. Mesela Azerbaycan bayrağını açmadık, Azerbaycan’da Türk bayrağını indirdi. Bunlar çok gereksiz şeyler. Azerbaycan zaten bize aitsiniz siz. Yani ne oturup bayrak indirirsiniz? Türk bayrağını indirmek son derece gereksiz bir hareketti. Ama orada yapılan bu hata düzeltilebilir. Yeniden Azerbaycan’la bir araya geldiğimizde, Azeri gençler bir araya gelsin, Ermeni gençleri de bir araya getirelim, Türk gençleri de gelsin, bir kaynaşsınlar. Değil mi? Birlikte o takımda alkışlansın, o takımda alkışlansın. Azerbaycan bayrağı da, Türk bayrağı da hepsi alkışlansın. Böyle olursa bu insanlar rahat edebilirler. Kendini dışlanmış hissederse, kendine soğuk davranıldığını hissederse, bayrağına saygı duyulmadığı izlenimi hissederse, o insan buraya niye gelmek istesin? Sınırları açmanın alemi ne? Arnavutluk’un sınırını biz açıyoruz ama Arnavutları biz çok seviyoruz, canımız ciğerimiz, o yüzden açıyoruz. Arnavutlar buraya gelip de sevgi, saygı görmezse gelmez ki adam. İnsan sevildiği yere gider. Sevgi yoksa, hiçbir şey yoktur. Yani dünyanın anlamı sevgiyledir. Sevme ve sevilme. Bu yoksa zaten öldün demektir sen. Keşke ölsen. Cehennem azabı bu. Çok korkunç bir şeydir sevgiyi kaybetmek. Onun için bizim millet olarak herkese sunacağımız şey önce sevgidir, muhabbettir, dostluktur ve kardeşliktir. Onları bağrımıza basmak mesela Musevilere karşı; şimdi onlar da tedirgin oldular, Museviler. Bugün Amerikan radyosuna açıklama yaptım bugün röportajdaki konuşmada. Sakın dedim yanlış anlamayın, öyle bir şey yok. Biz Musevileri çok seviyoruz, İsrail’i de çok seviyoruz. Herşey yerine oturacak düzelecek. Yanlış anlaşılma var dedim. Gönlünüz çok rahat olsun dedim. Bayağı hoşuna gitti o Hahamın değil mi orada? Sevgiyle insanlar açılırlar.

SUNUCU: Çok teşekkür ederiz. Ufak bir aramızın ardından devam edeceğiz.

Evet tekrar birlikteyiz. Yeniden hatırlatmak isterim ki, web sitesinden, www.harunyahya.tv’den canlı olarak, 106.4’te Mavi Karadeniz radyodan da dinleme imkanınız bulunuyor. Evet. Şimdi.

ADNAN OKTAR: Evet sevimli Eda Hanım. Sen soru sormakta sıkıntı çekiyorsun. En iyisi ben bir şeyler anlatayım. Sen ne dedin demin? Bir şey söyleyeceğim dedin.

OKTAR BABUNA: Bu sineğin uçuşunu seyretmiştik. Allah’ın yaratma sanatını gösteriyor. Kesin olarak Allah’ın yarattığını, çünkü insanlığın bile yeni keşfedebildiği bir şey milyonlarca yıldır, en mükemmel şekliyle ve bir anda ortaya çıkıyor. Bu Allah’ın yaratma sanatı. Bir de bir ayet var sinekle ilgili, okuyayım mı hocam inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” Hac Suresi, 73

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demin anlattığım konu çok hayati. Mesela Azerbaycan’la konuşmalarda böyle soğuk ve ciddi bir üslup kullanılıyor, resmi bir üslup kullanılıyor bazı kişilerce. Böyle olmaz. Bizim Azerbaycan’la birleşmemizin amacı sevgidir, şefkat, kardeşlik, dostluk ve kanı kaynayan bir sevgidir. O olmadıktan sonra Azerbaycan’la birleşmek ya da başka bir ülkeyle birleşmenin bir anlamı kalmaz. Ermenistan’ın da sınırlarını açmasının, onların öyle bir sorunu yok, zaten Ermeniler burada çalışıyorlar, geliyorlar gidiyorlar. Ama bir aranan dostluk anlayışı var, bir derinlik anlayışı var, bunun sağlanması gerekiyor. Bunun için çok köklü müthiş bir ruh inkılabına ihtiyaç var, bir sevgi inkılabına ihtiyaç var muazzam bir coşkuya ihtiyaç var. İşte bunu sağlayacak olan Mehdi’dir. Mehdi ve Hz İsa (a.s.) dır. Yoksa bunlar olmadıktan sonra, Amerika’yla da sınırları açsan, Avrupa’yla da sınırları açsan, insanlar egoist bencil olursa, ki bizim milletimiz egoistliğe ve bencilliğe karşı tavır almış bir millettir, hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Bunun özellikle oturtulması iyice ruhlara nakşedilmesi gerekiyor. Anlat Cihat hocam.

CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam bitki var. Bitkiler genellikle incelenmiş ve bitkilerin saldırıya uğradıklarında yardım çağrısında bulundukları daha önceden biliniyordu. Bu bir örnekle şimdi teyit edilmiş oldu. Bilimadamları ABD’nin Utah eyaletinde yetişen bir tütün bitkisini incelemişler. Bitki bir tür tırtılla, bir güve kelebeğinin tırtılı bu bahsettiğim, belli bir tırtıl, adı belli. Bu tırtıl tarafından saldırıya uğradığında özel bir kimyasal, uçucu organik bir kimyasal yaymaya başlıyor. Bu organik kimyasal madde o tırtılın yumurtalarını yiyecek olan başka bir böceği çağırıyor. Kanatlı başka bir böcek geliyor ve onun yumurtalarını yiyor bakın. Ve tırtılın böylece daha fazla çoğalıp tütün bitkisine zarar vermesi dolaylı olarak engellenmiş oluyor. Şimdi burada dolaylı bir strateji var. Tütün bitkisi saldırıya uğradığında ne yapıyor? Tırtılın bir defa salyasını analiz ediyor. Salyasını analiz ediyor ve hangi hayvan tarafından saldırıya uğradığını buluyor ve onun düşmanı olan diğer böcek türü neyse onu cezbedecek olan özel organik kimyasal maddeyi, uçucu olan kimyasal maddeyi üretiyor ve havaya salıyor. Yani buna baktığınız zaman çok üstün bir strateji var burada, akıl ürünü bir strateji olduğu çok açık ortada. Bu bir savaş stratejisi, bir savunma stratejisi aynı zamanda. İkisini birden barındırıyor. Kimse bunun tesadüfen olduğunu öne süremez değil mi? Ama bakın evrimciler doğada tesadüf vardır diyorlar ve herşeyin tesadüfler sonucu geliştiğini öne sürüyorlar. Böyle derinlemesine incelediğimizde ve böyle mekanizmalara şahit olduğumuzda ortaya çıkan tek bir gerçek var, o da Yaratılış gerçeği. Bütün bunlar tabii ki üstün güç sahibi yüce Yaratıcı Rabbimiz tarafından bitkilere ilham edilen, bitki yoksa nereden bilsin hangi salyayı üreteceğini? O salyayı, tırtılın salyasını nereden nasıl analiz edebilsin? Bir kimya laboratuvarı mı? Onun bilgisine sahip mi? Değil. Tabii ki Allah’ın sonsuz ilmi, sonsuz bilgisiyle bunlar gerçekleşiyor. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez. Bu benim dikkatimi çekmeye başladı son zamanlarda, bu şahıs. Ben bunu komünist falan bir şey zannediyordum. Ama güzel tavrı. Bakın diyor ki, “Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez İslam’ı araştırıyor, Müslümanlarla katıldığı toplantılara Arapça selam vererek başlıyor” Mesela bu çok güzel. “Ayrıca İsa Peygamberin ve Hz Mehdi (a.s.)ın yakında geleceklerini ve dünyaya adalet getireceklerini söylüyor.” Hugo Chavez söylüyor bunu. Yani böyle insan güzel insandır MaşaAllah çok güzel. Tony Blair mesela diyor ki, “Her gün Kuran-ı Kerim okuduğunu söylüyor. 55 yaşındaki politikacı Hz Muhammed (sav) ile ilgili olarak ‘O çok uygar bir liderdi’ dedi ve ayrıca konuşmalarında ‘inanç herşeydir size güç verir’ diyerek Allah’a inanmanın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor.” Mesela Obama da öyle güzel, ABD Devlet Başkanı. “İslam’ın büyük bir inanç ve adalet ve gelişmeden yana olduğunu” söylemiş mesela. Bu çok güzel gelişme. Mısır ziyaretinde Kahire Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında “en büyük Müslüman ülke ABD” ifadesini kullanmış. Mesela Putin de “İslam barış dinidir. Bu konferanslar tüm dünyaya iletilen güzel bir mesaj” demiş mesela. Bu da çok güzel. Bunlar olağanüstü gelişmeler tabii. Yalnız bizdeki yerlilerde de acayip gelişmeler var. Mesela Mine G. Kırıkkanat. Bu biraz çılgın ve sevimli hanım diyelim. Mesela şu sözleri çok yanlış. Mesela diyor ki “Allah büyük” bu sözü almış. “Etkilendikleri bir sözcüğü takıntı haline getirip kafalarını öne arkaya sallayarak biteviye yinelerler” diyor. Yani “Allah” sözcüğünün tekrar edilmesinden rahatsız olmuş, “Allah büyük” denmesinden, çok acayip. Mesela diyor ki “Endonezya ya da Pakistan gibi çok daha büyük nüfuslu Müslüman ülkelerde olmayan sayıda ve oranda da cami var”. Ne güzel. Bu sözleri “biteviye tekrarladıklarını” söylüyor, “Allah” ile başlayan sözleri. Çok güzel, mümin tabii ki öyle olacak. Mine Hanım’a biz kitap göndermiş miydik? Ama o göndersek de okumaz herhalde zannediyorum.

OKTAR BABUNA: Kütüphanelerine koyuyorlar. Amerika’da biz çok ünlü, dünyaca tanınmış evrimcilerin kütüphanesinde görmüştük sizin Yaratılış Atlası’nı.

CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah hidayet versin. Tabii Allah akıllarını açsın. Öyle diyelim inşaAllah, Cenab-ı Allah’a umut ederiz, inşaAllah güzelleşirler.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: O gün biraz ebcedlerden okumuştum. Mesela Kehf Suresi, 84. “Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik.” 2017 tarihini veriyor ayet. "İki denizin birleştiği yere ulaşınca…” Kehf Suresi’nde yine, 1984 tarihini veriyor. Mehdi’nin çıkış vakti. Bakın, "İki denizin birleştiği yer…” ki bu İstanbul’a bakan bir ayet. İstanbul’dan bahsediyor. Mesela, “De ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” Kehf Suresi, 95. Bu da 1987 tarihini veriyor, ebcedi. Mesela Hz. İsa Aleyhisselam için “Hiç şüphesiz o –yani Hz. İsa Aleyhisselam- kıyamet saati için bir alamettir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın. “ 2026 veriyor ebcedi. Mesih’in çıkış tarihi, inşaAllah. Mesela “Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik. “ Bakara Suresi, 253. 2017 tarihini veriyor. Yine Mesih’in göreve başladığı tarih, inşaAllah. “...ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tespih et”. “Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tespih et.” Nas Suresi, 2 ve 3. 2016 veriyor tarihi, ebcedi. “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak.” Yusuf Suresi’ndeki “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak.” 2020 tarihini veriyor.“Onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak.” Bu Nur Suresi 55. ayeti, İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile ilgili bir ayettir. Bu da 2013 tarihini veriyor. İnşaAllah. Dün hangi ayetti, bir ayet okumuştum? Bunu söylemeyeyim dedim şimdi.

OKTAR BABUNA: 84 numaralı, 56 numaralı ayetti.

ADNAN OKTAR: Onu yarın açıklayacağım, İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Furkan Suresi.

ADNAN OKTAR: Evet yarın açıklayacağım, inşaAllah.

SUNUCU: İzleyicilerimizin görüşleri var soruları var, onları sizlerle paylaşmak isterim. Mehmet Selçuk Yeşilyurt İzmit’ten. “Cübbeli’nin bir videosunu izledim, İran’da karışıklıkların artmasını istiyor ve Şiilerin aleyhinde bir üslup kullanıyor. İran Müslüman bir ülke ve orada yaşayan bir çok Müslüman kardeşimiz var. Cübbeli İran, Cübbeli İran’ın bölünmesine ve Müslümanların dağılmasını mı istiyor acaba?” diyerek.

ADNAN OKTAR: Bir soru sormuş.

SUNUCU: Görüşünüzü almak istiyor.

