Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Kanal 35'deki Canlı Röportajı (4 Ekim 2009)
Ekim 2009
OKTAR BABUNA: İyi günler sayın seyirciler, bugün 4 Ekim Pazar, sunucumuz ilerleyen dakikalarda yayınımıza katılacak, Bir Adnan Oktar ile Başbaşa programına daha hoş geldiniz, İnşaAllah size izninizle canlı yayın yapan program televizyon kanallarını saymak istiyorum, Kral Karadeniz, Kanal 35 İzmir olmak üzere ayrıca uydudan yayın yapan Çağdaş Tv Karaman, Kanal 56 Siirt, Can Tv Erzincan, Destan Tv Kütahya, ORT Ordu, Konya Tv, Safa Tv Tokat, Amasya Tv, Süper Tv Tokat, Elbistan Tv K.maraş, MRT Osmaniye, Süper Tv İnegöl, CRT Adana, Tavşanlı Tv, Kapodokya Tv, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Haber 262 İzmit, Karahisar Tv Sadettin Bey, Yenice Tv Bursa, Kanal 47 Mardin, Canık Tv Ordu, Iğdır Tv, NRT Gaziantep, Kanal 55 Samsun, BRT Hatay, Gece Tv Tokat, KTV Konya, Kanal Malatya, Can Tv Diyarbakır, Trabzon Tv, Genç Tv Karaman, ORT Osmaniye, AHİ Kırşehir, Öz Ege Tv Uşak, Mega Tv Gaziantep, Kanal 23 Elazığ, Elazığ Beypazarı Ankara televizyon kanallarından yayınımızı canlı olarak izleyebilirsiniz. Ayrıca Haberhilal.com internet sitesi ve harunyahya.tv internet adreslerinden de yayınımızı canlı olarak da izleyebilirsiniz. Sayın Adnan Oktar hoş geldiniz yayınımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Oktarım bu ne heyecan böyle, sunucu olmak herhalde değişik bir his anladığım kadarıyla, evet Anadolu’dan bizi seyreden canım kardeşlerime hepsine selam ediyorum, bu saydığın kanallar MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim de elimde okuduğun kanallar maşaAllah, Anadolu’nun aşağı yukarı her yeri hepsine hürmetler, güzellikler bereketler ihsan etmesini Cenab-ı Allah’tan diliyoruz, inşaAllah. Ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Hocam siz her zaman müjdeler veriyorsunuz, çok büyük müjdeler inşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben şunu anlatayım önce; millet olarak çok güzel bir milletiz, güzel ahlaklı bir milletiz ama karşımızdaki şeytani güçlerin taktiklerini, tekniklerini, yöntemlerini iyi bilmemiz lazım, mesela masonik basındaki üslup, masonik tv kanallarındaki üslup, bu üsluplara karşı çok dikkatli olmak lazım yani onların anlatmak istedikleri bir açık dil oluyor bir de gizli dil oluyor yani sezdirmeden yaptıkları oluyor, bir de sezdirerek yaptıkları faaliyetler oluyor veyahut darwinist, materyalist görüşteki olan kanallar diyelim ve yayınlar diyelim, şimdi din konusunda ayrı, materyalizm konusunda ayrı özel taktikleri var, bunlara çok dikkat etmek lazım. Mesela yıllar önce bulunan bir fosili yeni bulunmuş gibi sunma adeti vardır basının, bir kısım basının, darwinist basının, okuyan genel bilgisi olmadığı için bir yerde hakikaten bir ara fosil bulunduğunu zannedebiliyor, halbuki değil, mesela yıllar önce bulunmuş ara fosil olmayan bilakis yaratılışı ispat eden bir fosil bulmuş oluyorlar. Ama biz bunu ispat eder anlatırsak halkımız ve dünya bunu fark edebiliyor. Mesela akşam sen hangi kanala çıktın?
OKTAR BABUNA: El Cezire.
ADNAN OKTAR: El cezire’ye çıktın, saat kaç gibiydi yaklaşık.
OKTAR BABUNA: 9.30 ile 10 arası idi.
ADNAN OKTAR: Evet, ne sordular sana konu?
OKTAR BABUNA: Ardi ile başladı bu ardi fosili ile evet.
ADNAN OKTAR: Evet tamam. Müslüman alemi bir oyun olduğunda bir komplo olduğunda bunu bizden öğreniyor. Yani Allah’a çok şükür, bu konuyu çözecek bir merci olarak görüyorlar, nitekim akşam vaktinde bu konuyu hallettik ve bütün İslam alemi de seyretti, Ardi aldatmacasına noktayı koydun. Bir daha o oyunu yapamazlar. Şimdi yine yaparlarsa yine karşılarına çıkacağız, yine yaparlarsa yine karşılarına çıkacağız. Müslümanlar daha önce sahipsizdi. Allah’a çok şükür şu an çok fazla sahibi var.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Çok fazla sahibi var, bundan sonra böyle oyunlara biz müsaade etmeyiz,
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun, İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ardi hakkında ne dedin orada ne anlattın?
OKTAR BABUNA: Eski bir maymun fosili 94 yılında bulunan yeni bulunmuş gibi bu zaten 6 bin tane soyu tükenmiş olan maymun fosilleri var, bunları çıkarıp çıkarıp insanın atası gibi tanıtıyorlar, halbuki bir de aradan 15 sene geçmiş sonra çok belli böyle olduğu bir sürü parçadan oluşmuş.
ADNAN OKTAR: Bir dakika 6 bin tane maymun ve fosilli var.
OKTAR BABUNA: Maymun türü yaşamış, 120 tanesi hayatta bunların…
ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu çok önemli 6 bin maymun türünden evet.
OKTAR BABUNA: 120 tanesi yaşıyor bugün.
ADNAN OKTAR: 120 tanesi yaşıyor, onları bulduklarında demek ki bakıyorlar irili ufaklı bir çok maymun çeşidi var. Herhalde bunlar bir sıralama ile gelişti diyorlar, Parmak kadar maymun oluyor, değil mi? Çok iri olan maymunlar oluyor, insana benzeyen maymunlar oluyor, iki ayağı üzerinde yürüyen maymunlar oluyor, dört ayağı üzerinde yürüyen maymunlar var, hem iki ayağı üzerinde hem yerde yatabilen, dört ayakla gezebilen maymunlar da var. Demek ki bu fosil çeşitliliğini kullanarak insanlara yanlış bilgi veriyorlar. Yani mesela bir başka hayvanın da mesela 10 bin çeşidi var, fakat bundan mesela bin çeşit kalmış, o zaman diğer o 10 bin çeşidin parçalarını kullanarak, kalıntılarını kullanarak sanki bir evrim varmış gibi onu insanlara bir anlamda kandırmaca olarak sunuyorlar. Her habere dikkatli olacaklar milletimiz yani mutlaka cevabını açıklamasını veririz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir tek bununla kalmıyor tabi ki, Ardi’nin benzeri neydi? Bir maymun vardı.
OKTAR BABUNA: Bonobo
ADNAN OKTAR: Bonobo maymunu,
OKTAR BABUNA: Siz onun resmini göstermiştiniz,
ADNAN OKTAR: Göstertmiştim o keratanın resmini, Doktorum sen bir bak bakalım buralarda mı o resim. Çok sevimli bir şey, buralarda da olması lazım dur. Bak seyretmeyen kardeşlerimiz olmuş olabilir, çünkü şu an Türkiye çapında yayın yapıyoruz ve dünya çapında da yayın yapıyoruz. Bu Bonobo maymunu, Ardi’nin aynısı, bakın hiçbir değişikliğe uğramamış, bu oyunu yapanlara veyahut doğru söylemeyenlere veyahut yanlış bilgisi olanlara bakın buradan çok tatlı bir şekilde tebessüm ediyor, ben buradayım, sakın yanlış bilgilendirmeyin milleti, ben yüz milyonlarca yıldan beri veyahut milyonlarca yıldan beri yaşıyorum ve değişikliğe uğramadım diyor. Diş yapısı, vücut yapısı, parmak yapısı, ayak yapısı aynısıdır.
OKTAR BABUNA: Aynısıdır evet.
ADNAN OKTAR: Aynısıdır, evet.
OKTAR BABUNA: Bir de hayali çizim yapmışlar hep yaptıkları gibi.
ADNAN OKTAR: Bonobo maymununa mı?
OKTAR BABUNA: Yok Ardi’ye, Ardi’ye bir de böyle görüntü uyarlamışlar.
ADNAN OKTAR: Önemli değil, eskiden beri yaptıkları şey çizimi, mühim olan bunun aynısı hayvan yaşıyor mu yaşamıyor mu?
OKTAR BABUNA: Yaşıyor, yaşıyor.
ADNAN OKTAR: Tamam yaşıyor mesele yok. Yaşamasa dahi mükemmel bir hayvan var karşımızda, yani simetrik düzgün ara fosil olmayan, yaratılışı ispat eden bir hayvan var. Hayvan fosili var, bu nasıl evrime delil oluyor, evrime delil olabilmesi için patoloji gerekir, ara fosil özellikleri göstertmesi lazım, burada ara fosil özellikleri var mı?
CİHAT GÜNDOĞDU: Hayır yok. Eksik organlar yok. Her şey tam.
ADNAN OKTAR: Burada tam teşekkül etmiş yani mafsallar kemik yapısı genel çatısı her şeyde tam mükemmel bir yapı var. Evet sunucumuz da yavaş yavaş şu an geliyor gördüğüm kadarı ile, evet ama biz yine de sohbetimize devam edeceğiz tabi inşaAllah. Bir kere bütün olan bir fosil, bütün olan bir yapı, kusursuz bir yapı yani hiçbir şekilde ara fosil olmaz. Ara fosil olması için mutlaka patoloji gerekir,
OKTAR BABUNA: Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bugün Bonobo maymunu yaşamıyor olsa idi belki de üzerinde çok spekülasyonlar yaparak konsiksiyon çizimleri yapabileceklerdi,
ADNAN OKTAR: Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Elinizdeki o kafatası, çünkü dişleri insanın dişine benziyor gerçekten ama zaten maymun olarak var kendisi.
ADNAN OKTAR: Evet, Bonobo maymunu evet diş yapısı. Gel sevimli gel bakayım sen, sen nerelerdesin? Seni yakaladık seni.
SUNUCU: Evet ben bugün trafiğin kurbanı oldum maalesef,
ADNAN OKTAR: Trafiğin engellemesine takıldım.
OKTAR BABUNA: Evet İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz Allah’a kurban olduk biliyorsunuz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tabi tabi inşaAllah
SUNUCU: Tabi tabi o manada değil tabi ki , ama maalesef 1,5 saattir yollarda çok özür dilerim. Hem izleyicilerimizden. hem sizden de.
ADNAN OKTAR: Severim ben senin o tatlı canını. Tamam biraz nefeslen rahat ol.
SUNUCU: Biraz evet nefesleneyim.
ADNAN OKTAR: Çok rahat ol.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Ama Allah seni vesile ediyor bizim açıklamamıza vesile oldun, çünkü mesela duruyorlar, işte birine haşa ey kurban olduğum falan,
OKTAR BABUNA: Evet evet.
ADNAN OKTAR: Yani adam şu trafiğin kurbanı oldu veya başka bir şeyin kurbanı oldu, bunu yanlış kullanıyorlar. Allah vesile etti sen önemli bir şey açıklamama vesile oldun. Bir tek Allah’a kurban olunur. Dolayısıyla işte kurban olduğuma denginde Allah’a kurban olayım diye vurgulamaları lazım. Niçin vurgulandığını söylemeleri lazım. Ama senin tabi kastettiğini biz biliyoruz. Neyi kastettiğin çok açık yani, cümlenin kuruluşundan ne anlamda söylediğin belli.
SUNUCU: Bir sürü sorular koymuş arkadaşlarımız önümüze ve Kuran mucizeleri de önümde duruyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Evet nasıl yapalım dilerseniz sorulardan başlayalım, sizin önünüzde de Bonobo maymunu kafatası duruyor,
ADNAN OKTAR: Sen ne sevimli şeysin öyle sen…. Ben bir kısım darwinist, materyalist yayın organlarının yaptığı taktikler hakkında milletimize bilgi veriyordum.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: Mesela bir başka taktik dini insanların gözünde olumsuz göstertme taktiğidir İslamiyetin, bunu nasıl yaparlar, itici bir din alimini çıkartırlar, itici, yani üslubuyla konuşmasıyla böyle sünepe, antipatik insanları kızdıran soytarı kılıklı, şahsiyetsiz, kişiliksiz, imanı zayıf, böyle insanlara açıkça itici olduğunu söyleyemediği ama açık açık bildiği...
SUNUCU: Alenen diyorsunuz evet.
ADNAN OKTAR: Fakat o salağın da kendini fark edemediği yani çok başarılı bulduğu, çok etkileyici olduğunu zannettiği, hakikaten de insanlara faydalı olduğu düşüncesi ile coşan tipleri bazı televizyon kanallarına çıkarıyorlar, orada hiçbir şekilde insanların ihtiyacı olmayan, böyle uç konular, mesela insanlara tiksinti veren veyahut kirli konular yahut insanları böyle irrite eden rahatsız eden konuları, sanki Türkiye’nin, dünyanın İslam aleminin meselesiymiş gibi detaylara ayırarak detaylandırarak onlara anlattırıyorlar, halbuki orada amaç insanların Müslümanlığa karşı haşa antipati duymaları, yani orada çünkü bir çok kurallar çıkararak olmadık izahlar yaparak veyahut böyle kirlilik şeklinde gösterterek, dini konuları tenzih ederim, insanların bilinç altını kirletmek bir anlamda, bu da bir taktikdir yani ürkütücü bir görünüm yani eğer siz dini kabul ederseniz bu varlığa benzeyeceksiniz, mesela bakıyorsun adam etrafındaki Müslümanları hiç yerine koyuyor kendisini sürekli çirkin pozisyonda göstertiyor. İslam’ı böyle asıp kesen doğrayan, insanlara haşa felaket saçan bir sistemmiş gibi göstertiyor. Şimdi bu da bir oyundur işte, mesela adam sabah sabah bir kalkıyor gazetesini bir açıyor meymenetsiz bir surat ve meymenetsiz; dini konuları tenzih ederim, üslup. Onlar da çoşuyor, halbuki insanlar onların iticiliği ve korkunçluğundan heyecanlanıyorlar. Yani onların psikopatlığına heyecanlanıyorlar. O yüzden seyrediyor adam mesela o yüzden ne münasebetsizlik yapmış acaba diye onu okumak için bakıyor. O da çok başarılı olduğunu zannediyor ağzından köpükler saçarak anlatıyor. Büyük bir heyecanla yani mesela insanı hiç ilgilendirmeyen konular ama hiç hiç hiç ilgilendirmeyen konular o konuda ihtisas yapıyor kendi kafasınca. Mesela bu da bir oyundur, buna da çok dikkat etmek gerek. Bunda amaç bu değildir veyahut mesela ben onların ince taktiklerinden söylüyorum. Bir haber mesela Müslümanlıkla ilgili bir haber, dinle ilgili bir haber ama hemen bitişiğine mesela bir ahlaksızca haber. Hemen bitişiğine yani orada ona dolaylı yoldan o habere bir gönderme yapıyorlar. Yani 2 haberi yan yana koyarak. Yani sen de zannediyorsun ki, yazı işleri müdürü ne yapsın adamcağız işte, sıkışmış mecburen rastgele koymuş. Rastgele konulmuyor o resimler, planlı olarak yerleştiriliyor, yani bir imaj peşinde olunuyor orada, Orada bir mesaj verilmek isteniyor, bunlara da çok dikkat etmek lazım. Çok itinalı davranmak gerekiyor, böyle masonik basının veyahut darwinist basının, materyalist basının yüzlerce taktiği var, tekniği vardır mesela geçenlerde ateist dergi bu yurt dışında çıkan ateist New Humanist. Mesela bakın kapağı bile bir mesaj; bakın mesela yöntem göstertiyorum, adamların yöntemlerini. Şimdi önce, evet, bakın şimdi burada bir şeytan var, bu şeytanı sanki masalsı bir varlık gibi göstertme amacıyla yapılmış bir resim, halbuki şeytan var ve çok daha da iğrençtir görüntüsü kıyas olmaz ama burada amaç şeytanı ehemmiyetsiz göstertmek halbuki ehemmiyetsidir ama Müslüman için bir tehlikedir şeytan ve bir varlıktır, ama burada sanki böyle bir masal varlığıymış gibi anlatıyorlar halbuki bir gerçek. Üstte ne yapmışlar bakın en vurucu yer; bütün dinlerin mensuplarının; Museviler de var, Müslümanlar da var, alaycı bir üslupla şeytanın pençesi içerisinde onları göstertiyor, bakın şeytanın pençesinin içerisine almış gibi göstertiyor veyahut diğer dinlerin mensuplarını da.
