Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7783 tanesi Türkçe, toplam 9181 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
ÇEVİRMEN: Öncelikle çok teşekkür ederim benimle buluştuğunuz röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için. Ben size öncelikle dava ile ilgili birkaç şey sormak istiyorum sonra vakfınızla ilgili ve Türkiye’deki genel çalışmalarınızla ilgili birkaç sorum olacak.
MUHABİR: Ok. First, regarding the ongoing trial, are you positive about the... what the outcome will be tomorrow?
ÇEVİRMEN: Öncelikle devam eden davanızla ilgili yarın lehinize bir sonuç bekliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Allah’tan hiçbir zaman için ümit kesilmez, ama lehte bir sonuç beklemiyorum. Yine de Allah bilir.
ÇEVİRMEN: Of course God knows and we always keep on hoping but I actually do not expect positive outcome tomorrow.
ADNAN OKTAR: Yine de Allah bilir.
ÇEVİRMEN: But God knows as I said.
MUHABİR: And is he slightly worried because do you think there is some pressure being put on the court regarding the outcome of the trial?
ÇEVİRMEN: Sizce yarın ki mahkemeden lehinize bir sonuç beklememenizin sebebi, mahkeme üzerinde yapılan birtakım baskılar olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Ben mahkemenin üzerinde baskı olduğuna inanıyorum tabii.
ÇEVİRMEN: Yes I believe there is pressure on the court.
ADNAN OKTAR: Hem de ciddi bir baskı olduğuna inanıyorum.
ÇEVİRMEN: A significant amount of pressure.
MUHABİR: And who is this pressure coming from?
ÇEVİRMEN: Bu baskı nereden geliyor?
ADNAN OKTAR: Tek bir yönden değil, bir birkaç yönden baskı olduğuna inanıyorum.
ÇEVİRMEN: Not from a single direction but pressure from several sources.
MUHABİR: And, why has this trial been reopened now? Why does Mr. Oktar think that they’ve decided to try and reprosecute it now at this particular point in time? And is there any coinsidences it’s happening at the time when the AKP is also facing legal challenges?
MUHABİR: Sizce neden bu dava zamanlama olarak şimdi tekrar açıldı? Tekrar gündeme geldi? Bunun zamanlaması tesadüf müdür? Yoksa AKP’ye de bir kapatma davası var, bununla ilgisi olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de her şey tabii dışarıdan göründüğü gibi olmuyor, bazen daha derinden daha tahmin edilmedik, daha garip, şaşırtıcı şeyler olabiliyor. Bunlar da bu tarz şeylerden biri olabilir.
ÇEVİRMEN: In Turkey not everyting is as it looks from the outside, sometimes deeper, more surprising things might be happening and this might just be one of them.
ADNAN OKTAR: Türkiye'de komünist derin devlet yapılanması, 1971’lerden beri devletin bir çok kadamesini ele geçirdi. Bir çok kademesinde gizli bir yapılanma içine girdi. Eskiden kendilerini daha çok belli ediyorlardı derin devlet mensupları, komünist derin devlet menspları. Şimdi kendilerini hiç belli etmiyorlar. Bunların etki mekanizmaları son yıllarda daha çok kendini göstertmeye başladı.
ÇEVİRMEN: In Turkey starting from the seventies, there is a deeper organisation, structuring of the state. In fact at the time of communism, the communists were just continuing their activities within this deeper organisation and other people knew who they were. But now, they're more in disguise. They are still continuing their activities but they are in disguise.
MUHABİR: So, is Mr. Oktar suggesting that these forces which are bringing pressure on Scientific Research Foundation trial are similar people to the supposed Ergenekon plot? Are they linked there?
MUHABİR: Acaba Sayın Oktar bu kuvvetlerin yani Bilim Araştırma Vakfı davası üzerine baskı yapan bu kuvvetlerin, Ergenekon yapılanmasıyla bir ilişkisi olduğunu düşünüyor mu?
ADNAN OKTAR: Ergenekon yapılanmasının iki kanadı var: Birisi komünist, Marksist yapılanma. Bu komünist Marksist yapılanmanın bizleri doğrudan hedef aldığından eminim.
ÇEVİRMEN: Ergenekon has two different wings and one of these wings is this communist, Marksist structuring and I am sure that we are among their targets.
MUHABİR: What is the other wing of Ergenekon?
MUHABİR: Peki Ergenekon’un diğer kanadı nedir?
ADNAN OKTAR: Diğer kanadı, sağ kanadı var bir de komünist kanadı var. Komünist kanadı daha etken, devletin içerisinde daha kilit noktaları tutmuş ve her türlü örgütlenmeyi kullanabilen bir yapı. Ama asıl kökeninde yine mason derneklerinin etkisi var.
ÇEVİRMEN: The other side is the rightist. As I said the wing which the communists belong to is more influential on the state. They hold key positions of the state. And they use all sorts of organisational mechanisms to spread their influence. And in fact at the origin of this wing is the masonism.
MUHABİR: So masonism he believes it is prevalent, it’s common in Turkey? And is there any proof of these links?
ÇEVİRMEN: Peki masonluğun Türkiye’de yaygın oduğunu düşünüyor musunuz? Ve bu bahsettiğiniz bağlantılara ilişkin kanıt var mı?
ADNAN OKTAR: Yaklaşık üç klasör kadar belge mevcut elimizde bu konuyla ilgili. Mahkemelere sunacağız bunları.
ÇEVİRMEN: We have proofs of approximately three folders of documents which we will be presenting the court as evidence of these things.
MUHABİR: It maybe an obvious question, but why particularly are these deeper forces, masons, communists, why they are targeting the Scientific Research Foundation? Why do they want to make life difficult for them and I suppose effectively closing down?
ÇEVİRMEN: Belki bu sorunun cevabı aşikar olabilir, ama yine de sorayım. Bu bahsetmiş olduğunuz derin yapılanma, masonlar ve komünistler, neden Bilim Araştırma Vakfı’nı hedef alıyor? Neden sizin aktvitelerinizi kısıtlamayı hatta sizi yok etmeyi amaçlıyorlar?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de dinin gelişmesini masonluk istemiyor, dünyada da gelişmesini istemiyor. Son zamanlarda hem Türkiye de hem Avrupada İslamiyet’e karşı bir istek artışı var. Daha çok insanlar Müslüman oluyor, hatta Hristiyanlık’ta da son yıllarda daha güçlenme var. Mesela Sarkozy’nin sosyalist sol materyalist düşüncedeyken Katolik düşünceyi, Katolik inancını benimsediğini ortaya koyması; yine İngiltere’de Tony Blair’in aynı şekilde Katolik inancını savunduğunu ortaya koyması, dine karşı ciddi bir dönüş olduğunu göstertiyor. Bu da bizim anti-Darwinist, Darwinizmin karşısında olan çalışmalarımızın neticesi olduğuna inanıyorum.