ADNAN OKTAR: Allah İran’da karışıklığı daha da arttırsın diyor. İran’ın da büyük bir bölümü Sünni ve Türk’tür, yani çok büyük bir bölümü Türktür, Hamaney de Türktür. İran ordusunun bir çok üst rütbeli orgenarali de Türktür ve Sünnidir. Karışıklık istemek demek ne demek, orada kan dökülmesini istemek demek, orada insanların acı çekmesini istemek anlamına gelir. Karışıklık bunu getiriyor, onun için ne söylediğini bilmesi lazım günaha giriyor, bu da bir fitnedir, Ortadoğudaki en güçlü Müslüman ülkelerden birisidir. Bir Türkiye var bir de İran var, Türkiye ile İran bir birleşti mi, Türk İslam aleminin artık bileğini bükmek mümkün değil. Ama tabii bu bilek sevgi, şefkat, merhamet ve akıl bileğidir. Yoksa askeri güç anlamında değil, çünkü asrımızda özellikle artık silahlar kalkacak yani Mehdi çağındayız kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak. Acılar, çileler bu yüzyılda bitiyor inşaAllah. Bunun bu şekilde olduğunu önümüzdeki günlerde de muntazam olarak kardeşlerimiz görecekler. Yani her yıl, her ay buna ait olumlu bir gelişme olacaktır inşaAllah. Evet sen yine bana bir soru sor.

SUNUCU: Aslında sorudan ziyade Rıdvan Sertkaya isimli izleyicimiz hissettiği sevinci paylaşmış bizlerle. Türk kökenli başarılı oyuncu, maça çıkmadan önce, Kuranı Kerim’den ayetler okuyarak, ferahladığını ifade etmiş ve bunun verdiği motivasyonel güç ile de zinde, etkili bir ekip çalışması içinde performansını sergilediğini...

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah çok güzel. İsmini vermemiş ama.

SUNUCU: Rıdvan Sertkaya, Giresun.

ADNAN OKTAR: Yani hangi sporcu olduğunu söylemiyor.

SUNUCU: Alman Milli Takımının Türk kökenli, Alman Milli Takımı.

ADNAN OKTAR: Türk kökenli, ama ismini de verse daha iyi olurdu.

OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Mesut.

ADNAN OKTAR: Mesut.

SUNUCU: Bir daha bakalım, Mesut Özdil.

ADNAN OKTAR: Mesut helal olsun, Mesut’a maşaAllah tebrik ediyorum. Çok çok güzel arkadaşlarına da örnek olmuş maşaAllah. İnşaAllah. Başka neler var?

SUNUCU: Başka bakalım evet “geçen hafta olan bir röportajınızda. Ahirette Müslümanların ve kafirlerin sorgulanmasının, nasıl olacağı üzerine detaylı olarak değinmiştiniz. Ahiretteki sorgulama anlatmamızda, tutum ve davranışlarımızda. Acaba ben bunun hesabını Allah’a verebilir miyim, diye düşündüğümüzde bir korku içgüdüsü ile karşı karşıya kalıyoruz. Dolayısıyla kişi bununla karşı karşıya kaldığında, bunu atabilmesi için ne önerirsiniz?”

ADNAN OKTAR: Müslümanın korkması zaten güzel, Allah’tan korkacak ama ya hesap veremezsem, ya şöyle olacak, bu korku bir telaş tedirginlik anlamında bir korku değil teyakkuz ve daha kararlı olma anlamında korkudur. Yoksa bir insan mesela pişman olup hani var ya böyle kafamı taşlara vuruyorum falan, bunlar haramdır ve çok anormal hareketlerdir. İnsan pişman olduğunda daha uyanık ve daha dikkatli olur. O kadar. Sadece tevbe eder ve devam eder. Ama ahirette her türlü nimetten sorulacak insanlar. Yani üzerindeki elbiseden tutun, yediği içtiğinden hatta yazdığı kalemden, evindeki bilgisayardan, buzdolabından, meyvelerin her çeşidinden, yiyeceklerin her çeşidinden. Allah’ın yarattığı bütün detaylardan bir bir sorulacak. Çünkü Allah hepsini çok güzel yaratmış ve hepsi bir şey. Yani bir şey olan herhangi bir cisim, değil mi? Bir olay, Allah’ın; yani sizin anlamanız için söylüyorum, emek vermesiyle oluyor. Allah’ın onu; yine anlaşılması için söylüyorum, özenle yaratmasıyla oluyor. Yani, yoksa Allah’ın emeğe ihtiyacı yok da fakat insanların anlaması için söylüyorum. Mesela bir muz veya bir portakal. Yani bunu bir şahıs beni ilgilendirmez deyip oturup yiyorsa ve kim yarattı demiyorsa bunun hesabını verecektir. Çünkü, muzun harika yapısı mesela açarken, değil mi? Ne kadar kolay açılıyor. Tadı nefis, kokusu çok şahane, şeker oranı, kıvamı muazzam güzel. Bu nihayet bir toprak ve toprakla temas eden bir tahta var yani gövdesi ve bunun sonucunda bu oluyor ve çok büyük bir mucize bu. Allah bir tahtayı ve toprağı vesile edip bunu meydana getiriyor. Beni ilgilendirmez sadece muzu ben yerim, alır kabuğunu atarım dediyse bunun ahirette hesabını verecek şahıs. Mesela portakal da üstü kapalı, değil mi? Onun özel yani beyaz bir de onun koruyucu kısmı vardır, bir dış kısmı vardır. Dış kısmını açarken güzel bir koku insanın eline yapışır, değil mi? Mis gibi güzel kokar. Dilim dilimdir, ayrı ayrı özel yenmesi için yapılmıştır. C vitamini; söylerken bile ağzım sulandı, umarım siz de öyle şey hissediyorsunuzdur. Onların her diliminin insanlar hesabını verecekler. Yani anlamazlıktan gelmek... Mesela gözlerinin hesabını verecek. Yani Cenab-ı Allah soracak; “Gözün nasıl gördüğünü düşünüyordun?” diyecek. “Ben gözümle görüyordum” diyecek. Diyemez öyle. Diyecek; Ya Rabbi, ışık ışınları geldi gözüme, değil mi, orada içerideki iris kısmına geldi. Bana diyecek, biyoloji derslerinde de öğrettiler. Lisede, ortaokulda, her yerde, üniversite imtihanlarında öğrendim, üniversite imtihanlarına çalışırken öğrendim. Oradaki, değil mi? İrise mi geliyor?