SUNUCU: Sanki dinler şeytanın elindeymiş gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, tabi kontrol şeytanın elindeymiş gibi.
SUNUCU: Tabi tabi.
ADNAN OKTAR: Tabi ve bunların birbirinden farkı yokmuş gibi yani şeytan bunlar hepsi tek kategoride değerlendirilir imajı veriyor, bakın bu bilinç altı vurgulama mesela kapağını açıyoruz; Hz. Mesih’in güya kanlı başını koymuşlar başı yan yatmış olarak, bir imaj vermek istiyorlar, Hz. Mesih’e de önem vermediklerini vurguluyorlar, mesela altta benim fotoğrafımı koymuşlar etrafımda çarşaflı kadınlar var, kadınlar bana hükmediyor havası vermişler ama bir mafya görüntüsü verilmiş arkasında da bir mafya görüntüsü verilmiş böyle siyah gözlükler yani insanların suratı asık böyle benim yüzümü de o tarzda yapmışlar, mesela bu bir imaj ve yöntemdir, mesela iç kısma geçiyoruz mesela…
SUNUCU: Aynı fotoğrafın aynı çizimin büyüğünü koymuşlar.
ADNAN OKTAR: Evet aynı fotoğrafı koymuşlar, şimdi bakın benim atlasta kullandığım bir böcek vardı onun ben plastik modelini oltaya takılmış modelini koymuştum. Dawkins de kuş gibi gitti takıldı buna, yani tam tahmin ettiğim gibi yani ben mesela bir şeyi hazırlayıp koyduğumda genellikle mutlaka hedefini buluyor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Eserleri sıkı takip ediyor, o sonuç da çıkıyor çok sıkı bir takipte demek ki.
ADNAN OKTAR: Evet bu büyük bir heyecanla 3 ciltlik Atlas’ın içerisinden bunu bulmuş hata olarak bulmuş kendince, niye diyor canlısını koymadı da diyor, plastik modelini oltaya takılmış modelini koydu diyor, Peki elma yanak, takılmışsın işte oltaya, değil mi? Tam tasarladığım gibi olmuş mu olmamış mı? Olmuş ve bütün bu kitabı sen her yerde bu şekilde anlatmadın mı? Sayfa vererek bütün insanların o sayfayı görmesini ve kitabın tanınmasını sağlamadın mı dünya çapında. ve aylardan beri uğraşıp bütün bu dünyaya bu kitabı tanıtıp yüz binlerce satılmasına vesile oldun mu olmadın mı? Ee olta ta ağzından girmiş de genzinden çıkmış demek ki yani, bak kendi oyununa kendi geliyor. Mesela burada Türk İslam Birliği haritasını vermiş, benim idealim olan Türk İslam Birliği. Ki tüm İslam aleminin idealidir. İnsanları güya kendince korkutmaya çalışıyor, böyle hani Türk İslam Birliği geliyor, ayağınızı denk alın bunu da Adnan Hoca işte yönlendiriyor. Gereken tedbiri alın uyuyor musunuz gibisinden mesaj veriyor kendince, halbuki Türk İslam Birliği bütün insanlık için bir kurtuluş. Bütün acı çekenler için bir kurtuluş. Mesela kitaplar vermiş kitapları hedef göstertiyor kendince yani kitabı gören diyecek, aman dikkatli olalım. Halbuki daha çok insanların merakını çekiyor.
SUNUCU: Tabi insanlar merak ediyor, araştırmak istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Daha çok okumasına sebep oluyor. Türk-İslam Birliğini de insanlar daha çok merak edip daha çok araştırıyorlar ve güzelliğini daha iyi anlamış oluyorlar. Mesela, benim akıl hastanesindeki resmimi koymuş, bu da insanları meraka sürükler, bu nedir acaba, aslı nedir?
SUNUCU: Tabi aslını araştırınca, insanlar buluyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabi. İnternet sitesi veriyorlar. Oradan girince adam ne ile karşılaşıyor? Askeri Hastane’de bu raporun bozulduğunu, ruhen ve bedenen tam sağlıklı olduğuma dair rapor verdiğini, Adli Tıp’ın da verdiği raporu anlamış oluyorlar. Yani tam sağlıklı ve sıhhatli diye. Altına Fatih Altaylı’nın resmini koymuş. Fatih Altaylı diye ben yani sanki bir mücadele halindeymiş gibi. Anti karşıtımmış gibi Fatih Altaylı; bu da vatanın bir evladı. Ama çeşitli odaklar bir anlamda provoke etmeye çalıştılar Fatih Altaylı’yı. Hakikaten de başarılı da oldular ve hakikaten on yıldan beri bana karşı bir mücadele içerisinde. Hakkımı helal ediyorum yani gönlü çok müsterih olsun. Benim ona sevgim, saygım bütün milletime olduğu gibi var. Yani ben böyle şeylerden husumet de duymam, rahatsız da olmam. Ama burada en önemli noktaya gelmiş, asıl konuyu kendilerince çözecekleri noktaya gelmiş. Diyor ki, ekim ayında diyor, Adnan Hoca’ya diyor veya Adnan Oktar’a, Harun Yahya’ya Yargıtay ceza verecek diyor.
SUNUCU: Evet, bu kesin hükme nasıl varabiliyorlar?
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
SUNUCU: Daha yani dava görülmedi.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Siz son sözünüzü söylemediniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Nasıl böyle bir hükme varılabiliyor?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bu sonuç nasıl bu kadar kati bir şekilde bilinebiliyor?
ADNAN OKTAR: Evet. Avukat Rezzan Aydınoğlu ki Fatih Altaylı’nın avukatıdır. Açıklama yapıyor New Hümanist’e, sen nereden bulursun New Hümanist’i, New Hümanist onu nerden bulur ve bu kadar kapsamlı haber yani bu kadar ıvığına cıvığına yani olayın en ince detayına kadar konuyu araştırmak ve ilgili şahısları bulmak ve arkasından da; ilk defa duyuyoruz, ekim ayında ceza verecek diyor Yargıtay ve müjde veriyor dünyadaki darwinistlere, materyalistlere yani kurtuluyorsunuz, yani olayı durduruyoruz, duracak olay gibisinden güya ben hapse girince duracak.
SUNUCU: Hayır, bu böyle bir şey değil yani.
ADNAN OKTAR: Peki kardeşim Said Nursi otuz yıl hapse girdi. Durdurdunuz mu? Daha da alevlendirmediniz mi? Alev göklere çıkmadı mı, nur bütün dünyayı sarmadı mı? Biz ilk defa mı hapse giriyoruz ayrıca, kaç defa hapse girdim ben. Bir kere iki kere de değil.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU: Bir de yani, fikriniz o kadar yayıldı ki yani bireysel bir şey değil bu insanı bir yerlere demir parmakların ardına kapatmayla ilgili bir şey değil. Bir sürü eserleriniz var, onları takip eden insanlar var yani çözüm olarak görülüyorsa.
ADNAN OKTAR: Tabi. Hayır, internet gece gündüz benim adıma, benim dilimle bütün insanlığa dini, İslam’ı anlatıyor. Ben herkesin evindeyim, herkesin odasına giriyorum internette ve her türlü Kurani gerçeği, hakikati insanlara anlatıyorum ben. Yani hapse koysan da anlatırım, koymasan da anlatırım. Tabi mahkemeyi tenzih ederim yani onların açısından, onların şahsı açısından, onların hitabı açısından diyorum. Yoksa tabi mahkemenin kararlarına her zaman saygılıyız. Onları biz hürmetle yad ederiz. Mesela, Musevilerle dostluğum da bunları çok rahatsız etmiş. Onlara karşı sevgim ve şefkatim. Onlarla da aramızı açmak için yoğun faaliyet yapıyorlar. İşte Müslümanlar, Musevi düşmanıdır, onlar size karşıttır, sizi asacaklar, kesecekler. Sanhedrin üyeleri de bana haber gönderdiler İsrail’den. Biz seni çok seviyoruz böyle haberler çıktıkça daha da sevgimiz artıyor dediler. Daha da güvenimiz artıyor, senin doğru yolda olduğunun garantisi bunlar dediler. Yani bu senin doğru yolda olduğunun, iyi insan olduğunun tasdiki bizim için dediler. Daha da pekişti sevgimiz dediler. Demek ki tam tersi etki yapıyor.
OKTAR BABUNA: Hayra dönmüş.
ADNAN OKTAR: Ebru Şimşek’in bir resmini koymuşlar ama tabi biraz alengirli bir resim olduğu için ben koymuyorum. Alengirli derken, alengirli demeyeyim, değişik biraz.
SUNUCU: Peki bu yargı sürecine ilişkin çok merak edilen sorulardan birisi izleyicilerimiz tarafından, Yargıtay’ın bozma kararına ilişkin sizin de daha önceden açıklamalarınız vardı, işte bunun için gerekli ortam şu anda müsait siz son sözünüzü söylemediniz, dosya baştan incelenmesi gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Onları açıklayayım. Şöyle diyelim tabi takdir mahkemenin. Ben, 2. Ağır Cezanın bütün hakimlerinin ellerinden öperim. Hepsine saygım çok fazla. Fakat bizim savcımız bu konuyu şöyle açıkladı, dedi ki özetle; bu dosyanın tamamında sanıkların aleyhinde delil yok dedi. Yani bu yargılanan kişilerin aleyhine hiçbir delil yok dedi. Bir. Delil diye sunulan polis ifadeleri dedi, yanlarında avukat olmadığı için ve işkenceyle alındığı için geçersizdir dedi. Yani onu ben delil olarak kabul etmiyorum dedi savcı. Üçüncüsü, siz bu kişilere daha önce zaten beraat vermişsiniz dedi yani arkadaşlarına, diğer çevresine yarısına neredeyse beraat kararı vermişsiniz. Bu yüzden bütün bu nedenlerden bu kişilere hakkında beraat kararı vermenizi temenni ediyorum. Talep ediyorum şeklinde bir açıklaması oldu savcının ama mahkemede iki yıl cezası vardı, bir yıl da ilave yaptılar. Ellerine sağlık. Ellerine.
SUNUCU: Bir yıl peki gerekçesi nedir o bir yılın ilave olmasının bir gerekçe gösterebildi mi?
ADNAN OKTAR: Normalde tabi bizim mahkeme sürecindeki tavırlarımıza göre bir kanaat oluşuyor. Yani böyle bir kanaat mahkemede oluştuysa tabi biz ona saygı duyarız. Yani biz, ben elimden geldiği kadar nezaketli davrandım mahkemede. Yani ben böyle taşkın bir tavır yahut üslubumda bir taşkınlık göstermedim. Yani hürmette hiç hata etmedim, kusur etmedim. Son derece nezih davrandım. Nedenini bilmiyorum ama mahkemedeki tavırlarından dolayı olması gerekiyor yani başka türlü olmaz çünkü. Bizzat tespit edilmesi gerekiyor. Herhalde bir bildiği vardır. Ben bilmiyorum. Yani mahkemede ne gördüğünü bilmiyorum. Ben çünkü var gücümle nezaket gösterttim ve saygı gösterttim. Hürmet gösterttim ki öyle bilinirim ben. Ne sesimi yükselttim, ne üslubumda bir bozukluk oldu. Yani hakimlere hitabım da son derece hürmetkardı. Dilekçelerim son derece saygılı, son derece nezih bir üslup kullandım. Bilemiyorum yani, takdir yüce mahkemenin. Yani biz o kanaatteyiz diyor mahkeme. Şimdi yalnız Aydın Doğan medyasının, Hürriyetin “Adnan Hoca Yandı” diye bir haberi olmuştu biliyorsunuz. Biz daha Yargıtay’dan haber almadık daha. Yani Yargıtay’a dosyamız gitti, dosyanın akıbetini bilmiyoruz. Sorduk zaten, dediler daha devam ediyor. Hürriyet gazetesine baktık, manşetten Adnan Hoca yandı, Allah Allah. Neye göre, hemen internete girdik hiçbir şey görünmüyor, yani bir şey yok. Biz de basın toplantısı yaptık, dedik ki, hürriyet doğru söylemiyor, böyle bir şey yok, biz gittik sorduk, yazılı da beyan da aldık ayrıca. Yani dosya işlemde, işleme çıkmadı diye. Kalemden imzalı belge aldık, kalemden yani mahkeme kaleminden. İki gün sonra hakikaten bozulduğunu, zaman aşımının kaldırıldığını ve yeniden yargılanacağımıza dair ilan çıktı. Fakat yandı ifadesi, bir davanın bozulması için kullanılmaz. Yani çünkü, bozulur, gelirsin aslanlar gibi yargılanırsın. Beraat edersin biter. Veyahut ceza alırsın. Gider Yargıtay’a, Yargıtay bozar. Birçok nedenden, esastan bozabilir. Esastan bozup beraat ettirebilir. Veyahut usulden bozar geri gönderir, mahkeme seni yeniden yargılar beraat edebilirsin. Şimdi yandı denmesi için bütün aşamalarda mutlaka aleyhte sonuçlanacak ifadesi için kullanılır. Şimdi arkasından da yine Aydın Doğan’ın tanıdığı, Fatih Altaylı’nın da avukatı olan, ki Fatih Altaylı biliyorsunuz Aydın Doğan’ın uzun süre yanında kalmış, En güvendiği insanlardan birisiydi. Ki yaklaşık on yıldan beri bu olay devam ediyor. Şimdi bu bayan da diyor ki New Hümanist’e, bu sefer yeni bir kehanet daha, ekim ayında, bir ayın içerisinde, 300 klasörlük dosyayı mahkeme incelemeyecek diyor yani o anlam çıkıyor. Çünkü mümkün değil bir ay içerisinde incelemesi. Çünkü daha önce 90 klasörlük dosya, 90 klasörlük dosya, 1 yıl 3 ay sürmüştü incelemesi. Normal yani, en hızlısı da böyledir yani genelde. 1 yıl 3 ay.
SUNUCU: 2.5, 3 sene en aşağı,değil mi?
ADNAN OKTAR: Detaylarla incelediler. Şimdi diyor; yani bu ifadeye göre adeta hiç incelenmeden Ekim ayında ceza alacak diyor. Yani bu anlam çıkıyor. Şimdi ayrıca bizim dosyamız sırada. Yani bir yıl var daha ve zaman aşımı riskimiz yok bizim. 5 yılımız var daha. Zaman aşımı riski yok yani. Zaman aşımı riski varsa dosya sıradan çıkartılıyor. Zaman aşımı riski yoksa çıkartılmaz. Normal devam eder. Dosya çıkarıldı diyor zaman aşımı bahanesiyle yahut iddiasıyla çıkarıldı. Önlerinde yargıtay üyelerinin ve ceza verecekler diyor. Şimdi bu çok acayip. New Humanist’in, yönetiminde birçok mason bulunan bir derginin yani yönetiminde bazı masonlar olduğu için bunu söylüyorum. Böyle bir haberi müjde olarak vermesi de çok şaşırtıcıdır, hayret vericidir. Ayrıca nerden biliyorsun yani usülden bozulmayacağını. Ki usülden bozulma için bizim o kadar çok gerekçemiz var ki. Yaklaşık 60-70 tane gerekçemiz var usülden bozulması için. Tabi takdir yüce mahkemenin. Ama yani çok çok fazla. Mesela benim aklımda kalanları söyleyeyim. Mesela savunmamız alınmadı, son savunma alınmadı. Bu net bozma gerekçesidir. Usülden bozma gerekçesidir. Var mı senin aklında başka olan?
OKTAR BABUNA: Son savunmanın alınmadığını söylediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben söyleyeyim o zaman. Biz daha önce 4422’den yargılanıyorduk. Sonra 220’ye geçti. Biz son ana kadar yargılandığımızı da bilemedik. Son güne kadar mahkemenin. Sorduk mahkemeye, “buna cevap vermeye gerek yoktur” diye bize açıklama yaptı mahkeme yani resmi açıklama yaptı. Takdir yüce mahkemenin saygı duyuyorum. Öyleyse öyledir zaten yani biz bir şey demiyoruz. Ama yeni bir yargılama olduğunda DGM’de görülen yani 4442’de görülen dosya yeniden bakılması gerekiyor. Yani yeniden ifadeler alınacak, yeniden her türlü işlem yapılması gerekiyor. Mahkemede bu işlem yapılmadı. Yani aynısıyla geldi dosya ve aynısıyla işlem gördü.
