 |
Bir Müslüman, Allah’ın bildirdiği din ahlakından yüz çeviren gaflet içindeki bir insana nasıl tebliğ yapmalıdır?
Hz. İbrahim iman etmeyen ve hatta kendisine düşmanlıkla yaklaşan bir kavmin içinde din ahlakını tebliğ ederken nasıl bir üslup kullanmıştır?
Hz. İbrahim’in tebliğinde en dikkat çeken hususlardan biri de samimiyeti ve açık sözlülüğüdür. Yüce Allah’ın varlığını anlatırken karşısındaki kişilerin vicdanlarına yönelik, etkili sözler söylemiştir. Onları açıkça uyarmış, sadece Allah’tan korkmaya davet etmiştir.
Hz. İbrahim Allah'ın hidayet verdiği ve insanları iman etmeye çağırmakla görevlendirdiği kutlu bir elçisidir. O, her elçi gibi insanları doğru yola, Allah'ın rızasını kazanmaya, ahiret için yaşamaya ve güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır. Elçilerin bu davetleri sırasında kullandıkları yöntemler, konuları anlatış şekilleri, üslupları her Müslümana örnek olmalı, her Müslüman insanları din ahlakına davet ederken bu mübarek insanlar gibi konuşmalı ve davranmalıdır.
İnsanları Allah'a bir ve tek olarak iman etmeye davet etmek, her Müslümanın sorumluluklarındandır. Bu ibadet, Kuran'da "iyiliği emredip kötülükten menetmek" olarak ifade edilmektedir. Tebliğin temelinde, insanların "uyarılıp korkutulmaları", Allah'ın tüm kainatı yoktan var ettiği, her insanın Rabbimiz'e karşı sorumlu olduğu ve ahiret gününde mutlaka Allah'a hesap vereceği gibi çok önemli gerçeklerin bildirilmesi ve hatırlatılması bulunmaktadır.
Her Müslüman, Allah'ın varlığını ve Kuran ahlakının güzelliklerini mutlaka diğer insanlara da anlatıp tavsiye etmekle yükümlüdür. Üstün ilim sahibi Yüce Allah, Kuran'da bunun yöntemlerini de bildirerek, iman edenlerin öncelikle yakınlarını Allah'a ve ahiret gününe iman etmeye davet etmelerini bildirmiştir. Rabbimiz, Kuran'da şu şekilde buyurmaktadır:
"Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun. (Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar." (Şuara Suresi, 213-214)
Müslümanlara Örnek Bir Tebliğ...
Hz. İbrahim'in babasına yaptığı tebliğ, bu konuda oldukça önemli bir örnektir. Hz. İbrahim, babasına putlara tapınmanın Allah'a ortak koşmak anlamına geldiğini ve insanın bir tek Allah'a kulluk etmesi gerektiğini çok hikmetli bir biçimde anlatmıştır. Allah Kuran'da Hz. İbrahim'in babası Azer'e yaptığı tebliği şu ayetlerle bildirmektedir:
"Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: "Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum." (Enam Suresi, 74)
Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? "Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım." (Meryem Suresi, 42-43)
Hz. İbrahim'in babasına yaptığı tebliğde iman edenlerin örnek alması gereken en önemli hususlardan biri, iman etmeyen kişi ne kadar kibirli ve zorlu olursa olsun, ona Allah'ın emir ve tavsiyeleri anlatılırken sabırlı davranılması ve güzel bir anlatım yapılması gerektiğidir.
Hz. İbrahim'in bu tutumu aynı Hz. Musa'nın Firavun'a tebliğindeki tutumu gibidir. Hz. Musa da, Allah'ın "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 44) emri gereği Firavun'a tebliğ yaparken ılımlı ve yumuşak bir üslup kullanmıştır.
Tebliğ Yaparken Gösterilmesi Gereken Ahlak
Hz. İbrahim'in babasına yaptığı tebliği ve babasının verdiği karşılığı Allah Kuran'da şu şekilde bildirmektedir:
"Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)'a başkaldırandır."
"Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
"(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, git."
(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi.
"Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbim'e dua ediyorum. Umulur ki, Rabbim'e dua etmekle mutsuz olmayacağım." (Meryem Suresi, 44-48)
Hz. İbrahim ve babası arasında geçen bu konuşmalar, müminler için çok önemli hikmetler içermektedir. Öncelikle Hz. İbrahim'in son derece cesur ve tevekküllü tavrı dikkat çekicidir. Hz. İbrahim tehdit de edilse Allah'ın emrini yerine getirmiş ve babasını hidayete davet etmiştir. Babasının tehditlerini önemsememiş ve kendisine "benden uzaklaş, git" demesine karşılık, çok büyük bir tevekkül ve sabır göstermiştir. Allah'ın kendisine yardım edeceğini ve doğru yolu göstereceğini bilmiş, bunun verdiği rahatlık ve güven içinde davranmıştır.
Hz. İbrahim'in, yaşadığı evden uzaklaştırılmasının üzerine hemen Allah'a dua etmesi ve O'nun duasına icabet edeceğine güvenmesi, bir Müslümanın sahip olması gereken örnek tevekkül ve ihlası göstermektedir. Dahası, Hz. İbrahim, kendisine karşı bu kadar olumsuz tavırlar gösteren babasına karşı çok güzel bir ahlak sergilemiş, ılımlı üslubunu korumuş ve ona "babacığım" diye hitap etmeyi sürdürmüştür. Bu, her Müslümanın örnek alması gereken çok üstün bir ahlak özelliğidir.
Hz. İbrahim ile babası Azer arasındaki konuşmalarda dikkat çekici olan bir diğer husus, Azer'in putperestliğe olan şiddetli bağlılığıdır. Öyle ki bu bağlılık, yıllarca büyütüp yanında tuttuğu ve kendisine karşı da son derece saygılı davranan oğlunu ölüm ile tehdit etmesine kadar varmaktadır. Hz. İbrahim'in, Azer tarafından böylesine ağır bir şekilde tehdit edilmesinin tek sebebi, onun yalnızca Allah'a ibadet etmesi ve kavminin putperest dinini reddetmesidir. Azer, oğlu Hz. İbrahim'i "taşa tutmakla" tehdit edecek kadar ileri gitmiştir. Bu durum, iman etmeyen kişilerin zalim, tahammülsüz ve baskıcı karakterinin bir örneğidir.
Sonuç
Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti…”(Nahl Suresi, 120)
Yüce Allah'ı her şeyin üzerinde tutan, sadece O'nun rızasını gözeten ve yalnızca Allah'tan korkup sakınan Hz. İbrahim, putperest babası tarafından taşa tutulmak istendiği halde, imanından kaynaklanan cesareti ve tevekkülü sayesinde Allah'ın bildirdiği din ahlakını hakim kılmak için yaptığı fikri mücadelesinde her zaman çok kararlı olmuştur.
