Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7783 tanesi Türkçe, toplam 9181 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Kon TV (Konya) ile Röportajı 2
Şubat 2008
SUNUCU: Sevgili izleyenler Konya televizyonundan hepinize merhaba, bugün çok özel bir gündemle ve çok özel bir konukla karşınızda olmaya gayret göstereceğiz. Hepimize küçük yaştan itibaren öğretilen ya da öğrendiğimiz bir teori var; evrim teorisi. Evrim teorisinin çöküşünü ispatla başlayan yolculuğuna 7’den 70’e hepimizin beğeniyle takip ettiğimiz belgesellerle yayınlarla devam eden bir yazar bugünkü konuğumuz. Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Biz onu Harun Yahya ismiyle tanıyoruz. Kendisi Adnan Oktar Bey, bugün Konya televizyonunda misafirimiz. Efendim programımıza hoş geldiniz. Sefalar getirdiniz.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Allah razı olsun. Hoş bulduk. Sizlerde hoş geldiniz, sefa getirdiniz.
SUNUCU: Allah razı olsun. Sağ olun hocam. Hocam Adnan Oktar’ı kitaplarından çok yakinen tanıyoruz. Ama ben bir de kendi ağzınızdan Adnan Oktar’ı dinlemek isterim. Adnan Oktar kimdir sizin gözünüzde, şekilde programımıza başlamak istiyorum ben, buyurun hocam.
ADNAN OKTAR: 1956 yılında Ankara’da doğdum. 2 Şubat’ta. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da yaptım. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım sonra, iç mimari bölümünü. İstanbul’a geldim. Orda 2–3 yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçtim. Orda bir süre yine devam ettim. Sonra malum bu kitap çalışmaları. Sonra da diğer CD’ler, diğer çalışmalar, konferanslar derken bu günlere geldik.
SUNUCU: Evet üniversite yıllarında başladı değil mi bu çalışmalarınız?
ADNAN OKTAR: Evet, evet.
SUNUCU: Konuşacağımız çok mesele var. Ben sizin şahsınızla başlamak istedim, daha sonra ülkemiz ve dünya ile de ilgili sorularımız olacak. Ama özel bir soru daha ben sormak istiyorum. Adnan Oktar bir gününü nasıl geçiriri mesela. Ne yapar sabah kalktıktan sonra öğleyin, akşama doğru.
ADNAN OKTAR: Evet. Genelde sabit bir yönüm olmuyor. Çok hareketli ve canlı bir hayatım oluyor. Sürpriz misafirlerimiz oluyor. Sürpriz olaylar oluyor. Sürpriz çalışmalar oluyor. Ama genelde sabahları erken kalkıyorum. Spor yapıyorum. Kedilerim, tavşanlarım var, bahçede biraz onlarla ilgileniyorum. Ağaçlar var bahçede onların bakımıyla ilgileniyorum, çiçekler var, onların bakımıyla ilgileniyorum. Genellikle tabiatı severim. Yani ağaçları, bitkileri, çiçekleri, yani güzel olan her şeyi severim. Bunlar Allah’ın tecellileri olduğu için insanın içini coşturuyor. Mesela yeni açmış bir çiçek benim ruhumda heyecan meydana getirir. Allah’ın tecellisi olduğu için. Mesela bir kedinin yüzündeki o tatlı ifade benim içimi açar. Allah’ın tecellisi olduğu için. Mesela bir köpek yavrusunun masumluğu benim içimi açar. Allah’ın tecellisi olduğu için. Böyle güzelliklerden hoşlanırım. Sohbetten hoşlanırım. Arkadaşlarımla toplanırım. Kitap çalışmaları çok hoşuma gidiyor. Onlardan çok haz alıyorum. Çünkü her kitap en az milyonlarca insana hitap etmem demektir. Bir de ücretsiz dağıtıldığı için o da benim heyecanımı artırıyor. Mesela çok şükür Elhamdülillah sırf bu sene kırk milyon kitap internetten ücretsiz indirildi. Kırk milyon kitap. Çok yüksek bir miktar. MaşaAllah, indirilmesi kolay bir hale getirdik, bol bol indiriyor mümin kardeşlerimiz. Allah hepsinden razı olsun. MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam kitaplarınızda eserlerinizde Harun Yahya ismini kullanıyorsunuz. Cavit Yalçın’da vardı. Çünkü ben o yıllarda imam hatip yıllarımdı benim. 94, 95, 96 yıllarında beyaz kitapçıklardan alıp okumuştum. Harun Yahya ismini anımsıyoruz ama bir de sizden duymak adına söylüyorum niçin Harun Yahya ismini kullanıyorsunuz? Anlamı nedir?
ADNAN OKTAR: Evet. Harun, Hz. Musa’nın Allah’tan yardımcı dilemesiyle Allah tarafından ona yardımcı kılınan peygamberin ismi biliyorsunuz Harun. Yahya da İsa Aleyhisselam’a derin muhabbeti derin sevgisi olan değerli bir peygamberimiz. Her ikisi de yardımcı olan peygamberlerdir. Ben de peygamberimize naçizane bir kul olarak hizmetçi olduğum için onların hatırasına hürmeten öyle bir ismi almıştım.
SUNUCU: Şimdi biraz daha derinleşerek gidecek olursak eğer, bu yolculuğa eğer yanlış söylüyorsam lütfen düzeltin. Evrim teorisinin çöküşüyle başladınız. Üniversiteli yıllarınızda bununla ilgilenmeye başladınız hatta bununla ilgili o dönemlerde bir kitapçık bastırıp ücretsiz dağıttığınızı ben okudum hayatınızla ilgili. Ben burada şunu soracağım. Niçin evrim teorisini setçini ta o dönemde?
ADNAN OKTAR: Evrim teorisi Müslümanların çektiği hastalığın, çektikleri ızdırabın, acının urudur yani asıl kanseridir. Müslümanlar bu belanın nerden geldiğini fark edemiyorlar. Mesela bir baş ağrısı var. Mide bulantısı var. Nefes alamama var. Hareket edememe var. Fakat bunun bünyenin doğal rahatsızlığı olduğunu zannediyorlar. Hâlbuki bunun kökeninde tek bir tane beyinde olan ur var kanser bu. Bu Darwinizm kanseri. Bu kanser sökülmedikten sonra ve tedavi edilmedikten sonra Müslümanların rahat etmesi huzur içinde yaşaması mümkün değil. Bütün İslam aleminde çekilen acıların bu başörtüsü, şu bu falan her konudaki ızdırabın kökeninde Darwinizm vardır. Darwinizm’in gittiği her yerde bir ferahlık olur. Mesela Türkiye’de Darwinizm çok büyük bir darbe yedikten sonra Türkiye’de bir ferahlık oldu dikkat ederseniz. Bir imanı inkişaf, bir ferahlık her şeye bu yansıdı. Siyasetten tutun ekonomiye kadar her şeye yansıdı. Ama Darwinizm Türkiye’yi boğmuş olsaydı çok büyük fitne ve kargaşa olurdu Türkiye’de. Sağ sol çatışması da olurdu. Kargaşa da olurdu. Acılar olurdu, ızdıraplar olurdu. Bu ferahlamanın kökeninde Darwinizm'in ölümü vardır, Türkiye’de.
SUNUCU: Darwinizm peki ne yapıyordu ki, o hale getiriyordu? Onun vermiş olduğu olumsuz etkinin kaynağı ne idi?