SUNUCU: Bu da bozulması için sebeplerden biri.
ADNAN OKTAR: Bu da bir ... evet, bozma nedenidir.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bozma nedeni...
ADNAN OKTAR: Usülden bozmadır.
OKTAR BABUNA: Avukatlar istifa etmişti.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela avukatlar istifa etmişti. Yeniden avukat tutulması gerekiyordu. Mesela bu da bir usülden bozma nedenidir. Evet.
OKTAR BABUNA: Reddi hakim taleplerinin hiçbiri değerlendirilmedi.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: İfadeler alınmadan karar verildi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Mesela Reddi hakim talepleri vardır. Onların karara bağlanması gerekiyordu. Onlar karara bağlanmadan hüküm tesis edildi, mahkemede. Ama böyle olması gerekiyorsa saygı duyarız ama Yargıtay içtihatları var bu konuda. Yani Yargıtay kararları var ve Ceza Genel Kurulu kararları var. Yani bunun muadili bütün davalarda usülden bozulmuştur. Tamamında bozulmuştur, usülden bozulmuştur. Avukat tutulmadığı için, yani yeniden avukat tutulması gerekiyor. Eğer sen avukat tutmazsan devlet avukat tutuyor ve mahkeme devam ediyor. Ama avukatsız olduğunda devam etmiyor. Böyle bir durumda karar alınırsa yine usulden bozma nedeni oluyor. Yani usulden bozulmuş oluyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir kişinin, bir kişinin yargılanması unutuldu.
ADNAN OKTAR: Evet, mesela o da bir usulden bozma nedeni. Mesela bir kişinin yargılanmasının unutulması, o da unutulması mı artık unutulması evet.
OKTAR BABUNA: Görevsizlik...
ADNAN OKTAR: Efendim?
OKTAR BABUNA: DGM’nin görevsizlik aldığı kararların geçerli olmaması gerekiyor. Görevsizlik olan mahkemenin. Onların tekrardan değerlendirilmesi gerekiyordu yargılama devam ettiği süre içerisinde.
ADNAN OKTAR: Bir de ne demin anlattığım değil mi senin anlattığın?
SUNUCU: Yok arada bir takipsizlik kararı gibi bir şey mi çıktı?
ADNAN OKTAR: Her neyse şimdi onlar o kadar şey değil. Hangi maddeden yargılandığımızın söylenmemesi de, son ana kadar söylenmemiş olması da ve söylendikten sonra ek savunma verilmesi gerekiyor; yani biz mesela son günü öğrendik herhalde. Son günü, hangi kanun maddesinden yargılandığımızı öğrendik. O zaman yeni kanun maddesine göre bizim kendimizi yeniden savunmamız gerekiyor. Çünkü biz daha önce 4422’e göre savunmuştuk. 220 denilince, 220’e göre yeniden savunmamız gerekiyor. Bu savunma yapılamadı.
SUNUCU: Hatta bunun için ek süre bile talep edebiliyorsunuz bildiğim kadarıyla, değil mi?
ADNAN OKTAR: Yok mahkeme bunu kabul etmedi. Yani bu şekilde bu tamamdır dedi ve cezayı verdi. Ellerine sağlık yani ben bir şey demiyorum. Ama bu da usulden bozma nedenidir. Yani yaklaşık 60’a yakın usulden bozma nedeni var bizim mahkememizde. Yani hep Yargıtay içtihatlarına uygun, Ceza Genel Kurulu kararlarına uygun. Tam mutabık olan 60’a yakın bozma nedeni var. Yani bu bayan bunu, bunları bildiği halde böyle bir kararı nasıl açıklıyor, nasıl böyle bir izahta bulunuyor? Bunu Adalet Bakanımızın araştırması lazım. Bu kehanetin kökeni nedir? Mesela Hürriyet bu açıklamayı nasıl yapmıştır? Bunu da araştırması lazım. Hatta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan da ben rica ediyorum. Çünkü bize gelmesi önemli değil. Başka vatandaşımız da bununla karşılaşabilir. Yani bu bütün Türkiye’nin sorunu. Yani benim şahsım önemli değil. Şahsım adına istemiyorum ben. Tekerrü ve bu cesareti anlayamadığım için ben bunu öğrenmek istiyorum. Bunu araştırmak lazım. Araştırılsın, bu vuzuhata kavuşturulsun, netleşsin. Eğer bu netleşemiyorsa o zaman biz kendimizi güvende görmeyiz. Yani bir çok insan da kendini güvende görmez.
SUNUCU: Güvende görmez, evet. Soru işaretleri meydana gelir ki bu da ciddi bir güvensizlik ortaya çıkarır.
ADNAN OKTAR: Yani tabi, tabi çok çok güven ortamı gider. Bu da güzel bir şey değil. Mühim değil ben gider yatarım, defalarca gidip yattım ve ayrıca ne vereceklerini de bilmiyorum. Ne karar vereceklerini. Ben hepsine saygılıyım. Ben hakimleri çok severim yani hakikaten. Çok nurani, çok efendi varlıklar. Ben onları da; ama bu dışarıdan müdahaleleri ben söylüyorum. Bir de her devrin adamı belası var başımızda. Her devrin adamı. Olayın odak noktasındaki şahıs bu. Adam rüzgar gülü gibi yani çok karaktersiz. Her yöne dönüyor. Yani nereye çeksen öyle. Mesela bir gün bakıyorsun baronun yağcılığını yapıyor. Bir gün bakıyorsun solun savunuculuğunu yapıyor. Bir gün bakıyorsun sağın savunuculuğunu yapıyor ama bir gün bakıyorsun dindarlara saldırıyor. Bir gün bakıyorsun Cuma namazında resim çektirmiş. Bir gün bakıyorsun ne kadar mütedeyyin bir aile olduğuna dair mutlu aile fotoğraflar, resimler çıkıyor. Bir gün bakıyorsun bir Müslümanın aleyhinde çok galiz bir tavır alıyor. Yani bizim karşımızda olan kişilerin tek adresidir. Alo dedin mi, kırmaz yani, öyledir. Öyle bir şahıs. Bir değil, iki değil, üç değil, dört değil. Mesela biz de merak ettik. Geçenlerde görüşmeye gittik. Birkaç anne gitti. Deliler gibi kaçmış. Böyle ren geyiği gibi, hani var ya böyle ağaçları devirerek kaçar. “Benim bir yere yetişmem gerekiyor”, tamam dedik, biz bir şey demedik ona. İkinci kere görüştük yine baktık çok küstah bir üslup, çok saldırgan bir üslup. Yine anneler gittiler görüşmeye. Yine küstah ve saldırgan. Suçluluk hissiyle böyle azgın ve küstah bir üslup içerisinde. Tabi onu yaratan da Allah. Ama tarihe geçecek, bakın ben bu şahsı söyleyeyim. Kendini rezil, rüsva ediyor, çok aşağılıyor. Gözü de hazretin pek yükseklerde ama. Yani böyle üç kağıtçılık yaparak, oyun oynayarak, herkese bir kaşık bal dağıtarak, gözüne diktiği noktaya kadar yükseleceğini zannediyor. Bakın kendini müthiş aşağıladı şu an o. Yani kendini yaktı o. Yani milletimizin nefretini kazandı. Bütün insanların nefretini kazandı çünkü insanlarımız dürüst insanı severler. Sahtekar, oynak adamı sevmezler. Karaktersizi sevmezler. İkiyüzlüyü sevmezler. Dürüst; ne isen o. Mesela adam masonsa bunu açıkça söyler. Bu muhafazakarların bir Medine locası var. Yani zannediyor ki millet sadece işte böyle dinsiz olan, ateist olan gider mason olur. Öyle değil. Beş vakit namazında olan bir hayli mason var.
OKTAR BABUNA: Evet.
SUNUCU: Allah, Allah. Çok ilginç. Bunun şeyi ne peki?
ADNAN OKTAR: Tabi çıkıyor mesela televizyonda da bunları konuşturuyorlar. Din hakkında adam açıklama yapıyor, konuşma yapıyor. Bunların İzmir’de bir locaları var, İstanbul da bir loca var. Bir de Ankara’da bir loca var.
SUNUCU: O zaman ikisinden biri göstermelik. Hani masonluk mu göstermelik, Müslümanlık mı göstermelik? İki tarafı da mı kullanıyorlar?
ADNAN OKTAR: Bence her ikisini de amaç için devreye sokuyor. Evet.
SUNUCU: Tabi hangi taraftan çıkar sağlarsa ona göre onu devreye.. Aa, tabi, tabi tabi.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Şimdi bütün bu oyunlara karşı bizim milletimiz tabi mazlumdur, güzel huyludur. Yani neyse odur, ses çıkartmazlar. Ama keskin bakışın vakti geldi artık ve dikkatli bakışın vakti geldi. O yüzden artık oyun oynamıyorlar. Mesela eskiden iddia edilen ergenekon örgütü cayır cayır adam öldürürdü veyahut şehit ederdi. Mesela basından anlardık bu faili meçhul bir cinayet. Yani haberin şeklinden anlaşılıyordu. Bakın, hayrettir. Bakar bakmaz hemen diyorlardı komünist derin devletin işidir bu, faili meçhul iddia edilen ergenekon örgütünün işidir bu diyorlardı. Hakikaten de öyle çıkıyordu ve faili bulunamıyordu. Mesela rahmetli Uğur Mumcuda hemen anlamıştık. Daha bakar bakmaz anlaşılmıştı. Bakın daha hala faili meçhul. Profesyonelce, hemen anladık, hemen. Mesela Bahriye Üçok’u da hemen anladık. Bakar bakmaz bütün halkımız anladı. Ama şu an ellerini, ayaklarını devlet kırdığı için iddia edilen ergenekon örgütünün, kanlı elleriyle bir daha insan şehit edemiyorlar. Son bir debelendiler ilk başlangıçta... Şimdi artık leblebi, çekirdek gibi bütün mühimmatı sokaklara dökmeye başladılar. El bombalarını, silahlarını, lav silahlarını, denize, toprağa her yere dökmeye başladılar. Yani silkeledikçe adamları dökülüyor. Biz ne yapıyorduk diyorlar. Yani ne var, biz ne yaptık, diyorlar. Mantar tabancası çıktı adamdan, su tabancası çıktı yani. Ne yapmış ki yani. O kemikler kendi çıkabilir yani, her yer mezarlık. Kemikte çıkabilir, asit kuyusundan insan kafaları da çıkabilir. Yani çok normal karşılıyorlar.
SUNUCU: Peki kendi içlerinde bir anlaşmazlığa mı gittiler? Bir yerde bir zincirin halkalarından biri kırıldı da o yüzden birdenbire her şey bu kadar yakın tarihlerle ortaya çıktı, değil mi? Çok ilginç. Bana mesela çok ilginç geliyor. Birdenbire işte mühimmatlar bulundu. İnsanlar ardı ardına gözardı.. hani o kadar kısa bir süre zarfında oldu ki bu hani elinle koymuş gibi. Yani o kendi içlerinde sanki bir şey oldu. Orada bir anlaşmazlık oldu gibi durum var sanki.
ADNAN OKTAR: Bakın iddia edilen Ergenekon örgütünün yargı içerisinde muazzam bir yapılanması var. Yani yargıtayda da elemanları olabiliyor. Mahkemelerde de olabiliyor. Başka yerlerde de olabiliyor. Muazzam bir yapılanmaları var. Halen de devam ediyor yapılanmaları. Yani halen de devam ediyor yapılanmaları.Yani o konuda pervasızlar. Emniyet içinde yapılanmaları var. O da devam ediyor. Fakat sinmiş durumdalar yani çok temkinliler mesela telefon kullanmıyorlar. Yani ulakla konuşuyor, bazı kuşlar konuşuyor ama onlar da anında zaten biliniyorlar. Şimdi bunların aslında bakın, tespiti ve yakalanması adeta imkansızdı. Rahmetli Turgut Özal ona suikast yapıldı biliyorsunuz. Ben biliyorum ama söyleyemem demişti. Mesut Yılmaz da söyleyemedi. Ecevit de söyleyemedi. Ecevit’e de suikast yaptılar. Rahmetliye. Ona da suikast yaptılar. O da söyleyemedi. Kim bunları ele verdi düşüncesi vardı. Hz. Hızır ele verdi. Sebebi budur. Yani Hızır’ın olaya el koymasıdır. Başka bir sebebi yok. Onların birincisini, ikincisini, hepsini bilen Hz. Hızır’dır. İnşaAllah. Hızır (a.s.) dır. Dolayısıyla göğüslerini Mehdiyete çarptılar. Yani Mehdiyetin hışmına uğradılar. Onun çelik göğsüne çarptılar. Ve devletimiz de onların ensesine çöktü. İnşaAllah. Çöktü demeyeyim de tuttu diyelim. Yani çöktü kelimesindense çünkü şöyle bir şey oldu ama tuttu diyelim biz. Ve yakalandılar ve bu konuda asla kurtuluşları da yok. Onu da söyleyeyim, şunu da buradan müjdeliyorum. Allah’ın izniyle. İnşaAllah. Yani iddia edilen ergenekon örgütünün asla kurtuluşu yoktur. Mutlaka mağlup olacaklar. Bunu kim söylüyor. Said Nursi hazretleri söylüyor. MaşaAllah. 3 istibdat safhası vardır, diyor. Son zamanlarda durumu muhafazaya çalışacaklar, diyor Mehdiyet devrinde. Mehdiyet devrinde durumu muhafaza edecekler. Kahraman ordu ve imanlı millet diyor. Kuran ışığıyla diyor hakikat hali anlayacağı ve bu dehşetli komitenin diyor oyunlarını bozacağı, Türklük perdesi altında diyor ve Türkçülüğü kullanarak mukaddes Türk milletini diyor ve şanlı milleti diyor alet ederek, kullanarak oyun oynamaya kalkarlar, diyor. Fakat diyor, kahraman ordu dizginleri ele aldığı diyor, rivayetlerden anlaşılıyor. Rivayetlerden anlaşılıyor... Bak kahraman ordu diyor, inşaAllah. Türk ordusuna karşı müthiş bir hayranlığı vardır Bediüzzamanın çünkü Peygamber ocağı olarak bilinen ordu bizim ordumuzdur. Yani mükemmel bir eğitim ve mükemmel bir ahlak düzeneğine sahiptirler. Ve bu belanın çökertilmesinde de ordumuzun, şanlı ordumuzun çok büyük faydası ve hizmeti olmuştur. İnşaAllah. Polisimizi de tabi tebrik ediyorum. İnşaAllah. Ama Hızır’ın pençesinden hiçbiri kurtulamaz. Onu da söyleyeyim, Hz. Hızır’ın. Debelenmeyip teslim olsunlar, inşaAllah. Yani kurtuluşu yok diyorum inşaAllah. Kurtulamazlar. Bu örgüt tamamen dağıtılacak, iddia edilen Ergenekon örgütünün, anti-Mehdi bir örgütün ayakta kalması mümkün değildir. Allah mutlaka yıkar. Anti-Mehdi olarak kurulmuştur. Amacı budur. Ama Hızır bunların boynunu koparttı. Kafalarını koparttı. Yani tuttu, kafalarını koparttı Hz. Hızır, inşaAllah. Onun için bunlar bir ihtimal kurutuluruz ümidinde olabilirler. İsterlerse yemin edeyim, kurtulamayacaklar. İnşaAllah. Türk-İslam Birliği kurulacak, Pkk’da dermakeşan olacak, onu da söyleyeyim. Pkk diye bir şey kalmıyor. Tarihe karışacak Pkk da. Yani hepsi bitiyor. Suriye, Irak, Azerbaycan, Ermenistan, taa İsrail’e kadar, taa Çin’e kadar. Sovyet Rusya da dahil. Hepsini Türk-İslam Birliği’nin içerisine alacağız Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
SUNUCU: Şimdi bir takım, hükümetimiz tarafından bu ayrılıkçılığın, barışın, huzurun sağlanması için açılım programları uygulanıyor. Uygulanmaya çalışılıyor veyahut da. Yeterli mi acaba sizce? Diğer azınlıklar için de ne gibi önlemler getirilmeli veya bu programa ilaveten bir şeyler eklenmeli mi?
