Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15879 tanesi Türkçe, toplam 19177 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın The National Gazetesi (BAE) Röportajı (28 Mart 2009)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (279)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (14)
Dergiler (262)
Belgeseller (323)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (12)
Web Siteleri (432)
Makaleler (9557)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (3940)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (486)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
harunyahya.org
harunyahya.net
evrimaldatmacasi.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın The National Gazetesi (BAE) Röportajı (28 Mart 2009)
Mart 2009


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
MUHABİR: Öncelikle bildiğiniz gibi Abu Dabi’den geliyorum. Oradaki bir ulusal gazetede çalışıyorum. Bu röportajımdaki sorularım üç ana başlık altında toplanacak. Öncelikle nasıl başladığınız, kendi öykünüzü kişisel öykünüzü duymak istiyorum. Genel düşünceleriniz nasıl oluştu onu öğrenmek istiyorum. Daha sonrada Ahir zaman ve Mehdi konularındaki düşünceleriniz hakkında sorular soracağım. İlk sorum şu olacak, Abu Dabi’de okullarda Darwinizm öğretilmiyor. Burada durum nasıldır, siz Darwinizm’i okulda mı öğrendiniz, ilk duydunuz?

ADNAN OKTAR: Evet, ilkokulda, ortaokulda, lisede Darwinizm bir gerçekmiş gibi bize anlatıldı. Ansiklopedilerde öyle gördük, ders kitaplarımızda öyle gördük, televizyonlarda, radyolarda hep öyle gördük.

MUHABİR: Peki Darwinizm’in gerçek olmadığını anlamaya başladığınız zaman hangi zaman, üniversitede mi oldu bu, üniversitede felsefe okuduğunuz yıllarda mı oldu?

ADNAN OKTAR: Yok, ben ilkokuldan itibaren şüpheleniyordum. Hiç inanmadım, çok çok mantıksız buluyordum. Çünkü tesadüfle anlatıyor, tesadüf çok kör bir şeydir. Tesadüfün aklı yoktur, muhakemesi yoktur. Meydana gelen insanın görmesi var, duyması var, dokunması var, koklaması var; oysa atomların görmesi, duyması, koklaması, işitmesi hiçbir şeyi yok, yani şuursuz varlıklar. Şuursuz varlıkların bir araya gelip şuurlu, ruhu olan bir varlık meydana getirmesi fikri çok ilkel ve çok saçma. Sürekli şüpheleniyordum ama lise son yıllarında çok kapsamlı araştırmaya başladım. Delillendirmeye başladım ve sonuçta tam bir açmaz olduğunu insanlara aktardım.

MUHABİR: Peki lise yıllarında bulduğunuz bu kanıtlar neydi?

ADNAN OKTAR: Lise yıllarında daha çok mantıkla buluyordum. Yani maddenin, böyle ışıklı canlı bir dünyayı oluşturamayacağını biliyorum. Çünkü beynin içinde oluşuyor bu kainat ama beynin içinde görüntünün oluşmasını lise sonda fark etmiştim. Bu adeta maddenin yokluğu gibi bir histi. Yani dışarıda madde var ama benim yaşadığım âlem tamamen sanki ruhtan oluşmuş gibi bir hisle bana geldi. O zaman maddenin hakikatini daha da kapsamlı kavramış oldum. Çünkü beynin içerisinde yaklaşık mercimek kadar yerde, birkaç mikron kalınlığında belki bir elektrik akımı geçen yerde görüntü oluşuyor. Ses oluşuyor, dokunma hissi ve koku hissi oluşuyor ve bütün hisler oluşuyor. Bu çok olağanüstü bir şeydi. Bunun üzerine zaten maddenin hakikatiyle ilgili kitabımdaki bölümün ana bilgilerini oluşturmuştum.

MUHABİR: Bu gerçekten bir lise öğrencisi için çok ileri düzeyde bir düşünce biçimi, gerçekten çok önemli kavramları sorgulamışsınız o yıllarda. Maddenin sırlarıyla ilgili söyledikleriniz gerçekten Plato’nun felsefesine günümüzdeki önemli filozofların düşüncelerine çok yakın düşünceler ve bunları lisede düşünmüş olmanız beni gerçekten çok şaşırttı ve gerçekten takdire şayan bir durum. Sormak istediğim bir diğer nokta da liseden sonra sanırım felsefe okumaya başladınız ve üniversitede benzer kuramlar üzerinde mi düşündünüz, yoksa kendi kuramınızı oluşturmaya mı başladınız? Nasıl gerçekleşti bu sürecin devamı?

ADNAN OKTAR: Ben çok gerçekçiyim, sürekli gerçeği tam akılcı olarak düşündüm. Bir kere beynimin içerisinde madde olarak oluşmadığımı gördüm, yani ruh olarak oluştuğumu gördüm. Şu anda da insan ruh olarak varlığını sürdürüyor. Dışarıda madde vardır ama bizim muhatap olduğumuz âlem ruh olarak oluşan bir âlemdir. Mesela, ben sizi şu an beynimin içinde görüyorum, siz de beni beyninizin içinde görüyorsunuz. Tamamen ruhtan oluşmuş varlıklar oluyoruz bu durumda. Dışarıda madde var ama biz ruh varlık olarak yaşıyoruz. Bu, hem metafizik hem olağanüstü hem çok şaşırtıcıdır. Mesela dışarıda güneş ışığı veyahut lamba ışığı diye bir ışık yok. Dışarıda sadece dalgalar var, biz bunu beynimizin içinde ışık olarak alıyoruz. Dışarıda ses yok, siz benimle konuşuyorsunuz ama normalde sesiniz olmuyor. Allah benim beynimin içinde sizin sesinizi yaratıyor. Bu, çok metafizik ve çok olağanüstü bir olaydır, yani bunu bilip de iman etmeyecek bir insan ben düşünemiyorum.