ADNAN OKTAR: Darwinizm imansızlığa çeker. İmansızlığın ideolojisidir. İmansızlığın dinidir. Şimdi bir insana doğrudan doğruya niçin imansızsın dendiğinde, hiç sebepsiz imansızım demez. Ben Darwinizm'e inandığım için imansızım diyor. Bu çok önemli bir şey. Ve benim ilmi nedenlerim var, ilmi gerekçelerim var. Bu yüzden imansızım diyor. Yoksa ben iman ederdim diyor. Şimdi bu görülmemiş bir şey bu. Yani hemen hemen dünya tarihinde ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyoruz. Gerçi Sümerler devrinde de vardı ama ilmi anlamda değildi efsanelere dayalıydı. Yani mitolojik izahlara dayalıydı. Şimdi de bir efsaneye dayalı olmakla beraber ilmi görünümde çıkıyor, ilmi görünüm insanları en çok ikana edecek yönlerde birisidir. Ve hastalığın tehlike yönünü bu oluşturuyor. Biz de Darwinizm'i öldürürken yok ederken ilmi yönden yok ettik Darwinizm’i evet yoksa bu ne kadar mantıksız teori olur mu öyle şey tesadüfen ne olurmuş desek bu yüzyıldan beri söyleniyor yüz elli yıldan beri söyleniyor ve hiçbir etkisi olmadı bunun. Ama alın size fosiller dedik yüzlerce binlerce fosili serdik, hakla da sergiledik milletin önüne de fosilleri koyduk. Bir proteinin meydana gelmesinin imkansız olduğunu, tek bir proteinin bile meydana gelmesinin imkansız olduğunu 10 üzeri 950 de bir ihtimaldir, bir proteinin meydana gelmesi. Bu zaten pratikte sıfır demektir. Yani mümkün değil imkansız demektir. Çocuk olsa bilir bunun 950 sıfırlı bir sayı ne demek yani. Hadi diyelim böyle bir protein oldu bir tane daha gerekiyor. Onun içinde bu sayıda ihtimalde bir protein olması gerekiyor. Bu iki proteinin bir araya yapışması için gene en az b u sayıda bir ihtimal olması gerekiyor. Üçüncü protein dördüncü protein binlerce onbinlerce milyonlarca proteinin bir araya gelmesi gerekiyor. Bunlar da bir araya geldiğinde protein tozu meydana gelir, canlı meydana gelmez. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Yani bunlardan insanlar, bilim adamları, sanatçılar mesela Newton, Einstein oluşmaz. Yani çamurun içinden İstanbul’u meydana getiren mimarlar, bilim adamları, belediye başkanları çıkmaz tesadüfen. Biz bu aptallığı anlatmaya çalışıyoruz. Yani bu akılsızca mantığı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Tesadüfün hiç bir şey yapamayacağını anlatmaya çalışıyoruz.
SUNUCU: Zaten şu anda bizi izleyen bütün izleyicilerin evinde eserlerinizden bir tanesi vardır. Ya CD olarak ya da kitap olarak vardır. Bu evrim teorisi safsatasını da siz belki de aynı argümanları silahı kullanarak çürütmüş oldunuz.
ADNAN OKTAR: Tabi. Tabi.
SUNUCU: Şimdi ben bir başka konuya geçmek istiyorum. Ortaya koymuş olduğunuz yüzlerce kitap var. Yine eserlerinizden faydalanılarak yüzlerce belgesel yapıldı. Ve bunlar bir alanda değil birçok alanda aynı anda eşzamanlı çalışmaları yürütüyorsunuz. Peki, bu çalışmaları yapmaktaki amacınız nedir? Nereye varmak istiyorsunuz? Yani bu çıkışı nedir bu çalışmaların?
ADNAN OKTAR: bütün Müslümanlar için emrü bil maruf nehyen münker farzdır. Lokman Suresinde bu geçer, anlatılır. Yani iyiliği emretmek kötülükten insanları sakındırmak. Bu olmadığında hem onu yapmayan insana hem de o bulunan beldeye çok büyük belalar gelmiştir. Bunun karşılığı cehennemdir. Allah vermesin. Onun için mümin Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsa, Allah’ın sevgisini kazanmak istiyorsa Allah rızası için deccaliyete, ateizme, Allahsızlığa karşı mücadele vermesi gerekir. Bu evde oturularak bağırıp çağırılarak kahrolsun Amerika kahrolsun İsrail kahrolsun masonlar demeyle olmaz bunlar. Bu anormal olan fikirlere karşı akılcı bilimsel mücadele ile olur ve samimi imanla olur. İnsanları en çok etkileyen şey samimi imandır. Samimiyettir. Yani bir de bunu anlatan kişinin samimi anlatımı samimi yazıları samimi hitabeti çok önemlidir. Yapmacıklıkta insanlara çok olumsuz etki yapar. Böyle bir sorunda var mesela anlatıyor, bakıyorum bazen ama çok yapmacık. Yani gibi hiç inanıyor gibi görünmüyor üslubu. Gerçekten inananın kendinden samimi bir eminliği vardır. Ve samimi bir anlatımı vardır ve delilleri de samimidir hakikaten. Geriye kaçışı olmayan geriye gidişi olmayan delillerdir. Ben dikkat ederseniz kitaplarımda çok sağlam deliller veririm.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Yani ikinci bir ihtimal kalmaz. Mesela Darwinizm’i anlattığımda ikinci bir ihtimal daha kalmıyor. Dikkat ederseniz Fransa Cumhurbaşkanı daha önce ateist, materyalist ve solcuydu. Şimdi koy Katolik oldu. Şimdi Allahsızlığın kötülüğünü anlatıyor. Allah inancının güzelliğini anlatıyor. Ne zaman bu fikirleri değişti? Benim atlası okuduktan sonra. Yaratılış Atlası’nı Fransa’ya ben bizzat makamına gönderdim. Detaylı incelediler, bakanlık da inceledi. Gerçekten çok etkili olduğuna inandılar. Fakat lise öğrencileri için de kesin kanaati şu; Darwinizm’e inanmaları imkansız hale gelir eğer bu kitabı okursa çocuklar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: O yüzden bu kitabı okullara sokmayalım dediler.
SUNUCU: Evet, çok güzel hocam. Hocam eserlerinizde yine görsellik ön plana çıkıyor. Çok kaliteli kitaplar, herhalde böyle ifade etmek gerekir. Bunlar çok önemli kaliteye önem veriyorsunuz. Ben biraz şahsınızla alakalı da bunu sormak istiyorum. Yaşantınızla da bazen konuşuluyorsunuz. Adnan Oktar’ın gerçekten çok şaşaalı bir yaşantısı var mı? Şahsınızla ilgili bir tane daha sorum olacak. Ondan sonra diğer başka konulara geçeceğim ben. Adnan Oktar’ın da çok şaşaalı bir yaşantısı var mı?