ADNAN OKTAR: Azınlığıyla, çoğunluğuyla bizim milletimiz tektir. Nerenin azınlığı? Yani Rumlar azınlık. Nerenin azınlığı? Onlar bizim canımız, ciğerimiz, kardeşimiz yani. Dürüst olana biz gidip sarılırız, sirtaki yaparlar, eğlenirler kendi şeylerine göre. Dostumuz, kardeşimiz, yani mahalle arkadaşımız, nerenin azınlığı? Giderler kilisesine ibadetini yapar değil mi? Biz mesela oruç tutuyoruz, geliyorlar iftarı beraber bozuyoruz. Nerenin azınlığı yani hepsi bizim canımız, ciğerimiz. Özellikle Kürtler. Ne alaka yani onlar bizim canımız ciğerimiz ruhumuz etimiz kemiğimiz. O kadar fazla Kürt arkadaşım benim. Bu sözler ortaya çıktıktan sonra öğrendim. Ne, nedir senin? Kürdüm diyor, mesela haberim bile yok yani. Ne fark eder, biz içiçe yaşadık. Kız aldık, kız verdik. Yani saf bir ırk olur mu? Türk Milleti vardır. Türklük eşittir Müslümanlık, Müslümanlık eşittir Türklüktür. Bizim Ermenilerimiz de Müslümandır yani. Terbiyelidir, efendidir, güzel huyludur, sevecendir, nezaketlidir. Zamanı gelince Hz. Mesih’in şefkatli ilgisiyle, onun güzel yüzünün nuruyla, imanının zuhuruyla, parlamasıyla hepsi zaten gerçek anlamda Müslüman olacaklar. Ama şu anda da bir nevi Müslümandırlar. Bir nevi. Ama o zaman geldiğinde de gerçek anlamda Müslüman olacaklar inşaAllah. Çünkü Allah’ın vaadi var. Ne diyor Cenab-ı Allah? Kitap ehlinden diyor ölmeden önce sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak diyor Allah. Yani Allah’ın böyle bir ifadesi daha önce olmamış. Cenab-ı Allah’ın. Bu bir mucizedir. Mesela Mesih zamanında Hz. İsa da 12 kişi, o kadar. 13 e Allah müsaade etmiyor. 13. hain. Yok. Ama Allah senin hayatını diyor bir anda öyle anlı şanlı ve öyle güzel sonuçlandıracağım ki, herkesi sana iman ettireceğim diyor Cenab-ı Allah. O zaman 12 kişiyi iman ettirmiştim. Güç Allah’ın değil mi; 12 kişi. Şimdi de diyor 7 milyarlık dünyanın hepsini iman ettireceğim diyor Allah. İnşaAllah. Kutuplara varıncaya kadar iman etmedik hiçbir kimse kalmayacak. Bütün dünya Müslüman olacak. “Ma katelehu” diyor Allah. “Onu öldürmediler ve onu asmadılar.” Bir daha söylüyor Allah. “Onu öldürmediler ve asmadılar.” Teşbih edildi, benzetildi diyor Allah. Ona, benzeri gösterildi. Juda İskariyot. Tam belasını bulmuştur. Allah bağırta bağırta canını aldı. Haç çarmıhta. Çarmıhta canı alınan Juda İskariyot’tur. Mesih’e benziyordu o, saçları. Allah tam anlamıyla benzetti onu. Yani o anda ihbar için odaya girdiğinde, Hz. Mesih’in bulunduğu odaya girdiğinde, odaya bir giriyor Mesih yok, bir tek kendi var. Adamlar da diyorlar mümkün değil. Bu odaya girdiğine göre onun kaçtığını zannediyorlar. Juda İskariyot’un kaçtığını zannediyorlar. Halbuki Mesih göğe alınmış durumda. Ondan haberleri yok. Onu Mesih zannediyorlar. Döverek tabi, ağzına, burnuna, yüzüne vurarak kan revan içinde bırakmış. Onun da saçları uzun ortadan ayırıyor. Yani birbirine benzer o. Kıyafeti de benziyordu. Allah iyice benzetti, tam benzetti. Tam kanaatleri geldi, o zannettiler. Kan revan içinde, bütün resimlerde; kan revan içinde kalmıştır hakikaten. Yani tanınmayacak hale gelmiştir. “Elohi! Elohi!” diyor. “ beni niye terkettin?” diyor çarmıhta. Sen niye Hz. İsa’yı terkettin, o şanlı Peygamberi niye terkettin? Bugün siz diyor Allah: “Beni unuturlarsa, Ben de onları unuturum” diyor Allah. Allah unutmaz da, aşağılamak için söylüyor Cenab-ı Allah. Yoksa unutsa zaten öyle ceza vermez Cenab-ı Allah. Allah unutmaktan münezzehtir. Aşağılamak için söylüyor Allah. “Bakın” diyor “Beni unuttunuz, bugün de Ben de sizi unuttum.” Diyor Allah. İşte bu unutma o unutmadır. Mahvetmiştir Allah. Mesih’i bin yıllık bir dönem içine, zaman içine girdi 1000 yıllık bir zaman içine, bir an salise sürmüştür ona, an. Zaman içinden çıktı, yine içine girdi. Bir anda iki bin yıl geçti. Baygın olduğunu zannedecek, kalkacak. Yani şaşırmış olarak kalkacak. Bir saniyenin içinde. Bakacak Tevrat var, İncil var, Kuran var. Orada okuyacak. Kuran’ı okuduğunda ve yedi yaşında çocuk olsa Hak Kitap’ı hemen anlar. Yedi yaşında çocuk. Yani samimi, kendini hiç sıkma dersin. Bu Muharrefdir Tevrat, değiştirmişler. İçinde Hak güzel yönler vardır. Ben onları kitap haline getirdim. İncil’in de Hak çok güzel Kuran ile mutabık yönleri vardır. Onu da kitap haline getiriyorum. Bunlar okunur, insanın içi ferahlar. Nur verir insana. Ben gece-gündüz Tevrat okuyorum. İncil de okuyorum. Ama Kuran ile mutabık Hak olan yerleri okuyorum. Teslisi gördüm mü içim acıyor, çünkü Allah göklerde, şeytandan Allah’a sığınırım: “gökler parçalanacak neredeyse” diyor “bu iddialarından dolayı” diyor. Niye üç dersiniz? Tek Allah var desene. Yani herkes bunu bilir. Çocuk olsa yani bilir. Üç tane Allah olur mu? Yani niçin buna gerek duydunuz, yani bu garip yalana niçin gerek duydunuz, değil mi. Tek Allah var desene. Mesih’in Peygamber olduğunu söylesene. Bak canımız gibi seviyoruz. Aşk ile seviyoruz. Muhabbetle seviyoruz. Tüm Müslüman alemi aşıktır Hz. İsa’ya. Değil mi? Yani güya biraz daha farklı yapacaklar Hz. İsa’yı diğer Peygamberlerden. Zarar verdiniz. Çok büyük zarar verdiniz. Böyle hata yaptınız. Allah’a çok şükür o güzeller güzeli dönüp bunu, bu şeyi düzeltmeye gelecek. Diyor ki Cenab-ı Allah; “sen mi söyledin?” diyor , ahirette sorgulamada. İlah olduğunu. “Haşa Yarabbi” diyor. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Eğer ben böyle bir şey söylemişsem sen bilmişsindir zaten” diyor Allah’a, hayır Allah bilmediğinden değil, şan olsun, güzellik olsun diye söyletiyor onu orda. Böyle büyük bir azim dini, büyük bir dindir Hıristiyanlık. Hüsn-i hatemesi için Cenab-ı Allah onu gönderecek diyor. “Gerçekten diyor ölseydi” diyor. “Ahiretin en uzak köşesine gitseydi” diyor, “Allah ona yeniden ceset giydirir yeniden dünyaya gönderirdi” diyor inşaAllah. Ki diyor. Ki, Allah vaad etmiştir diyor. Cismi beşerisiyle diyor, gökyüzündedir diyor. Vefat etmemiştir yani ölmemiştir diyor. Cenab-ı Allah vadetmiştir. Vadettiği için de elbette Haktır vaad ettiği diyor. Geldiği vakit diyor, kendisi dahi kendisini bilmez diyor, Mesih. “Yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanıyacaklar” diyor, Mesih’i. Bir Hıristiyan yani Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan cemaati içine gelecek. Uyur halde, kuzu gibi. Zaten onun lakabı kuzudur. Kendi de kuzuya benzer Mesih’in. Yani şiddetli temizliğinden yüzünün tatlılığından, üslubunun güzelliğinden ona kuzu diyorlar. Allah’ın kuzusu diyorlar yani. Yani onlar da onu çocuğu anlamında alıyorlar bu sefer. Çok yanlış bu. Bunu düzeltecek işte, bu teslis inancını düzeltecek. Kuran’a tabi oluyor ve kendisiyle beraber bütün Hıristiyan alemini Kuran’a tabi edecek diyor. Yani çünkü Hıristiyan değil misin? Peygamberin Mesih gelmiş, ona uyuyorsun. O Müslüman olmuş işte, Kuran’a tabi olmuş. Ona uyarak onlar da Kuran’a tabi olmuş olacaklar yani. O tarzda Müslüman olacaklar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah..
SUNUCU: Şimdi çok güzel müjdeler veriyorsunuz. Hakikaten dinledikçe insanın içi açılıyor. Bir huzur doluyor insanın içine. Peki bazı hocalarımız, bazı din adamlarımız, ifadem doğru mudur bilmiyorum ama, televizyonlarda izliyorum da, Türk-İslam Birliği’ne ilişkin hiç iç açıcı söylemlerde bulunmuyorlar. Bunlar çok zararlı değil midir veya hakikaten inanmıyorlar mı yoksa bunun altında başka bir sebep mi yatıyor? Neden bu insanlar Müslümanların o içindeki şevki kıran kötü açıklamalarda bulunuyorlar?
ADNAN OKTAR: Kırmaya çalışıyorlar güya. Debeleniyorlar, o da Müslümanların şevkini daha artırıyor. Mesela biri çıkıyor, diyor ki; “İslam hakim olmayacak bu yüzyılda.” Öbürü diyor; “Darwin zaten doğru söyledi,” diyor. O kadar fazla ki şu Darwin doğru söyledi diyen. Din adamı görünen fakat darwinist olan kişiler. Ama evelAllah böyle Hz. Ali’nin kılıcı gibi karşılarına dikilince ilim kılıncıyla, hepsi biçildi. Gıkları çıkmıyor. Yani sıkıysa çıksın. Eskiden değil mi, saka kuşu gibi çıkıyorlardı böyle, cak cak cak ötüyorlardı böyle dallarda. Darwin haklı işte Kuran da zaten darwinizmi söylüyor. Kuran’ı, dini, Kurani konuları tenzih ederim onların cak cak demesi için. Yani yalan söyledikleri konuları söylüyorum. Dini konuları tenzih ederim. Veyahut böyle kirli konular, yani dinle alakası olmayan böyle uç konular ama sansasyon meydana getirecek konular. Mesela insanlar bakınca dehşete kapılıyor, adamın tipini, üslubunu, konuşmalarını, yani korku filminin heyecanı ne insanlarda; o heyecanı duyuyor. Yani o tiksintinin heyecanını duyuyor, korkunun heyecanını duyuyor. O gıcıklığın ve iticiliğin heyecanını duyuyor. O da muazzam hizmet verdiği düşüncesiyle muazzam bir heyecan içerisinde. İslam’ın dünyaya hakim olmamasını bir müjde gibi anlatıyor.
SUNUCU: Veya bilinçli bir provoke..
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
SUNUCU: O da olabilir. Bilinçli bir şekilde, değil mi? Bazı insanlar tarafından öğretilip...
ADNAN OKTAR: Şimdi biz iddia edilen Ergenekon örgütünün yani bazı din adamlarını boş bırakacağını iddia edersek yani bu çok safça bir şey olur. Yargının içerisinde yapılanan bir yapı, din adamları içerisinde bazı din adamları içinde yapılanmaması için yani böyle iddia edilen Ergenekon örgütünün enayi olması lazım. Böyle bir şey yapmazlar tabi ki.Tabi ki yapılanmışlar. Tabi ki onlar eğitimden geçtiler. Tabi ki birebir bir bağlantı var, o ayrı konu. Ama yani şeytan çığlıkları İslamın hakimiyetini engellemez. Tabi. Yani istedikleri kadar çırpınsınlar bir kısmı da cahilliğinden bunu savunuyor. Yani iddia edilen Ergenekon örgütüyle bağlantısı yok ama cahilliğinden. Mesela Darwinizmi savunuyor Kuran’la mutabıktır diyor. Aşağılık kompleksiliğinden, eziklikten kaynaklanıyor ve bilgisizlikten kaynaklanıyor. Mesela bak akşam Oktar El-Cezireye çıktı bütün İslam alemindeki fitneyi bir üflemede söndürdü
OKTAR BABUNA: Estağfirullah maşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: O Ardi’yi çıkartmışlardı değil mi?
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle inşaAllah
ADNAN OKTAR: Efendim o sevimli aslında o sevimlinin sen onlara tebessümünü bir göstertmen lazımdı
OKTAR BABUNA: Evet evet
ADNAN OKTAR: Fakat göstertmedin.Nereye koydum ben o resmi? Dört koldan aramamız lazım
SUNUCU: Hangisini arıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bu değil şu da değil şu da değil.
OKTAR BABUNA: Burada
ADNAN OKTAR: Hah burada bakın yakışıklılığına bakın abisi bir daha göstertiyorum. Şu ardici takım iyi baksın. Bakın nasıl tebessüm ediyor onlarla değil mi? Şakalaşıyor
OKTAR BABUNA: Evet gülüyor
ADNAN OKTAR: Ben buradayım diyor. Hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Ardi’nin aynısıdır
OKTAR BABUNA: Aynısı
ADNAN OKTAR: Aynısı evet
SUNUCU: Ve hala yaşayan bir tür değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi eli hepsi aynı.
OKTAR BABUNA: Dişleri mişleri.
ADNAN OKTAR: Çok fazla maymun türü gelmiş tükenmişler tür fazlalılığından. Bunlar biraz acaba şu şu mu bu bu mu? Kardeşim bunların hepsi mükemmel canlı değil mi? Kusursuz canlı değil mi? Biri iri olur biri ufak olur. İnsanlarda da öyle, Japonlar mesela kısa boylu oluyor. Mesela ne bileyim iri yarı tipleri var Amerika da falan böyle 2 metrelik falan bayağı var değil mi? Danimarka Norveç falan hep öyle. 2 metre normal gibi. Yani bu Japonlardan oraya Norveç’ten evrimleştiğini göstertmez. O bir insan türüdür, modelidir Allah öyle yaratmıştır onları. Bu da bir insan şeklidir. Zenciler de öyle.
SUNUCU: Tabi
OKTAR BABUNA: İnşaAllah pigmeler var
ADNAN OKTAR: Pigmeler var. Daha da küçük olabilir
CİHAT GÜNDOĞDU: Kafatası hacimleri küçük
SUNUCU: Kızılderililer vardı daha öncesinden
ADNAN OKTAR: Tabi
SUNUCU: Türleri yok denecek kadar az mesela.
ADNAN OKTAR: Tabi
SUNUCU: O ırktan çok az insan tanıyoruz
ADNAN OKTAR: Mesela pigmelerin kafası şu kadar falan pigmelerin. Ama zehir gibi keratalar, Oxford’da profesör olanlar var pigmelerden. Canavar gibiler yani, değil mi? Yani kafatası hacmine göre akıl olmaz ki. Yani kafatası çok büyük özellik demek ki aklı çok fazladır kafatası daha küçük demek ki aklı azdır, öyle birşey yok; onun içindeki akılla alakalıdır. Etle alakası yoktur bunun inşaAllah
SUNUCU: Tabi ki tabi ki
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah
SUNUCU: Ve sizin de ifade ettiğiniz gibi hani böyle canlılar hani evrim geçirerek insan olma yoluna geldilerse eğer fosilleri olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Zaten orada bittiler.