OKTAR BABUNA: Evet, göz bebeğinden geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet irise geliyor. Oradaki görüntü beyne gidiyor elektrik akımı olarak ve beyinde onu bir gören var. “Kim gören, gören kimdi?” dese Cenab-ı Allah, “bilmiyorum ama birisi görüyordu” diyemez. Bunu açıklayacak. “Yani tam renkte nasıl görmüştün, bir anlat” dediğinde Cenab-ı Allah, onu da açıklayacak. Tabii bir anlat demez de ben insanların anlaması için diyorum. Cenab-ı Allah’ın üslubu ayrıdır. Tam renkli görmesi, “dışarının simsiyah karanlık olduğunu biliyordun. Ama tam renkli bir görüntü görüyor muydun sen?” diyecek Cenab-ı Allah. “Evet görüyordum.” “Nasıl oluyordu bu sence?” diyecek. Buna açıklık getiremeyecek. “Dışarıda ışık var mıydı?” diyecek. “Dış alemde ışık yoktu, karanlıktı.”diyecek. Ben bunu bilimsel olarak biliyorum. “Peki ışığı kim yaratıyordu?” diyecek Cenab-ı Allah. Eğer cevap veremezse yine zalim olduğunu kabul etmiş olacak. Mesela “dışarıda ses dalgaları vardı” diyecek, “duyuyordum” tabii. “Dışarıda ses var mıydı?” “Yoktu Ya Rabbi.” diyecek. “Peki ses nerede meydana geliyordu?” “beynimin içinde meydana geliyordu.” diyecek. Mesela “sen çeşmeye gittiğinde çeşmede anında orada su oluşuyor muydu?” “Oluşuyordu.” “Su nereden geliyordu?” diyecek, soracak Cenab-ı Allah. Barajdan geliyor diyemez. “Ya Rabbi sen yaratıyordun,” diyecek. O anda yaratılır su. Çeşmede o anda yaratılır. Baraj sebep olarak yaratılır. Yani Allah’ın baraja ihtiyacı yoktur. Yani bu sorgulama milyonlarca hususa ait olacak. Bir tane, iki tane değil. Hepsine teker teker cevap verecek. Mesela çileğin kokusuna, biçimine, görüntüsüne, her seferdeki yiyişine ayrı ayrı cevap verecek. Çünkü her yediğinde bunu görüyor ve buna rağmen duyarsız. Mesela 1985’in Şubat’ın 17’si, mesela öğlen vakti yemekte sen çilek yedin diyecek Cenab-ı Allah. Çünkü diyor; “bu nasıl bir şey ki...” diyor “en ince detaylarına kadar sayıp, dökmüş.” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, ayet var. Yani nasıl unutmamış diyor, her şeyi bu sayıp dökmüş, diyor ahiretteki sorgulanan insan. Bir de Cenab-ı Allah bakın diyor ki; “nimetten sorguya çekileceksiniz.” Nimet ne demek biliyor musunuz? Dünyadaki her şey demektir. Yani milyonlarca, milyarlarca olay demektir. Mesela Cenab-ı Allah dese ki: “dünyadaki her kelimeden sorguya çekileceksiniz.” Dünyadaki bütün kelimelerin tamamıdır. Nimetten sorguya çekileceksiniz dendiğinde, dünyadaki bütün nimetlerin tamamı akla gelir. Hepsi. Mesela, tırnağıyla ilgili bilgi verecek. Parmak mafsalları ile ilgili bilgi verecek. Yani bu nasıl oluyor diye soracak Allah ona. Mesela kalbin nasıl çalışıyordu. Sen gece yatıyordun sabaha kadar kalbin çalışıyor yattığın yerde değil mi? Ve yattığın yerde, uyku da nefes alıp veriyorsun. Yani haberin bile yok. Sana bu nefesi kim alıp verdirdi diyecek Allah. Senin kalbini sürekli sen uyuduğun halde ve ayakta yürürken sürekli kim çalıştırdı diyecek, soracak. Bunların hepsine cevap vermek durumunda şahıs. Bunların hiçbirine cevap veremeyen bir insan, yani küfür içinde olan bir insan, ben diyor nefsime zulmettim diyor. Ve hak ettim ben diyor, sorgulamada. Mümine olan sorgulamada da mümin Ya Rabbi diyor her seferinde sana hamd ettim diyor. Mesela üzümü yerken diyor, senin üzümü ne kadar güzel yarattığını düşündüm diyor. Düşünmek de bir ibadettir. Her mümin üzümü yerken düşünür. Hemen aklına gelir. Tadını aldığında hemen Allah’ı düşünür. Mesela kızarmış bir et, ki cennette de vardır et. Onun kokusunu tadını duyduğunda hemen Allah’ı düşünür Müslüman. Mesela güzel bir insana baktığımızda, güzel bir çocuğa, güzel bir helale mesela eşimize baktığımızda onun gözündeki derin anlam, Allah’ın yaratışının müthiş bir sanatıdır. Mesela, insan bakabilir ama gözdeki anlamın bir açıklaması yok. O çok büyük bir mucizedir. Yani en derin etkiyi gözdeki anlam meydana getirir. Mesela diyor ki: “gözleri ne kadar güzel” diyor. Bön bön, cini cini bakıyor adam. Böyle güzel bakma diye bir şey olmaz. Yani ne kadar güzel gözlerin var diyor. Eşeğin de gözü güzeldir. Ama bir anlam, sadece güzeldir. Anlam ifade etmesi için derinliği olması lazım. Mesela derinlik apayrı bir şeydir. Çok büyük bir mucizedir.

SUNUCU: Ruhunun yansıması lazım gözlerde.