ÇEVİRMEN: In Turkey, the masonists don’t want religion to develop and this is also the same in the world. The masonists dont want religion to be powerful. But we see that there is a trend towards religion in the world and in Turkey. Not only Islam is getting stronger but also is the Christianity. I will give you a few examples; Sarkozy has abandoned the leftist, materialistic point of view and he declared that he in fact is sympathetic with the Catholic faith. Similarly Tony Blair has declared that he supports the Catholics. So, our anti-Darwinist activities in fact was powerful in this trend towards religion and they don’t want us to do this.
MUHABİR: In countries Mr Oktar mentioned; in France and UK ; France claims to be a secular country as Turkey. In UK there is an official church but there is also separation of church and the state. Do the secular people in Turkey have anything to worry about from religion, impinging their liberties or impinging their freedom? Or is this just a fear that is not real?
ÇEVİRMEN: Sayın Oktar İngiltere ve Fransa örneklerini verdi. Fransa’da tıpkı Türkiye gibi laik bir üke. İngiltere'de resmi kilise vardır, ama kilise ve devlet ayrıdır. Türkiye’de laik kesim acaba dinden korkuyor mu? Özgürlüklerinin kısıtlanacağı korkusu var mı? Yoksa bu hayali bir korku mudur?
ADNAN OKTAR: Evet bir korku var, fakat bunun giderilmez bir korku olduğuna inanmıyorum ben. Çünkü din, İslamiyet hoşgörüyü, sevgiyi, kardeşliği savunan bir din. İslamiyet’in özünde laiklik vardır. Hıristiyanlar kendi inancında istediği gibi yaşayabilir, dine inanmayanlar kendi inancında istediği gibi yaşayabilir, aynı şekilde Yahudiler de. Dolayısıyla laiklik İslamiyet’in kendi bünyesinde olan bir yapı. Biz de Bilim Araştırma Vakfı mensupları olarak, ben de onun bir sempatizanı olarak ve Bilim Araştırma Vakfı’nın manevi başkanı olarak bu düşüncedeyiz.
ÇEVİRMEN: Yes there is fear, but this fear can be handled because at the essence of Islam there is tolerance, love and brotherhood. In fact secularism is also at the heart of Islam, because according to Islam viewpoint, the Christians, the Judaists and even atheists can also live in the same society side by side in love and tolerance. This is my viewpoint and this is also the viewpoint of Scientific Research Foundation which I am the honorary president.
MUHABİR: Are there boundaries that can not be crossed? For example, just cause it interests me cause I went yesterday, one of your members kindly invited me. Are the things that go too far from a secular point of view? Is tolerance limited to some extent, are there things that can not be said? For example Dawkins’ book which is a very strong atheist book? Is that going beyond free speech, is that going too far?
ÇEVİRMEN: What is the name of the book?
MUHABİR: “God Delusion” I can’t remember the name in Turkish.
ÇEVİRMEN: Peki siz toleranstan ve herkesin özgürce yaşamasından bahsettiniz, ama acaba aşılamayacak olan birtakım sınırlar da var mı? Örneğin, bir kitap ismi bahsetti beyefendi “God Delusion” yani "Hayali Tanrı", "Delüzyondur Tanrı", bunu iddia eden bir kitaptan bahsetti. Böyle bir kitap da yayınlanabilir mi? Bu da tolerans içerisinde düşünülür mü?
ADNAN OKTAR: Allah’a, dine hakaret edilmedikten sonra, kişilere hakaret edilmedikten sonra, bilimsellik sınırları içerisinde insanlar kendi felsefi inançlarını, içinden çıkamadıkları düşüncelerini anlatabilirler. Bunları anlatmazlarsa bu içlerinde kalır, dolayısıyla samimi inanca yaklaşamazlar. Samimi inanca yaklaşmaları için insanlar, inanamadıkları, inanmakta zorlandıkları şeyleri de rahatça söyleyebilirler. Böylece onlara inananlar karşı bir izah getirebilirler. Ve onların samimi dindar olması da ancak böyle mümkün olabilir.
ÇEVİRMEN: As long as you don’t insult the God or the religion you can talk about and write about what you think about religion and you can have your own viewpoint from a scientific perspective. Your philosophy, your dilemmas, your questions and everything and you can do all sorts of questioning. Without sincere questioning and talking about your honest feelings about the religion, you can not approach to sincere faith. Only then the believers can share their own view point and hopefully can convince you to convert into sincere faith.
MUHABİR: Just staying on this subject for a minute, does Mr. Oktar think that the West is going too far in defending free speech as though free speech was some form of belief in itself? I am thinking for example, in Denmark and the Netherlands where there has been films and cartoons which have caused great offence to many believers? Does he see something similar happening in Turkey or does he think this is a problem?
ÇEVİRMEN: Batıda bu konuşma özgürlüğü dediğimiz şeyin sınırları daha geniş. Ve Danimarka ve Hollanda’daki yapılan bazı karikatürler ve bazı filmler İslam dünyasından çok ciddi tepkiler aldı. Türkiye’de de böyle bir durum söz konusu mudur?
ADNAN OKTAR: İnsanlar değerli bildikleri, yüce bildikeri şeylere hakaret edilmesinden, onlarla alay edilmesinden azap duyarlar, acı duyarlar ve rahatsız olurlar. Ben mesela sevdiğim bir insana hakaret edilmesinden, onun aşağılanmasından çok rahatsız olurum. Bu insanların mutluluğunu bozan, onların huzurunu bozan, onlara acı veren bir eylemdir. İnsanları rahatsız etmek kötü bir şeydir, üzmek kötü bir şeydir, bunların olmaması gerekiyor. Ama felsefi her türlü tartışma, her türlü fikir bilimsel ölçüler içerisinde olabilir. Bu karşı tarafın fikirlerini geliştirmesi için de faydalı da olabilir.
ÇEVİRMEN: People suffer when the things they hold higly, dearly are insulted and ridiculed. For example if I love somebody and somebody else insults that person, I am really sad and I suffer. So suffering and offending people is not nice. But as long as they talk about their viewpoint within scientific terms, I don't think there is any harm to that. Only then science can develop.
MUHABİR: Just to go back to what we were talking about before, if Turkey is to have this intellectual freedom for people to discuss their views in a scientific intellectual way, there has to be some resolution or there has to be a way to get rid of these deeper organisations, these deeper forces? What does Mr. Oktar think, the future or the way to handle these forces will be in the future, is there any way to rid the country of these forces?
ÇEVİRMEN: Söylediğinizden devam edersek, Türkiye’de entelektüel bir platformda, özgürce bilimsel şekilde bazı fikirler tartışılırsa, bu da birtakım derin devlet yapılarını da bu bağlamda bertaraf etmek gerekecektir. Sayın Oktar acaba ne düşünüyor? Bu bahsetmiş olduğunuz bu baskı uygulayan derin yapılanmalardan nasıl Türkiye kurtulabilir?