ADNAN OKTAR: Ben tabi Hz. Süleyman’ın hayranıyım. Hz. Süleyman biliyorsunuz güzellikler içinde yaşayan, güzelliklerden çok hoşlanan güzel olan her şeyi seven bir insandır. Ona atlar getiriliyor, atları okşuyor. Hayranlıkla bakıyor atlara karşı, hayvan sevgisi de var, mesela karıncalar konuşuyor onlara gülüyor onlara da sevgisi var. İnsanlara son derece nezaketli oturduğu yer muhteşem, öyle bir zemin yaptırmış ki görünümünde su görünümünde, hatta Sebe Melikesi Belkıs su zannediyor yani bu kadar orijinal ve bu kadar güzel bir süsleme tekniği kullandırtmış bu Hz. Süleyman’a verilen güzel aklın Allah’ın onda meydana gelen tecellisinin bir neticesi bu. Tabi Müslümanlar peygamberi örnek almak durumundadır. Bizim peygamberimizde zengindi aslında. Öyle tarif edildiği gibi fakir değildi. Ayet var. Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi? diyor. Demek ki zengin, ayet açık ifade ediyor. Hz. İbrahim’e de Allah, Biz mülk verdik, diyor ayette. Hz. İbrahim de zengindi. Onun için yani Müslümanın bir lokma ekmek bir tane hırka bir köşeye çekilsin uyusun böyle bir konu yok. Müslüman her şeyin en iyisine layıktır. Ayette diyor ki Allah, dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir. Demek ki dünyada da ahirette de Müslüman güçlü, zengin, sıhhatli, neşeli, her şeyin en güzeline layık. Ama bunu Allah yolunda kullanmak çok önemli, yani nefsi için değil de kardeşleri için Müslümanlar için Allah’a şükretmek için olması lazım, mesela Hz. Süleyman’ın mülk sevgisi vardı ama bunu Allah rızası için istiyordu. Allah’ın tecellilerini görmek, o temizliği yaşamak, cenneti tefekkür etmek, huzur içinde Müslümanlarla yaşamak için bunları istiyordu. Müslümanın bunu istemesi caizdir. Güzel bir şey, yanlış olan bir şey yok bunda.
SUNUCU: Hocam geçtiğimiz yıllarda özellikle yaşadığınız bazı acı hadiseler vardı. Ben birazda bunları sizin kendinizin belki açıklaması açısından burada sormak istiyorum. Açıklanması, üstünün açılması açısından. Bir çete suçlaması, Ebru Şimşek hadisesi, bir uyuşturucu hadisesi yaşadınız. Bunlarla ilgili isterseniz sizden kısaca bir açıklama alalım, bunu bu şekilde geçelim istiyorum.
ADNAN OKTAR: Böyle bir dava adamı olduğunda onun karşısına şeytan dikilir. Şeytan gel istediğin gibi faaliyet yap, beni yok et demez şeytan. Şeytan dünyanın en zeki varlığıdır. Yani bütün dünyadaki insanların aklından daha fazla akla sahiptir şeytan. Dolayısıyla emrindeki insanlara da çok ince planlar sunar. Şeytan diyor ki, sen şimdi benle mücadele mi etmek istiyorsun, ben de sana karşılığını vereceğim diyor şeytan. Hadi bakalım kim üstünse göreceğiz diyor. Hodri meydan diyor. Şimdi benim bir şeytanla savaşım var şu an. Ve kendi taraftarlarını bana karşı kullanıyor. Ve iğfal ettiği, kandırdığı insanları kullanıyor. Bunu kullanırken tabii ki halkın en hassas olduğu şeyleri seçecektir şeytan. Nedir? Çete işte şantaj, uyuşturucu, eroin, kokain şu bu falan. Yani insanları en çok irite eden, ürküten, soğutan, korkutan şeyler olması lazım. Fakat her seferinde her tuzak Kuran’da da belirtilir bu çok fazla ayette belirtilir, bozulmuş olarak yaratılır tuzak. Çünkü onu meydana getiren de bozulmuş halini meydana getiren de Allah’tır. Her tuzak bozulmuş olarak yaratılır. Allah’ın kanunudur bu. Mesela kokainde müthiş bir beceriksizlik yaptılar. Yani bu kadar beceriksiz bir komplo olmaz. Allah ayaklarına doladı. Bir kere gelir gelmez daha ilk üçüncü dakikada kokainin bulunması, mesela ara değil mi yarım saat arayabilirlerdi. Hakikaten aramış görüntüsü yapabilirlerdi. Yirmi kişi niye salona doluşursunuz? Eve dağılın... Değil mi? Niye o taraftan başlıyorsunuz kitapları ararken ve niye kitaplardan başlıyorsunuz aramaya? Niye üçüncü kitaba koyuyorsunuz? Yirminci kitaba koy, yirmi beşinci kitaba koy. Vakit alsın, değil mi? Mesela üst katı ara önce, sonra orta katı ara, sonra alt katı ara. Yanlışlıkla bulmuş gibi, tevafuken bulmuş gibi yap... Öyle yok, sıkılıyorlar, vakit dar, yani hemen çıkmaları gerekiyor, vakit ayırmak istemedikleri için... Daha üçüncü kitapta buldular. Buldular mı da hemen çıkmaya kalktılar. Kardeşim, öbür odaları arayalım, niye aramıyorsunuz öbür odaları, her yer doluysa ya? Değil mi? Her yerde bir şeyler olabilir. Yok, öyle değil, hemen çıkıp gittiler. Bu sefer Emniyet’teyken bana bol bol yiyecek ısmarlıyorlardı, kebap ısmarlıyorlardı, biz de dedik bunlar muhafazakar insanlar, helal olsun dedik, Allah razı olsun dedik, ikram da reddedilmez, bol bol yedik içtik. Acılı adanalar falan, artık bir şey de diyemedik, iyi bakıyorlar dedik, bunu hayra alamet olarak gördüm ben, inşaAllah, yine tabii hayır var, meğerim bana gelen kebapların içerisinde çok yüksek dozda kokain varmış, toz kokain, toz olarak karıştırmışlar. Ben 72 saatten beri gözaltındaydım, kokain insanın kanında en fazla 24 saat kalıyor, o da 24. saatin sonunda sıfırlanıyor, bitiyor, kalmıyor. 72 saat sonra benim kanımda 5 µg /ml.’nin üzerinde kokain bulundu, yani öldürücüdür. Tabii tabii, 72 anormal yüksek bir doz yani. Biz önce anlayamadık, ama hakim şüphelendi, hemen bulmalarından şüphelendi. Yani ilk üç dakikada buldunuz öyle mi dedi. Müthiş şaşırdı ve 20 kişiyle birden arama yapıyorsunuz dedi. Bunu da çok acayip karşıladı, ama bayağı yüksek sesle. Zaten polisler başlarını öne eğdiler hakim konuşurken. Yani çok sinirlendi hakim. Yiyecek içecekle dedi bu verilebiliyor mu dedi, bir sorun bakalım Adli Tıp’a dedi. Bir de bu nedir bu olay bunu araştırsınlar dedi. Adli Tıp’tan rapor geldi. Yiyecek içeceğe karıştırılarak verilebilir, 72 saat bir insanın kanında bu kalmaz, Emniyet’teyken yemeğine yiyecek içeceğine karıştırılarak verilmiştir diye Adli Tıp’tan rapor geldi. O gelince hemen beraatı aldık. İnşaAllah. Oyunlardan bir tanesi bak, Allah nasıl ayaklarına dolandırıyor. Mesela Ebru Şimşek olayında da... Dediler ki, şantaj kaseti oluşturup o kasetlerle bu kızcağızı tehdit ettiler dediler. Acayip bir sansasyon oldu Türkiye çapında, yer yerinden oynadı, çok da makul gördüler. Ondan sonra... Allah burada da ayaklarına doladı, filmdeki detayları akledemediler. Filmde kolonlar aşağı doğru sarkıyor, kiriş ve kolonlar... Yani böyle, çıkık... Benim bulunduğum evde kolon ve kirişler gizli... Yani düz tavan, asmolen tavan. Orada kirişler aşağı doğru sarkıyor. Bir de pencere farklılıkları var. Pencereler benim bulunduğum evde tavandan tabana kadar, öbür tarafta küçük, şu kadar pencereler, ufak... Ondan sonra... O filmleri karşılaştırdık, mahkeme heyetini de topladık, bütün mahkeme heyeti bir araya geldiler, avukatları getirdik, uzmanları getirdik, filmi de koyduk. Büyük ekranda... Bir baktılar mahkeme heyeti, çok net bir olay. Ne silahlı adamlar var, ne uzun namlulu tüfekler var. Bir o bayan, bir de bir şahıs yanında var, alelade bir ev, 60–70 metrekarelik bir ev, kolonlar aşağı doğru sarkıyor, o evle hiçbir şekilde alakası yok, pencereler küçücük ve evin içi bomboş, öyle bir olay da yok, yani sadece iki kişi olduğu açık görülüyor ve klasik bir olay, yani ağzım varmıyor onu söylemeye, klasik bir olay, yani nerede çekildiği belli de değil, bir film. Dolayısıyla hiçbir şekilde benle alakası olmadığı anlaşıldı. Mahkeme bu delilleri, zaten filmi görür görmez anladılar, ama diğer şahit delillerinden, birçok bilirkişi raporlarından, diğer izahlardan olayın kesin iftira olduğuna ve yalan olduğuna kanaat getirdi mahkeme ve ben bundan beraat ettim. Beraat ettim, ama basının hiçbir yerinde bu yer almadı. Kardeşim on yıldan beri sen bu işi yaptın diyorsun, beraat ettim, şimdi bunu da söylesene, o yok, niye, çünkü psikolojik savaşın gereği, bu söylenmez. Psikolojik savaşın adabında yoktur. Psikolojik savaşta sadece iftira kısmı verilir, cevap kısmı verilmez, o zaman onun adabına uygun düşmez.