MUHABİR: Bildiğiniz gibi son 50 ila 70 yılda dünyada çok şey değişti. Son birkaç yüzyılla karşılaştırdığımız zaman bu son 50 ve 70 yıllık zaman dilimi içindeki değişimler gerçekten çok şaşırtıcı. İnsanların yaşamları değişti, teknoloji değişti, ahlak anlayışı her şey kökten değişti. Belki bu süreyi son yüzyıllık bir zaman dilimi olarak da düşünebiliriz. Peki, bütün bunları Darwinizm’le ilişkilendirebilir misiniz? Biraz sonra konuşacağımız konuyla ilintili olarak da ahir zamanın yaklaşmış olması, zamanın hızlanmış olmasına bağlanmış olabilir mi bu değişimler?

ADNAN OKTAR: Darwinizm, Mehdi’nin rahatça ezeceği, karşı deccali bir düşünceydi. Allah tarafından özel olarak yaratılmıştır. Darwin bu mantıksız felsefeyi ortaya atarken, bunu kader içerisinde, Allah öyle yarattığı için bunları izah etmiştir. Yoksa Allah yaratmadığı için böyle bir şey olmaz. İllaki Allah’ın yaratması üzerine olur böyle şeyler.

MUHABİR: Ben sizin kişisel öykünüze geri dönmek istiyorum, çünkü bu kişisel yolculuğunuz çok önemli. Çocukluğunuzdan başlayarak lise yıllarında sonrasında üniversitede ve bugünkü önemli bir yazar konumuna nasıl ulaştığınızı anlamak adına şunu sormak istiyorum: Kitap yazmaya nasıl başladınız, ne zaman başladınız?

ADNAN OKTAR: 1986’da ilk masonlukla ilgili bir kitap yazdım ve ateist siyonizmi eleştiren bir eserdi bu, ondan sonra diğer eserleri yazmaya başladım. Mehdi ile ilgili bir kitap yazdım. O yazdığım kitap yaklaşık 20 yıl önce yazdım, ama orada kitapta yazdığım her şey çıktı şu an.

MUHABİR: Adı neydi kitabın?

ADNAN OKTAR: Mehdi ve Altınçağ

MUHABİR: Hala satışta mı?

ADNAN OKTAR: Hayır, ama internette var.

MUHABİR: Peki bugün gerçekleştiğini söylediğiniz ne yazmıştınız o kitapta?

ADNAN OKTAR: Mesela, Mehdi zamanında gökyüzü yağmurundan hiçbir şeyi esirgemeyecek ve cömertçe bol bol yağdıracak diyor. Bir yağmur kesilmesi oldu önce, yağmurların azalacağı söyleniyor Mehdi devrinde, bu olay oldu şimdi de bol bol yağmur yağıyor. Ve İstanbul’da yağıyor özellikle, ki Mehdi’nin çıkacağı yerdir. Diğer illerde böyle bir şey yok fakat İstanbul’da çok yoğundur şu an yağmur. Bu Mehdi’nin çıkışıyla ilgili çok güçlü bir alamet olmamakla beraber önemli bir alamettir. Mesela, hayat pahalılığı, ekonomik kriz çıkacağını belirtmişim daha önce 25.sayfada. Hayat pahalılığı ve ekonomik kriz başladı şu an.

MUHABİR: Parantez içinde bir soru sormak istiyorum, Mehdi’nin İstanbul’a geleceği nerede yazıyor, hadislerde mi yazıyor?

ADNAN OKTAR: Evet Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde yazıyor. Bir hayli hadis var ama Konstantiniyye olarak geçiyor. Evet, Konstantiniyye olarak geçiyor. Çok fazla hadis var Mehdi ile ilgili.

MUHABİR: Bildiğiniz gibi ben yeni Müslüman oldum ve bu yüzden öğrenmem gereken çok şey var. Mehdi’nin gelişi ve ahir zamanla ilgili bazı şeyleri bilmiyor olabilirim bağışlayın yeni öğreniyorum.

ADNAN OKTAR: Zevkle, çok hoşuma gidiyor. Sen benim kardeşimsin tabi anlatacağım.

MUHABİR: Bu sorulardan sonra tekrar sizin kişisel öykünüze dönmek istiyorum. İlk kitabınızı yazdığınız andan bu ana 200’ün üzerinde kitap yazdınız yanılmıyorsam.

ADNAN OKTAR: 300

MUHABİR: Dolayısıyla hep araştırma içinde olmalısınız. Düşünceleriniz fikirleriniz sürekli bir gelişim süreci içinde olmalı. Başka insanlardan yardım alıyor musunuz kitaplarınızı yazarken?

ADNAN OKTAR: Tabi tabi

MUHABİR: Ve bu 20 yıllık zaman dilimi içinde düşünceleriniz gelişti mi yahut ne yönde gelişti?

ADNAN OKTAR: Kültürüm bilgim daha çok artıyor, hadis bilgim daha çok artıyor. Her gün Mehdi’yle ilgili, ahir zamanla ilgili, Hz. İsa ile ilgili yeni yeni hadisler buluyorum. Hepsinin de çıktığını görüyorum ve çok şaşırıyorum. 30 kişilik de ekibim var arkadaşlarımdan, doçent ve asistanlardan oluşun bir araştırma ekibim var, onlardan istifade ediyorum. Onlar bana konuları araştırıyorlar, özetlerini, detaylarını getiriyorlar, fotoğraflarını belgelerini getiriyorlar. Ben onları bir araya getirip yorumlayıp konuyu ortaya çıkartıyorum. Kitap haline getiriyorum, redaktöre veriyoruz ondan sonra kitap olarak yayınlanıyor. Ama bilgiler bana hazır gelir, araştırmalar. Ben araştırma yapmıyorum.