ADNAN OKTAR: Evet, insanlarımızın daha çok birbirini sevmesi, sevgi ortamının daha çok gelişmesi, insanların birbirine kuşkuyla bakmaması, kardeşlik anlayışının gelişmesi, buna iyi bir zemin meydana getirebilir. Çünkü insanların birbirini sevmesi hoş bir şeydir, insanı açar, sevinç veren bir şeydir. İnsanlara kuşkuyla bakmak, nefretle bakmak da çok yorucu, insanları sıkan, rahatsız eden bir şeydir. Bu mutluluk anlayışının, sevgi anlayışının toplumda yayılması, bu tip karanlık örgütlenmeleri yeraltına itip kendiliğinden küçültecektir. Ama kuşkuculuk ve nefret anlayışı, bu tip karanlık yapılanmalara adeta gıda gibi, onların güçlenip ve gelişmesine sebep olan bir kök meydana getirmiş olur.
MUHABİR: You said how can Turkey get rid of this deeper organizations. The answer to that is more love and brotherhood. If people love each other more, it opens people and people are more full of joy. But if people are suspicious of each other, then in fact has adverse effects. Hatred and septicisim is the food to these organizations and love is the solution. And as people love each other more, these deeper organizations will be abolished spontaneously.
MUHABİR: So does Mr. Oktar believe that there is widespread support among secularists for these organisations? If there is a divide between some people because they are suspicious and sceptical and the solution is love, how do you reach out to the individuals, the individuals of Ergenekon, or individuals that are not in the public eye? How do you bridge this divide between them or is the divide bigger than just these individuals? Is there a whole class of society or a whole group of people who support these activities, for example Ergenekon?
ÇEVİRMEN: Soruyu doğru anladıysam Sayın Oktar sevginin ve kardeşliğin toplumda yayılmasından bahsetti. Bu bireyler bazında mı yoksa sınıflar bazında mı? Örneğin, Ergenekon örgütünden bahsettik, acaba Türkiye’de aralarındaki görüş farkı çok büyük olan sınıflar var mı? O zaman bu durumda sevgiyi bu sınıflara nasıl ulaştıracağız? Ve sınıflar arasındaki ve bireyler arasındaki görüş farkı çok fazla mı? Bu durumda ne yapmak lazım? Bireylere sevgiyle nasıl ulaşmak lazım?
ADNAN OKTAR: Bizim Türk milleti genelde birbirine benzer. Genel bir sıcak sevgi anlayışları vardır. En zengini de, en fakiri de sevgiden çok hoşlanır, dostluktan hoşlanır, fedakarlıktan hoşlanır. Mesela, zengin birisinin evine misafirliğe gidildiğinde, o zengin evinin en iyi bölümünü, en iyi yerini fakir de olsa o insanlara açar. Onların beğenisiden, onların mutlu olmasından zevk alır. Bu Türkiye’de hemen hemen her yerde vardır. Ve Türklere mahsus bir özelliktir. Yani bizim millette sınıf ayrımı yıkılmaz bir yapı değildir; yani çok rahat aralarında bağ kurulabilir. Birbirlerine o dostluğu, sevgiyi çok rahat ifade edebilirler.
ÇEVİRMEN: There is some specific characteristics of the Turkish nature. Everybody is fond of friendship and sacrifice. Both the rich and the poor. So in Turkey there aren't rigid boundaries between classes. And for example the rich people when they host a poor person in their house, they open the best part of their house to their guests.
ADNAN OKTAR: Şiddeti esas alan her türlü örgüteme çok zorlu ve çok tiksindirici oluyor. Mesela bizim Türk milleti zordan ve şiddetten nefret eder. Bu tip örgütlerde de milleti ve insanları insan yerine koymama, biz herşeyi sizden daha iyi biliriz, daha akıllıyız, biz çobanız siz koyunsunuz, sizi güdeceğiz mantığı oluyor bu tip yapılanmalarda. Mesela komünist Ergenekon örgütünün özelliği de böyledir, halka değer vermez, Türk milletine değer vermez, kendilerinin çok daha akıllı olduğuna, üstün olduğuna inanırlar, daha kültürlü, görgülü olduğuna inanırlar. Halkın cahil olduğunu dolayısıyla kitle şiddetinin, kitle yıldırmasının, kitle korkutmasının bu insanları hiza edeceğine ve doğru, onların istediği gibi hareket etmelerine vesile olacağına inanırlar. Bu da çok kötü tabii.
ÇEVİRMEN: Any kind of organization based on violence is disgusting. And people hate these kinds of organizations. They want them to be treated humanly. But these organizations they don’t value people. They think that they are the shepherds and the other people are the sheep. And they think that they are better and the people are ignorant. So these communist Ergenekon organisations do actually harm the society a lot.
MUHABİR: If I can just for a minute turn to Scientific Research Foundation, I’ve heard it described in different ways by different people, as a friendship group, or as a formal organisation and obviously those critics as well that you can read in the press and then there is the people in the trial calling it a criminal organisation. How would Mr. Oktar describe the Scientific Research Foundation and its purpose and aims?
ÇEVİRMEN: Bilimsel Araştırmalar Vakfı'nın farklı şekillerde tasvir edildiğini gördüm, şahit oldum. Kimileri buna bir dostluk grubudur diyor, kimileri resmi bir organizasyon diyor. Basında da hakkınızda birtakım kritikler, haberler çıkıyor ve hatta mahkemede de sizin bir suç örgütü olduğunuz iddia ediliyor. Siz, Bilimsel Araştırmalar Vakfı'nı nasıl tanımlarsınız ,amaçları nelerdir?
ADNAN OKTAR: Bilim Araştırmalar Vakfı, iyi niyeti, özgürlüğü, sevgiyi, temelde baz alan, akılcı, bilimsel, herkesi kucaklayan doğruyu arayan bir vakıftır.
ÇEVİRMEN: The Scientific Research Foundation is based on good intend, freedom, love and science. It is an organization embracing everybody and in search of the truth.
ADNAN OKTAR: Yalnız Bilim Araştırma Vakfı yaklaşık 15 gün önce mahkeme kararıyla kapatıldı.
ÇEVİRMEN: However the Scientific Research Foundation has been closed by a court verdict fifteen days ago.
ADNAN OKTAR: Ekonomik yetersizlik iddiasıyla kapatıldı. Halbuki vakıf kendini çok güzel idare edebilen, her türlü faaliyeti yapabilen, her türlü çalışmayı yapabilen bir vakıftı. Böyle bir konumu da yoktu. Bunu ispat ettiğimiz halde, açıkladığımız halde, buna rağmen bu vakıf kapatıldı.
ÇEVİRMEN: Why they closed this foundation? They said it is based on economic issues, solvency problems, but we in fact proved otherwise. We showed them, proved them that we can carry on our activities by ourselves. But they still went ahead and closed the foundation.
MUHABİR: Does the Foundation run as a not for profit organisation or as a profit organisation?
ÇEVİRMEN: Bu vakıf, kar amacı gütmeyen bir organizasyon mudur?