SUNUCU: Yani burada o zaman halktan insanlardan, sizi ilgiyle takip eden insanlardan uzaklaştırmak, soğutmak amacıyla bunlar...
ADNAN OKTAR: Tabii bu yapılınca mesela, adam diyor ki kitabı alana, ya diyor, sen bu kitabı okuyorsun ama bu adam kokain içer, eroin içer, şantaj yapar, çete bu, ondan sonra... Akla gelecek bütün suçları yapar, kaçakçılık yapar, her şeyi yapar, sen bu adamın kitabını niye okuyorsun, demek için yapılıyor bu. Yani bükemediğin bileğe oyun oynayacaksın, mantık bu. Bu, şeytanla savaşımın bir gereği, şeytanla benim uzun yıllardan beri bir savaşım var. Bir arenaya çıktık, şeytan karşımda ve halk da bizi seyrediyor, ben boğuşuyorum, bir kısmı aleyhimde tezahürat yapıyor, bir kısmı lehimde tezahürat yapıyor. Ama şeytanın boynunu Darwinizm’i ortadan kaldırarak kırdık. Darwinizm’in yıkılması şeytana dünyanın yaratılışından beri en büyük tokat olmuş olabilir, en büyük darbe olmuş olabilir. Çünkü dünyanın son dönemlerine doğru şeytan kendi zaferini ilan edecekti, kendi kafasınca... Ama böyle rezil rüsva olacağını hiç tahmin etmemiş olabilir. Onun için de benden de nefret ediyor anladığım kadarıyla. Kıyasıya bir savaş var aramızda.
SUNUCU: Hocam, ben tabii çok geçmiş yıllarda sizin eserlerinizi okudum, biraz önce ifade ettiğim gibi... Daha önce bir Harun Yahya olarak biliyorduk, Harun Yahya’nın kim olduğunu bilmiyorduk, daha sonra Adnan Oktar olduğunu öğrendik, özgeçmişi ortaya çıktı, ama yine de çok televizyonlara, ekranlara, yani bu tip haberler dışında diyelim artık, televizyonlara çıkan bir isim değildi, demeç veren birisi değildi, belki bir sebebi var yok onu bilmiyorum ama ama son günlerde artık demeçler de vermeye başladınız. Bundaki sebep nedir?
ADNAN OKTAR: Sebep kader. Allah şimdi bunu yapmamı dilediğini hissediyorum. Yani zaman açısından, mekan açısından, durum açısından bunun gerekli olduğunu, faydalı olduğunu inanıyorum. Daha önce basına çıkmanın, televizyona çıkmanın aleyhimde olacağını düşünüyordum. Ama şu an çok şükür yerel televizyonlar oluştu ve bu yerel televizyonlar öyle patronların yönetiminde, Masonlar’ın yönetiminde falan değil. Veyahut ateist Siyonistler’in maşası da değil. Bunlar yerel unsurlar, yani yiğit unsurlar. Yani öbürlerini tenzih ederim de, bazı televizyonları kastediyorum. Yani öyle kanı düzgün televizyonlar. Bunların demeçleri çok önemlidir, yani samimi izahlar çok önemlidir. Mesela ben Konya TV’ye güveniyorum, gönlüm son derece de müsterih, dürüstlüğünüze güveniyorum. Ama mesela Mason bir kanala çıkmış olsak, bu konuşmalar hiç bu şekilde olmaz. Yani aklınıza hayalinize gelmeyecek şekilde şeytanın etkisiyle çarpıtırlar. Bambaşka bir şekle sokarlar. Belki de o yüzden çıkmıyordum. Dürüst insanları daha çok gördükçe daha da rahat davranıyorum. İnşaAllah...
SUNUCU: İnşaAllah Hocam... Ben biraz daha eserlerinize doğru girmek istiyorum. Eserlerinizden başlayarak Türkiye ve dünya ile ilgili sorularımız da olacak. Mesela okuduğum bazı eserlerde gündelik yaşantımız içerisinde yapmış olduğumuz bazı davranışların ve hareketlerin dine uygun olduğunu biz düşünürüz ya da öyle hissederiz, ama kaynağına baktığımız zaman aslında dinimizle, İslam’la alakasının olmadığı da ortaya çıkıyor. Peki dinimizde olmayan bu hadiseleri niçin biz din gibi görmeye başlamışız sizce, yani özellikle gençlerimizde de böyle şeyler var...
ADNAN OKTAR: Birkaç örnek verirseniz örnekten gidelim, daha iyi olur...
SUNUCU: Şimdi, yani okuldaki davranışlarımız, okul arkadaşlarımızla beraber diyaloglarımızda, yani çok somut bir şey, mesela Adamlık Dini diye bir kitabınız var... O kitapta ben bunları incelemiştim, okumuştum, çok somut şu anda hemen bir örnek... Yani yanlış bir ifade kullanmamak için söylemek istemiyorum da... Yani din gibi görmeye başlamışız bazı olguları...
