 |
Kuran'ın en büyük mucizelerinden biri, değerli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e ilk vahyedildiği tarihten bu yana, her asırda yaşayan tüm insanlara hitap etmesidir. Rabbimiz, kıyamete kadar insanlara değişmeyecek bir yol gösterici olarak indirdiği Kuran'da, peygamberlerimizin hayatlarından haberler vermiş, kullarına önemli hikmetler bildirmiştir. Hem imani dersler içeren hem de içinde yaşadığımız devirde nasıl davranmamız gerektiğini gösteren bu kıssalardan biri de, Ad kavmine elçi olarak gönderilen Hz. Hud'un kıssasıdır.
Ahir zamanı yaşadığımız bu dönemde, Müslümanlara çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Bunların ilki ve en önemlisi, insanlara Allah'ın bildirdiği Kuran ahlakının anlatılmasıdır. Ancak "Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?..." (Bakara Suresi, 214) ayetinde bildirildiği gibi geçmişte peygamberlerin karşılaştıkları zorluklarla, günümüzde yaşayan müminler de karşılaşabilirler. Müslümanların böyle bir durumda yapması gereken ise aynı Hz. Hud'un yaptığı gibi, tebliğ yapmak için her imkanı değerlendirmek, kararlı olmak ve en güzel sonucu Yüce Rabbimiz'den umut etmektir.
Hz. Hud Yalnızca Allah'ın Rızasını Umut Ettiğini Vurgulamıştır
Kuran'da bildirilen tüm elçilerin hayatlarında da görüldüğü üzere, hayatı boyunca insanlara tebliğ yapıp, onlardan hiçbir karşılık beklememek önemli bir mümin özelliğidir. Bir mümin hangi devirde ve kimlerle beraber yaşarsa yaşasın, insanları Allah'ın beğendiği ahlaka çağırmakla, onlara yaklaşmakta olan hesap gününü hatırlatmakla sorumludur. Bundan dolayı ise kimseden bir karşılık beklemez, yalnızca görevini en iyi biçimde yerine getirmeyi ve Allah'ın kendisinden razı olmasını ister. Hz. Hud da bu üstün ahlakı sergilemiş ve kavmini din ahlakına çağırırken hiçbir karşılık beklemediğini vurgulamıştır. Yüce Allah Kuran'da bu gerçeği şu şekilde bildirmektedir:
"Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni Yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?" (Hud Suresi, 51)
Kavmini Azaba Karşı Uyarmıştır
Hz. Hud,ayetlerde bildirildiği üzere kavmine yalnızca Allah'a kulluk etmelerini, aksi takdirde Allah'ın kendilerini azaba uğratacağını belirterek kavmini azaba karşı uyarmıştır. Hz. Hud kavmini azaba karşı uyarmanın dışında onlara dünya hayatında değer verdikleri şeylerin geçici olduğunu da hatırlatmıştır. Yüce Allah Kuran da Hz. Hud'un kavmine uyarısını şöyle haber vermektedir.
"Ad'ın kardeşini hatırla; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaftaki kavmini: Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım diye uyarmıştı." (Ahkaf Suresi, 21)
"Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?" (Şuara Suresi, 128-129)
Bunun ardından da kavmine Allah'tan korkmalarını, O'nun bildirdiği hükümleri yerine getirmelerini, insanlara zorbaca davranmamalarını hatırlatmıştır. Eğer böyle yaparlarsa, bunlardan dolayı da azaba uğrayabileceklerini söyleyerek onları uyarmıştır. Hz. Hud'un bu uyarısını Yüce Allah Kuran'da şöyle haber vermektedir:
"Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz? Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup-sakının. Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar da. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." (Şuara Suresi, 130-135)
(Allah'ı tenzih ederiz) Allah'a isyan ettikleri ve O'nun hükümlerini tanımadıkları için helak edilmiş olan Ad Kavmi, bizlere insanın Allah karşısında ne denli aciz ve zayıf olduğunu gösteren delillerden biridir.Yüce Allah Kuran'da kavimlerin helakını sonraki kavimlerin ders çıkarması için bildirmiştir. Allah, dilediği anda dilediği insanı ya da toplumu helak edebilir. Ya da dilediğini dünya hayatı boyunca normal bir şekilde yaşatır ve ahirette azaplandırır. Önemli olan dünya hayatında yapılan her iyiliğin ve kötülüğün ahirette karşılık göreceğinin bir an bile akıldan çıkarılmamasıdır.