ADNAN OKTAR: Evet, sadece hizmet amacıyla, hiçbir şekilde kar hedeflemeyen, daima dağıtıcı olan, daima sosyal faaliyetlerde bulunan, iyiliği, güzelliği hedefleyen bir vakıf.
ÇEVİRMEN: Yes this is a non-profit organization. It is a service organization. It is always giving out, reaching out to people. It is always aiming the good and beautiful things.
ADNAN OKTAR: Şu an arkadaş çevrem Milli Değerleri Koruma Vakfı adı altında faaliyet göstertiyor. İkinci bir vakıf bu. Şu an bu vakıf açık. Bu vakıf içerisinde yine aynı çizgiye yakın faaliyetler devam ediyor.
ÇEVİRMEN: My circle of friends are at the moment carrying on thir activities along the same lines under the name of another foundation which is the foundation of Protecting the National Values.
MUHABİR: This name suggests that there is no contradiction between nationalism on the one hand and Islam or Islamic values on the other. Some people in the West and maybe some people even in Turkey would try and suggest there is a contradiction there or a friction between nationalism and Islam. But does Mr. Oktar see this organisation or the ideals that these people hold to there is no contradiction between the two?
ÇEVİRMEN: Bu isimden ben şöyle anlıyorum Milli Değerleri Koruma Vakfı dediğinize göre milliyetçilik ve İslamın birbirine yakın olduğunu ve ikisinin arasında bir çelişki olmadığını anlıyorum. Halbuki Türkiye’de ve Batı’da bazı kesimler milliyetçilik ve İslam'ın aslında çelişkili olduğunu ya da arasında birtakım karşıtlıklar olduğunu düşünüyorlar, demek ki siz öyle düşünmüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet öyle düşünmüyoruz, çünkü bu zorlama bir düşünce. Milliyetçilik, Türk milletini sevmek, onları koruyup kollamak, onların iyi olması ve mutlu olması için çalışmak anlamına gelir. Bu İslam'la çelişen bir şey değil, bilakis İslam’ın içinde olan bir şey.
ÇEVİRMEN: Yes, the thought that you suggested is some forced thinking. In fact nationalism means according to me loving and protecting the Turkish nation. And this is not in contradiction with Islam.
ADNAN OKTAR: Ve bu diğer milletleri sevmemeye sebep olan bir şey de değil. Yani Türk olmak diğer milletleri sevmemeyi gerektirmez. Bilakis, onlarla kardeş olmayı, onları sevmeyi, onları tanımayı gerektiren bir düşüncedir.
ÇEVİRMEN: In fact this is not even contradicting with loving other nations. Being a Turk does not preclude you from loving other people from other other nations. In fact quite the opposite. It encourages you to form close relations with other nations.
MUHABİR: Turkish nation was founded on the principle of secularism. Do you think that the characteristic of the nation is changing, or to be a Turkish nationalist or to believe and love your nation, do you have to believe in those founding principles?
ÇEVİRMEN: Türk Milleti laiklik ilkesi üzerine inşa edildi. Sizce Türk Milletinin karakteristik özellikleri değişiyor mu? Türk Milleti ya da Türk milliyetçisi olmakla laiklik arasındaki bağlantı nedir?
ADNAN OKTAR: Laiklik bir tek Türkiye için değil, her toplum için çok önemli sosyal bir denge unsurudur. Yani temel denge unsuru diyebilirim. Türkiye’de laiklik uygulandığında her düşüncede insan huzur içinde yaşayacak demektir ve toplum içinde gerilim olmayacak demektir; kargaşa, kavga olmayacak demektir. Bir hakem inançtır, hakem düşüncedir. Darwinist düşüncede de, komünist düşüncede de, her düşüncede insan olabilir. Bu insanlara birinci sınıf vatandaş muamelesi yapmak laik sistemin bir gereğidir.
ÇEVİRMEN: Secularism is a social balance element in Turkey and other countries. When there is secularism, it is a warranty for everybody to live in peace. It ensures that there will be no chaos and tension in the country. It ensures everybody to live as a first class citizen.
MUHABİR: Presumably elements of secularism and elements of secularism that have occured in this country may be damaging or preventative to the aims of what was the Science Research Foundation, and now it's the Foundation of Protecting National Values? For example I am thinking education and whether religious studies can be taught in schools, whether creationism can be taught in schools? As it stands to some extent these can be, but there are calls from secularists for this not to be the case.
ÇEVİRMEN: Peki ama bu laikliğin bazı ögeleri acaba, sizin Bilimsel Araştırma Vakfını ya da şimdiki adıyla Milli Değerleri Koruma Vakfı'na zarar veriyor denebilir mi? Örneğin benim aklıma eğitim geliyor, dinin okullarda, dini eğitim verilmesiyle ilgili birtakım karşıtlık olabilir, inananlar ve laik düşünenler, örneğin yaratışçılık görüşünün okullarda okutulması bir problem olabilir, siz ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben her türlü yasaklamacılığa karşıyım. Gerçek anlamda laik olan bir insan hür düşünceden korkmaz. Hür düşünce yoksa zaten laiklik de yoktur. Laikliğin gereğidir hür düşünce. Hem Darwinizm, hem anti-Darwinizm, hem Marksizim, hem İslam, hem faşizm, egzistansiyalizm, Budizm, herşeyin insanlara öğretilmesi gerekir. Ateizm de, ateizmin ne olduğu da insanlara öğretilmesi gerekir. İnsanlar bu düşünceler içerisinde hür olarak, düşüncelerini savunmaları gerekir.
ÇEVİRMEN: I'm defending free thinking at all platforms, I'm against all kinds of bans. And under the warranty of secularism, everything can be taught: Darwinism, anti-Darwinism, existentialism, Buddhism, fascism and even atheism. You should teach these at all platforms to people so that they can decide what they want to do by themselves.
MUHABİR: Just to go back for a minute to what was the Science Research Foundation and the new group of people? Firstly how did the organisation come about, what was the philosophy behind forming it and secondly how does one become a member? Is it completely an open organisation, what's the membership criteria?
ÇEVİRMEN: Bir an için Bilimsel Araştırmalar Vakfına ya da şimdiki yeni organizasyona dönmek istiyorum. Bu Bilimsel Araştırmalar Vakfı nasıl doğdu, temelinde nasıl bir felsefe yatıyor? Bir de bu açık bir organizasyon mudur? Her isteyen üye olabilir mi ya da nasıl üye olabiliyor?
ADNAN OKTAR: Bunu fiil olarak geçmiş zaman fiili olarak kullanabiliriz, çünkü şu an Bilim Araştırma Vakfı diye bir vakıf yok. Mahkeme kanalıyla kapatıldığını söyledim. Uzun süredir mahkemesi devam ediyordu, uzun bir hukuki mücadele verdik. Bu hukuki mücadeleye rağmen, her türlü açık delilimize rağmen, vakıf kapatıldı. Ama vakıfın şu andaki manevi bakiyesi, manevi düşüncesi, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, demokratlığı esas alan, özgür düşünceyi esas alan, insanları şiddet ve baskıyla terbiye etmenin çirkinliğini esas alan, yani bunu çirkin gören bir düşüncededir.