SUNUCU: Yani orada evet evet
ADNAN OKTAR: Evet evet
SUNUCU: Kanıt yok
ADNAN OKTAR: Evet. Şu 250 milyon kelimesi bunları tepetaklak uçuruyor. Bakın 250 milyon da biz genel bir şey olarak söylüyoruz yoksa 300 milyonu çoktan buldu. Yani hergün bulunuyor. Yani bizim evin bahçesinde bile var kayalarda. Ot fosili var mesela kayayı kırdık açıldığında ot fosili çıkıyor. Heryerde var. Anlat mesela İstanbul’da heryerde bakılıyor sürekli çıkar değil mi, bu devletin birçok kurumunda maden ocaklarında sürekli çıkar
OKTAR BABUNA: Heryerde var inşaAllah
ADNAN OKTAR: Tabi bunları tek tek saymak mümkün olmuyor ve koleksiyonerlerin evleri dolu. Heryerde var. Arada birşey var mı reklam meklam birşeyler
SUNUCU: Yaklaşık bi 4-5 dakikalık bir zamanımız var reklama
ADNAN OKTAR: 5 dakika
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Reklama gireceksiniz
OKTAR BABUNA: 5 dakika
ADNAN OKTAR: Tamam 5 dakika. Kuran’dan bir ayet okuyalım bu 5 dakika içerisinde
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet ya Allah Bismillah, açıyorum. Kehf Suresi çıktı. Biliyorsunuz Mehdiyetin anlatıldığı bir suredir Kehf Suresi. Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım ‘Sen’- diyor Cenab-ı Allah ‘yoksa Kehf ve Rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? O gençler mağaraya sığındıkları zaman demişlerdi ki: Rabbimiz katından bize bir rahmet ver,’- bak mağaraya yani biraraya geldiklerinde bunu söylüyorlar. Ailelerinden kaçan bir avuç genç. Ailelerinin o zamanının zulmünden kurtulmak için biraraya geliyorlar.’Ve işimizden bizi doğruya kolaylaştır.’-Bizi başarılı kıl diyor bir başarı istiyorlar demek ki bir başarı olacak sonunda. ‘Böylelikle mağarada kulaklarına yıllar yılı vurduk derin bir uyku verdik.’- İşte Mesih’in de budur. Derin bir uyku. Ashabı Kehf gibidir. Derin uyku halindeyken göğe alınmıştır. Mesela insanlarda uyuyan her insan aynı zamanda vefat eder. Yani Kuran’da ayet var canı alınır. Sonradan Allah yeniden canını veriyor. Mesih de canı alınıyor yani uyku halindeki can alınma şeklidir canı alınıp, göğe çekilmiştir. Ama O sanki onu bir an zannedecek. Evet, bir an gibi gelecek yani çok süratlidir. Şimdi zamanın dışına çıktın mı bir trilyon sene geçse geri zamanın içine girsen farkına varmazsın. Bilemezsin. ‘Biz sana onların haberlerini bir gerçek olarak aktarıyoruz.’ -Tam doğrusunu söylüyorum diyor Cenab-ı Allah. ’Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi.’ -Gençler. Mehdi talebeleri de gençlerden oluşuyor. ’Ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.’ -El Hadi Mehdi’nin isim kökenidir.Hidayet Hadi. Yani hidayete vesile olan. Hidayete vesile olan. El Hadi Allah’ın isimlerindendir. O ismin tecellisidir Mehdi. O kelimeden çıkan bir isimdir Mehdi hidayete vesile olan. ‘Biz de onların hidayetini arttırmıştık onların kalpleri üzerine sabrı ve kararlılığı rabdetmiştik.’ Sabırlı kararlı ve metin, beton gibiler çelik gibiler. Kimlere benziyorlar; Mehdi talebelerine benziyorlar, Mehdi talebeleri kimlere benziyor; Ashab-ı Kehf’e benziyor. ’Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki yani hareket haline gelip tebliğe ve mücadeleye başladıklarında ‘Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir.’ Gökleri ve yeri hepsini Allah yaratmıştır. Dolayısıyla materyalist düşünceye karşı olduklarını söylüyorlar. ’İlah olarak biz O’ndan başkasına kesinlikle tapmayız’- ne darwinist oluruz ne materyalist oluruz, sadece Allah’a taparız. ‘Eğer tersini söyleyecek olursak andolsun gerçeğin dışına çıkarız.’-Yani bu yalan olmuş oluyor. ‘Bunlar bizim kavmimiz, O’ndan başkasını ilahlar edindiler.’-Darwinizme materyalizme değil mi masonluğa tapıyorlar diyor. Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Nerede fosiller nerede deliller değil mi? Nerde proteinlerle ilgili deliller? Getirsinler delil.’Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah’a karşı yalan uydurup iftira edenden daha zalim kimdir?’ diyor Allah. Delilin yok niye yalan söylüyorsun? Allah zalim diyor İnşaAllah
OKTAR BABUNA: Evet hocam maşaAllah
SUNUCU: Evet son kaç dakikamız tamam. Süremiz doldu mu? Evet kısa bir aranın ardından tekrar bu güzel sohbetimiz devam edecek inşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Efendim bizden ayrılmayın az sonra tekrar birlikte olucağız.
Evet kısa bir aranın ardından sohbetimize devam ediyoruz. Bir sürü sorularımız da var daha sonra mı yöneltelim nasıl uygun görürsünüz efendim?
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Burada bir kitabımız da var ayrıca
ADNAN OKTAR: Evet. Göstereyim.
SUNUCU: Bakırköy Akıl Hastanesinin Gizli Tarihi
ADNAN OKTAR: Evet. Bu kitapta benim kaldığım koğuş hakkında detaylı bilgi var. Biraz onlardan okuyayım. Yani ben anlatıyorum ama tam ordakiler daha detaylı anlatmışlar, ben diyorum ben anlatamıyorum tam diyorum. Nezaketen de bir kısmını tabi söyleyemiyoruz ama, bayağı bir kısmını anlatmışlar burada. Getirilen hastanın bakın Ayşe Altınyurt hemşire anlatıyor bunu, getirilen hastalar genelde çok bozuk olurdu, bazen 7 kişi hastayı zabdedemezdi. Bak benim bulunduğum koğuşta getirilen hasta. 7 kişi zabtedemiyor. Bir iki personelin gözünü çıkarmıştı hastalar diyor; doğru. Hakikaten gözlerini çıkarttıklarını, onu biliyorum. Birbirlerinin burnunu, kulaklarını ısıranlar da oluyordu. Sonra beni 14 B ye verdiler. Ben buraya da, bu koğuşa da verdiler buraya. Yani biz hep böyle en -güzel- koğuşlara geçtik böyle. Burada diyor çok sayıda ranza vardı ama hastaların çoğu yerlerde yatıyordu. Bir battaniyeyi birkaç hasta paylaşıyor, battaniyeyi kaldırdığımızda altından dört beş hasta çıkıyordu.Hakikaten de öyleydi. Mesela bir yatağın içinde dört beş tane hasta birden yatıyordu. Bir battaniye altında yatıyorlardıÖlen bir hastanın farkedilmesi bazen bir iki günü buluyordu diyor. Yani hakikaten o tarzdaydı orası. O zamanın 14 B, meşhur 14 B benim kaldığım yer, bir şekilde yolu düşen hastalar bir daha çıkamıyordu. Onun için Yıldırım Aktuna da demişti bana rahmetli, istesem seni ömür boyu burdan çıkartmam demişti. O zamanlar, evet
SUNUCU: Yani sağlam akıllı bir insan bile o ortamda...
ADNAN OKTAR: Benim için zor yıllardı diyor bakın hemşire bunu diyor. Başka hastaneye tayin istemediğim için çok pişmanlıklar yaşadım uzun süreli depresyon tedavileri gördüm diyor. Gülderen Ayar hemşire yine açıklıyor. Geldiğimde ise ağır bir koku vardı etraf pis ve dağınıktı, hastalar çırılçıplak yerlerde yatıyordu; doğru çırılçıplak yatıyorlardı hakikaten. Hepsinin kafası traşlıydı diyor doğru çoğunun kafası traşlıydı. Hepsi birbirine benziyordu. Hakikaten öyleydi. Servislerin içine girmek çok ürkütücüydü, yemeklerini elleriyle yiyorlardı. Tedavi de suyun içine ampul kırılıyor hastaların hepsine standart birer bardak içiriliyordu. Bir sabah 14 A kahvaltı kontrolüne gittiğimde. Benim meşhur bulunduğum bölümün kahvaltısı, bize gelen kahvaltıyı anlatıyor. İnşaAllah. Kahvaltı olarak diyor güğüm gibi bir kabın içindeki çaya ekmek doğranıp lapa yapılmış kepçe kepçe hastalara veriliyordu. Onlar da o lapaları büyük bir iştahla yiyorlardı. Kaşıkları hemşirelere fırlatıyorlardı diyor; hakikaten kaşık kullanmıyordu böyle avuçla yiyorlardı hakikaten, ellerine yüzlerine akıyordu böyle şey gibi. Mehmet Altay teknisyen onun açıklamaları var. Latif Alkan doktor onun açıklamaları, Jüride Anar psikolog onun açıklamaları var. Bekir Arpacı doktor, onun açıklamaları var. Bir doktor arkadaşım diyor, bir keresinde benim 14 A’yı anlatıyor yine. En namlı bölüm benim bulunduğum yer. Herkes oradan anlatıyor; doktor, ‘bir doktor arkadaşım bir keresinde’ diyor ‘anemnez almak için fazla durduğunda senkop geçirmişti.’ Doktorlar bilir bunu, nedir bunlar.
ADNAN OKTAR: Sözlü olarak. ...İçinde fazla durmuş biraz senkop geçirmiş. Bayılmış. Bak doktor bayılıyor. O ortama dayanamayıp bayılıyor.
OKTAR BABUNA: Orada can emniyeti olmadığı için, doktorlar hemşireler pek gitmek istemiyorlardı.
SUNUCU: Çok kötü bir ortam. Tam bu azılı hastaların bulunduğu bölüm bu bahsettiğiniz bölüm değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Elektro şok düşünülen hastalar yataklarına yatırılır ve arka arkaya sırayla elektroşok uygulanırdı. Hakikaten öyleydi böyle diziyorlardı sıradan elektroşok yapılıyordu havaya hopluyor böyle hasta.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet
ADNAN OKTAR: Elektrik yani kaç bin voltla veriliyor elektrik?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bin volt gibi birşey verilir
ADNAN OKTAR: Bin volt? Daha da yüksek olabilir. Elektrik veriyor bütün vücudu kasılıyordu, dişleri kırılıyordu bazen hastaların.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet çok seslidir
ADNAN OKTAR: Ağızlarında şey koyuyorlardı
CİHAT GÜNDOĞDU: Tahta tahta konulur
ADNAN OKTAR: Plastikten birşey koyuyorlardı ağzına dişleri kırmasın diye. Benim hep gözümün önünde yapıyorlardı elektroşok zaten. Mesela bağırıp çağırıp deli kendini yere atanlara hemen elektroşok yapılıyordu. Bayılıyordu elektroşoktan sonra veyahut beş bir denen şey vardı uygulama vardı. Beş bir ünlü yani hastalar bundan dehşete kapılıyorlardı çok korktukları birşey. Haldol veriliyordu. Haldol iğnesini yaptın mı hastaya dili şu kadar falan dışarı çıkıyor, kafası arkaya gidiyordu böyle yani tam anlamıyla ama böyle akıl almaz derecede kafası arkaya kasılıyor. Normal insan yapamaz onu yani yapamazsın.Kolları falan kasılıyor, ayakları kasılıyor, ağzından salyalar akmaya başlıyor ve konuşamıyor. Sadece inliyor tabi dil öyle olduğu için ve bütün vücudu kasılıp ben çok hasta tanıdım böyle hep yerlerde yatarlardı onlar. Yani bağırtı beklenirdi. İlacın yan etkisiydi bu, 5-1. 5 haldor 1 akineton, yani yapılıyordu.
SUNUCU: Peki böyle bir ilacın doktorlarımıza da sormak istiyorum nasıl bir tedavi edici etkisi olabilir ki insanı bu şekli sokan bir ilacın?
ADNAN OKTAR: Yani titriyor zaten hastalar
SUNUCU: Yani amaç tedaviyse tabi
ADNAN OKTAR: Bütün hastalar titriyordu orada. Yani tamam böyle şöyle şöyle zıngır zıngır titriyordu. İlacın etkisinden böyle ilaçlardan etkileniyor yan etkisi ilacın. Ve ciltlerinde hepsinde bir pullanma ve dökülme oluyordu cilt dökülmesi oluyordu. Ve çok ağır bir koku oluyordu. Onun da bir etkisi olabilir hakikaten çok yoğun bir koku vardı. Bakın orada doktorlar bile bayılıyormuş benim bulunduğum dönemde.
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: Siz de tabi bu uygulamalara maruz kaldınız değil mi?Tabi
ADNAN OKTAR: Biz o ortamdaydık. Allah’a çok şükür bize elektroşok yapmadılar ama ortam o şekildeydi.
SUNUCU: Şimdi böyle bir ortamda sözünüzü kestim çok özür dilerim. Hakikaten aklı selim bir insan bile akıl sağlığını kaybedebilir. Orada bir bunalıma girebilir, kendi hayatına son verme eyleminde olabilir Allah göstermesin Allah vermesin. Siz nasıl telkinde bulundunuz kendinizde?
ADNAN OKTAR: Bakın. Çok geçici süre olan hemşireler tedavi görmüşler. Bak giren doktor diyor bayılıyor. Yani doktor bayılıyor olayın şiddetinden. Ben orada dokuz ay, on ay kaldım. On ay. Ve ben dışarı da çıkarılmadım yani. Mesela hemşire dışarı çıkıyor, doktor dışarı çıkıyor geziyor bahçede şey yapıyor. Bir doktor ne kadar gelir hastaneye? Çok kısa bir süredir. Ben sabahtan akşama kadar onların içindeydim yani. Göz çıkartma zaten çok alelade bir olaydı yani burun kopartma kulak kopartma ben onları saymadım. Onlar yani vakai adiyeden onlar. Yedi kişi öldürdüler benim zamanımda.Yani boynunu kırarak kafasını duvara vurarak. Bakın yedi kişi çünkü deli kuvveti zabtedemiyorsun hakikaten, hasta bakıcılar adamların ayaklarına yapışıyor bir kısmı yapışıyordu, kollarından yapışıyorlar durduramıyor. Öyle bir akıl hastası geldi, başka bir yerden alıp getirdiler. Direkt bana işte öldüreceğim, işte seni öldürmeye kararlıyım. Ya dedim bu adam hasta, bunun niyeti bozuk bunu götürün dedim. Yok dediler o hasta birşey olmaz dediler. Ben koğuşun başka yan tarafa geçtim benim orada olduğumu zannetmiş kapıyı kırdı. Kapıyı kırıp içeriye girmiş.
SUNUCU: Eyvah orada olsanız Allah korusun
ADNAN OKTAR: Allah esirgesin
SUNUCU: Allah esirgesin
ADNAN OKTAR: Kardeşim diyoruz işte artık deli adam açık açık söylüyor yani. Götürmediler adamı. Şikayet ettim hemşirelere söyledim yine götürmediler. Sonra orada böyle çok zayıf bir hasta vardı, akıl hastası vardı bunu feci şekilde dövdü. Yani iri yarıydı bu, ama dövüyor Allah’ın hikmeti yani deli kuvveti, ondan sonra mecburen götürdüler onu, ağzı burnu tamamen dağıldı. Yani niye dövdüğünü de anlamadım. Birden böyle elektriklendi, sebepsiz saldırdı.Yani tanımaz bilmez yani böyle. Geçiyordu yanından, yani mahvetti böyle. Ondan sonra mecburen götürmek durumunda kaldılar. Yani bunu şikayet ettiğim halde adamı almamalarına ben şaşmıştım o zaman.
OKTAR BABUNA: Evet
SUNUCU: Çok ilginç ama orada bir kasıt varmış gibi değil mi sanki? Hani yani özellikle alınmıyor
ADNAN OKTAR: Yani çok acayip adam açık net söylüyor, yani öldüreceğim diyor adam, daha ne desin, Eylem yapıyor adam, kapı söktü yani kapı. Komple kapı, önünden çıkarttı kapıyı yani deli kuvvetiyle.
SUNUCU: Cana kast var yani.
ADNAN OKTAR: Tabi evet
SUNUCU: Çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Yani tabi anlaşılmaz işler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Benim mesela oradaki açık servislere niye vermediler? Yani normal servislere vermediler. Niye telefonla görüştürtmediler değil mi? Arkadaşlarımla görüşmeme niye müsaade etmediler? Bahçeye çıkmama niye müsaade etmediler anlamadım. Yani çok fazla garip.