MUHABİR: Kitaplarınız gerçekten çok iyi yazılmış, hepsi anlaşılır ve özlü metinler. Dün şöyle bir şey söylemiştiniz, Darwinizm’in önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde tamamen ortadan kalkacağını, kimsenin Darwinizm’e artık inanmayacağını söylediniz. Çünkü giderek daha az sayıda insan Darwinizm’e inanıyor bugün. Peki şunu sormak istiyorum yine de bu 5-10 yıllık zaman diliminin sonrasında da Allah’ın gözlerini ve kulaklarını kapadığı insanlar olacak mı? Darwinizm’e inanmaya devam eden az sayıda da olsa insan kalacak mı sizce?

ADNAN OKTAR: Darwinizm’e değil de sebepsiz olarak Allah’a inanmayan kalabilir, ama Darwinizm’e inanan pek kalmaz. Ama eskiden de ateistler vardı sebepsiz Allah’a inanmıyorlardı. Mantıksız nedenlerden, yine Darwinistler gibi böyle absürt, mantıksız, garip, ilkel inançlardan Allah’ı reddediyorlardı. Yine öyle, ilkel inançlardan, mantıksız inançlardan kaynaklanan Allah’ı reddetmeler olur, olacaktır. Hz. İsa’nın gelişine kadar, ama Hz. İsa geldikten sonra iman etmeyecek hiçbir insan kalmayacaktır.

MUHABİR: Herkes Allah’a inandığında Altınçağ mı başlamış olacak?

ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’da öyle geçiyor. “Sana inanmayacak hiç bir fert kalmayacak” diyor Hz. İsa geldiğinde. Ölümünden önce herkes inanacak mutlaka diyor.

MUHABİR: Kimin ölümünden önce?

ADNAN OKTAR: Ehli kitabın, yani Allah’ın indirdiği Kutsal kitaplara inananlar. Hıristiyanlar, Musevilerden hiç kimse kalmayacak diyor Allah’a inanmamış.

MUHABİR: Anladığım kadarıyla başta Allah’a inanmayan insanlar olacak bu Altınçağ’ın öncesinde. Ama anladığım kadarıyla Allah’a inanmamalarının nedeni Darwinizm değil başka absürt ve ilkel dinlere inandıkları için.

ADNAN OKTAR: Evet ilkel inançlardan, ilkel felsefelerden

MUHABİR: Peki şöyle söyleyebilir miyiz, Darwinizm gelecekte insanların üzerinde konuşma gereği bile duymayacakları çok önemsiz bir konu haline mi gelecek?

ADNAN OKTAR: Çok çok ilkel bir teoridir Darwinizm, insanların utançla hatırlayacağı, kendilerine çok şaşıracakları, kendilerine çok kızacakları, buna ben nasıl inandım, bu kadar da mı akılsızdım diye kendilerini ayıplayacakları bir teoridir. Ve şoktur insanların buna inanması, şok olaydır. Mucizedir, akıl alacak gibi değil inanmış olmaları.

MUHABİR: Çalışmalarınızın büyük bir bölümü Darwinizm’le ilgili bu görüşünüzü insanlara duyurma amacını güdüyor, bunu görüyoruz yapıtlarınızda. Anladığım kadarıyla yapıtlarınızda eğitim sistemini de eleştiriyor ve eğitim sisteminin değişmesi gerektiğinin altını çiziyorsunuz. Çünkü sizin de ifade ettiğiniz biçimde bu mucizenin, Darwinizm’e inanma mucizesinin gerçek olmasının nedeni insanlara bunun daha çocukken öğretilmiş olmasıdır. Dolayısıyla ne kadar zeki, ne kadar eğitimli olsanız da çocukken öğrendiğiniz bir şeyden vazgeçmek zor oluyor. Dolayısıyla eğitim sürecini, eğitim sistemini de değiştirme çabanız var sanırım. Bu yönde bir eleştiriniz var.

ADNAN OKTAR: Yani, bir alışkanlık haline gelmiş bu dünyada. Dünyadaki hemen hemen devletlerin büyük bir bölümü yahut %95’i diyebilirim, Darwinizm’i resmi ideoloji olarak yani devlet felsefesi olarak almışlar. Çöktüğünü biliyorlar ama artık o enkazla idare ediyorlar şu an. Yani hurda gitmeyen ölü bir sistemi, sanki varmış gibi kabul ederek devlet felsefesi halinde muhafaza etmeye çalışıyorlar.
Ama ilkokul çocukları, ortaokul çocukları şu an alay ediyorlar. Öğretmenleri bunlara gelip bu konuları anlattığında çocuklar soruyor: Hocam diyor 100 milyon yaratılışı ispat eden fosil var siz buna ne diyorsunuz diyor; öğretmen küçük düşüyor. Hiç tek bir tane ara fosil yok hocam diyor, buna ne diyorsunuz diyorlar; o zaman yine küçük düşüyorlar. Tek bir protein tesadüfen meydana gelemiyor, buna ne diyorsunuz diyorlar; yine küçük düşüyorlar. Yani tam bir komedi-dram oynanıyor şu an dünyada. Bu komedi-dramın perdesi yakında kapanacak inşaAllah.

MUHABİR: İki soru sormak istiyorum, okullardaki öğrencilerin öğretmenlerine böyle sorular sorduklarını nereden biliyorsunuz? Bunu size onlar mı söylüyor? İkinci olarak da dünyadaki devletler neden bu kuramı Darwinizm’i canlı tutmaya çalışıyorlar inatla?