ÇEVİRMEN: I can talk in past tense about the Scientific Research Foundation since it is closed fifteen days ago. The trial has been going on for a long time despite all our open evidences that we have submitted and all our endeavours, they never the less closed down this foundation But if we talk about the heritage of the foundation, we see love, brotherhood, freedom thought and we were against all kinds of violence.
MUHABİR: And how does membership work at the group?
ÇEVİRMEN: Peki üyelik nasıl oluyor, üyelik, üye olmak?
ADNAN OKTAR: Üyelik, samimi olan, gerçekten samimi olarak bu fikirleri savunmak isteyen her insan, isterse istediği gibi üye olabilir. Bize bu vakfa gelip de üye olmak isteyip, üye olamayan bir insan olmadı. İsteyen üye olabilir, yani yöneticiler tabi daha iyi bilir, ben vakfın fahri başkanıyım. Fakat insanları kucaklayan bir vakıf olduğu için böyle bir sorun yaşanmaz.
ÇEVİRMEN: Anyone sincerely defending our opinions can be a member. In fact there was never any person who was rejected, who applied and rejected. The administrators know better, I'm jus the honorary president but as far as I know there wasn't any problem about being accepted to the group since the organization embraces everybody.
MUHABİR: If it’s okay with Mr. Oktar, I would like to ask a couple of questions about his personal history in terms of how he came to his faith etc.? So if maybe you should just ask first if I ask these questions.
ÇEVİRMEN: Eğer sayın Oktar için de uygunsa biraz kendisinin kişisel yaşamıyla ilgili birkaç soru sormak istiyorum. Nasıl inanan bir kişi haline geldi? Bununla ilgili birkaç sorum olacaktı.
ADNAN OKTAR: Ailem laik bir aileydi. Benim dindarlığımın güçlenmesi lise yıllarında oldu, lise sonda daha da dindar hale geldim. Dini çok araştırdım, çok fazla kitap okudum, çok fazla düşündüm, samimi kanaatimle Müslümanlığı daha çok yaşamaya başladım.
ÇEVİRMEN: My family was secular. But at high school I became more religious. I researched the religion and Islam more and more at those times and by my sincere will I became a religious believer of Islam.
MUHABİR: Did he have any mentors or teachers? Or was this an individual pursuit?
ÇEVİRMEN: Sizin bu yolda hocalığınızı, mentorlarınız oldu mu? Yoksa tamamen kendi kişisel gayretinizle mi oldu?
ADNAN OKTAR: Daha çok kişisel gayretimle diyebilirim.
ÇEVİRMEN: More of an individual endeavour.
MUHABİR: And at what stage did you realise that you wanted to spread your teachings or almost become a teacher or certainly an author or had this always been an ambition?
ÇEVİRMEN: Peki hangi aşamada bu öğretilerinizi yayma ihtiyacı hissettiniz ya da kendinizin bir öğretmen olabileceği düşüncesine ne zaman kapıldınız? Yoksa sizin hep içinizde var olan böyle bir istek miydi bu?
ADNAN OKTAR: Lise sonda daha çok bu düşüncem gelişti, daha güçlendi. Ama asıl Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisini kazandım, İstanbul’a geldim. Akademi ortamında asıl bu fikirlerimi yaymaya başladım. Orada bu düşüncelerimi arkadaş çevremde rahat rahat anlatabiliyordum.
ÇEVİRMEN: The idea of becoming a teacher came to me at the senior year of my High School. But only when I have won at the universty entry exams the Faculty of Fine Arts and came to Istanbul then I started to spread my viewpoints at the university among my classmates.
MUHABİR: What did you study at the university?
ÇEVİRMEN: Fine arts.
MUHABİR: Fine arts.
ÇEVİRMEN: Güzel Sanatlar okudunuz değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
MUHABİR: Is that the department or the actual subject not the department?
ÇEVİRMEN: Konu mu buydu, yoksa Güzel Sanatlar Fakültesi içinde başka bir bölüm mü okudunuz?
ADNAN OKTAR: İç Mimari.
MUHABİR: Interior architecture.
MUHABİR: Where do you come from originally, what part of Turkey?
ADNAN OKTAR: Ankara doğumluyum fakat atalarımız Kafkasya’dan gelmişler. Kafkasya’ya da Arabistan’dan gelmişler. Peygamberimizin soyundan geliyorum. Hz. Muhammed’in soyundan geliyorum.
ÇEVİRMEN: I was born in Ankara but my ancestors came to Ankara from Caucasia and in fact their ancestors came from Saudi Arabia. In fact I'm one of the descendants of Prophet Muhammed.
MUHABİR: If you don’t mind, would it be possible to tell me a little bit about how you felt when you were imprisoned, effectively without charge? And what time in prison was like?
ÇEVİRMEN: Sizin için de rahatsız etmeyecek olursam. Hapishaneye atıldığınızdaki deneyimden biraz bahsetmenizi isteyebilir miyim? Neler hissettiniz o anda? Nasıl bir deneyimdi?
ADNAN OKTAR: Evet ilk hapishaneye girdiğimde, gerçekten hapishane tecrübem yoktu. Fakat uyumda da cok ciddi bir sorun geçirmedim, çünkü ben hücre hapsine alınmıştım. Çok küçük bir odam vardı; betondan, herşey o odanın içindeydi. Kitaplarımı getirttirdim. Orada hem kitap çalışmalarıma devam ettim, hem kitap yazdım. Benim için o kadar zor olmadı. Allah’a inanan bir insan için böyle bir ortam zor olmuyor. Çok hoş ve kolaydı benim için.
ÇEVİRMEN: When I first got arrested and was put into this small concrete cell, this was something new for me. I had no prior experience. But never the less adaptation was not difficult. Everything was inside this small cell. I had my books brought to me. And I continued to work on my books and I wrote some new books. As a sincere believer of God, this was not an unpleasant experience for me.
ADNAN OKTAR: Akıl hastanesine atıldığım dönem daha zorlu ve tehlikeliydi. Çünkü insan öldürmüş, cinayet işlemiş akıl hastalarının içerisinde 10 ay tutuldum. 300 akıl hastasının içinde yaşadım. Abdülhamit döneminden kalma eski bir binaydı. O binanın içinde onlarla 10 ay yaşamak bir hayli zor. Bunu normal bir insanın yapması gerçekten çok zor.
ÇEVİRMEN: The period where I was hospitalized at the mental institute was much more horryfying and unpleasant experience for me. Because I had to be among many psychologically ill people who even murdered other people. And this was an old building from the time of Abdulhamit the 2nd and I had to be hospitalized there for ten months which was quite a difficult period for me.
MUHABİR: Some people have, beyond his supporters, have said this for example and at other instances, the people are waging pschylogical warfare against you. Do you think that’s a fair description? And what can you do to counter this?