ADNAN OKTAR: Tabi, insanın açıklayamadığı en büyük olaylardan bir tanesidir. Allah’ın sırlarından bir tanesidir. Yani gözün etkileme gücü. Mesela çok şaşırtıcı, muazzam bir gücü vardır gözün. Yani karşıdaki insanın aklıyla orantılı olarak bu gelişir. Yani akıl, sevgi gücü, teslimiyeti, saygısı, değer vermesi ve birçok özeliği. Yani orantılı, yani iki tarafta da eşit olarak bu varsa gözün etkileme gücü dünyadaki en yüksek güçtür. Yani olabilecek en yüksek zevk de gözden alınır. En şiddetli zevk, helali olursa. Yani olabilecek en yüksek şiddettedir. Bu sadece Müslümanlara has bir özelliktir. Filmlerde falan böyle hani bir bakma numaraları yapıyorlar böyle. O ona karşı bir özlemden yapılıyor. Yani onu hiçbir zaman için yaşamıyor o insanlar. Yani onun zevkini hiçbir zaman için tadamaz. Çünkü ne güveniyor, ne saygı duyuyor, ne değer veriyor. Bir kere egoist ve bencil olmaması lazım bunun için. Allah’a tam teslim olması lazım. Ona bakan gözlerin Allah’ın yarattığı bir göz olduğunu bilmesi lazım. Kendi gözünün Allah’ın yarattığı bir göz olduğunu bilmesi lazım. Ve onu, oradaki etkiyi görecek bir akla sahip olması lazım. Yani çünkü seven bir göz hemen karşıda hissedilir. Yani o karşı taraf onu aldığını hemen hissettirir, eğer akıllıysa. Bunun taklidini yapansa hemen o da anlaşılır. Mesela bu da bir mucizedir. Bunun da hesabını verecekler. Bu, mümin bunu hamd ederek verecek. Öbürleri de onun için bela olacak. Çünkü hiçbir zaman sevgiyi tadamadığı için onun acısını anlatacak. Çünkü hiç kimseden, hiç bir sevdiğinden bu hazzı alamayacaktır. Mesela evlendiğinde eşinden bu hazzı alamayacaktır. Eğer mesela o çocuğundaki o derin güzelliği, derin Allah’ın tecellisini, o nuru göremeyecektir. Ki nurun ayrı bir zevki vardır. Mesela insan nurunun, insana özel bir etkisi vardır. Mesela insan temizliğinin. Mesela bu açıklanacak bir şey değildir. Yani ense, sırttan bile anlaşılır mesela kaliteli, efendi bir insan. Yani yüzünden değil ensesinden bile onun değerli bir insan olduğunu anlayabilirsiniz. Yani kaliteli bir insan olduğu anlaşılır. Mesela haysiyetsiz, adi bir insan da yüzünden hemen anlaşılır. Yüzündeki kirden. Yani bir nursuzluk ve kir vardır. Hemen anlaşılır. Veyahut mesela sesi, ses de bir nimettir. Bunun da hesabını verecek insanlar. Ses normalde çok etkileyicidir. Çok çok etkiler. Ama güven duyuyorsa, saygısı varsa, değer veriyorsa onu bir Allah’ın tecellisi olarak görüyorsa, o zaman Allah’ın yarattığı sesten çok etkilenir. Yoksa tırmalar onun sesi çok rahatsız olur. Onun için normalde mesela evleniyorlar ben görüyorum. Son derece güzel, mesela kız da çok güzel, çocuk da çok güzel oluyor. Ama birbirlerinden nefret ediyorlar. Daha ilk ayda hemen ayrılmak istiyorlar. Çünkü birbirlerinde Allah’ın tecellisini göremiyorlar. Yani görmüyor yani o gözle bakmıyor. Allah’ın tecellisi olarak bakmıyor. O zaman o heyecanı Allah onda yaratmaz. Yani bunun yaratılması, mucize olarak yaratılır. Onlar romanlarda orada burada filmlerde okuyorlar bu zaten olur zannediyorlar. Bir bakarsın etkilenirsin. Bir konuşursun etkilenirsin. Konuşur; o yapmacıklıktan ayrı bir öfke duyar. Mesela sevgi; sahtekarca samimiyetsiz yapılan sevgi sözcükleri çok kızdırıcıdır. Yani gerçekten candan sevilerek yapılan bir konuşma ayrıdır, sevgi sözcüğü ayrıdır. Onda kusursuz bir düzgünlük vardır. Ama sahtekarca gönül almak için sırf yani riyakarca ve karşı tarafı ikna etmek için yapılan oyunlar da hemen sezilir. Yani insan çok hassas bir varlıktır hemen anlar. Yani kadın da çok çabuk anlar bunu erkek de çok çabuk anlar. Sadece gerçek samimi Müslümanlar bu zevki tadabiliyorlar. Mesela nurun zevkini sadece Müslümanlar tadarlar. Mesela nurlu bir insanın yüzünün zevkini onlar tadarlar. Küfür bilmez bunu. Onlar için düz yüz vardır o kadar. Yani herkes birbirinin aynıdır. Mesela evlenirken de diyor. Evi var mı? Arabası var mı? İşte bir vücut noksanlığı yoksa azasında noksanlığı yoksa bitmiş oluyor o kadar. Yani birçok aile bunu soruyor. Çocuk ne iş yapar diyor. İşte şu işi. Babası anası ne iş yapar? Adli falan ciddi bir şeyi de yoksa konu bitiyor bu kadar basit yani. Bir bakıyorlar boyuna posuna tamam diyor yani konu bitmiştir diyor. Bir ay sonra iki ay sonra sille tokat birbirlerine giriyorlar. Bir arbede çıkıyor ve konu bitiyor. Çünkü egoistlik, bencillik devreye girdiği için ve uyanıklık devreye girdiği için, çıkarcılık devreye girdiği için hemen nefret meydana gelir. Sevgide bir kere bencillik ve egoistlik olmaması lazım. Mesela uyanıklık çok aşağılayıcı bir şeydir. Bir insanın uyanık olması. Yani kurnaz olmak, çok aşağılayıcıdır kurnaz olmak. Zeki, akıllı olmak güzeldir. Ama kurnaz olmak çok haysiyetsiz bir harekettir. Yani kendinin kurnaz olduğunu söylemek de çok aşağılayıcıdır. Müslüman mazlumdur yani temiz insandır ve çok temiz düşünür. Akılcı düşünür ve samimi hareket eder, candandır. Yani böyle karşı tarafı tartan, tuzak kurabilen. Onu söz veyahut çeşitli kelime oyunlarıyla onu tongaya düşüren, karşısındakini açmaza düşürmeye çalışan insan, bunu çok basit insanlar yapar bunu. Yani soylu bir insan buna tenezzül etmez. Her rencide ettiği insanın da insan hesabını verecektir ahirette. Çünkü sürekli vicdan devrede. Ben mesela seninle konuşuyorum. İstesem gizlice rencide edecek bir söz kullanabilirim. Ama samimi ve çok candan yaklaştığımda, vicdanla olaya baktığım için bunu asla yapmam. Ve her dakika her saniye insan vicdanını kullanır. Yani vicdan zaman zaman kullanılmaz. Mesela ben vicdanlı insanım diyor ama haftada, on beş günde bir kullanılmaz. Vicdan sabah kalktıktan itibaren başlar. Mesela ilk sabah kalktığında mesela Allah hayırlı günler nasip etsin dersin. Bu vicdanın bir gereğidir. O karşı taraftaki insanı rahatlatmak değil mi? Mesela ona bir çay hazırlar getirirsin. Vicdanen. Mesela üşüyorsa üşümesini engellersin. Bir ihtiyacı varsa onu giderirsin. Çünkü; senin üşümen nasıl can yakıcı ve rahatsız edicisiyse, karşındaki kişinin de üşümesi can yakıcı ve rahatsız edicidir. Önce insan karşısındakini düşünmesi gerekir vicdanen. Ve bunların her biri ayrı bir sevap ve Allah’ın rızasını kazandıran olaydır. Mesela biri geçerken hafif bir yol verip onun geçmesini sağlamak. Egoistlik yapmamak.

SUNUCU: Selam vermek.