ADNAN OKTAR: Anladım, genel anlamda diyorsunuz. Allah sevgisi, Allah korkusu arttıkça insanlar bunu tabii olarak, fıtraten düzgün hale getirirler, yani Adamlık Dini’ne gerek kalmaz. Darwinizm’in olduğu yerde, ateizmin olduğu yerde, ateizmle insanın ruhu boğuşurken, yani tereddüt içindeyken her türlü hastalık oluşur. Adamlık Dini’ne de özenir, yabancı dizi-filmlerde gördüğü insanlara özenir, yabancı artistlere özenir, yani birçok kişiye özenebilir. Ama Kuran’a sevgisi arttıkça, Peygamberlere sevgisi arttıkça, oradaki derin asalet, derin güzellik, derin soyluluk, modernlik-üstü modernlik, çağlar-üstü modernlik onu çok heyecanlandırır ve onu o mükemmel çizgiye doğru getirir ve tabii olarak o anormalliklerden, yapmacıklıklardan ve özenti karakterden çıkar. Özenti karakterden çıkmak için Kuran’a uyan bir insanın ne kadar mükemmel olacağını iyi anlatmak gerekir. Modernliğin çok çok üstünde bir şeydir Müslüman olmak. Müslüman demek dünyanın en kaliteli, en seçkin, en güçlü insanı demektir. Gerçek bir Müslüman’la hiç kimse baş edemez. Bütün dünya bir araya gelse baş edemez. Olağanüstü bir varlık demektir. Nasıl bir Cebrail’le, Azrail’le, Mikail’le kimse baş edemez, halis bir Müslüman’la da hiç kimse baş edemez, çünkü Allah’ın kontrolünde, Allah tarafında olan bir güç demektir o, dolayısıyla onun sırtı yere gelmez inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah... Şimdi Hocam, eserlerinizde, tekrar bununla ilgili bir sorum daha olacak... Mesela Bitkiler Dünyası, Hayvanlardaki Mucizeler, hatta bunların içerisindeki tek tek... Karıncalardaki Mucizeler... Bunlar gerçekten çok önemli ve çok uzmanlık isteyen... Biz de bu sektörün içerisinde olduğumuz için biraz tahmin ediyoruz, profesyonel çalışma isteyen hadiseler. Ve şu ana kadar siz... Yani zamana böldüğümüz zaman, çok kısa sürede, bilmiyorum, üç yüzün üzerinde herhalde belgesel var ya da filminiz var, hazırlanmış film var, yine iki yüz üç yüz, belki daha fazla, ben tam son sayısını bilmiyorum, eseriniz var, yani bunun için çok kalabalık bir ekibiniz mi var, bunları nasıl ortaya çıkarıyorsunuz veya nasıl bir ekibiniz var da bunları bu şekilde çok kaliteli ortaya çıkartabiliyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben bu kitap çalışmalarını yaparken yaklaşık yirmi kişilik bir arkadaş grubumla çalışıyorum. Bu arkadaşlarım çok iyi yabancı dil bilen, çok kültürlü, bilgili insanlar. Ben diyorum, mesela herhangi bir hayvan veyahut bir bitki, bununla ilgili bana dünyadaki bütün gelişmeleri getirin, bütün çalışmaları getirin ve bulduğunuz bütün fotoğrafları da getirin diyorum. Ben onların içinden seçiyorum, uygun olan yerlere, aralarında bağlantıları kuruyorum, yorumlarını yapıyorum, onu olduğu gibi veriyorum, gönderiyorum, ondan sonra redaktörler, diğer uzman arkadaşlar, onu güzel, tanzim edip düzenliyorlar, bu süratin kökeninde bu var. Ama ben bu belgeleri tek tek kendim tasnif etsem, araştırsam falan, yani bu kitapların yirmi tanesini falan ancak yapabilirim.
SUNUCU: Ama hepsinin başında bulunuyorsunuz. Sizin önünüze geliyor, dizayn ediyorsunuz, bu şekilde olsun diyorsunuz, daha sonra o ekibiniz onları çözüyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, tabii... Evet, evet. Mesela kitap kapaklarıyla bizzat ben ilgilenirim. Kapakları tarif ederim, kapaklar bana üç beş çeşit gelir, benim tarifimin üzerine. Ben onların içinden seçerim, şu çok uygun olmuş derim. Mesela yazı karakterini beğenmezsem şunu çıkarın derim, mesela şuradaki renkleri açalım derim, böyle değiştirttirim. İnşaAllah.
SUNUCU: Şimdi, tabii eserleriniz, dediğim gibi, çok farklı alanlarda devam ediyor. Ben biraz daha şu an ülkemizin sıcak gündemi olduğu için terör konusuna girmek istiyorum, ülkemizle ilgili. Terör tabii bizim yıllardan beri kanayan bir yaramız ve son birkaç aydır da bu yeniden ayyuka çıktı ya da çıkartıldı. Şu an ülkemizin yaşamış olduğu bu terör hadisesini önce nasıl değerlendiriyorsunuz, niçin zaman zaman duruyor, zaman zaman tekrar ayyuka çıkıyor, bunun arkasında ne var?
ADNAN OKTAR: Ben ortaokul yıllarındayken tabiat bilgisi okurdum, tarih kitabı okurdum, felsefe okurdum, bize anlatırlardı insanın oluşumunu, işte çamurdan bir hücre oluştu, evrimleşti, şöyle oldu, böyle oldu, böyle oldu, safha safha maymun gibi bir insan falan... Ve insan oldu derlerdi. Lise yıllarında da ben bunu gördüm, üniversitede de ben bunu gördüm. Şimdi böyle diyalektik eğitimden geçen bir genç, yoğun materyalist eğitimden geçen bir genç Marksizm’i kabul etmekte hiç zorlanmaz. Marksizm’i kabul etmekte zorlanmadığında terörizmi kabulde de zorlanmaz. Çünkü Marksizm eşittir terörizm. Marksizm eşittir Darwinizm. Bunlar bir silsiledir. Bu zeminin hazırlanmaması gerekiyor. Bu Darwinizm belası bu sivrisinekleri doğurur. Buradan eğer suyun başı kesilirse, akan lağım buradan durdurulursa, bu baş ağrıtıcı pislik oluşmaz. Ama bu lağım aktığı müddetçe, bu baş ağrıtıcı pislik devam edecektir. Bunun kökeninde bu vardır. Çözümü de budur.
SUNUCU: Çözümü yine başta başladığımız konuya geliyor...
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, iman hakikatlerinin anlatılması, Darwinizm’in ortadan kaldırılmasıdır. Başka çözümü yoktur. Çünkü Doğu’daki gençlerimiz, insanlar cahil insanlar. Cahil insanı kandırmak çok kolay. Mesela lise, Doğu’da bir lisede gençler... Bunlar, evlerde topluyorlar PKK’lılar. Selam aleykümselam. Nasıl olduk arkadaşlar diyor, anlatayım size diyor. Zaten kendi kitabında var; tabiat bilgisi kitabını alıyor farz edelim, lise tabiat bilgisi kitabını alıyor... Bak, biz burada, diyor, aynı fikirleri savunuyoruz, burada da bir hücreden geliştiğimiz ve Darwin’in izahlarına uygun olarak bizlerin oluştuğu anlatılıyor, e biz de bunu anlatıyoruz diyor, yabancı bir şey anlatmıyoruz ki, aynı şeyi anlatıyoruz diyor. Dolayısıyla buradaki diyalektik kanunları bizim anlattığımız diyalektik kanunlarıyla tıpatıp aynı, aynı şeyleri anlatıyoruz diyor. O zaman materyalizm ve Marksizm de doğru diyor. Gerçekten öyle, Darwinizm kabul ediliyorsa, materyalizmin de kabul edilmesi gerekir. Materyalizm kabul edilince Marksizm’in de kabul edilmesi gerekir. Marksizm kabul edilince de terörizmin kabul edilmesi gerekir. Yani bunlar birbirinden kopuk parçalar değil. Sonucunda da propagandada başarılı oluyorlar. Propaganda yönüyle ele geçirilmiş bir topluluğa adli yönden müdahaleyle, kolluk kuvvetleriyle müdahaleyle netice elde etmek dünyada görülmüş bir şey değildir. Yani netice alınamaz bundan. Ancak netice fikri mücadeleyle alınır. Fikri mücadele de Darwinizm’in, materyalizmin, ateizmin ortadan kaldırılmasıdır. Yani Doğu’da bugün materyalizm kazınsa, Darwinizm kazınsa, kime anlatacaklar Marksizm’i? Kime anlatacaklar terörizmi? Kimse inanmaz ki. İnanmayınca da taraftar bulamayacaklardır. Onun için biz de diyoruz ki, bizim yolumuzu açsınlar. Bilim Araştırma Vakfı’nın yolunu açsınlar. Benim yolumu açsınlar. Bıraksınlar biz Doğu’da istediğimiz gibi faaliyet yapalım ve bu belanın önüne geçelim, Allah’ın izniyle.