ÇEVİRMEN: Sizi destekleyen insanlar, şöyle bir tabirde de bulunuyorlar. Size karşı bir psikolojik savaş açıldığını düşünüyorlar. Sizce bu tasvir doğru mu? Eğer doğruysa bu savaşa karşı ne yapabilirsiniz?
ADNAN OKTAR: Bu tabir zaten bana karşı mücadele yapanların tabiri. Resmi kayıtlarda da bunu bu şekilde yaptıkları anlaşılıyor. Bir psikolojik savaş biriminin bu konuda görevli olduğunu; kendilerinin de bana karşı psikolojik savaş yaptıklarını, kendileri de zaten resim evraklarda beyan etmişler. Burada açık açık görülüyor. Psikolojik savaşa karşı en akılcı yöntem yine sevgiyle, dostlukla, sabırla karşılık vermek lazım. Çünkü herşeyi yaratan Allah’tır.
ÇEVİRMEN: In fact this was the term used by the people who are fighting against me. And we can see this term in their official documents, in their official recordings. What can I do against this psychological war? I think the most reasonable thing is to reply by love, friendship and patience. The bottomline is that God is the One who creates everyone.
MUHABİR: Finally I’d just like to ask you a few questions about Islam in particular and religion in the modern world and Islam in Turkey, if that’s okay?
ÇEVİRMEN: Son olarak sizin için de uygunsa bir kaç soru da İslam, modern dünyada İslam ve Türkiye’de İslam’la ilgili bir kaç soru sormak istiyorum.
MUHABİR: You mentioned earlier the phenomenon of increasing religious, the popularity of religion is not confined to Turkey and mentioned Tony Blair and Nicholas Sarkozy and this even not including them I think it’s undeniable that in lots of parts of the world religion is having a renaissance or it’s becoming reenergized? Why do you think that is now, why do think it’s happening at this point in time?
ÇEVİRMEN: Daha önceki birkaç konuşmanız esnasında dini eğilimlerin güçlenmesinin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını, tüm dünyada da bunun böyle olduğunu ifade ettiniz ve Tony Blair ve Sarkozy örneklerini verdiniz. Biz de zaten görüyoruz dünyanın pek çok yerinde bu eğilimi. Hatta belki dinin bir rönesans çağı ya da dinin yeniden enerji kazanması çağı diye de adlandırabiliriz. Sizce zamanlama olarak neden bu çağda gerçekleşiyor bu durum?
ADNAN OKTAR: Evet önemli bir soru. Bu devirde, bu yüzyıl içerisinde, önümüzdeki yıllar içerisinde Hıristiyanların da Müslümanların da beklediği Hz. Isa Mesih’in yeryüzüne inişi mevzu bahistir. Bu yüzyıl Hz. İsa'nın geliş yüzyılıdır. Dolayısıyla hem İslam aleminde onun sevinci ve heyecanı var, hem Hıristiyan aleminde onun sevinç ve heyecanı var. Benim inancıma göre, çevremdekilerin inancına göre, Müslümanların inancına göre genel anlamda, 20-25 yıl içerisinde en fazla, Hz. İsa'nın ineceğine, dünyada bir altınçağın yaşanacağına inanıyorum.
ÇEVİRMEN: This was an important question. In this century, some important phenomena is going to take place. According Christians and Muslims it is the century of the return of the Jesus Christ and this creates some joy, excitement among the Christians and Muslims. According to my viewpoint and the viewpoint of my circle of friends Jesus Christ is going to return back to the earth in 20 or 25 years and Golden Age of the world is going to start.
MUHABİR: At the same time maybe to a lesser extent, but we see a revival or a even new forms of modern religion and Hinduism and Zoroastrianism , Budism and several things, several types of religion which are not attributable to Jesus Christ. Is there any reason behind this? Does he feel that religion is changing in the 21st century, adapting to modern conditions?
ÇEVİRMEN: Aynı anda belki daha az bir ölçüde de olsa, diğer dinlerde de bir canlanma görüyoruz. Hinduizmde, budizmde de modern formlarında bir canlanma görüyoruz ki, bunun Hz. İsa ile de ilgisi olmadığına göre, acaba başka bir sebep de olabilir mi? Bir de 21. yüzyılda acaba dinin modern çağa kendini adapte ettiğini de düşünebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Modern çağ kendini dine adapte ediyor olabilir.
ÇEVİRMEN: Modern Age might be adapting itself to the religion.
MUHABİR: For example, my thinking, with Islam specifically, Islam in Turkey is a few things for example the reception or the use of the Koran in Turkish, religious scripture in Turkish and this phenomena I’ve been speaking about the few people earlier Ankara University of revising the hadith for modern life for things that don’t fit modern conditions. Does Mr. Oktar think this is a trend that's happening? And if so does he and his followers experience resistance from more traditionals, maybe traditionals are their own word, but people who are the older generation, or people who have a different interpretation of Islam.
ÇEVİRMEN: Ben benim görüşüme göre İslam'da ya da Türkiye'de İslam'da birtakım değişiklikler, yorum değişiklikleri oluyor. Örneğin Kuran’ın Türkçe okunması, bir de Türkçe olarak yazılması. Bir de Ankara Üniversitesi'nden görüştüğüm kişilerle bu konuyu görüştük. Hadislerin yeniden yazılması ya da yeniden yorumlanması konusu. Ya da yeni çağa göre belki dinin yeniden yorumlanması konusu var. Siz ve acaba takipçileriniz, siz buna katılıyor musunuz bu şekilde dinin yeniden yorumlanmasına? Bir de daha eski nesille, daha geleneksel düşünen kişiler eğer katılıyorsanız size bu konuda tepki gösteriyor mu? Yani İslami kesimden tepkiler alıyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Ben Kuran’ı İslam’ı iyi yaşadığına inanan bir insanım. Benim yaşantımı arkadaşlarım beğeniyor, benim arkadaşlarım da Kuran’ı İslam’ı iyi yaşayan insanlardır. Ama modern hayatı seven insanlar bizi gördüğünde bizlere imreniyorlar. Yani modern hayatla dinin çelişmediğini görüyorlar. Bilakis modern hayatın içinde, dışında her yerindedir din. Ve her çağda en modern insanlar, en kaliteli insanlar yine Müslümanlar olur. Yani Müslüman deyince zaten dünyanın en kaliteli, en görgülü, en nezaketli, en sevgi dolu insanı aklınıza gelmesi gerekir.
ÇEVİRMEN: I believe I’m living and experiencing Koran and Islam quite well. And my circle of friends also think that I do so. My circle of friends is composed of people who are believers, who are experiencing Koran and Islam also well. But at the same time, I am also living a modern life and people who are living modern lives when they see us, they envy us because maybe they didn’t think that, they thought there would be a contradiction between modern life living and Islam, but this is not so. In fact, the Muslim people should be at all parts of the modern life and modern society. And we should be and we are always loving gentle people and the people who live quality lives.
MUHABİR: Do you thik this is part of the reason that some people fear you or want to shut down your organizations? Is it because of this, because they can't claim that you are just an old backward thing, but you're part of the modern world. Does it scare people?