ADNAN OKTAR: Selam vermek tabi mesela ben otobüse binenler görüyorum mesela. Bomboş otobüs koşarak delirir gibi koşuyor yaşlı amcalar falan da var. Bırak bütün millet, insanlar binsinler. Sen illaki rahatça bir yer bulacaksın sonunda da. Yani o kapı ağzına birikmeler, yığılmalar. Olay çıkartmanın gereği yok değil mi? Aklı başında bir Müslüman öyle bir şeye tenezzül etmez. Bakın, orada biraz beklemesi, yani insanlara rahatça otobüse binmesini sağlaması da bir ibadettir. İbadet günün her saatinde muntazam devam eder, mesela bir insanı korkularından kurtarmak, ona güven aşılamak, onun içine huzur vermek, onun ihtiyacını hissedip ona göre o ihtiyacını karşılamak, gün içerisinde binlerce vicdan uygulaması vardır ve mümin hepsinden ayrı ayrı sevap kazanır. Yani önü sonu gelmez bunun, insanlar böyle ara ara ibadet olur zannediyorlar halbuki gün içi uyanık olduğumuz her an bizim ibadetle geçer. Yani sabah kalkmamızla itibaren mesela sabunu bile aldık mesela yıkadık temiz olarak bırakmak sabunu değil mi köpüklü möpüklü bırakmamak. Karşımızdaki sevdiklerimize de diğer kullanacak kişilere karşı bir saygıdır. Yani ona karşı bir sevgi alameti olmuş olur, değil mi? Orayı tertemiz bırakmak değil mi? Rahat kullanmasını sağlamak, hatta öncelik sağlamak bunların hepsi tek tek ibadettir. İşte insanlar bunların tamamının hesabını verecek yani aksini yapan da, egoistlik yapan, uyanıklık yapan, bencillik yapan da hesabını verecek. Dürüstlük ve samimiyet yapan da hesabını verecek ama bu hesap verme nasıl; her verdiği hesapta içi açılacak müminin. Ya Rabbi diyecek ben çile çekerken seni andım, yatarken seni andım, kalktığımda sevdiklerime bir rahatlık hazırladım kolaylık hazırladım, seni anarak bunu yaptım diyecek ve hepsinden sevap alacak ama bunlar da milyonlarca olacak yani Müslüman bunları anlatacak yani ömrü boyunca olan her olayı, her anını tek tek anlatacak. Bu ne demektir bir insanın ömrü mesela 80 yılsa bunun en az 5 misli zaman demektir, hatta 10 misli zaman demektir yani en az 800 sene demektir bu. Ama ilk sorgusu yapılanla son sorgu yapılan fark edemeyecek, yani bu hadiste belirtilmiştir. Yani bütün ümmetin sorgusu yapılıyor. Bir Müslüman da en son sorgusu yapılıyor; ona sorulduğunda senin sorgun ne zaman yapıldı sence deniyor; ilk benimki yapıldı zannediyorum diyor, yani ilk sorgu yapıldı zannediyor yani o kadar kısa o kadar çabuk oluyor; zaman ve mekan izafi olduğu için zamanın izafiliğini Allah müminlere nimet olarak, küfrün de aleyhine eziyet olarak kullanacak Allah, azap olarak kullanacak. Yani onlarda da zaman iyice yayılıyor mesela her konuda tek tek terleyip ızdırap çekecek, her konuyu uzun uzun anlattıracak Cenab-ı Allah. Yani her yaptığının ne kadar kötü olduğunu, çirkin olduğunu iyice aklı alacak, hatta sonunda kendisi diyor; “ben gerçekten” diyor “zalimmişim” diyor, “gerçekten zalimim gerçekten hak ettim ben” diyor. Samimi kanaati olarak söylüyor yani bütün bu detayları çünkü o kadar çok delil oluşuyor ki kat kat hak ettim ben diyor. Mümin de cennette güzel ahlaklı olduğundan emin olduğu için, yani içi rahatlıyor, bütün Müslümanlara Allah onu ispat ediyor güzel ahlakını çünkü Müslümanın sorgulamasını herkes görecek. Yani küfrün sorgulanmasını da herkes görüyor müminin sorgulanmasını da herkes görecek. Müminin sorgulanmasını gören müminler onu cennette çok fazla sevecek o ahlakını gördüğü için. Sana eziyet ettiklerinde ne yaptın diyecek Cenab-ı Allah; affettim Ya Rabbi diyecek. Acı çektiğinde ne yaptın; hamd ettim Ya Rabbi diyecek. Zora girdiğinde ne yaptın; Ya Rabbi sana tevekkül ettim diyecek. Sürekli bu şekilde Allah da ona doğru söyledin diyecek. Çünkü Allah şahit olduğu için yani Kuran’da hep geçer o; “Allah şahittir” der, Allah’ın şahitliği, Allah’ın tasdik etmesi. Allah doğru söyledin diyor, her seferinde. “Cemal” sıfatıyla tecelli edecektir ahirette Allah, Cemal sıfatıyla en büyük zevktir Allah’ın tecelli etmesi. Güzel insan suretiyle tecelli edecektir İnşaAllah, Allah. Fakat tabi insanın takatinin aklının alacağı gibi bir şey değil yani müthiş bir güzellik olarak, çok şiddetli bir güzellik olarak tecelli edecek, insanlar tarif edemeyecek ama çok şiddetli zevk alacaklar. “Allah’tan bir selam” diyor inşaAllah, Cenab-ı Allah’tan yani kullara Cenab-ı Allah öyle hitap edecek inşaAllah. Tecelli olarak ama. Zatını Allah’ın ancak kendisi biliyor yani hiçbir şekilde Allah’ın zatını insanlar bilemeyecek yani sonsuza kadar bilinemez. Çünkü haşa Allah’ı bilmek için ancak Allah olmak lazım, hiç kimse de Allah olamayacağı için asla bilinemeyecektir yani sonsuza kadar bilinemeyecektir ama her nimetin detaylı olarak açıklamasını müminler yapacaklar inşaAllah ahirette.

OKTAR BABUNA: Elhamdülillah.

SUNUCU: İnsanın özü iyi ve iyi yapma eğiliminde olduğu an iyiliği de karşılık görecektir.