Hz. Hud Allah'ın Nimetlerine Şükretmenin Önemini Hatırlatmıştır
Allah'ın insanlara verdiği nimetler, bir genelleme yapılarak bile sayılamayacak kadar fazladır. (Nahl Suresi, 18) Ancak insanların bir kısmı, bu nimetleri kendisine verenin Yüce Allah olduğunu ve bunlar için Allah'a şükretmesi gerektiğini hatırına getirmez. Allah'ın, dilediği anda bunları kendisinden geri alabileceğini de düşünmez. Bu yüzden resuller, gönderildikleri kavimlere Allah'a yönelip dönmelerini, sahip oldukları her şeyin Allah'tan bir ni met olduğunu ve bunlar için O'na şükretmeleri gerektiğini hatırlatmışlardır. Hz. Hud'un da kavmine, Allah'ın verdiği nimetleri hatırlattığını, onları Allah'tan korkup sakınmaya çağırdığını Rabbimiz Kuran'da şöyle haber vermektedir:
"Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbiniz'den size bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi artırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." (Araf Suresi, 69)
Hz. Hud kavmini ayrıca Allah'tan bağışlanma dilemeye de davet etmiştir. Allah'a sığınıp tevbe ederlerse, buna karşılık Allah'ın üzerlerindeki nimetlerini artıracağını haber vermiştir. Hz. Hud'un bu hikmetli tebliğini Yüce Allah bir ayette şöyle bildirmektedir:
"Ey kavmim, Rabbiniz'den bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (Hud Suresi, 52)
Hz. Hud Rabbimiz'eDuyduğu Güveni Kararlılıkla Tebliğ Etmiştir
Tüm çağrılarına rağmen kavmi Hz. Hud'a karşı gelmiş, onun kendilerini çağırdığı yola tabi olmayı kabul etmemişlerdir. Tarihte tüm inkarcıların yaptığı gibi onlar da peygamberlerinden mucize istediklerini, aksi takdirde iman etmeyeceklerini söylemişlerdir. Ad kavminin bu şuursuz tavrını Yüce Allah bir ayetinde şöyle haber vermiştir:
"Ey Hud dediler. Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz." (Hud Suresi, 53)
Bunun üzerine Hz. Hud'un, onların Allah'a şirk koştuklarından uzak olduğunu ve kendisine kuracakları tuzaklardan dolayı bir korku duymadığını belirttiğini, Rabbimiz ayetlerinde şöyle bildirmektedir:
"... Dedi ki: "Allah'ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçek ten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım. Onun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın." (Hud Suresi, 54-55)
Hz. Hud, Allah'ın kutlu bir peygamberi olarak her şeyi Allah'ın yarattığını, Allah'ın samimi kullarını koruyacağını ve bu yüzden de Allah'a tevekkül ettiğini belirtmiştir. Kendisine yöneltilen iftiraların, kurulan tuzakların boşa çıkacağından emin bir şekilde Allah'a duyduğu güveni büyük bir imani kararlılıkla dile getirmiştir. Hz. Hud'un sözlerini Yüce Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allaha tevekkül ettim. Onun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)
Ad Kavmi de İman Etmeyen Diğer Kavimler Gibi Helak Edilmiştir
Hz. Hud'un büyük bir çaba göstererek yaptığı tüm tebliğlere rağmen kavmi, din ahlakına uymayı kabul etmemiştir. Daha önceden uyarılmış olan kavim, hiçbir uyarıya uymamış ve elçisini sürekli yalanlamıştı. Hatta öylesine bir gaflet içindeydiler ki, helakın kendilerine gelmekte olduğunu gördüklerinde bile bunu kavrayamamış ve inkara devam etmişlerdir.
Rabbimiz Kuran'da; kavmin kendisine azap getirecek olan bulutu gördüğünü ancak bunun gerçekte ne olduğunu anlayamadıklarını ve bir yağmur bulutu sandıklarını haber vermiştir. Rabbimiz Kuran'da kavmin inkarını şöyle bildirmektedir:
"Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azap vardır." (Ahkaf Suresi, 24)
Kuran'da, Ad Kavmi'nin helak edilme şeklinin "kulakları patlatan bir kasırga" vasıtasıyla gerçekleştirildiği bildirilmektedir. Ayetlerde bu kasırganın yedi gece ve sekiz gün sürdüğü ve Ad Kavmi insanlarını tümden yok ettiği şöyle haber verilir:
"Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik. İnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi." (Kamer Suresi, 18-20)
Yüce Allah ayetlerde bildirildiği üzere din ahlakına uymayan her kavim gibi, Ad kavmini de azaba uğratmış ve hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden kıl mıştır. Rabbimiz Ad kavminin uğradığı sonu Kuran'da şu şekilde bildirmektedir:
"İşte Ad (halkı) Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. Onun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi)." (Hud Suresi, 59-60)
Ad kavminin uğradığı bu son, Allah'ın azabının şiddetinin anlaşılabilmesi için Kuran'da verilmiş hikmetli örneklerden biridir. Hz. Hud gibi bütün mübarek elçiler, insanları hak din ahlakını yaşamaya davet etmişlerdir. Bu çağrı onların gönderildikleri topluluklar için geçerli olduğu gibi, bu devirde yaşayan insanlar için de geçerlidir. Bütün peygamberlerin tebliğ ettiği temel imani ve ahlaki gerçekler, günümüzde de insanların yaşamlarının ana unsuru olmalıdır.
"Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, Biz buna (karşı) inkâra sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır. İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy..." (Enam Suresi, 89-90)
Kuran'ın oldukça büyük bir bölümünü oluşturan geçmiş kavimlerin haberleri, kuşkusuz üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biridir. Bu kavimlerin büyük bölümü, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamış, hatta onlara düşmanlık göstermiş kavimlerdir. Bu taşkınlıklarından dolayı da Allah'ın azabıyla karşılaşmışlar ve yeryüzünden silinmişlerdir. Yüce Allah Kuran'da, bu konuda şöyle bildirir:
"İşte Biz, onların her birini kendi günahı ile yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı." (Ankebut Suresi, 40)
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 57. sayı (Mart 2009) 28. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 674 kez incelendi.
|
 |
|