ADNAN OKTAR: Yabancı gazetelerin birçoğunda bu tip haberler duydum fakat Türkiye’de yüzlerce, binlerce haber duydum. Konuşma şeklinde, internet haberi şeklinde, karşılaştığımızda sohbet aralarında bu tip, tam anlamıyla açmaz olaylar olduğunu. Hatta, komik durumlara düştüğünü hocalarının, tam bir kilitlenme içinde olduklarını duydum. Zaten siz de araştırsanız bunu kolayca duyabilirsiniz. Bu bir komediye dönüştü şu anda, bunun farkındalar, fakat bu kör açmaz devam ettiriliyor. 1800’lerde bu çok modern bir teori zannedildi, insanlar daha bilimin yeni gelişmelerine yaklaştıkları için, yani bilimin daha ilk adımları içerisinde oldukları için mikroskobun yeni bulunması, elektriğin yeni bulunması insanları heyecanlandırdı. O arada böyle bir teori ortaya atılınca yarı cahil, daha da cahil altı olan insanlar buna rahatça inandılar. Darwin de cehaletten kaynaklanan bilgi yetersizliğinden bu teoriyi inandı. Zaten diyor Darwin, “Eğer diyor ara fosil bulunamazsa benim teorim geçersizdir” diyor, açık açık söylüyor. Ara fosil de bulunamadığına göre Darwin’in de teorisi geçersizdir. Bunlar ortaya çıktığı halde, bu kör açmaz devam ettirilmeye çalışılmıştır. Ateistlerin, masonların desteğiyle ayakta tutulmuştur. Masonlar da biliyorlar bunun mantıksız bir şey olduğunu, ateistler de biliyorlar ama Allah’ı inkar için başka da bir dayanak bulamıyorlar şu an. Daha, kendilerince mantıklı bir mantıksızlık bulsalar, böyle bir açmaz bulsalar onu da söyleyecekler, ama Darwinizm’in yerine koyacakları bir konu bulamıyorlar. Allah’ı inkâr etmek için bir malzemeleri yok. Tek kör açmazları bu, bununla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, o da şu an tıkandı.

MUHABİR: Birbirleriyle ilintili iki soru sormak istiyorum, öncelikle İslam dini Big Bang teorisini destekleyen bir görüş sunuyor bize. Öte yandan Hıristiyanlık çerçevesinde Big Bang’i kabul edemiyoruz bunu biliyorsunuz. İkinci sorum da türlerin birbirleri arasında değil de aynı tür içinde bir evrim söz konusu mu? Yani insanlar yaşadıkları coğrafi koşullara göre kendi özelliklerini zaman içinde değiştirmiş olabilirler mi, burada bir balığın insana dönüşümünden değil aynı türün içinde o türde gerçekleşebilecek bir evrimden söz ediyorum, böyle bir şey olmuş mu?

ADNAN OKTAR: Böyle bir şey olması mümkün değil, çünkü Allah her an bir yaratılışta. Mesela cinler var, melekler var bunlar Allah tarafından aniden yaratılmışlardır. Yani evrim geçirmesi diye bir konu yoktur. Ve bölümlerine göre de yaratılmışlardır. Mesela cennetteki melekler ayrıdır, cehennemdeki melekler ayrıdır; secde eden, rüku eden, kıyam halinde olan melekler vardır. Allah ile sürekli bağlantı halinde olan melekler vardır, bunların hiçbiri evrimle oluşmamıştır. Cinler vardır, hemen hemen her yerde vardır cinler, bunların hiçbiri evrimle oluşmamıştır. Ayrıca Hz. Musa’nın biliyorsunuz ağaçtan asası vardı, asasını attığında hemen yılan haline geldi. Ve orada bulduğu her şeyi yutmaya başladı, bu evrimle olmadı. Hz. İsa çamurdan kuş biçiminde bir şey yaptı, üfledi, uçtu. Normal kuş, yani yumurtlayan, hayatını devam ettiren bir kuş haline geldi. Dolayısıyla bir evrim olmadı. Evrim, tamamen safsatadan ibaret bir şeydir, çünkü olağanüstülüğü fark edemiyor bu insanlar. Bir insanın beyninde oluşan görüntü, dünyanın en kaliteli televizyonunda, en kaliteli sinemada oluşmuyor. Şu görüntü kalitesine daha dünya ulaşamadı. Olağanüstü kaliteli olarak oluşuyor. Sizin görüntü kaliteniz o kadar net ki, ben sizi gerçekten karşımda zannediyorum. İnsanı gayri ihtiyari inandıracak derecede bir netlik oluşuyor. Gözümüzün içinde alelade bir sıvı var, yani jöle tarzında bir sıvı var. Siz bir cam kürenin içerisine jöle doldurun, jöle tarzında bir şey doldurun. Orada meydana gelen ışık çok berbat bir görüntü oluşacaktır. Görüntü bile oluşmaz, darmakeşan olur. Hatta normal bir gözü alsanız, bir insan gözünü alsanız, oraya düşen görüntü çok ilkeldir. Yani o ilkel görüntüyü, elektrik akımına çevirmek onu beyne götürmek, beyinde o elektriği birisinin seyretmesi tamamen metafiziktir. Ve üç boyutlu olarak oluşuyor bu görüntü. Mesela ben sizden siz de benim varlığımdan emin oluyoruz, uzakta oturduğumuzdan. Bu kadar nefis görüntüyü evrimin yapması, kör tesadüflerin, kör atomların, aklı olmayan, duymayan atomların yaptığını iddia etmek en ilkel aklın bile düşünebileceği bir şey değildir.