SUNUCU: Hatta bir ifadenizde bir programımızda demiştiniz ki hani doktorla dahi görüşemiyordum. Yani bir insanı tedavi etmek için eğer alıkoyuyorsanız, o o insana bir doktor muayenesi düzenli olarak bir doktor gözetimi gerekir. Doktorla görüşemiyorsunuz çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Tabi madem çok güzel, madem benim hasta olduğuma inanıyorsun. Yani ben hemşirelerle niye görüşmeyeyim, doktorla niye görüşmeyeyim? Yok görüşmeyeceksin dediler.
OKTAR BABUNA: Ki her hasta görüşürken
SUNUCU: Tabi tabi en umutsuz en hani hayati artık hayatından ümit kesmiş hastalar bile doktor gözetimini hakediyorlar.Doktor bir şekilde görüyorlar çok ilginç. Bir de tabi bacaklarınızın zincirlenmesi falan var, çok sanki böyle azılı tehlikeli etrafa hani bişey yapacak insanmışsınız gibi zincir durumu var o da çok ilginç
ADNAN OKTAR: Bakın adam öldüren, göz çıkaran akıl hastalarını hepsi eli kolu açık geziyor. Kardeşim ben kimin gözünü çıkarttım? Kimi öldürdüm ne yaptım, halim selim bir insanım gayet şefkatli bir insanım yani. Benim hiç kimseye hiç bir zararım olmaz. Ayağıma zincir ne alaka, hem de öyle az buz değil şu filmlerde oluyor ya. Böyle baklalı kalın zincir. Yani öyle hafif bir zincir de değil yani şakır şakır ses getiriyordu böyle. Bir de onun kelepçesi var çelikten. Onu da ayağıma geçirdiler. Anlayabilene; ne diyeyim. Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hepimiz şahit olduk o dönemde inşaAllah. Bütün o dönemde okuyan doktorlar herkes staja gidiyordu, herkes bu duruma, Hocamızın anlattıklarına şahit oldu orada inşaAllah. Ben de şahitim.
SUNUCU: Çok hakikaten çok acayip bir durum çok acayip.
OKTAR BABUNA: Herkes de biliyordu, bir de Hocamız herkesi neşelendiriyordu ben orada tanıştım. Hakikaten, giden öğrenciler mutlu olarak çıkıyorlardı böyle maşaAllah
SUNUCU: Böyle bir durumda, o da işte bir de o da çok önemli birşey. Nasıl hani göğüs gerebildiniz? Tüm bunca yapılan zulme diyeceğim artık nasıl göğüs gerebildiniz?
ADNAN OKTAR: Yanaklarımdan kan damlıyordu bilmiyorum. Bayağı zımba gibi girdik zımba gibi çıktık. Beni böyle elini yüzünü yaralayan, böyle şey yapan akıl hastalarının yerine de koymuşlardı. Bir kendini yaralamayanlar var bir kendini yaralayan var, mesela duvara vuruyor sürekli kafasını vuruyor, kan revan içinde geziyor onların bölümü, bir de oraya koymuşlardı. Ben orada biraz garip olacak ama barfix falan çalışıyordum. Baktılar olacak gibi değil yani orada sporu da yaptık. Oranın bahçesi de vardı oranın avantajlıydı yani güneşe çıkıyorduk, spor yapıyordum yani orada bir şey vardı. Akıl hastaları da benden görüyordu onlar da barfix yapıyordu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: Hakikaten böyle bir yerden bile avantajlıydı diye bahçesi vardı diye böyle güzel güzel anlattınız çok enteresan hakikaten çok enteresan.
ADNAN OKTAR: Evet evet.
OKTAR BABUNA: Çok sağlıklı görünüyordu maşaAllah yani muazzam sağlıklıydı Hocamız.
ADNAN OKTAR: Gelenlerin eli ayağı boşalıyordu annemin beti benzi atıyordu kül gibi oluyordu.cBizim avukat falan yani söylemeyeyim ismini de. Yani hep ağlamaklı oluyordu ben sürekli ona telkin ediyordum. Tanıdıkları falan da öyle. O da ayrı bir sorun oluyor. Mesela DGM’de tutuklanmıştım. İşte bu ‘Türk kavmindenim İslam milletindenim’ sözünden dolayı tutuklanmıştım DGM de o şeyin başlangıcı öyle olmuştu akıl hastanesine sevk öbür şey sevk ondan. Annem geldi beti benzi kül gibi ya böyle. Bakıyor şimdi, yani insan istiyor ki hani biraz, güzel sözler edecek birşeyler falan, mümkün değil. Annem cık cık cık. Tam klasik anne böyle. Sungur abi geldi sağolsun Allah razı olsun. Nur talebelerinin yaşayan son büyük alimlerinden. Bediüzzamanın sır katibidir ve vekillerindendir.Yani çok mühim bir şahsiyettir. Ahir zamanın çok önemli bir şahsıdır. O da geçenlerde öyle biraz rahatsızlanmıştı. Ben öleceğim galiba dedi. Bana söylediler zaten rahatsızlandı ölmek üzere, gitsen iyi olur dediler. Ben gittim gözünün içine bakarak dedim sen görevlisin dedim. Ölmeyecen dedim inşaAllah ve Mehdi’yi göreceksin dedim. Bakın sonra hiç söylemezken, o hep Bediüzzaman Mehdi’dir diyordu. Bediüzzaman dedi ki dedi ‘Sen göreceksin’ dedi dedi. Kalabalığın içinde herkes talebeleri de vardı, nefesimiz kesildi ilk defa söyledi. Sen göreceksin dedi bana dedi. İnşaAllah.Yani İslam’ın hakimiyetini; ama ben bunları söyledikten sonra. Daha önce benim yanımdan ayrılan münafıklar vardı. Bizim arkadaş grubumdan. O münafıklar oraya geçmişlerdi. Orda da ona çok ağır bir iftira atarak ayrılmışlar ve onu ezmeye çalışıyorlar. Bulunduğu evden çıkartmaya çalışıyorlardı. Yani bakın Bediüzzamanın mutlak vekili olan bir insan vekili. Ve veli bir insan yani muhterem bir insan. Bakın münafık ahlakını görüyormusun? Diyor ya Cenab-ı Allah ayette ‘Kalpleri parçalanmadıkça vazgeçmezler’ diyor. Oraya gidiyor orada da münafıklık yapıyor. Değil mi bak? Yaşlı başlı bir insana akılalmaz iftiralar atarak oradan ayrılmışlar. Ve onu ezmeye çalışıyorlar bulunduğu yerden çıkartmaya çalışıyorlar. Tabi biz de yardımcı olduk. Yani öyle Allah seni korur dedim öyle birşey olmaz. Sen ahirzamanda görevlisin dedim inşaAllah. Çok açıldı ondan sonra Rusya’ya gitti, öbüryerlere gitti birden canlandı. Şimdi zımba gibi maşaAllah. Yani bayağı sağlıklı. Yani demek istediğimi anladı. Görevlisin dedim inşaAllah ama gözlerinin içine bakarak dedim. İnşaAllah. Ondan sonra da zaten Nur talebesi abiler de ya dediler muazzam canlanmış, birden değişti dediler. Hakikaten yerinde duramıyor şu an. DGM’nin önünde yüksek sesle bağırdı Sungur Abi işte bu dediğim işte Sungur abi. Ben tutuklu getirildim sevk zincirleriyle yani böyle kalın ana zincire de ayrıca bağlıydım. O zamanlar adet öyleydi daha değişikti. Ne mutlu sana dedi ama bayağı yüksek sesle bağırdı. Mazi de, yani geçmiş de, müstakbel de yani gelecek de seni alkışlıyor dedi. Yani orada da bir mesaj var. Tabi. Çok iyi oldu anneme de çok iyi oldu çünkü cık cıklıyordu bana musallat olmuştu. Ama yani cık cık cık.Annem çok sevimlidir. Yani delikanlıdır annem bayağı yiğittir de. O da Bakırköy’de sürekli mecburen kadıncağız onlarla muhatap olmak durumunda kalıyordu, Bakırköy’e geliyordu. Meyva getiriyordu anında tabi meyvalar havalarda uçuşuyor, akıl hastası dinler mi meyva? Ama çok iyi oluyordu sevap oluyordu çünkü onlar çok sağlıksız birşey oluyordu yani meyva onlar için çok lüks birşey yani, inşaAllah sevap oluyordur. Beni doktor zannediyorlardı onlar. Doktor Bey doktor bey diyorlardı. İnanmıyorlardı benim akıl hastası olduğuma. Bak yani akıl hastası olduğu halde inanmıyordu yani düşünün.
SUNUCU: Deli bile inanmıyor daha ne artık.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Hepsi doktor bey diyordu ben de işte elimden geldiği kadar. Bir deli Hüseyin vardı kapıyı ona tutma görevi vermişlerdi. Deli Hüseyine laf anlatmak mümkün değil. Yani anormal çığlıkları bağırtıları var. Para istemede de çok ustaydı konuşmuyor sadece elini açıyor böyle, eliyle hareket yapıyor acayip sesleri vardı onun böyle garip sesler çıkarıyordu. İyi bahşiş verirsen kaçak olarak kapıyı bazen açıyordu.Yani kısa süreliğine, yani bahçeye çıkılabiliyordu yani öyle birkaç defa öyle kaçak çıkmıştım bahçeye itiraf ediyorum yani. Deli Hüseyinin sayesinde ama deli Hüseyin son meteliğimize kadar da paraları alıyordu yalnız. Yani o tarz bir deli değildi deli Hüseyin. Ama çok seviliyordu, bayağı sevimliydi bilmiyorum yaşıyor mu şu anda da? Evet
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: MaşaAllah. Bir sürü sorularımız da var.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Onlardan da yöneltmek istiyorum aslında ama. Mesela uzunca bir soru var İzmir’den bir izleyicimiz yöneltmişler. Merhaba Sayın Hocam Türkiye’de ya da dünyada gündeme gelen önemli bir konu olduğunda sizin o konuda ne düşündüğünüzü gerçekten çok merak ediyorum ve bu konulardaki açıklamalarınızın en isabetli açıklamalar olduğunu görüyorum. www.harunyahya.org sitenizde yer alan ‘Ne Demişti Ne Oldu’ bölümünde 600’e yakın konu başlığı altında sizin daha önce söylediğiniz şeylerin birer birer çıktığını görüyoruz.Bu örneklerden biri Ermenilerin işgal ettikleri bölgelerden çekilmesi.Siz 1 sene önce 23 temmuz 2008 tarihinde Can Tv ropartajında Ermenilerin işgal edecekleri yerden çekileceklerini söylemiştiniz ve 1 Ekim 2009 da Ermenistan Azerbaycanda işgal ettikleri 7 bölgeden çekileceğini söyledi.Bir sene önce kimsenin ihtimal vermediği olaylar bir bir gerçekleşiyor.Hocam benim merak ettiğim ayrı bir soru var.Türk İslam Birliği oluşmaya başladığında bu birliğe hangi ülkeler katılacak? Saygılarımla demiş bayağı yakından takip eden bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Bu birliğe katılmayan ülke sayısı çok az zaten. Çok iyi. Zamanla dünyanın tamamını içine alacaktır. Ama önce Türk devletleri, İslam devletleri ve ivedilikle İsrail, Ermenistan. Arkasından Rusya, Rusya çünkü çok asil bir millettir Ruslar çok. Müslümanlığa karşı müthiş bir sevgileri var. Müslümanlığın yayılması istiyorlar İslam’ın yayılmasını, ama bağnazlık yobazlık ve tabi tutuculuk aklı başında hiç bir insan istemez. Onlar da istemezler. Ama sevgiyi, barışı, kardeşliği, güzel ahlakı onlar da istiyorlar. Şu an yani Rus devletinin de bu yönde bir politikası olduğunu herkes açıkça görüyor.Biz zaten bir İslam ülkesiyiz diyorlar. Biz İslam ülkesiyiz diyorlar. Bu yönden çok güzel. Yine aynı konularda da biraz daha açıklama yapayım. Yargıda reformu biz Başbakanımızdan, Sayın Tayyip Erdoğandan ivedilikle istiyoruz. Millet olarak istiyoruz. İnşaAllah. Bu çok önemli. Çünkü mesela daha önce de söylemiştim, bizim dosyamız Yargıtaya geldiğinde yaklaşık 150 dosyaydı. Hayır hayır 200 dosya 200’ü bulmuştu 200 klasörü bulmuştu tabi 200 klasörü bulmuştu son olarak. Yani şu an 300 klasör. 200 klasörü bulmuştu.Bir klasörü sadece bize atılan suçlar ve hükümler o dosyanın. Diğer bütün dosyanın tamamı savunmaya ait. Savunmaya ait.Yargıtay da bir bayan üye diyor ki; bu diyor burada 200 klasör dosya var. Böyle olduğuna göre diyor 200 klasör olduğuna göre diyor bu verilen diyor 3 yıllık ceza da az diyor. Bak 2 yıllıkken hakim 2 yıldan 3 yıla çıkartıyor, yani ben bilmiyorum tabi hakim bilir
SUNUCU: Gerçi siz ifadelerinizin ne şartlarda alındığını, savunmanızı yapmadığınızı, bunları beyan ettiğiniz halde çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Hayır o tabi mahkemenin takdiri ben hiç birşey demiyorum. Ama şimdi daha dosya yeni gelmiş Bismillah. Masaya konmuş. 200 klasör dosya var bir tanesi şey, daha dosyaların içeriğini bilmeden diyor ki, bu cezanın daha da artırılması gerekir ve bunu kime söylüyor; bir hukukçu profösöre söylüyor. Bayan üye, Yargıtay üyesi. Şimdi ben buna da çok şaşırdım yani bir... Diğerleri savunma yani savunma dosyaları. Yaklaşık tabi evet, 199 klasör delil var yani bizi savunan delil. Şahit ifadeleri var, bilir kişi raporları var yani her türlü delil var. Bununla biz bunları anlatıyoruz inşaAllah. Buna rağmen bunların tamamını sanki bizim aleyhimizdeymiş gibi değerlendirip ki velev ki aleyhimizde bile olsa daha dosyaya bakmadan. Değil mi? Velev ki aleyhimizde olsa bile. Kapsamlı olarak bütün hepsini incelenmeden, 3 yıl da az diyor, daha da arttırılması gerekir diyor. O zaman Allah muhafaza, 500 tane içi boş hiç birşey olmayan dosya konsa, diyecek ki en az 6 yıl verin. Çok dosya var. Şimdi bu çok acayip bir şey. Yani bir kere dosyanın içini hiç bilmediği anlaşılıyor. Savunmayı hiç okumadığı anlaşılıyor. Peki bu nasıl oluyor bu, yani bu ne demek bu?
SUNUCU: Bu tabi çok yani sadece sizin için de değil bir çok insanın başına gelebilir de aynı durum, çok ciddi bir durum.
ADNAN OKTAR: Ben onun için bakın, bu şahitli ispatlı bu, yani bu herhangi birşey değil bakın bunu konuştuğu kişi hukukçu profesör. Onun yanında bunu söylüyor. Ve inkar etmiyor zaten demedim demiyor. Tabi demedim demiyor. Ben buradan sayın Başbakanımıza yine sesleniyorum. Yani böyle bir sistem herkesin, her vatandaşın karşısına sorun çıkarabilir. Yani 199 tane klasör, savunma dosyasını aleyhimizdeymiş gibi görmek. Velev ki aleyhimizde olsa bile, daha dosyaya bakmadan. Bir yıl arttırıldığı halde ceza, bu da yetersiz daha da arttırılsın demek. Bana biraz şaşırtıcı geldi.
SUNUCU: Tabi. Yani son derece şüpheli.
ADNAN OKTAR: Bana da şaşırtıcı geldi. Ve bu diğer vatandaşlarımızın karşılaşmaması için böyle bir durumla, Adalet bakanımızın da, Başbakanımızın da bu konularda duyarlı olmasını ve görmesini çok istiyorum. Yani ben şikayet değil, bunun sadece bu sistemin düzenlenmesini istiyorum. Ben bu bayana da hakkımı helal ediyorum. Seviyorum da, saygı da duyuyorum, elini de öperim, yani isterse 10 yıl ceza versin benim umurum değil. Ama Türkiye’de bir güven ortamı olsun. Böyle bir ortamda insanlar kendini güvende hissedemez. Hiçbir vatandaş kendini güvende hissedemez. Yani, ben serden geçtiyim, serden geçti adamım. Bana farketmez. Yerin altı, üstü, havası, göğü, beni isterlerse Mars’a göndersinler. Ama başka bir vatandaşımızın böyle bir durumla karşılaştığını düşünüyorum. Yani, çok vahim. Çok çok vahim. Yani bizim böyle karşılaştığımız olaylar yüzlerce. Anlatsam yani günlerce anlatsam bitmez.