ADNAN OKTAR: Ama iyi olmak için çok akıl ve irade kullanmak lazım. İnsanlar egoistliğe, bencilliğe, çıkarcılığa ve uyanıklığa çok yatkındır. Allah ayette diyor; “zaluma ve cehula”, zalim ve cahildir insan. Cahilliğe de yatkındır; bir anda sevdiğini satabilir. Yani oyun oynayabilir. İradesini ve aklını çok iyi kullanması lazım, sürekli kendi nefsinin aleyhinde, Allah’ın lehinde hareket edilmesi lazım, o konuda en ufak bir hata yapılmaması lazım, Müslüman orada asla bir boşluk bırakmaz. Bu sefer egoist oldum diyemez Müslüman. Çünkü egoist olduğunda hemen kirlenir, hemen kararır ve ondan hiçbir istifadesi olmaz. Mesela egoistlikle elde edilen bir yiyecek ona zehir etkisi yapar; sağlığını bozar onun, belaya dönüşür. Mesela egoistlikle elde edilen bir uyku cehenneme dönüşür, kâbus görür, hiçbir faydası olmaz ona. Kalktığında yorgun ve bitkin kalkar. Ama mesela yiyecek var ama çok kaliteli bir yiyecek var, Allah için vicdanı el vermeyip gidip o yiyeceği dağıtırsa o Müslüman daha sağlıklı olur; o yiyeceği yemiş olmaktan çok çok daha sağlıklı olur. Ama bencillik eder de o yiyeceği yerse o yiyecek ona zehre dönüşür. Çok zararlı bir maddeye dönüşür vücudunda. Allah’ın böyle bir kanunu vardır; insanların bilmediği bir kanun. Mesela ben bazen şu yabancı televizyonları falan seyrediyorum, bu manken kızları göstertiyor, çocukları, onları hazırlıyorlar. Sürekli suratlarına birşeyler sürüyorlar yani mesela körpecik o çocuklar, 17, 18 yaşında, 16 yaşında… Saçlarını böyle çeke çeke taramalar, o kızgın şeylerle… Nedir?

OKTAR BABUNA: Maşa…

ADNAN OKTAR: Maşa mıdır her neyse… Sanki bir çelik yani çeliğe bile insan kıyamaz o kadar. Gözlerine, alnına, yüzüne sürüyor o pudralar ondan alıp ona sürüyor. Çocukların hepsine bakın, yakın çekim gösteriyor hemen hemen hepsinin cildi bozuk. Gene iyi dayanıyorlar. Mesela kalemlerle… Bir çekim için bu, sadece bir çekim için yaptıkları… 3 saat çocuklara eziyet ediyorlar, 3 saat de çekim sürüyor, ondan sonra da alın size para. Sen onun sağlığını aldıktan sonra, onun huzurunu aldıktan sonra, canını yaktıktan sonra ne kıymeti var? Yani ne için böyle bir şey? Yazık değil mi bu çocuklara? Çünkü kısa sürede ciltleri acayip bozuluyor, çok deforme oluyor ben gördüm öyle tipler hakikaten hastaneden çıkmış gibi suratları gececik çocukların. Hâlbuki gayet sağlıklı ve sıhhatli olması lazım normalde çok zinde olmaları lazım… Ne de beslenmelerine dikkat ediyorlar… Mesela bazen onların yattıkları kalktıkları yerleri gösteriyor böyle üst üste balık istifi gibi… Ama bu sırf o âlemdeki olay yani bu. Ben bunu binlerce yerde görüyorum. Mesela iş yerlerinde o kız çocukları akşama kadar ayakta. Benim iş yerim olsa vicdanım parçalanır yani. Ayakta bir kız çocuğunu saatlerce tutmak ne demek? 8 saat ayakta duruyorlar. Bir saat bile ayakta durmak çok zor bir şeydir. 8 saat ayakta durulur mu? Sonu yok bir de ayrıca 20 yıl, 25 yıl sonra da emekli oluyor. Ondan sonra o insan ne olur? Küçücük mesela 3-5 metrekarelik bir dükkan onun 1,5-2 metrekarelik yerinde ömür boyunca ayakta durmak, bir tabak yemek için. Onun için iş yerlerinin de heryerin de inşaAllah Allah sevgisiyle, Allah coşkusuyla dolacağı günler gelecek inşaAllah. Orada o zaman insanlar heryerde mutlu olacaklar. Mesela ben görüyorum; işyerleri adeta bir beton mezarlık gibi. Beton evler, heryer işyeri dolmuş, akşama kadar sürekli çalışıyor insanlar, önüne eğilmiş. Sevgi görmüyorlar, şefkat görmüyorlar, merhamet görmüyorlar dostluk görmüyorlar, birçok yerde bu böyle. Araba kuyruğuna giriyor, otobüs kuyruğuna giriyor, iş yerine geliyor sabahleyin, iş yerinde akşama kadar çalışıyor beton kulübenin içerisinde. Akşam gene kuyruğa giriyor, gene arabaya binip, gene aynı eve gidiyor, çorba-yemek bir şeyler yiyor, vurup kafasını yatıyor. Gene kalkıyor… Bu olay binlerce kere tekrarlıyor, aynı olay ve sonunda emekli oluyor, sonunda da ölüyor. Böyle hayat olur mu? Bu çok korkunç bir şey, bu kabus yani bu; cehennemde de zaten dar odalar var, cehennemi dünyaya getirmişsin gibi bir şey. Cehennemi ortadan kaldıran şey dünyada Allah sevgisidir. Yoksa dünya cehenneme döner. Dünyada Cennet özellikleri de vardır Cehennem özellikleri de vardır; yarı yarıyadır dünyada. Cehennem yüzde 50 özellik gösterir, yüzde 50 de Cennet özellik gösterir. O yüzde ellilik kısmın temizlenmesi için Allah sevgisi gerekir. Allah’a karşı coşkulu iman. Gurur ve enaniyet olmaması lazım, kendini beğenmişlik olmaması lazım, şefkat, merhamet olması lazım. Saygı ve değer verme. Değer verme mesela çok zevkli birşeydir. Ama değer vermek için de değer verilecek bir insan olması lazım; şimdi değer verilmeyecek bir insana nasıl değer vereceksin yani beynin inanmaz. Haydi değer vereyim demekle olmuyor ki. Saygı duymak istersin ama nasıl saygı duyacaksın saygı duyulacak bir yönü yoksa. Önce saygı duyulacak yönü olması lazım, değer verilecek yönü olması lazım; insanın da ona doğal olarak değer verip saygı duyması gerekir. Ve bu müthiş bir zevktir, müminlere has bir zevktir, çok şiddetli bir zevktir. Mesela kurnaz bir insana değer veremezsin, uyanık bir insana değer veremezsin.

SUNUCU: Farkında değildir.

ADNAN OKTAR: Tabii… Yani uyanık zaten sürekli kendi çıkarları için uğraşan organizma gibi oluyor. Mesela kurnaz da öyle aç tilki gibi sürekli çıkarları için çırpınan bir mahluk konumunda oluyor. Yani ona sen nasıl saygı duyacaksın? Nasıl değer vereceksin? Beynin inanmaz. İnanmak istesen de beynin inanmayınca zaten gücün yetmez. Önce insanın beyninin samimi inanması gerekiyor, ruhunun.