MUHABİR: Bizim, Allah tarafından yaratıldığımızı ve bu dünyadaki varlığımızın kesinlikle evrimle açıklanmayacağını biliyorum. Ben az önceki sorumda şunu sormak istemiştim. Çünkü Kuran’da da bazı ayetlerde buna benzer ifadeler var. Yüzyıllar içinde tamam insanlar evrimle yaratılmadı, anlık, Allah tarafından yaratıldılar. Ama örneğin Kuran’daki bazı ayetler de insanların geçmişte daha uzun boylu olduğuna ilişkin bazı ifadeler var örneğin; başka canlılara ilişkin de benzer ifadeler var, Örneğin bazı balıkların daha büyük olduğu gibi. Bunu biliyorum fakat benim sormak istediğim az da olsa acaba insanların dış görünüşünde bazı değişiklikler oldu mu? Örneğin yine Kuran’da Allah’ın canlıları, insanları bir damla sudan yarattığı söylenir ve bu konuda ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Acaba insanoğlunun yeryüzündeki varlığı sırasında insanlar dış görünüşlerinde ufak değişiklikler geçirdiler mi? Evrimden bahsetmiyorum ama küçük değişiklikler oldu mu?

ADNAN OKTAR: Kurt köpeklerinin sürekli kulaklarını keserler, yüzyıllardan beri keserler, hep onların kulakları dimdik yine çıkar hiçbir değişiklik olmaz. Sonradan canlılarda meydana gelen değişiklikler kalıtımsal olmaz. Yani geninde varsa, ilk başlangıçta geninde varsa devam eder. Ama sonradan, mesela güneşli bir ortamda bulunan bir insanın genleri sonradan koyu olmaz. Yani zenci genine dönüşmez sürekli beyaz kalır insan. Zenciyse, ancak zenci geni varsa devam eder. Hz. Adem’de bütün genler vardı, yani zenci geni de, Japon geni de, çekik gözlü gen de bütün insanların genleri vardı. İleriki nesillerde onlar çıktı. Yoksa biz mesela Asya’da yüzyıllarca yaşasak, binlerce, milyonlarca yıl yaşasak gözlerimiz çekik olmaz. Yine böyle kalırız yani hiçbir değişiklik olmaz. Mesela bir zenciyi kuzey kutbuna götürseniz, üç milyon yıl yaşasa yine zenci kalır. Yahut bir Eskimo’yu da Afrika’ya götürürseniz orada zenciye dönüşmez. Yani hiçbir değişiklik olmaz, genlerde değişiklik olmaz, mümkün değildir. Dış etkilerden meydana gelen değişimler genlere yansımaz. Bu bilimsel bir gerçektir ayrıca.

MUHABİR: Peki şunu sormak istiyorum, Kuran’da insanların eskiden daha uzun boylu olduklarına ilişkin bir ayet var mı gerçekten? Birisi bana bunu söylemişti merakımdan soruyorum.

ADNAN OKTAR: Espri yapmıştır, öyle bir şey yok Kuran’da.

MUHABİR: Bu soruma güleceksiniz biliyorum ama acaba Allah, Adem ve Havva’yı yaratmadan önce birkaç model, birkaç deneme yapmış olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Yok, Ben diyor Allah iki elimle yaptığıma diyor, böyle bildiğimiz şu taş mankenler tarzında kilden, normal bildiğimiz kilden tam düzgün insan biçiminde bir heykel yapmıştır Allah, uzun bir heykel. Sonra birden Allah ona kalkmasını söylemiştir, can vermiştir, hemen kalkmıştır o da. Yani, onu İsa da yapmıştır. Çamurdan kuş biçiminde bir şey yapmıştır, üflediğinde bir anda kuş haline gelmiştir. Allah, ona da öyle ruhumdan üfledim diyor ve bir anda canlanmıştır. Ondan kastı, Allah’ın kile ihtiyacı olduğundan değil, kil, çamurdan öyle insan modeli yapmasına ihtiyacı olduğundan değil sadece o bir süs, güzellik olsun diye, ilginç olsun diye yapmıştır Allah. İnsanların hoşuna gitsin, meleklerin hoşuna gitsin diye yapıyor. Yoksa Allah onu doğrudan yaratır, herhangi bir ara aşamaya gerek yok. Çünkü Allah sonsuz akla sahip, sonsuz güzelliğe sahip, sonsuz estetik gücüne sahip Allah. Yani, deneme yapmak, araştırma yapmak gibi acze ait özellikler Allah’a yoktur. Allah, aczi kabul etmez, Allah’ta acz yoktur. Yani sonsuz mükemmeldir, bir anda en mükemmel şekliyle yaratır.

MUHABİR: Hz. İsa’nın çamurdan bir kuş yapıp ona hayat vermesini duymamıştım, bu Kuran’da mı açıklanıyor?

ADNAN OKTAR: Evet

MUHABİR: Ofisteki arkadaşlarıma sizinle röportaja geldiğimi söylediğimde bana üç konudan bahsettiler. Çünkü içlerinde Darwinizm’e koyu biçimde inananlar vardı ve onlar bana eğer insanlar eğer maymundan türemediyse neden insanların bedeninde tüyler var diye sordular. İnsanlarda neden kuyruk sokumunun olduğunu sordular ve niye kullanmadığımız bir organın apandistin olduğunu söylediler. Bana bu üç soruyla gelenlere ne yanıt vermeliyim?

ADNAN OKTAR: Tüy yakışıyor insana, çok güzel oluyor. Onunla hoş görünüm alıyor. Kaş, saçlar çok yakışıyor. Tüysüz biraz garip görünürüz.

MUHABİR: Tabi bu tüylerle ilgili soru komik, saçma onun farkındayım ama diğer iki konu hakkında ne söylemeliyim? Çünkü kimi insanlar kuyruk sokumunun, insanların bir zamanlar kuş olduğu için hala bedenimizde olduğunu söylüyorlar. Yine apandisit için de benzer açıklamalar var, onlara ne demeliyim?