SUNUCU: O zaman ben şöyle bir sonuç buradan elde etmiş oluyorum, görmüş oluyorum, yani oradaki bölgelerden Darwinizm’i, Marksizm’i çıkartmış olmakla beraber aslında İslam hakikatlerini, Kuran hakikatlerini de anlatarak çözüme ulaşmış olacaktır diyebiliyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, tabii ki. Kuran çünkü kardeşliği, sevgiyi, barışı, muhabbeti bize öğretiyor.
SUNUCU: Hemen tabii terör hadisesine girmişken, bu Irak’ta da yaşanan bir dram var. Orada yüz binlerce Müslüman’ın kanı aktı ve akmaya da devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri demokratikleşme adına oraya girdi. Burada Amerika’nın hedefi gerçekten petrol mü, yoksa madenler mi, yoksa gerçekten dünyayı hegemonya altına almaya mı çalışıyor? Tabii bunun içerisinde 22 tane ülkeyi de bu şekilde yapacağını da zaten söylüyor. Bunun arkasında ne var, siz ne düşünüyorsunuz bununla ilgili?
ADNAN OKTAR: Amerika’yı oraya musallat eden Allah’tır. Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olmadıktan sonra, başlarına bir lider seçmedikten sonra, kardeşlik bağını oluşturmadıktan sonra, Kuran ahlakına tam uymadıktan sonra, bu belaların önü ardı arkası kesilmez. Amerika gider, Rusya gelir, Rusya gider, Çin gelir, Çin gider, birbirlerine düşerler... Yani bunun hiç çözümü olmaz. Millet zannediyor ki, Amerika oradan çıkarsa bu iş hallolur. Daha önce Amerika çıkmıştı, yoktu, İran’la Irak birbirine düştüler. Saddam zehirli gazlarla milleti öldürüyordu. Yani o bölgeden fitne ve bela kalkmıyor. Halk diyecek ki, Allah bize niye bu kadar bela veriyor acaba? Bu belaların kökeninde ne var demeleri lazım. Yani bu belanın cinsini araştırmanın bir anlamı yok. Yani kimden geliyor? Hepsi Allah’tan gelir. Bunun çözümüne bakmaları lazım. Bunun çözümü Kuran ahlakına tam uymaktır; birliktir, beraberliktir, kardeşliktir. Yani Şii-Sünni ayrımı yapıyorlar. Yok şu ayrımı, bu ayrımı yapıyorlar. Ne demek? Hepimiz kardeşiz. Bütün Müslümanlar kardeştir.
SUNUCU: Peki Hocam, eserlerinize baktığımız zaman Siyonizm’le ilgili eserleriniz var, Yahudilik ve Masonluk diye eseriniz var. Yine İsrail egemenliği ile ilgili eserleriniz var. Bütün bu eserlerinizi ifade ettikten sonra dünyadaki akıtılan kanlara ve yaşatılan zulümlere baktığınız zaman ne görüyorsunuz. Yani bu savaşların perde arkasında ne var? Tamam Müslümanlar için biraz önce ifade ettiniz ama o Siyonist güçler için, ya da bu savaşların arkasındakiler için neler söylersiniz?
ADNAN OKTAR: Şeytan daha ilk başlangıcında Allah'a diyor, ben diyor senin halis samimi kullarının dışında hepsini sapıtacağım diyor. Bir tek samimi kulların bana uymazlar diyor özetle. Allah da bunun doğru olduğunu söylüyor mealen. Bu şeytanın faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla ilgili bir şey. Yani ateist Siyonizm'in, masonluğun arkasında doğrudan şeytan vardır. Şeytandan özellikle masonluk ve ateist Siyonizm doğrudan bilgi alırlar şeytandan. Şeytan ayette diyor, onlara diyor adeta kabuk gibi bağlanmıştır diyor. Onların artık mürşidi konumuna giriyor. Trans haline geçerek şeytanla bağlantıya geçiyorlar. Ve şeytan onlara ne söylerse bunu yapıyorlar. Yani bu kadar kan akıtılması, bu savaş kararları, böyle bu kadar büyük fitneler, bu oyunların kökeninde şeytanın talimatlar yatar. Yoksa bir mason normal bir aile babası garibanın teki oluyor. Bu böyle bir zalimane kararı alamaz. Bu kararın alınmasında şeytanın ilhamı vardır. Şeytanın onu yönlendirmesi vardır. Bu adamlar şeytandan da aynı zamanda çokta korkan insanlar. Yani şeytanın sözünü tutmazlarsa şeytanın onları çok ezeceğini, rahatsız edeceğini düşünüyorlar. Hakikatende şeytan bunlara musallat oluyor. Bunları bunalıma sokuyor. Bunları delirtecek hale geliyor. Bunlarda şeytan ne derse onu yapıyorlar çünkü Allah'a bağlı değiller. Allah'a bağlı olmayınca artık şeytanın askeri olur ve yakasını ondan kurtaramazlar. Buna karşıda yine çözüm Müslümanların aşkla şevkle birbirine bağlı olmaları, bütün İslam aleminin kardeşlik bağı içerisinde tek bir merkezden sevgi içerisinde barış içinde kardeşlik içerisinde beraber olmalarıdır ve bu disiplinin sağlanmasıdır.
SUNUCU: Yani özellikle İslam ülkeleri ile ilgili birazdan bir sorum daha olacak ama konuyla bağlantılı olsun diye şunuda ben sormak istiyorum. Eserlerinizden takip ettiğim kadarıyla çünkü bunları ben çıkarmış idim. Mesela Siyonistlerin diğer insanlara bakışı nedir, nasıl görürler onlar insanları? Yani Müslüman olarak belki biz bütün insanları Allah'ın yarattığı kul olduğu için hep aynı mesafede görebiliriz. Siyonistler özellikle, birde Siyonistlerle Yahudileri bir farkı var mı?