SUNUCU: Kendisine saygı göstermesi gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, yani ona güç yetiremezsin. Karşıda gerçekten egoist olmayan, bencil olmayan, uyanık olmayan, sahtekâr olmadığını samimi hissettiren, dürüst, tertemiz bir insan olması lazım. Cennetten biz o yüzden zevk alacağız. Yoksa Cennetin binalarından dolayı, taşlarından dolayı değil. Allah’ın tecellisi olduğu için, Allah’ın aşıkları orayı doldurduğu için Cennetten zevk alınır. Allah aşığının mesela bütün kaşlarında pırlantalar olacaktır Cennet kadınlarının. Ama o pırlanta hiç bir şey ifade etmez eğer aşk olmazsa, Allah’ın tecellisi olarak sen onu görmezsen. Yani doğal olarak müthiş bir güzellikleri olacaktır. Doğal makyajlıdır kadınlar ahirette. Ama Allah aşkı olmazsa istediği kadar makyajlı olsun, et yığını olarak görürsün; hiçbir anlamı olmaz. Herşey Allah aşkıyla çok güzeldir. Bir hayvan da; mesela karaca geliyor, karaca yavrusu Allah aşkıyla çok güzel. Yoksa darwinist bakışaçısıyla bu maymundan türemiş bir mahluktur desen, yok olup gidecek desen bu olmaz. Cübbeli geçenlerde çocuklar, küçük çocuklar, yeni doğan çocuklar yok olacaklar, toprak olacaklar dedi. Bir kere Allah’ın yarattığı hiçbir şey yok olmaz. Mümkün değil; Allah’ın hafızasında sonsuza kadar kalır. O şekilde yok olması zaten mümkün değildir, Allah’ın bildiği bir şey yok olmaz. Küçük çocuklar da cennette vildan oluyorlar, vildan olarak yaratılıyorlar. Onu yanlış biliyor. Fakat tabii ruhu hiç yoksa bir varlığın; mesela bir hayvan varsa ruhu yok onların tabii. Ama hayvanın bilgisi, görüntüsü ve cismi kalır. Mesela bir insan sevdiği bir kedisi varsa Cennette onu yeniden görür, yeniden canlanır o. Mesela sevdiği bir köpeği vardır yeniden canlanır o aynısıyla; yok olmaz o. Allah’a bir kere var olan bir şey bir daha yok olmaz. Mümkün değildir o. Mesela biz şimdi burada konuştuk, bu konuşma sonsuza kadar yok olmaz bir daha. Mümkün değil. Haşa Allah’ın yok olması lazım bu görüntünün yok olması için. Hiçbir şekilde yok olmaz. Mümkün değil. Bu Allah’ın kanunudur. Onun için mesela akıl hastaları toprak olacak diyor. Olur mu? Onlar da hesap verecek. Mesela akıl hastasına zulmedenler var; onun hesabını görmesi için o kişinin ortada olması gerekir. Değil mi? Orada olacak ki onun hesabını versin. Dolayısıyla onlar da Allah’ın sürekli hıfzındadır, bilgisindedir, kaybolmazlar; o anlamda yok olmaz. Cübbeli’nin yaptığı yanlışlıkları zaman zaman böyle düzeltmem gerekiyor ama tabii bunlar bir derece de öbür şeyler çok galiz, yani izahları.

Bu nedir? Yarın ki gazeteler mi bunlar? Vakit gazetesi, efendim bu ne? Bu da Milli Gazete’ye benziyor; evet Milli Gazete. Nedir? Evet, şu ilan var yarın çıkacak… “Sayın Başbakanımızın ve Adalet Bakanımızın dikkatine” diyor. Bozmayı gerektiren, bizim davamızla ilgili meselelerin açıklaması var. Yalnız tabii bunlar kaynak verilerek… Nereden kaynak veriliyor? Genellikle daha önce mahkemelerde alınmış kararlar, içtihatlar. İçtihatlardan istifade edilerek hazırlanmış. Tabii bizim davamızda ilginç durumlar var, bunları günlerden beri gazetede arkadaşlarımız ilan olarak veriyor. Bu “bekletici mesele” yapılması konusu var. Daha önce anlatmıştık biliniyor. Halkımız bildiği için şimdi ben yeniden anlatmak istemiyorum. Ama böyle 60’a yakın konu var. Yarınki Vakit Gazetesi’ni alanlar yahut Milli Gazete’yi alan kardeşlerimiz bu konuları oradan okuyup görebilirler. Bu nedir? Bu da Yeni Şafak; Yeni Şafak’ı da göstereyim. Bu da tamamen hukuk tekniğine göre açıklanmış, kaynak verilerek açıklanmış bozma nedenlerinin detaylı açıklaması. Böyle yaklaşık 60’a yakın bozma nedeni var.

OKTAR BABUNA: Evet, İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet Oktar Hocam, sen birşeyler anlatmak istiyorsun gibi geldi bana.

OKTAR BABUNA: Estağfirullah, inşaAllah Hocam. Çok kısa, insanın acizliğini de gösteren inşaAllah. Allah, (şeytandan Allah’a sığınırım) “insan zayıf yaratılmıştır” diyor. Beynimizde küçücük bir yer var, böyle noktasal büyüklükte. Oraya giden damar tıkandığı zaman ne oluyor biliyor musunuz? Hafızada eksiklik oluyor, yüz hafızası kayboluyor. Sadece yüz gördüğü zaman o kişi tanıyamıyor o yüzü. Hatta en ağır durumunda aynaya baktığı zaman kendi yüzünü dahi tanıyamıyor. Allah, hafızayı yaratan Allah tabii… Allah dilediği zaman geri de alabilir tabii bunu. Onun için çok şükretmek gerekiyor. Kendi yüzüne aynada bakıyor, hiçbir şey ifade etmiyor onun için kendi yüzü. Kendisi olduğunu bilmiyor.

ADNAN OKTAR: Çok dehşetli bir durum, çok büyük mucize; kendini tanıyamaması çok acayip. Evet, kaç dakikamız var? Bir dakikamız var. O zaman tek bir ayet okuyayım inşaAllah. (Şeytandan Allah’a sığınırım) “İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler. Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiç bir haksızlığa uğratılmazlar.” (Müminun Suresi, 61-62) Müslümanların nasıl bir Rahmani adaletle karşılaşacağını Cenab-ı Allah belirtiyor ayette.

OKTAR BABUNA: Elhamdülillah. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, bugünkü sohbetimiz de burada bitiyor inşaAllah.

SUNUCU: Kendi adıma çok teşekkür etmek isterim. Muazzam keyifti benim için. Umarım ekran karşısındaki izleyicilerimiz de aynı keyfi almışlardır, hissetmişlerdir. Aynı heyecanla virgül koyarak gelecek programımızda devam etmek dileğiyle diyoruz.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

Bu eser 955 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (17 Ekim 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın KBYR Radyo (Alaska) Röportajı (19 Ekim 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Mac's World Live Röportajı (20 Ekim 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (18 Ekim 2009) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1184 download
Dinler Terörü Lanetler - 1101 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.