ADNAN OKTAR: Kuyruk sokumu kemiği, birçok kasın tutunma noktasıdır, önemlidir o. Ve dış darbelere karşı da vücudu korur. Vücudun o kısmını, o bölgeyi korur, birçok hayati organ da korunmuş olur. Elastikiyeti yönünden de koruyucu vasfı vardır, dolayısıyla orada öyle bir yapıya ihtiyaç var. Olmaması durumunda vücutta çok ciddi rahatsızlıklar meydana gelir, vücudun birçok kasının tutunmak noktası olmamış olur. Ve vücut da herhangi bir darbede oradan, o bölgeden zarar görebilir. Apandisit de mukus salgılıyor, bağırsak için önemli görevleri var. Birçok vücut organının daha yeni yeni ne işlere yaradığı, nasıl faydası olduğu ortaya çıkıyor. Mesela, bademciklerin de vücut savunmasında çok faydalı olduğu, vücut savunmasını güçlendirdiği yani mikroplara karşı direnci artıran bir organ olduğunu sonradan anladılar. O da mesela lüzumsuz zannediliyordu ama lüzumlu olduğu anlaşıldı. Aynı şekilde apandisit de vücutta faydalı bir organdır, mukus salgılar. Bilim daha yeni yeni bu şeyleri öğreniyor, araştırdıkça fonksiyonlarını anlıyorlar. Bu bir kısmı daha anladıklarının, araştırdıkça bu daha da çoğalıyor. Bir de bütün bunlar, bütün bu anlattıklarım mercimek kadar bir yerde oluyor. Onu da unutmamaları lâzım.

MUHABİR: Ne demek istiyorsunuz mercimek kadarla?

ADNAN OKTAR: Beynin içinde şuur merkezi şu kadar bir şeydir. Küçük, oraya giden çok düşük amperli elektrikle bu hayatı yaşıyor insanlar. Onu soran kişi, bu küçücük mercimeğin içinden dışarı çıkamaz. Beyninin içinden dışarıya çıkamaz. Siz de beyninizin içinde küçücük mercimek kadar yerde yaşıyorsunuz ben de öyle bir yerde yaşıyorum.

MUHABİR: Elektrik akımları çok zayıf değil mi, küçük elektrik?

ADNAN OKTAR: Çok çok zayıf, evet, pil elektriğinden bile düşük. Ama bununla böyle muhteşem bir dünya yaşıyoruz.

MUHABİR: Peki bu kuramınızı kabul edersek, yani bütün bizim yaşamlarımızın her şeyin bu beyinlerimizdeki mercimek kadar küçük yerin içinde gerçekleştiğini kabul edersek ve Allah’ın da her şeyi gören, her şeyi duyan, her şeye dokunabilen varlık olduğunu kabul edersek şunu sorabilir miyiz? Allah, acaba sadece bizim beynimizde mi var yoksa gerçekten dışarıda var mı?

ADNAN OKTAR: Tabi ki var.

MUHABİR: Elbette var. Bunu anlıyorum. Peki dışarıdaki maddesel dünya gerçek mi değil mi?

ADNAN OKTAR: Var ama insanların bir işine yaramıyor. Yani, insanlar hiç maddenin aslıyla muhatap olmazlar, asla olamazlar ve hiçbir zaman için de olamayacaklar. Bir de kör atomlar, kör atomlar ne böyle elektrikten anlarlar, ne elektrik mühendisliğinden anlarlar, ne akustikten anlarlar hiçbir şeyden anlamaz atomlar. Ama burada muazzam bir mühendislik bilgisi ve muazzam bir mükemmellik görüyoruz. En gelişmiş teknolojide bile şu an beynimizin içindeki şu görüntüyü oluşturabilmiş değiliz. İnsanlar bunu yapamıyorlar, yapsa bile yine beyninin içinde mercimek kadar yerde yapacaklar yapsalar da. Allah’ın yaratmasıyla yapacaklar, onun dışında yine yapamazlar. Yani o hücreden çıkamazlar, küçük mercimeğin içinden dışarı çıkamaz insanlar.

MUHABİR: Bu söyledikleriniz gerçekten birçok insan için korkutucu ve insanı dehşete düşüren bir durum. Ama benim için bunun ne ifade ettiğini de söylemek istiyorum. Darwinizm’le ilgili söylediklerinizi kitaplarınızdan okudum ve bunlar zaten mantık çerçevesinde kabul edilmesi gereken sözler. Ama maddenin sırlarıyla ilgili az önce verdiğiniz örneği kitaplarınızda hatırlamıyorum ama maddenin sırlarıyla ilgili söylediğiniz her şeyin beynimizde içinde çok küçük bir yerde gerçekleştiğine ilişkin sözlerinizi ilk okuduğumda ben de çok şaşırdım. Çünkü şöyle bir duyguya kapıldım, sanki bunları ben hep biliyordum. Öyle ki çok küçükken daha 5 yaşındayken bildiğimin farkında olduğum şeyleri hatırlattınız bana. Bunları söylerken duygusallaşıyorum da. Keşke aynı dili konuşsaydım sizinle. Küçükken kız kardeşime bazen sorardım kırmızı olarak tanımladığımız bir nesneyi sen kırmızı görmüyorsun, belki de mavi görüyorsun ama ikimiz de ona kırmızı demeye devam ediyoruz. Acaba o gördüğümüz renk gerçekten kırmızı mı diye sorardım. Bu kafamda bir türlü cevaplayamadığım bir soruydu ama büyümeye başladıktan sonra, eğitim süreci içinde bu soruları sormayı unuttum. Ve sizin kitaplarınızı okuduğumda bunları tekrar hatırladım. Bu gerçekten benim için çok önemli bir deneyim ve süreçti.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah. Sen ölü olmadığın için diri olduğun için ve Allah sana ruhundan üflediği için bunları anlıyorsun. İnsanların bir kısmı ölü, ölü olarak yaşıyorlar. Ve Allah’ın ruhunu taşımıyorlar. Yani ölü varlıklar, mat varlıklar o yüzden anlamıyorlar. Allah’ın ruhunu taşıyan herkes bunu anlar, bu olayı anlar. Bu, dünyadaki en büyük mucizedir. Bunu bilip de Allah’a inanmayan hiçbir insan olmaz.