SUNUCU: Gerçi sıradan vatandaşın başına gelme şeyi evet var ihtimali de, tabi özellikle sizin başınıza gelmesi, o da daha da bir ilginç yani. Hani sanki başka birşey varmış gibi. Şaibeli bir durum var orada.
ADNAN OKTAR: Ben mahkemede de, evet, ben mahkemede de bu saygıdaydım, yani bu üsluptaydım. Ama buna rağmen bir yıl arttırdı. Elinden öperim. Helal olsun. Yani hakkımı helal ediyorum. Ama nedenini bilmiyorum. Çünkü ben saygıda azami dikkat ettim. Yani ceketimin önünü ilikliyorum. Efendimli konuşuyorum. Vargücümle nezakete dikkat ettim.
SUNUCU: Sizi tanıyanlar zaten nezaketinizle, o kibar üslubunuzla tanıyorlar. Böyle bir sebebten olduğunu sanmıyorum
ADNAN OKTAR: Buna rağmen, yani, benim böyle bir durumumun buna uygun olduğunu düşünüp bir yıl arttırdığı için de teşekkür ediyorum hakim beye, hakime, başka bir şey demiyorum. Ama buradaki şeyi de hiç anlayamadım. Yani, şu yani 199 klasör savunma delili ki yani çok fazla, Avrupa’dan alınmış bilirkişi raporları, buradan alınmış, profesörlerden alınmış bilirkişi raporları, doçentlerden alınmış bilirkişi raporları, şahit ifadeleri, lehimize olan mahkeme tutanakları, beraat kararları, takipsizlik kararları, adli tıp raporları. Bize işkence yapıldığına dair adli tıp raporlarını da dosyaya koyduk. Bunları sanki bizim aleyhimizdeymiş gibi değerlendirmek. Yani, bilemiyorum. Ama inşaAllah Türkiye gittikçe bir demokratik zemine doğru gidiyor. Ben bunlarla iftihar ederim yalnız, ben bunlardan şikayetçi değilim. Ben vatandaşlarıma zarar gelmesin bunu istiyorum.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah
SUNUCU: Evet ama yani size de reva mıdır bu, bu kadar zulüm? Yani, hani evet siz o nezaketinizden, o beyefendiliğinizden, hani hiç kendinize yapılanları açıkça anlatmıyorsunuz maruz kaldığınız işkenceleri falan. Ama, yani birçok insan için çok ciddi bir tehdit bu. Şimdi mesela yeni bir süreç başlayacak. Ekim ayında aleyhinize sonuçlanacağı iddia edilen yeni bir süreç var. Burada nelerle karşılaşılaşacaksınız? Yine benzer olaylar mı gündeme gelecek bilmiyoruz tabi. Ama neler düşünüyorsunuz? Neler bekliyor olabilir sizi?
ADNAN OKTAR: Seyyid Battal Gazi gibi, sahabeler gibi; sahabelerin ağzı, burnu doğranıyordu, Allah aşıklarının. Değil mi? Biz onları niye delice bir aşkla seviyoruz; çektikleri çileden. Hz. Yusuf; niye bağrımıza basacağız? İlk cennette karşılaştığımızda ilk konuşacağım konu nedir? Cezaevinde neler yapmıştın diyeceğiz inşaAllah. Değil mi? Kuyuda neler yapmıştın? Nasıl olmuştu ortam diyeceğiz. Değil mi? İlk, benim ilk soracağım soru budur. Değil mi? Mısır nasıldı? Oralar güzel miydi? Onu da soracağım ama önce onu soracağım. Sahabeler var mesela. Atla savaşıyor. Resulullah (sav)’ı korurken ayağı kopuyor. Kılıç geliyor, ayağı kopuyor, haberi yok.
SUNUCU: Değil mi? O kalbindeki aşkla
ADNAN OKTAR: O şeyden tabi attan inmek için bastığında anlaşılıyor ayağının koptuğu.Yani haberi yok. Ayağı var zannediyor. Basınca tabi devriliyor. O zaman anlaşılıyor, anlıyor ayağının olmadığını. Biz işte bu ruhu yaşamanın peşindeyiz. Bana eğer çile ve zorluk gelmezse bu benim çok acayibime gider. Allah verme. Cenab-ı Allah, tabi takdir Allah’ın, ama acaba derim bende bir hata mı var, kusur mu var? Yani bir insan çok rahat yaşıyorsa yani hakikaten bir şey vardır. Ben söyleyeyim yani. Gerçekten bir şey vardır. Allah vermesin. Çile Müslümanın aşk kaynağıdır. Tutku kaynağıdır. Allah aşkı öyle ifade edilir. Değil mi? Yani hatta Leyla Mecnun hikayelerinde bile anlatılır, değil mi? Çölde susuz, çölde değil mi aç yerde sürünür. Değil mi? Mecnun. Biz aşkının ifadesi olarak oradan anlarız. Değil mi? Ki o Allah aşkıdır kastedilen. Yani Mecnun orada grand tuvalet giyinip dimdik yürüse, arabayla gitse onu anlar mıydık biz? Çölde kızgın kumlarda süründüğü için anladık. Yüzüstü süründüğü için anladık aşkını. Ve onun gücünü de oradan anladık. Şiddetini oradan anladık. Bu olaylar da böyledir. Aynısıdır. Ben vatandaşlarım için istemiyorum. Biz evelAllah daha çok yara alırız. Daha çok gazilik şeylerine gireriz inşaAllah. Benim umurum değil inşaAllah. Evet inşaAllah. Evet, sevimliler sevimlisi. Aç bir sayfa bana ver bakayım.
SUNUCU: Teşekkür ederim.Bismillahirrahmanirrahim
ADNAN OKTAR: Yalnız sorulardan da devam edebiliriz ama bir ayet, Kuran’dan bir ayet okuyayım.
SUNUCU: Buyrun
ADNAN OKTAR: Ya Allah Bismillah. Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir. Onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir. Şüphesiz Allah iman edip salih amelde bulunanları...” samimi tavırlar gösterenleri, Allah için samimi, Kuran’a uygun tavırlar gösterenleri ”...altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah her istediğini yapar. Kim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa...” Resulullah’a, Mehdi’ye, Allah yolunda mücadele edenlere, hepsine işaret var. “...göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?” Yine diyor, öfkesi devam eder diyor Allah. Yani küfrün öfkesi durmaz diyor Allah. Öyle yaratılmıştır. “Biz, işte biz onu (Kuran'ı) apaçık ayetler olarak indirdik.” Çok sarihtir diyor Allah Kuran’ın ayetleri- “Şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir.” (Hac Suresi, 7, 14-16) Allah’ın Hadi isminin tecellisi. İnşaAllah. Yani bak Allah dilediğini hidayete yöneltir, dilediğine hidayet eder. Allah Mehdi’ye de hidayet etmiştir. Onun Hadi isminin tecellisidir Mehdi. Evet. Şimdi sorulardan devam edelim inşaAllah
SUNUCU: Evet, devam edelim. Bir izleyicimiz demişler ki, değerli Hocam bugünlerde hangi gazeteye baksam hangi internet sitesine girsem ailesini veya tanıdıklarını hunharca katleden insanların haberleriyle karşılaşıyorum. Bu tarz cinayet vakalarında şiddetli bir artış oldu. Hocam ahir zamanda karşılaştığımız bu durum Hz. Mehdi’nin çıkışının bir habercisi midir?
ADNAN OKTAR: Tabi ki ahir zamanda zulüm, şiddet, cinayetler, acımasızlık, egoistlik, bencillik, pahalılık, sıkıntılar had safhada olacak. Mehdi öncesi durum olarak bu çok kapsamlı, sahih hadislerle belirtilmiştir. Sahih olmayan hadislerde de belirtilmiştir. Ama o hadisler de sahih hükmüne gelmiştir. Çünkü tahakkuk etmiştir olay. Sahih hadis mi var? Peygamberimiz diyor ki, mesela ahir zamanda böyle, bir kalem oluşacak diyor, bu kalemi tarif ediyor. Mesela altın rengindedir yazı yazacak diyor. Şimdi bu aynısıyla olduğunda bu hadis doğru mu yanlış mı denir mi? Allah ispat etmiş işte. Göstertiyor bütün detaylarıyla. Değil mi? Onun için ahir zaman hadisleri, tahakkuk edenlerin hepsi sahih hale gelmiştir. Mesela 15 gün arayla ay ve güneş tutulması. Fırat’ın suyunun kesilmesi. Tahakkuk ettiği için sahih hadistir. Mesela derece derece hadisler vardır. Mesela orta derecede güçlü, daha zayıf işte daha güçlü. Tahakkuk etti mi bu konu biter. Yani öyle bir konu olmaz. Artık sahihin sahihidir hem de. Yani halis sahihtir yani. Gerçek olmuştur artık. Sahih değil gerçek olmuştur artık. İnşaAllah. Onun için Mehdi’yle ilgili, Hz. Mesih’in inişiyle ilgili hadisleri de eleştirenler Allah tarafından tekzip edilirler. Oradan da çöktüler. Yani oradan kendilerince kurtaracaklar sanıyordu. Ki zaten hiç kurtaracak yönleri yok o yönleriyle. Ki kurtulma değil. Onlar için bir kurtuluş ama onlar öyle görüyorlar. Bir kere dört mezhep ittifak halinde. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi. Konu bitti. Şia, Caferiler, Vehhabiler de aynı kanaatte mi? Bitti. Ben diyor, işte marjinal metinim ortaya çıktım konuşurum. Konuş. Yani. Bir şey çıkmaz. Değil mi? Birçok insan olabilir. Yani hiç inanmıyor olabilir. Biz zaten inançlarına saygılıyız. Biz ehl-i sünnet inancını savunuyoruz. Biz bunu anlatıyoruz. Ya Şii, Caferi veyahut Vehhabi. Bunların hepsi bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimizdir. Bunların hepsi ittifak halinde. Peki hadis kitaplarına geçiyoruz. Buhari tamam, Müslim, Tırmizi, Sünen-i Nesevi, Sünen-i Davud, İbn-i Mace. Hepsi Mehdi’nin gelişini, Hz. Mesih’in gelişini anlatıyor mu? Televizyonlara çıkıp böyle baygın gözünle Freddy’nin kabusu gibi böyle gözünü akıtarak devrik bakışlarıyla, piranha dişi gibi dişlerini gösterterek, böyle çoluk çocuğu ürküterek sen istediğini anlat. Kimse seni dinlemez. İstersen bilmem nerede bilmem ne ol.
SUNUCU: Bu bir korku olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Yani dini konuları tenzih ederim. Efendim?
SUNUCU: Korku olabilir mi? Yani Hz. Mehdi’nin zuhur edişiyle, bunların saltanatlarının, kendi saltanatlarının yıkılacağına dair bir korku mu yaptırıyor bunları acaba?
ADNAN OKTAR: Tabi ki enaniyet kaleleri gidecek. O kadar çok enaniyetli var ki firavun gibiler bir kısmı. Yani temiz, salih Müslümanları tenzih ederim. Demin ki sözüm için de Müslümanları tenzih ederim. Bilmişler var. İnşaAllah. Ve dini konuları tenzih ederim o konu için de. Veyahut Allah affetsin öyle demeyeyim. İnşaAllah. Mesela şeyhi var yahut hocası var yahut kendi bizzat kendi. Kendini zaten dünyanın en büyüğü olarak görüyor. Haşa Allah’tan da daha büyük görüyor. Haşa Allah’ı eleştiriyor zaten televizyona çıkıp. Yani Kuran’ı eleştiriyor. Peygamberleri eleştiriyor. Alenen ve küstah ağzıyla, böyle o züppe ağzıyla bunu yapıyor. Ve gayet de normal görüyor bazı insanlar bunu. Hatta bunlarla ilgili çok fazla kitap da var. Bir kısmını bunların, yani hakaretamiz sözler de ediyorlar. Yani onu bile normal görüyorlar. Mesela kendi inancıyla kendisi alay ediyor. Takdir ediyorlar. Adamlar yerlere yatıyor, gülüyor. İslam’a, Kuran’a yönelik, güya o aptal kafasıyla, o sünepe kafasıyla, öyle değil mi? Dine ve mukaddesata yönelik konuları eleştirerek veyahut onlara yönelik böyle küstah, haşa, bir üslup kullanarak karşı tarafa yağcılık yapıyor. Yalakalık yapıyor. Onları güldürmeyi kendisinin sevildiğine yoruyor. Halbuki adamlar ondan pislikten nefret eder gibi nefret ediyor. Onun haberi yok. Tiksindiklerinden haberi yok. Onu çok seviyorlar zannediyor şaklabanlık yapınca. Soytarılık yapıp onları güldürünce onun onlara karşı muazzam bir muhabbeti olduğunu düşünüyor. Halbuki nefreti ve kini kat kat artar ona. Yani dinsiz olduğu halde, ateist olduğu halde daha da artar nefreti. Çünkü en aşağılık adam bile davasına ihanet eden adama karşı bir nefret duyar. Yani kalben nefret duyar. Hep böyle olmuştur. Geçmişte de böyle olmuştur. Yani çünkü der bu kendi inancına böyle kahpece bir karakterle yaklaşıyorsa kimbilir bana ne yapar bu der. Tabi. Onun için böyle kendini sempatik zanneden bu bazı ahmaklar dine çok büyük zarar vermeye çalışıyorlar kendi kafalarınca. Ama Allah’a şükür tabi biz vargücümüzle bunu engelliyoruz. Bir de bunlardan çok medet umdular. İslam’ın hakimiyetini engellerler belki, Müslümanların şevkini, heyecanını belki kırarlar, onları ümitsizliğe sevkederler, darwinizmi belki Müslümanlara inandırırlar. Ve zaman içinde de sakince dinsiz bir İslamiyet geliştiririz. Kuran’sız bir İslamiyet, sünnetsiz bir İslamiyet geliştiririz düşüncesiyle ortaya çıktılar kendi kafalarınca. Yani dini, içini tamamen boşaltılmış bir sosyal kurum haline getireceklerdi kendi kafalarınca ve bunu kısa sürede yapacaklarını düşünüyorlardı. Çünkü iddia edilen ergenekon örgütünün dindarlar içinde de bayağı bir adamı vardır. Bayağı. Yurtdışında da bayağı adamı vardı. Ama Hz. Hızır boyunlarını kırdı, koparttı. Kırmakla kalmadı kopardı kafalarını. Tabi beyinlerinin içine çöktü ve daha da çökecek. Boş yere debeleniyorlar, çırpınıyorlar. Çırpındıkça bu daha da gelişecek bir sistem. Ve görüyorlar da zaten geliştiğini.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah. Evet. Bir diğer sorumuz var. Demişler ki izleyicimiz Adnan Hocam siz gelmiş geçmiş en büyük alim diye anlattığınız Said Nursi’yi bizlere çok iyi tanıtıyorsunuz. Bizler de sizin vesilenizle Said Nursi’nin ilminden faydalanma imkanı bulduk. Sayın Başbakanımız geçen günlerde bir konuşmasında Bitlisli Said Nursi’siz bir Türkiye, maneviyatı noksan kalır diye belirtti. Hocam Said Nursi’nin bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Başbakanımızın bu güzel sözünden dolayı onu tebrik ediyorum. Çünkü Adnan Menderes zamanında, rahmetli, Bediüzzaman’ın kıymetini bilmedi. Yani orada hayatının hatasını yaptı. Çok büyük bir hata yaptı. Ona yapılan zulme göz yumdu. Ve kaç defa Bediüzzaman onu uyardı. Mektup da gönderdi. Kuran ahlakıyla hareket et, başarılı olacaksın. Aksinde çok büyük bir felaket gelecek dedi. Ama söz dinlemedi. Kaç defa uyardı rahmetli onu. Çok sarih ifadeleri vardır Adnan Menderes’in bu konuda. En son biliyorsunuz Urfa’da akıl almaz zulüm yaptılar yaşlı başlı, o mübarek veliye. Vefat edeceğim ben diyor, tir tir titriyor hasta artık yani, yani neredeyse komaya girecek yani ağır hasta belli, kendi vatanı kendi ülkesi, kendi toprağı, bütün Türkiye onun. Oraya geliyor oradan çık, oraya geliyor oradan çık. Nereye gidecek? Mesela başka bir şehre geliyor; buradan da çıkacaksın diyorlar. Yani ne yaptı? Ne yaptı? Vatanı seviyor, milleti seviyor, orduyu seviyor. Vatanın birliğini beraberliğini istiyor, komünizme karşı, fitneye, anarşiye, teröre karşı. Allah aşığı ve büyük bir alim, herkesin saygı duyduğu ve Osmanlı Döneminde de saygı duyulan bir insan. Evet. Yani padişahın bile danıştığı bir insan, bu kadar önemli bir insan. Tabi. Fakat Allah’ın hikmeti yani; böyle bir insanın kıymeti bilinememiş. Ama bu zamanda biliniyor, mesela bu berekettir. Sayın Başbakanın bunu söylemesi de ona çok büyük bereket getirir. İnşaAllah. Çünkü 2015 biliyorsunuz Said Nursi yılı olacak inşaAllah. Yani bu kadar barışçıl, bu kadar insan sevgisiyle dolu bir alim; Allah-u alem yok. Ben abartmıyorum yani ben İmam-ı Rabbani hayranıyım, İmam-ı Gazali hayranıyım bütün eserlerini okudum. Ama açıkça söylüyorum gelmiş geçmiş en büyük müceddid ve müçtehiddir Said Nursi. Tabi. Ben diyor; bakın yüksek ahlakına bakın bu güzel insanın. Ben seyyid değilim diyor, o gelecek mübarek kişi diyor seyyiddir diyor. Ondan sonra, o ahir zamanda gelecek şahsın diyor Mehdi’nin pişdar, öncü bir neferiyim diyor, askeriyim diyor, herhangi sıradan bir askeriyim diyor ve ona ortam hazırlıyorum diyor. Ve geldiği vakit diyor; Risale-i Nur’un gerçek sahibi diyor, bu eserlerin gerçek sahibi O’dur diyor ve en iyi O anlayacak bu diyor Risale-i Nur Külliyatı’nı diyor. Yani benim değerimi de en iyi O bilecek diyor. Risale-i Nur’un da en iyi kıymetini bilecek O’dur diyor. İnşaAllah. Risale-i Nur’un da yine sırlarını ortaya çıkaracak Mehdi’dir. Yani içi sır doludur Risale-i Nur Külliyatı’nın. Metafizik bir insandır, olağanüstüdür. Tabii, ahir zamanda da hizbi makbul olacağı anlaşılıyor diyor yani devam edecek diyor. Benim eserlerim diyor. Ta hicri 1506’ya kadar, ta 1506 dan 1542’ye kadar gizli mağlubane diyor. Ve bir Taife-i Azam diyor Mehdi talebelerine. O ayrı bir azam onları da ayrı olarak katıyor; onlar da diyor yani devam edecekler diyor. İnşaAllah. Ve ahir zamanda yine hizbi makbuldür diyor. Makbul bir hiziptir diyor. Yani Risale-i Nur Külliyatı halen okunmaya devam edecek diyor. 