ADNAN OKTAR: Ateist Siyonistler, Yahudi halkı, Musevileri esir almış durumdalar. İsrail'deki dindar Museviler, bunlar zaten bizdar haldeler, perişan haldeler. Ve bunları feci şekilde eziyor, ateist Siyonistler. Gerçek Musevi dindarlar iyi insanlardır. Güzel huyludur. Allah'tan korkarlar. Tek bir Allah'a inanırlar. Allah'a dua ederler. Ahiret inançları güçlüdür. Helale harama dikkat ederler. Fakat ateist Siyonistler müthiş zalim, kan dökücü ve psikopat tıynetlidirler. Gözü dönmüş, gözü kara, sürekli kan isteyen, şeytana sürekli kan sunan bir sistemdir. Şeytanın en büyük gıdası kandır. İnsan kanı ister şeytan. Tarihin en eski devirlerinden beri biliyorsunuz törenler yaparlar, insan keserler, genç kızları keserler, çocukları keserler. Sürekli şeytan kan ister. Bunlarda şeytana sürekli kan sunmak mecburiyetinde kendilerini hissediyorlar. Şeytanda bunları korkutuyor. Size şöyle yaparım böyle yaparım. Bana kan bulun diyor bunlar sürekli böyle bir kan buluyorlar onlara. Bu bir deli sistem. Bunun karşılığında da işte dünya nimetlerinden bunlara istifade etmeleri sağlanıyor. Bir ekonomik çıkar bağı meydana getirilmiş. Birbirlerini koruyup kolluyorlar. Aslında yinede sürünüyorlar da rahatta değiller. Bütün ateist Siyonistler hep gerilim içindedir. Izdırap içindedir. Bunlar böyle neşeli huzurlu yaşamazlar. Dikkat ederseniz bu tip bir insanla karşılaştığında yüzünde iblis ifadesi olur. Yani iblis gibidir suratları, çok huzursuzdurlar. Gergin, sinirli ve saldırgandır yani sevgisiz insanlardır.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Ama Allah'a, Kuran'a sarınılmadığı müddetçe bunun böyle olacağını Allah Kuran'da belirtiyor. Yani buna dikkat edilmiyor. Allah benim yolumda hareket etmezseniz bela veririm diyor. Halk buna inanamıyor. Yani bela illa zannediyorlar ki gökten taş yağması şeklinde. Böyle değil Allah insanı insana musallat edeceğini söylüyor Allah. Yani insanların bir kısmını bir kısmına savdığını söylüyor Allah, ayet var. İnsanları birbirine musallat eder Allah. Ve bu belayı Allah çeşit çeşit veriyor. Bu belalar fakirlik şeklinde olur, fitne olur. İhtilaller olur, kargaşalar olur. Kardeşi kardeşe düşürebilir. Dış ülkelere saldırttırabilir. Bunların hepsini Allah yapar. Ama Allah'a sıkı sıkıya sarılırsa insan Kuran'a sıkı sıkıya sarılırsa Allah'ı çok fazla severse bunların hiçbiri olmaz dünyada cennet gibi yaşarlar. Biz işte bu devre doğru gidiyoruz. Bu devrin adı altın çağdır.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Hz. Mesih'in inişi yaklaşıyor. Hz. Mehdi'nin çıkışı yaklaşıyor. Bu devrin güzellikleri, iyilikleri yavaş yavaş tezahür etmeye başladı. Mesela şu Darwinizm’in ortadan kalkması bu Deccal'in boynuzlarının kırılması demektir. Bu yavaş yavaş bu daha da ilerleyecek. Böyle barış, huzur ve kardeşlik çağı tam anlamıyla oturacak. Bu hadislerde de belirtilmiş.
Bu yaklaşık 60, 70 yıllık bir dönem en az onu da söyleyeyim. Kısa sürecek yani inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi ahir zaman ve Mehdinin çıkışıyla ilgili benim sorum yine olacak.
ADNAN OKTAR: Evet. İnşaAllah.
SUNUCU: Yalnız bu konuyu bitirmek adına aslında bir konudan daha bahsetmek lazım. Şuan Filistin'de yaşananları hepimiz izliyoruz. Sizin bununla ilgilide bir kitabınızda çıktı. Filistin diye bir kitabınızda çıktı. Sadece bu konuyla alakalı Filistin İslam coğrafyasını ve dünyaya aslında ne anlatıyor orada yaşanan dram?
ADNAN OKTAR: Filistin tabi İslam aleminin çektiği sıkıntının bir özeti. Ama bak dikkat ederseniz Filistin daha önce bu belalardan önce sosyalist kökenliydi. Sosyalist hakimiyeti vardı. Suriye'de sosyalistler, Irak'ta sosyalistler yani komünistler hakimdi. Komünist ne demek, ateist, materyalist, Darwinist demek.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Filistin'de böyleydi. Ama bak bu belalardan sonra çok dindar oldular. Allah'a yaklaştılar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Bak, çok manidar. Irak çok dindar oldu. Suriye dindar oldu. Akıllanmaya başladılar. Demek ki Allah ıslah ediyor. Neyle ıslah ediyor, belayla ıslah ediyor. Ve Allah'a yaklaşmaya başladılar böylece. Yoksa onlar ırmak kenarlarında entarilerini giyip nargile kaynatıyorlardı. Tefle, darbukayla eğleniyorlardı. Ama şimdi mescitlerden çıkmaz hale geldiler. Bu çok güzel bir gelişme. Allah'ı çok çok daha severseler, Kuran'a sıkı sıkıya sarılırsa, ne İsrail'in onlara zulmü kalır, ne üzerlerindeki o baskı kalır ne bu bereketsizlik huzursuzluk kalır. Bütün mesele burada. Bunu yapsınlar gerisine karışmasınlar. Allah'ı çok sevsinler. Allah'tan çok korksunlar, birlik ve beraberliği istesinler. Yarabbi desinler başımıza bizleri yönetecek bir yönetici nasip et. Bütün İslam alemi tek bir kardeş olsun. Devletler halinde ayrı ayrı olalım ama hepimiz kardeş olalım diye dua etsinler. Bakın bakalım böyle bir şey kalıyor mu hiçbir şey kalmaz, inşaAllah.
SUNUCU: Evet. Hocam tam bu noktada şu soruyu sormanın yeri tam gelmiş oldu. Şimdi Irak'tan, Filistin'den örnek olarak bahsettik ama İslam coğrafyasının genelinde bu tür dramlar yaşanıyor. Ve şuanda İslam coğrafyası da bir birlik haline gelebilmiş de değil. Tam bu noktada Türkiye'ye düşen görev nedir?
ADNAN OKTAR: Türkiye'nin görevi Türk-İslam aleminin lideri olmasıdır. Türk milletine çok büyük görev düşüyor. Türk-İslam aleminin liderliği dünya tarihinin en büyük vazifelerinden birisidir. Türk milletinin en hayati görevlerinden biri budur. Yani biz sırf Türkiye'yi kurtarmak değil bütün Türk-İslam alemini kurtarmakla görevliyiz Türk milleti olarak. Türk milleti başka milletlere hakikaten benzemiyor. Bu bir ırkçılık değil. Çok vefalıdır. Güzel huyludur Türkler. İnsancıldır. Çok merhametlidir. Ve müthiş fedakardırlar. Yani gidin bir köye. Misafir olarak bir gidin. Evin en güzel yeri misafire açılır. En güzel yiyecekler misafire getirilir, en güzel yataklar misafire sunulur, en güzel bardaklarda ikram yapılır. Bu ne demek? Demek ki bizim milletimiz egoist değil, bencil değil, sevgi dolu, fedakar, çok coşkulu bir millettir, Allah için canını vermek için can atar, çok heyecanlı bir millettir. Onun için kimsede Türkiye’ye pek saldırmaya niyet edemiyor dikkat ederseniz. O konuda gözleri çok karadır Türklerin. Çok yamandırlar, yani delikanlı coşkunluğu vardır üstlerinde...
SUNUCU: Bazı sözlerde vardır ya bir Türk dünyaya bedeldir diye...
ADNAN OKTAR: Evet yani çok yaman bir millettir. Onun için bu görevi bir an önce deruhte etmeleri gerekiyor. Türk İslam Aleminin liderliği için yalvarıyor Türk İslam Alemi. Bütün Türk devletleriyle biz görüştük. Hemen hemen hepsi Türkiye’nin liderliğini istiyor. Bütün İslam Aleminin ileri gelenleriyle görüşüyoruz onlardan bilgiler alıyoruz. Hepsi yine aynı şekilde Türkiye’nin liderliğini istiyor. Bunu uzatmanın bir alemi yok. Türk devleti Türk milleti, Türk İslam aleminin artık lideri olması gerekiyor. Bu hayati bir görev bu. Yoksa bunların hepsinin sorumluluğu bize ait olur
SUNUCU: Evet
ADNAN OKTAR: Filistin’in Kurtuluşu bize bağlı, İsrail’in kurtuluşu da bize bağlı, İsrail’de bizle rahat edebilecek durumda, Ermenistan da, Türkistan da, Tacikistan da, İran da, Pakistan da hepsi bizle kurtulacak görünüyor. Fas, Tunus, Cezayir bayram yaparlar Türkiye lider olursa. Onun için bu görevi artık geciktirmeyelim. Türkiye bu göreve bir talip olsun. Bakın kimse itiraz edecek mi? Türkiye çıksın desin biz talibiz bu göreve, hayır arkadaş ben bunu kabul etmiyorum diyen kimse çıkmayacak. Herkes bunu istiyor.