MUHABİR: Umarım benim yazdığım, yazacağım makaleyi de okuyan insanlar bu soruları kendilerine sormaya başlarlar.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, kaderinde olanlar beynine o bilgi verilenler onu anlayacaklardır. Canlı olanlar.

MUHABİR: Bu, ölü olduğunu söylediğiniz insanlar, şimdi Mehdi ve ahir zamanla ilgili sorularıma dönmek istiyorum. Bu, ölü olduğunu söylediğiniz insanlar acaba gelecekte bir gün Allah’a inanmaya başlayacaklar mı, kalpleri açılacak mı?

ADNAN OKTAR: Daha ileriki dönemde, Mehdi döneminde Allah, Hadi ismiyle tecelli ettiğinde bu oluyor, olacak. Ama bir kısmı, bütün ömrü ölü olarak geçer, bir kısmına da Allah ruhundan üflediğinde o birden dirilir. Birden şuur meydana gelir ve iman gelir, anlamaya başlarlar. Ona hidayet tabir ediliyor, Allah ona Kuran’da ‘hidayet’ şeklinde bir isim vermiş. Allah, hidayet verdiğinde, şuur verdiğinde ruh vermiş oluyor. Onun beyni tam normal, bizim bildiğimiz insan şeklinde çalışmaya başlıyor. Ve imanı hemen kavrar öyle bir insan. Hemen iman eder, aksini yapamaz. Yani gücü yetmez. Mesela senin şuurun açık, imansızlığa senin gücün yetmez. Mecbursun sen iman etmeye. Ama ölü olsaydın bilemezdin, inşaAllah. Mehdi’nin anlamı zaten, “İnsanların hidayetine vesile olandır.” Mehdi, insanların hidayet bulmasına, şuurlarının açılmasına, ölüyken dirilmelerine vesile olacaktır. Ölü ruhları Allah onunla diriltecektir inşaAllah.

MUHABİR: Ölülerin dirileceğini söylediniz, Allah’ın insanların bilincini açıp hidayet vereceğini söylediniz. Buradan şunu mu çıkartacağız Altınçağ’da, Altınçağın özellikle sonunda Allah’a inanmayan kimse kalmayacak mı?

ADNAN OKTAR: Evet

MUHABİR: Peki bundan sonra da kıyamet mi gelecek, sorgulama günü mü gelecek?

ADNAN OKTAR: Evet, yaklaşık 100 yıl kadar hâkimiyet var, 100 yıl kadar. Hz. İsa da yaklaşık ’yle bir 40 yıl kadar beraberlikleri var benim anladığım, hadislerden çıkarttığım kadarıyla. Bunun arkasından da kıyamet bekleniyor. Yani, yaklaşık 70-80 yıl kadar bir bozulma dönemi onun arkasından da kıyamet bekleniyor.

MUHABİR: Yaratılış Atlasının 14 cilt olacağı söylendi bana, bu beni şaşırttı. Şu anda elimde ilk cilt var, bunu okudum. Fosil kanıtlarının, fosillerin resimleri var, gerçekten çok iyi yazılmış bir kitap. Argümanını çok iyi dile getiren bir kitap. Peki ileriki 14 ciltte kitap nasıl gelişecek, başka fotoğraflar mı olacak?

ADNAN OKTAR: Bol bol fosil var, fosil fotoğrafı var. Bir de kabataş çağı, cilalıtaş çağı, yontmataş çağı şeklinde böyle safsatalar var. Onların doğru olmadığına dair, o devirde de çok ileri teknolojinin olduğuna dair belgeler ve dokümanlar yayınlayacağız. Deliller yayınlayacağız.

MUHABİR: Bu gerçekten çok ilginç, yani şunu mu söylemeye çalışıyorsunuz; taş çağ ve bronz çağı gibi evrelerden geçmedik mi? Big Bang teorisine göre dünya 35 milyon yıl önce yaratıldı ve insanlar yaratıldığı ilk andan itibaren her türlü teknolojiye sahip miydi demek istiyorsunuz?

ADNAN OKTAR: 10-15 milyar yıl önce Big Bang oluşmuştur yaklaşık, 20 milyar önce diyenler de var. Ama 10-15 milyar yıl önce olması gerekiyor. Yaklaşık, benim gördüğüm 10 ile 20 milyar arasında yıl şeklinde tartışılıyor. Ama, tunç çağ, demir çağı bunların hepsi safsatadır, cilalı taş şu anda da var cilalı taş. Ben çocukluğumda köye giderdim, orada da harman yerlerinde harman yapılan aletler vardı, onların altlarına cilalı taş konuyordu. Ve onlarla buğdaylar ezilip birbirinden ayrılıyordu. Taneleri ve samanları birbirinden ayrılıyordu. Hepsi de cilalı taştı. Bu yıllarda bile, Afganistan’da filan her yerde bu kullanılabilen bir şeydir. Tunç her devirde kullanılmıştır. Demir her devirde kullanılmıştır. Bu tamamen safsatadan ibarettir. Taş her devirde kullanılmıştır. Yani, 10 bin, 20 bin, 30 bin yıl önce kullanılan taş tekniğini şu anda bile yapmaları çok zordur. Binlerce taştan oluşuyor Mısır piramitleri, şu anki teknolojiyle bunu yapmaları mümkün değil.