42 ye kadar diyor. 42’den sonra ne Risale-i Nur kalıyor, ne Kuran kalacak, hepsi göğe ref ediliyor. Üç yıl kadar kepazeliklerine devam edecekler, üç yıl. Evet, 1542 den 42, 43, 44, 45. 45’de bütün vücut sistemleri felç olacak korkunun şiddetinden. Allah diyor başları saçları bütün saçları bembeyaz olacak diyor. Yani insanın aklının alabileceği en büyük korku şokunu yaşayacaklar. Dünyanın dönüşü tersine olmaya başlıyor. Kuran diyor dünyanın başından alınmasıyla diyor, yani diyor, dünyanın beynidir diyor, Kuran diyor. Alınmasıyla dünya da artık divane olur diyor aklını kaybeder diyor. Ve intizamsız hareketlerle başını başka bir seyyareye vurur diyor. Yani bir gök taşı, büyük bir göktaşı, ama çok hacimli bir taş ki hep teğet geçiyor şu an zaten biliyorsunuz, sık sık teğet geçiyor, bu sefer teğet geçmeyecek. Vurdum mu tersine çevirmeye başlayacak dünyayı. Mağma, mağmanın hareketi durmadığı için, çünkü kabuk duracak; kabuk tersine dönüyor, ama mağma dönmeye devam ediyor hızdan dolayı. Yani mesela bir kabın içine siz su doldurursanız, onu santrifüjle hızla şey yaparsanız birden durdurursanız kabı, su dönmeye devam eder ve bu muazzam tahribat yapacak işte. Ayette de belirtilen odur; “Denizlerin yandığını görürsün” diyor. Her yerden, boğazlardan, Marmara’dan, Akdeniz’den, her yerden binlerce on binlerce km yüksekliğe lavlar fışkırmaya başlayacak yeraltından. Her yer parçalanacak, boğazlar açılıp kapanacak, açılıp kapanacak. Kısa bir süredir ama korkunun en şiddetlisini yaşayacaklar, melekler de sürekli o anda inmeye başlayacak zaten. Yani Cübbeli’nin dediği olay o zamandır Meleklerin inmesi. Ama aklın ihtiyari kalkmış artık, dönüşü yok ondan sonra inşaAllah. Seri olaylardır bunlar. Yani yoksa bu yüz yirmi yıl bundan sonra yaşanacak. Öyle bir konu yok. Nitekim gösterttim hadisleri. Bu konuda ayrı ayrı çok çok fazla hadis var; kimi Hz.İsa’dan sonra diyor, kimi Araplar putlara döndükten sonra diyor, yani bizim ve kiminde elli sene diyor, kiminde yüz sene ki yani 1500’lerden sonra yaklaşık elli sene kadar olmuş oluyor. Evet. Üç inkılabı azimeye diyor dikkat çekiyor bir 1506, yine bir tarih daha şimdi tam aklımda değil, biri 1543 biri 1545. Bu, bu en şiddetlisi işte bu. Bu kıyamet. İnkılabı azime, yani büyük inkılap yani büyük değişiklik ve bununla sonlanacak diyor. Ve küfrün başına kıyamet kopmasına ima eder diyor inşaAllah, Aziz Allah.
SUNUCU: Evet Yeniköy’den bir izleyicimiz de demişler ki; İyi günler hocam sizi dün bir alışveriş merkezinde gördüm, orada bulunan çalışanlarla sıcak bağlantınız ve onların size olan saygısı ve sevgisi röportajlarınızda bahsettiğiniz sevgi anlayışının bir yansıması gibiydi. Sizin gibi insanların sayısının artması için kişisel olarak ne yapmamızı tavsiye edersiniz demişler
ADNAN OKTAR: Biraz şu çayımı içeyim, ondan sonra, ezan da bitsin konuşalım İnşaAllah
SUNUCU: İnşaAllah, evet
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: Evet, bu arada ezan ezanımız devam ederken belki Cihat Bey kısa bir iman hakikatinden bahsetmek isterler bize
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabii
SUNUCU: Uygun görürseniz eğer
ADNAN OKTAR: Biraz bekleyelim ezanı bekleyelim, evet.
SUNUCU: Bekleyelim mi?Tamam
ADNAN OKTAR: Hemen bitiyor İnşaAllah. Evet bazen dışarı çıkıyorum, ama senin hakkın baki.
CİHAT GÜNDOĞDU: Allah razı olsun
ADNAN OKTAR: Hani böyle hocam hakkımı elimden...
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah
ADNAN OKTAR: Hocalık; ağabeyiz, ağabeylik var bende, kardeşleriyim yani ayrıca öyle hoca da demeyelim de kardeşleriyim, ağabeylerim İnşaAllah. Çünkü onlar, ilim onlarda maşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: Biz de sizden öğreniyoruz eserlerinizden
OKTAR BABUNA: Kuran’dan ve sizden öğrendik inşaAllah
ADNAN OKTAR: Evet. Geçenlerde bir mağazaya gittim, tezgâhtarlar bir şahısla ilgileniyorlar. Oturmuş adam, müthiş gerilmişler yani böyle huysuz, yok olmadı şunu ver olmadı bunu ver, yani müthiş gerginler. Yani nezaketli olmaya çalışıyorlar ama müthiş kasılmışlar. Adam dışarıya bir çıktı, hemen rahatladılar. Hocam hoş geldiniz falan böyle bir rahatladılar neşeli ortam oldu. Genelinde bazı insanlar böyle yani gittikleri dükkânları yahut satıcı olan orada dükkân sahiplerini üzüp geliyorlar. Yani zaten onlar küçücük bir beton yığınının içerisinde akşama kadar Allah rızası için hizmet ediyorlar orada. Gittiğinde bir selam versen, gönüllerini alsan, onları üzmesen ne olur yani? Bu kadar kapris, bu kadar münasebetsizlik, böyle tepeden bakan bir üslup, değil mi? Yani sen de Allah’ın kulusun onlar da Allah’ın kulu, sen de dokuz ay on gün içinde doğdun o da dokuz ay on gün içinde. Nereye bu azamet büyüklük? Yani tepeden bakan, hani siz dükkân sahibisiniz, ben de alıcı konumundayım, muhtaç ben de işte sizin velinimetinizim işte haddinizi bilin gibi bu üslup. Bu yanlış, her gidenin bu insanlara şefkat göstertmesi sevgi göstertmesi onların gönlünü alması hal hatır sorması çok yerinde olur, çok güzel olur. Yani sertlikle onları germek, onları yıpratmak. Bir de zaten akşama kadar ayakta duruyor bunlar, bu mazlumlar yani ne kadar zor bir şey. Mesela bakıyorum, ne kadar Allah vermesin yani değil mi? Çocuklar, geçenlerde bir mağazada üç tane genç kız çok sevimliler böyle çok sevecenler; yavrum dedim biraz otursanıza arada sırada dedim, yok alıştık hocam dediler. Sürekli ayaktalar. Yani düşünüyorum o kadar 8 saat ayakta insan nasıl durabilir yani maşaAllah.Ya olacak iş değil 8 saat, yani değil mi? MaşaAllah, Allah kuvvet veriyor. Ama şefkat esastır her yerde sevgi, nezaket, hürmet esastır İnşaAllah
SUNUCU: Tabi
OKTAR BABUNA: İnşaAllah
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Şimdi anlatabilirsin.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Şimdi evrimciler genellikle böyle canlılardan örnekler veriyorlar da. Mesela maymundan örnek veriyorlar. İşte insanın atası sözde atası şeklinde iddialarda bulunuyorlar ama biz onu zaten gösteriyoruz, çürütüyoruz iddialarının hiç bir bilimsel dayanağı olmadığını. Zaten hayvan orda şov yapıyor yani Allah’ın yaratılış sanatını sergiliyor.
SUNUCU: Tabi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mesela o maymun dalda asılırken tek eliyle orada bakın ne mekanizmalar devrede biliyor musunuz? Denge denen bir olay var, şimdi biz bile yakta dururken kaslarımız bacaklarımız da onlarca kas var, o kasların herbirine beynimizde bizim kontrolumuzun tamamen dışında olmak üzere hiç farkında bile değiliz. Bakın elektrik sinyalleri gönderiliyor. Bacağımızı öne doğru attığımızda diyelim ön taraftaki kaslara belli bir milivolt elektrik sinyali gönderilirken on diyelim ölçek olarak, arkadakine eksi on gönderiliyor. Birine artı on gönderilirken, diğerine eksi on gönderiliyor ki...
SUNUCU: Yine o dengeyi sağlıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Biri kasılırken öndeki kasılırken arkadaki gevşesin diye.
SUNUCU: Gevşesin diye dengeyi sağlamak için tabi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Eğer en ufak bir fark burda yok olsa yani biri artı onken diğeri eksi sekizde kalsa o zaman bacağımızı hareket ettiremeyiz kasılır, kitlenir bacağımız ve bunu beyin sapındaki özel mekanizmayla özel hücreler bunu hesaplıyorlar otomatik olarak ve bu onlarca kas bu şekilde dengede tutuluyor , hareket ettiriliyor. Bakın biz yalnızca yürümeyi diliyoruz Allah’tan diliyoruz farkında olmadan ve Allah yürütmeyi yaratıyor, yürüten yine Allah. Bizim tamamen dışımızda. Maymun dalda asılırken tek eliyle, orda işte kolun nasıl koldaki kasların hangisine ne kadar elektirk sinyali gideceği, öbürüne ne kadar eksi miktarda gideceği bu şekilde hesaplanmış, maymun orada bize şov yapıyor. Allah’ın yaratış sanatını bize göstermiş oluyor. İşte insanlar malesef bu büyük yaratılış gerçeklerini görmekten aciz kalıyorlar farkına varmıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bir kısım insanlar
CİHAT GÜNDOĞDU: Bakın nelerle uğraşıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet bir kısım insanlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Onun içindeki mekanizmalar saymakla bitmez zaten o hayvanın üzerindeki yaratılış gerçekleri yaratılış harikaları, bizim vücudumuzda yine aynı şekilde. Her yer bu şekilde bir böcekteki uçuş mekanizmaları olsun, işte gözümüzün önünde cereyan eden işte yaratılış harikaları saymakla bitmiyor. Allah’ın ayetleri çünkü “denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem olsa hatta bundan bir miktarı daha mevcut olsa” şeytandan Allah’a sığınırım Allah ayette bu şekilde bildirmiş. Allah’ın ayetleri yazmakla tükenmez diye Allah bize bildiriyor. Kuran-ı Kerim’de aynen bu şekilde.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet arkadaşlarımız uyarıyorlar son beş dakikanın içindeymişiz .
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam ben o zaman şeytandan Allah’a sığınırım Kaf suresinin 15. ayetini okuyorum. Cenab-ı Allah diyor ki: “Biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük?” Yani diyorlar ya darwinistler geçmişteki canlılar nasıl oldu, evrimle oldu, onları Allah yaratamaz gibi diyorlar ya. Cenab-ı Allah diyor ki: “Biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük” Onu da biz yarattık diyor Allah. İlk yaratılışı. “hayır onlar karmaşık bir kuşku içindediler.” Darwinistleri tam anlatan bir ayet. Hakikaten kuşku içindedirler emin de değiller, karmaşık. “Görmüyorlar mı gökleri ve yeri yaratan Allah onların benzerini yaratmaya güç yeter.” Mesela cennette nasıl yaratacak şeklinde. Onu da evrimle anlatmaya kalkıyorlar biliyorsunuz. Cennetin ağaçlarını meyvelerini, insanlarını, hurileri gılmanları, tam şu anda açmaza girdiler. Şunu akledemeyecek kadar akılları eksik. Yani bu delille karşılarına çıkacağımızı zannetmiyorlardı. Bunda şok oldular. Geçenlerde Oktar’a stop stop stop; sutopu efendim futbol topu, ne farkeder bırak şimdi onları yani inşaAllah değil mi? Bunlar boş işler. Yani durduramayacakları belli hakikaten de bak El Cezire seni çıkarttı, darmakeşan oldu bu konu bitti. Yanlış illaki bir yerden döner.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam mıyız?
SUNUCU: Evet. Bu arada...
ADNAN OKTAR: Bir dakikamız var evet.
SUNUCU: Bugün yurdun dört bir yanına sizin o huzur dolu güzel açıklamalarınız ulaştı. Evet bunları ulaştırmamıza vesile olan bir anlamda, kanallarımız var. Onlara da çok teşekkür ediyoruz ve ben tek tek isimlerini saymak istiyorum. Müsadeniz olursa.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah. Güzel.
SUNUCU: Evet. Kanal 41, kral karadeniz, kanal 35, çağdaş tv karaman, kanal 56 siirt, can tv erzincan, destan tv kütahya, ort ordu, konya tv, sefa tv tokat, amasya tv, süper tv tokat, elbistan tv kahramnamaraş, mrt osmaniye, süper tv inegöl, crt adana, tavşanlı tv, kapadokya tv, kanal 19 çorum, kanal 60 tokat, haber 262 izmir, karahisar tv saadettin bey, yenice tv bursa, kanal 47 mardin, canik tv ordu, ığdır tv, nrt gaziantep, kanal 55 samsun, brt hatay, gece tv tokat, ktv konya, kanal malatya, can tv diyarbakır, trabzon tv, genç tv karaman, ort osmaniye, ahir tv kırşehir, özege tv uşak, mega tv gaziantep kanal 23 elazığ, bey pazarı ankara ve ayrıca da haber hilal.com ve www.harunyahya.tv adresinden de canlı olarak yayınlandık efendim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah diyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Allah ağzına sağlık versin.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Allah güzel günler göstersin.
SUNUCU: Cümlemizin cümlemizin.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah hepimize inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet arkadaşlarım işaret verdiler malesef bir programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum efendim hoşçakalınız.
Bu eser 1.013 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;