Tüm iman sahiplerinin de Hz. İbrahim'in bu üstün ahlakını örnek almaları ve tek başına kalsalar da Hz. İbrahim gibi tevekküllü, cesur, kararlı, samimi ve iradeli olmaları gerekmektedir. Bunun için öncelikle yapılması gereken ise, bir ve tek olan Rabbimiz'e gönülden teslim olmak, sadece O'ndan korkup, O'nu dost edinmektir. Çünkü bir mümin, dünyanın herhangi bir yerinde, iman etmeyen bir topluluğun içinde, tek başına da kalsa Allah'ın rızasını kazanma şevki ve isteği, onu daima hayırlı davranışlarda bulunmaya, ibadetlerini yerine getirmeye, din ahlakını eksiksizce yaşamaya ve Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlara din ahlakını tebliğ etmeye yöneltir. Allah'ın her zaman yanında olduğunu, her an onu koruyup desteklediğini bilmenin verdiği güç ile hareket eder. Kim Hz. İbrahim ile aynı ahlakı gösterir, Allah'a aynı sadakat ve teslimiyetle bağlanırsa, Hz. İbrahim gibi "tek başına bir ümmet" kuvvetinde kılınmayı ve Allah'ın izniyle cenneti kazanmayı umabilir. Hz. İbrahim'in tüm müminlere örnek olan ahlakı Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
"Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi." (Nahl Suresi, 120)
Tebliğ Yaparken Soru Yöntemini Kullanmanın Önemi
Hz. İbrahim babası Azer'in yanı sıra şirk koşan kavmine de birçok farklı yöntem kullanarak tebliğ yapmıştır. Örneğin taptıkları putların hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini soru sorarak düşündürtmüştür. Hz. İbrahim'in bu yöntemi bir ayette şöyle bildirilmiştir:
“... Sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?” (Enbiya Suresi, 66)
Soru sormak, insanların kendi mantıklarını kullanarak içinde bulundukları durumu fark etmelerini sağlamaktadır. Bu çok önemli bir tebliğ yöntemidir. Allah'ı inkar eden (Yüce Allah'ı tenzih ederiz) insanlar, samimi ve hikmetli sorular karşısında çok büyük bir hezimete uğrarlar. Çünkü Allah'ın varlığı apaçık delillerle ortadadır. Allah'ın bildirdiği din ahlakından yüz çevirerek ve Allah'ı unutarak (Allah'ı tenzih ederiz) bir hayat yaşamanın büyük bir aldanış olacağı açıktır. Akıl ve vicdan sahibi olan insanlar, Allah'ın sonsuz güç ve kudretini kavrar, O'nun herşeye güç yetirdiğini, sonsuz ilim ve hikmet sahibi olduğunu bilir ve tüm hayatlarını Allah'ın rızası üzerine kurarlar. Şeytanın etkisiyle bu gerçekleri düşünmeyen, gaflet içerisindeki insanları uyandırmanın etkili bir yolu ise, onları bu gaflet uykusundan uyandıracak, dikkatlerini açacak sorular sormaktır. Nitekim Allah Kuran'ın pek çok ayetinde, insanları çeşitli sorularla düşünmeye davet etmektedir:
“Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz? Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık. Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.” (Vakıa Suresi, 68-74)
Müminler din ahlakını anlatırken karşılarındaki kişinin durumuna, şuurunun açıklığına ve vicdanlı davranıp davranmamasına göre birçok yöntem deneyebilirler. Eğer tebliğ yapılan kişi Allah'ın ayetlerine karşı duyarlı, vicdanı açık bir kişiyse, Allah'ın izniyle din ahlakını kavraması çok kolay olur. Fakat Hz. İbrahim'in karşısındakiler gibi kibirli ve zalim bir topluluk ise, bu durumda onları bir şekilde "uyandırmak", gaflet halinden çıkarmak gereklidir. Böyle insanlar kibirlerinden dolayı doğruları göremeyecek, görseler de kabul etmeyecek bir şuursuzluk içerisindedirler. Yalnızca kendi inançlarının doğru olduğunu savunur ve karşılarındaki kişiyi dinlemeye bile tahammül edemezler. İşte böyle bir durumda karşı tarafın savunduğu fikri çürütmek için o kişiye sorular sormak, en hikmetli ve en çabuk sonuç verecek yöntemlerden biridir. Böylece kişi kendi savunduğu sapkın inancında çelişkiye düşecek ve kendi akılsızlığına, batıl ve sapkın bir inanca körü körüne nasıl saplandığına bizzat kendisi şahit olacaktır.
Kavmi ve özellikle de babası Azer, Hz. İbrahim’e karşı zorba yöntemler kullanmak istemiştir. Oysa Hz. İbrahim tüm bu faaliyetlere rağmen sadece fikri bir çalışma yapmış, iman etmeyenlere karşı fikri bir mücadele yürütmenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 56. sayı (Şubat 2009) 46. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 970 kez incelendi.
|
 |
|