ÇEVİRMEN: Acaba bu söylediğiniz sebepler bazı kişilerin sizden korkmasının ve vakfınızını kapatmasının bir sebebi olabilir mi? Yani açık açık siz modern bir hayat yaşıyorsunuz diye bunu iddia edemeyeceklerine, göre başka gerekçelerle acaba sizden bu korkuyla mı bunu yapıyorlar?
ADNAN OKTAR: Benden ve arkadaşlarımdan çevinmelerinin nedeni, İslam'la modernliğin çelişmediğini göstermemiz. Çünkü onların iddiası şuydu: Modernlikle İslamlık, İslamiyet çelişir. Biz de bilakis her devrin en modern insanı, İslamı en güzel yaşayan insandır aynı zamanda inancını göstermemiz oldu. Pratik olarak bunu yaşıyor olmamız ve ezici olarak Darwinist materyalist düşünceyi ortadan kaldırıyor olmamız, hem onların gururlarını kırdı, hem dünya görüşlerinin böyle bir anda yıkılması onlarda böyle tarif edilemez bir korku meydana getirmiş olabilir.
ÇEVİRMEN: The reason they fear is that we demonstrated that we can also have a modern lifestyle and an Islamic lifestyle at the same time. They thought that modernism and Islam contradicted, but we are demonstrated, we are demonstrating that this is not so but just practically living this kind of lifestyle by just destroying the Darwinistic and materialistic viewpoints, maybe we gave damage to their pride and maybe their whole life philosophies collapsed. That’s why they fear us.
MUHABİR: Do you think this is the same trend of why the Ak Party, why does the cold case against the Ak Party, why people are trying to close down the Ak Party is part of the same phenomenon?
ÇEVİRMEN: Ak partinin kapatılmak istenmesi de benzer gerekçelere dayandırılabilir mi? Yani benzer bir şekilde böyle bir korku da var mı onlara karşı?
ADNAN OKTAR: Olabilir mümkün.
ÇEVİRMEN: It is possible.
ADNAN OKTAR: O da Müslümanlık banallıktır, cahilliktir inancını savunan insanlara, Ak parti inancı tabi belirli bir anlamda darbe vurmuş oldu. Modernlikle dinin rahatça yaşanabileceğini Ak parti göstertmiş oldu. Bu da onları çok rahatsız etmiş olabilir.
ÇEVİRMEN: It is possible in fact there was this prior image of Islam which was descripted as a "banal" lifestyle and an image of ignorance. AKP destroyed that image and by just demonstrating that having a modern lifestyle and believing in Islam do not conflict. So maybe thay fear AKP on the same grounds.
ADNAN OKTAR: Ama ben demiyorum ki Ak parti kusursuz bir partidir anlamında demiyorum, ama genel anlamda bu dediklerim doğru.
ÇEVİRMEN: I don’t want to say that AKP is a perfect party but generally what I described about them is true.
MUHABİR: Some people suggest that Scientific Research Foundation laid the foundations for the AKP success through taking Islam to the country to trying educate people. Would Mr. Oktar agree with this sentiment? Does he feel that the AKP of being successful partly as a resultive of the Scientific Research Foundation?
ÇEVİRMEN: Bazı insanlar şunu iddia ettiklerini duydum. Bilimsel Araştırma Vakfı'nın çalışmaları sayesinde AKP’nin başarısı yükselmiştir diyorlar. Siz buna katılır mısınız? Sizin çalışmalarınız İslam'ı yaymanız ve öğretileriniz Ak partinin başarısında katkı sağladı mı?
ADNAN OKTAR: Bu doğru. Çünkü klasik anlamdaki İslam anlayışının yerine, modern insanın, modern yaşayan insanın modern düşünceyi seven insanların, İslam'ı en güzel şekilde yaşayacağını pratik olarak gösterdik. Model meydana getirdik ve bu yirmi yıldan beri otuz yıldan beri bir model olarak ortaya kondu. Bizim bu model oluşturmamızın üzerine, Ak parti dahil diğer bir çok grupta, bir çok vakıfta ve düşünce kuruluşunca çok köklü değişiklikler oldu. Aynı bizim çizgimizde bizim hayat anlayışımızda, bizim sanat anlayışımızda bir çizgi geliştirdiler.
ÇEVİRMEN: It is correct. We brought a model to Turkey for nearly 30 years and instead of this classical interpretation of Islam, we brought a model in which a modern lifestyle and thinking can be experienced at the same time living Islam. And the other people and organizations including AKP were inspired by us and they had also radical changes.
ADNAN OKTAR: Eskiden modern insanlar dindar olmaya cesaret edemiyorlardı, ama bizim gösterttiğimiz bu çizgiden sonra modern insanlar çok rahat İslami çizgi içerisine gelebildiler. Bu bir tek Türkiye’de değil, Malezya’da, Rusya’da, Filipinler’de her yerde kendini göstertdi, çünkü bunu internetten kitaplarımızın indiriliş sayısından anlıyorum. Mesela 1 yıl içerisinde 8 milyon, 10 milyon kitap indiriliyor internetten. Bu da dünyada çok ciddi etkimiz olduğunu gösterten delillerden birisi.
ÇEVİRMEN: Previously modern people didn’t dare to be Islamic, but when they saw us they thought that it is possible and so they also started to become more religious. In fact this isn’t only limited to Turkey this trend. It is also present in Malayia, Russia, Philippines and other countries. How do we understand it? By looking at the number of times are books were downloaded from the internet. In fact it is between 8 million to 10 million times in one year are books have been downloaded. This demontrates our influence in those countries as well.
MUHABİR: So just, so what do you think about people who say that the Ak Party are now at this moment are modern but have Islamic principles but are scared soon, now they have the presidents etc., they will bring more and more legislation which favours people who observe Islam such as segregated parks or banning alcohol and they are scared that it will become that, they will bring shariah law, this is the big thing that people say, they will bring in shariah law. What does, what do you think about this?
ÇEVİRMEN: Şu anda AKP'yi eleştiren kişiler diyorlar ki: AKP şu anda, evet modern görünümlü bir parti, modern ve aynı zamanda İslam ilkelerini savunan bir parti. Önce Cumhurbaşkanlığını kazandılar, zaman içerisinde giderek güçlendikten sonra, yasaları değiştirerek, Türkiye'de İslami hayat tarzı yaşayan kişilerin avantajına yasalar ve kanunlar getirecekler. Örneğin parklarda haremlik selamlık uygulamaları getirecekler. Alkol yasaklanacak, en sonunda da Türkiye'ye şeriat getirecekler, amaçları budur iddiasındalar, siz ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: İslam özgürlük demektir aynı zamanda. İslam’ın olduğu ortamda alkol yasaklanması diye bir şey olamaz. Mesela Hıristiyanlar için alkol helal olan bir içkidir, şarap içebilir Hıristiyanlar. Dolayısıyla Osmanlı döneminde de bu böyleydi, içki fabrikaları açıktı, şarap içilen yerler vardı, gayri-müslimler gidip orada istediği gibi içki içip, eğlenebiliyorlardı. Gerçek anlamada İslam’ı savunan bir insan yasaklamacı olmaz. Parklarda da haremlik-selamlık uygulamasının pek anlamı yok, bir mantığı yok. Her yerde insanlar özgürce gezebilirler. Yani yasaklayan, sınırlayan bir sistem İslam’ın kabul ettiği bir şey değildir. Eskiden Müslümanlar, Peygamber zamanında da öyle kadınlar da erkekler de çarşılarda aynı yerdeydi, aynı ortamlardaydı. Dolayısıyla onlar arasında kesin hat çizilmesi, sokakların caddelerin ayrılması diye bir konu olamaz, bu ciddi bir abartma.