MUHABİR: Bu ileriki ciltlerini büyük bir merakla bekliyorum. Şu anda kaçıncı cilt üzerinde çalışıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: 4.cilt, ama diğer ciltlerin de çatısını kurdum. Genel olarak oluştular. Yediye kadar genel çatısını kurdum ama detaylar var, girift detaylar var onunla ilgileniyorum, maşaAllah.

MUHABİR: MaşaAllah. Son olarak şu soruyu sormak istiyorum Darwinizm’le ilgili olarak. Son 20 yıl içinde birçok kitap yazdınız ve bunların büyük bölümü Darwinizm’le ilgiliydi. Yaratılış Atlası da Darwinizm temasını işleyerek başladı ama az önce farklı taş çağlarından söz ettiniz. Bunların, böyle ayrımların yanlış ve yalan olduğundan söz ettiniz. Acaba Yaratılış Atlası belli bir aşamadan sonra Darwinizm kuramını çürüttükten sonra taş çağları gibi başka konulara ilişkin gerçekleri ortaya çıkarmaya mı soyunacak?

ADNAN OKTAR: Evet

MUHABİR: Ve yeni kanıtlar sunarak yapacak?

ADNAN OKTAR: Evet

MUHABİR: Bunu soruyorum çünkü yazarken gerçekten doğru şeyler çıkmasını istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet, çünkü o devirde meşin kullanılıyordu yani deri kullanılıyordu, kumaş kullanılıyordu, ahşap kullanılıyordu, demir kullanılıyordu. Bunlar çok çabuk okside olan, aside ve dış etkenlere dayanıklı olmayan maddelerdir. Bunlar kısa sürede dağılmış maddelerdir. Bunların bulunamamasından kaynaklanan bir iddiaları oluyor. Fakat, kömür madeninde bulunan kömürleşmiş olarak bulunan bu tip eşyalara ait kalıntılardan yola çıkarak bunlar ispat edilebiliyor. Bunlar tamamen tahmini izahlardır, yaşlarında da genellikle hata yapıyorlar. Tunç olan yerde demir de vardı bakır da vardı, her türlü madeni kullanıyorlardı. O devirde kaya yazıtlarında kullanılan boyanın teknolojisi çok ileri teknoloji ve özel kimyasal yapısı olan maddeler. Yoksa o boya şu ana kadar kalmaz. 5 bin yıl bir boya kalmaz, mağarada olduğu gibi kalmış boya ve değişmiyor. Kullanılan kimyasal maddelerin en uygun şekilde seçilmesinden kaynaklanıyor bu, ilkel bir bilgiyle bunun yapılması mümkün değil ve resimler de çok mükemmel bir görünümde yapılmış. Şu anki sanatçıların bile ancak yapabileceği derecede mükemmel yapılmış resimler. Yani her devirde ilkel insanlar olmuştur. Her devirde ilkel teknoloji olmuştur ama her devirde de şaşılacak derecede güzel, kaliteli hayat yaşanmıştır. Mesela Hz. Adem çok güzel yaşamıştır, güzel kıyafetler yapmıştır kendine, güzel ev yapmıştır, yemesi içmesi her şeyi çok düzgündü. Ve öyle Kabataş çağını ilkel hayatı yaşamadı. Ama ondan sonraki dönemde de her zaman ilkel insanlarda oldu, kaliteli güzel yaşayan insanlarda oldu. Asrımızda da böyledir, şu anda da çok ilkel yaşayan insanlar var çok kaliteli yaşayan insanlar var.

MUHABİR: Hz. Adem’in iyi elbiseler giydiğini, iyi yiyecekler yediğini, iyi bir evde yaşadığını nasıl biliyoruz?

ADNAN OKTAR: Hadislerden anlıyoruz.

MUHABİR: Bu konudaki bilgilerim hala daha sağlam olmadığı için sormak istiyorum hadislerin de tamamını bilmiyorum ve okumadım. Beni yönlendirirseniz sevinirim. Birçok hadis olduğunu biliyorum, hangisini okumalıyım?

ADNAN OKTAR: Ben size internetten göndereyim.

MUHABİR: Hadisler benim için bir sonraki aşama, şu anda Kuran’ı okumaya çalışıyorum. Temel inançları öğrenmeye çalışıyorum, imanın esaslarını öğrenmeye çalışıyorum. Bu bağlamda da hadisler konusunda beni yönlendirirseniz sevinirim.

ADNAN OKTAR: Tamam ben bu anlattığım konularda da diğer konularda da seninle internet bağlantısı içinde olurum. Hem anlattığım konuların delillerini gönderirim, kapsamlı delil gönderirim; ama merak ettiğin konularda da soru sorarsan ilgili hadisleri, ilgili Kuran ayetlerini gönderirim. Sürekli bağlantıda olalım. İnşaAllah.

MUHABİR: İnşaAllah, teşekkür ederim. Gerçekten öğrenmem gereken çok şey var, çok derin konular. Bunu tekrar tekrar söylüyorum ama yine tekrar edeceğim.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

MUHABİR: Kendimi çok şanslı hissediyorum sizinle konuştuğum için, size bu soruları yöneltebildiğim için de çok şanslı hissediyorum. Zaman ayırdığınız için tekrar teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim, söz verdin bekliyorum en kısa sürede.

MUHABİR: Sözümü unutmadım.

ADNAN OKTAR: En çabuk zamanda.

MUHABİR: Tamam.

Bu eser 1.229 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Abdullah Özdoğan Röportajı (02 Mart 2009) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın The Wall Street Journal Röportaji (6 Mart 2009) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Sayın Adnan Oktar'ın Canlı Yayın Programı
Bedava mp3ler
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1234 download
Dinler Terörü Lanetler - 1185 download
Dinler Terörü Lanetler - 1102 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 1050 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.