SUNUCU: O zaman belki de İslam coğrafyasının kurtuluşu da sağlanmış olacak
ADNAN OKTAR: Tabi ki
SUNUCU: Son cümleniz bu şekilde Türkiye yaparsa bu birliktelik bir araya gelir.
ADNAN OKTAR: Tabiki, inşaAllah
SUNUCU: Sona yaklaşıyoruz. Tabi biraz önce kısaca girdiniz. Mehdinin çıkışı, Ahir zaman, Altın çağ, yaşanacak diyorsunuz. Tabi biz epece bir zulümlerden bahsettik ama, bunun neticesinde de bir Altınçağın geleceğinden bahsettiniz.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: İsterseniz, şu anda ahir zamanda mıyız? Altınçağ ile ilgili düşünceleriniz, Mehdinin çıkışı ile ilgili düşüncelerinizi ben rica edeyim.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz vefatından önce ümmetine, ilerde onların başına gelecek olan şeyleri detaylı olarak bildirmiş ki, ümmet bu olaylarla karşılaştığında olaya daha akılcı baksın, daha rahat etsin, daha ümitvar olsun ve mücadelesini de ona göre ayarlasın diye peygamberimiz çok detaylı ahir zamanı tarif etmiştir. Ahir zamanda Hz. İsa’nın Hz. Mesih’in inişi kesin bir hükümdür. Kuran hükmüdür. Kuran’ın açıklamasıdır. Ve birçok ayetle bu sabittir. Hz. Mehdi’nin zuhuru da sahih hadislerle tevatür derecesinde sabit olan bir izahtır ve hatta hadis olmasa dahi adetullah gereği bu gerekiyor çünkü İslam alemi illaki bir birlik olacak, yani İslam alemi kıyamete kadar birlik olamaz diyen bir insanın Müslümanlığından ben şüphe ederim. İslam alemi mutlaka birlik olacak diyorsa bir insan, bunun mutlaka başında biri olacak demektir. İşte bu İslam aleminin başındaki kişinin adı Mehdidir. Hıristiyan alemini de Müslüman alemine bağlayacak olan, Hıristiyan alemini Müslüman yapıp, İslam alemiyle birleştirecek kişinin ismi de, Hz. İsa’dır. İsa Mesihtir. Bu her iki kutlu şahsın birleşmesiyle dünyada tek bir din meydana gelecek. İslam Dini hakim olacaktır. Ama bu dönemin 60–70 yıl süreceğini hadislerden anlıyoruz. Yine yeniden bir bozulma olacaktır onun arkasından. Mehdinin çıkışıyla ilgili bütün alametler zuhur etmiştir ve bu bir mucizedir bu. Yani 1980 yılıyla şu yıl arasında, 2008 yılı arasında Mehdinin hemen hemen bütün alametleri zuhur etmiştir. Benim bu konudaki sitemde, internet sitemde bu çok çok detaylı anlatılmıştır. Afganistan savaşı, İran Irak Savaşı, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları, Güneş tutulması, 15 gün arayla ay ve güneş tutulması olayı, gökte bir alamet oluşması, depremlerin sıklaşması ve yüzlerce olay yani sitemde ahir zamanla ilgili, ahir zaman ve mehdiyle ilgili sitelere girildiğinde, internet sitelerinde bunlar görülür. Bunların tamamı oluştuğuna göre demek ki Peygamberimiz doğru söylemiş, demek ki Muhbiri Sadık diye tabir edilen Peygamberimiz daima doğru söylüyormuş. Demek ki hadislerde doğruymuş. Zaten Peygamber doğru söyler. Fakat hadislerin doğru olduğunu anlamış olduk. Hani hadisler uydurmaydı? Hani mevzu hadis di? Niye hepsi doğru çıktı peki o zaman. Demek ki Mehdinin çıkışı da gerçek. Bu kadar alameti gerçek olduğuna göre Mehdinin çıkışı da gerçek. Mehdiyi göreceğiz. Mehdi, Said Nursi Hazretleri imanın nuru ile bilinir diyor. O şahsı ahir zaman ancak imanın nuru ile tanınabilir diyor. Hz. İsa Mesih içinde yakın talebeleri ve seçkinler Onu imanın nuruyla tanırlar diyor. Geldiği vakit bedahat derecesinde açıklık derecesinde herkes onun İsa olduğunu bilmek lazım değildir diyor Said Nursi. İlk önce o kadar bilinmeyecek, sonradan zuhur ettikten sonra bütün dünya tanıyacak İsa bütün dünyayı gezecektir. Yani gezmedik hiçbir yer bırakmayacaktır rivayetlerde bu belirtilmiş, İman etmedik tek bir fert kalmayacak diyor Allah ayette Hz. İsa’ya. Sırf o Peygamber için bu söyleniyor ‘ölümünden önce ehli kitaptan sana iman etmedik tek bir fert olmayacak’ diyor Allah. Hepsi iman edecek diyor.
SUNUCU: Bütün dünya iman edecek.
ADNAN OKTAR: Tabi bütün dünya iman edecek, ayet bu kesin muhkem ayet yani, bu açıktır. Ama ısrarla mehdi konusu örtbas edilirse, Kuran’ın hakikatleri örtbas edilirse, İsa’nın gelişi örtbas edilirse, bu belalarda o zaman kaynar adeta yani yerden ve gökten kaynar bu belalar. Bu belaların sonunun gelmesi için, bu fitnenin bu sıkıntıların sonunun gelmesi için Kuran’a ve Peygamber Efendimizin Sünnetine sıkı sıkıya sarılmamız şart. Bunun dışında bir yol yok.
SUNUCU: Hocam çok teşekkür ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim.
SUNUCU: Konya Televizyonu izleyicilerimize özel söylemek istediğiniz son bir kaç cümle varsa. Ben soru sormadan söylemek istediğiniz cümleler varsa onları rica etmek istiyorum. Programın sonunda.
ADNAN OKTAR: Konyalı yiğit kardeşlerime, yiğit bacılarıma güzel bir müjdem var. İslam aleminin uyanışı hızlandı, güzel neticede iyice yaklaştı. Çok heyecan verici, çok güzel günler çok yakında, çok güzel günler göreceğiz inşaAllah. Bunu hocamız demişti, hakikatende oldu diyecekler. Bende bunun heyecanı içindeyim inşaAllah. Hepsine selamlar hürmetler ediyorum inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, Teşekkür ediyoruz bizde bizi kırmadığınız için.
SUNUCU: Çok teşekkürler efendim. Evet Sevgili izleyenler, bugün Konya televizyonunda çok özel bir gündemde çok özel bir konukla karşınızda olmaya gayret gösterdik. Evet hepimiz onu Harun Yahya ismiyle çok yakından tanıyoruz. Hepimizin evinde mutlaka eserlerinden en az bir tanesinin olduğunu ben zaten biliyorum. Adnan Hoca, Adnan Oktar Bey, aynı hızla aynı aşkla eserlerini çıkarmaya devam ediyor. Bu programdan bugünlük bu kadar. Hepinize hayırlı günler.
Bu eser 88 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;