ÇEVİRMEN: Yani AKP’de böyle düşünmüyor şeyini çıkarabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Hiçbir şekilde öyle olduğunu düşünmüyorum. Normal, modern düşüncede olan bir parti.
ÇEVİRMEN: Islam means freedom and banning alcohol has no place in Islam, similarly having segregated parks has no place in Islam. Even at the time of Prophet Mohammed, people -women and men- existed side by side in the society. When we look at the Ottoman Empire, Ottoman Empire didn’t ban alcohol, even though it was an Islamic society because there were also Christians living in the society and for that reason there were wine factories where, which produce alcohol and there were places where they could dine and drink wine. So banning has no place in Islam. And the AKP, I don’t think AKP thinks like that too. So people are exaggerating.
MUHABİR: People, I just heard rumors so I just wanted to ask the question directly. Are there any links between the AKP and your foundations or your circle of friends any direct or indirect things?
ÇEVİRMEN: Bazı söylentiler ve duyumlar üzerine bunu sorma ihtiyacı hissettim. Sizin vakfınız veya arkadaş çevrenizle AKP arasında direkt ya da dolaylı bir ilişki bir bağ var mıdır?
ADNAN OKTAR: Şu an öyle bir durum yok. Yani AKP’nin siyasi çalışma yapan koluyla herhangi bir bağlantı içinde değiliz. Ama vatandaşlarımız, AKP’li vatandaşlarımızla tabii ki dostuz, arkadaşız. CHP’lilerle de öyle, MHP’lilerle de öyle. Benim katı sınırlarım yok, ben Türkiye’deki bütün partili insanlarımı kendime yakın hissediyorum, dost hissediyorum. Parti ayrımı benim onları sevmemi, onları dost olarak görmemi engellemez.
ÇEVİRMEN: There is no such link at the moment with the political wing of AKP. But of course I have friends with members of AKP, but I have also friends members of other parties. I don’t have rigid boundaries, I embrace everybody, all parties, all people in my country.
ADNAN OKTAR: Mesela CHP’liler ile görüşüyoruz, ileri gelenleriyle de görüşüyoruz, milletvekilleriyle de görüşüyoruz. Gayet demokrat, sevecen insanlar, haksızlıklara karşı olan insanlar. MHP’liler çok sevdiğimiz insanlardır, onlarla da görüşüyoruz. Onlarda öyle vatanını milletini seven herşeyin iyi olmasını, güzel olmasını isteyen insanlar, bizim insanlarımız genelde güzel huylu, güzel insanlardır.
ÇEVİRMEN: For example, I have friends from members of Republican Peoples Party and the Nationalist Party. All those people are loving people, they love their nation, they want the good. And in fact this is a charactersitcs of our nation, people have generally good intentions in our country, in nation.
MUHABİR: There is just a final question to round up. You’ve talked a lot about love and freedom in people’s free choice to do things. Why do you think just finally to sum up, so why do you think people accuse you of certain things like anti-semitism? Why do you think people find you dangerous, want to close you down. What the fear when this messages, such a message of tolerance?
ÇEVİRMEN: Son bir sorum toparlamak için. Siz bütün mesajlarınızla hep sevgi diyorsunuz, özgürlük diyorsunuz. İnsanların özgürce yaşama hakkı diyorsunuz. ?eki bu korku neden? Neden insanlar size atfettiği bu suçlar anti-semitizm suçlaması, neden sizi kapatmaya, yok etmeye çalışıyorlar, bu kadar güzel mesajlar verirken?
ADNAN OKTAR: Ben anti-semit değil tam tersiyim. Yahudileri çok severim ben çünkü onlar Peygamber neslidir. Hz. İbrahim neslinden gelen insanlar, be de Hz. İbrahim’in neslinden gelen bir insanım. Onlara benim düşman olmam mümkün değil, çünkü o zaman Peygamber soyuna düşman olmam anlamına gelir. Benim karşı olduğum inançsız, ateist, siyonist düşüncedir karşı olduğum. Yoksa ben dindar Musevileri çok çok severim. Ve onlarada çok ciddi saygı duyarım, bunu herkes bilir.
ÇEVİRMEN: It is totally wrong that people think that I am anti-semitist. Just quite the contrary I love Jews, because they are the descendants of Prophet Abraham. I’m also one of the descendants of Prophet Abraham. It means like I should be against myself or the descendants of Prophet Abraham. I love the sincere believers of Judaism. What I’m against is the atheist zionist thinking.
ADNAN OKTAR: Mesela İsrail’e gidip biz anti-Darwinist konferans veriyoruz. Oradaki Musevi gençlerin Allah’ı daha çok sevmesini istiyoruz. Tevrat’ı daha titiz uygulamalarını, Tevrat’ın doğrularına daha çok uymalarını istiyoruz. Bu da o bize atfedilen iddanın yanlış olduğunu göstertiyor. Doğrusu Hristiyanları da, Musevileri de gerçek dindar olmaları şartıyla, samimi dindar olmaları şartıyla sevdiğimiz yönünde.
ÇEVİRMEN: We go to Israel and give seminars also in Israel about anti-Darwinism because we want the Jewish youth to love their religion more. We want them to abide by the rules of their religion. We love all Christians and Jews provided that they are sincere believers. So it is totally false that we are anti-semitists.
MUHABİR: Well, thank you very very much for taking the time to speak to me. It was very interesting and very helpful.
ÇEVİRMEN: Çok teşekkür ederim benimle konuşmaya zaman ayırdığınız için, çok enteresan ve faydalı bir görüşmeydi.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim.
MUHABİR: I also thank you very much.
ADNAN OKTAR: Yine görüşmeyi de ümit ederim.
ÇEVİRMEN: I also hope to see you, meet with you again.
ADNAN OKTAR: Türkler misafirperverdir, sizleri misafir etmekten zevk alırız.
ÇEVİRMEN: Turks are hospitable people, we are always pleased to host you.
MUHABİR: I found that.
ADNAN OKTAR: Ama gerçekten çok memnun oldum.
ÇEVİRMEN: I’m sincerely very pleased to meet you.
MUHABİR: Thank you very much.
MUHABİR: Çok teşekkürler.
Bu eser 123 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;