Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7783 tanesi Türkçe, toplam 9181 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
İHA: Efendim, devam eden davada mahkeme heyeti çekilme kararı aldı. Öncelikle bu soruyla başlamak istiyoruz. Bu çekilmeyi neye bağlıyorsunuz ve gelinen süreci kısaca bir değerlendirebilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, biliyorsunuz uzun süreden beri devam ediyor dava. En son olarak 5. Yargıtay bozdu. Bu bozmayla yeniden eski haline gelmiş oldu dava yani ilk haline gelmiş oldu. Bu ilk haline göre de normalde zaman aşımına girmesi gerekiyor. Ama biz tabi yargılanmayı istiyoruz. Yani yargılanalım, suçsuz olduğumuz ortaya çıksın istiyoruz. Mahkemenin çekilmesi tabi kendi takdirleri. Zannediyorum yargılananların dilekçeleri bunda etkili oldu, onla ilgili olduğunu düşünüyorum.
İHA: Reddi hâkim talebi.
ADNAN OKTAR: Evet.
İHA: Efendim davada size karşı isnad edilen suçlarda bir somutluk var mı? Yani şu anda bir zaman aşımı söz konusuydu fakat bu süre uzatıldı şeklinde bazı haberler çıktı. Yani davadan nasıl bir sonuç çıkmasını bekliyorsunuz siz? Davanın bu kadar uzun sürmesinin sebebi ne olabilir?
ADNAN OKTAR: Evet. Davada en önemli delil olarak gördüğü Yargıtay’ın, polis ifadeleri. Polis ifadelerinde çok önemli bir hukuki eksiklik var. Avukat yanında alınmadı ifadeler. Avukat olmadan alındı. Bu kanunlarımıza göre tam anlamıyla geçersiz. Bunu mahkeme de zaten söyledi, zabıtlara geçti. Dolayısıyla işkence altında alınan bu ifadelerin geçersiz olduğunu ikinci bir yönden de vurgulanmış oldu. Yani bir kere hem işkence altında alınmış ifadeler, o yönden geçersiz, hem de avukat olmadan alındığı için geçersiz. Dolayısıyla da başka dosyada bir ifade yok. Yani sadece zorlama, tehdit ve baskıyla, işkenceyle alınan ifadelerin dışında hiçbir delil yok. Bu ifadeleri de Türkiye Cumhuriyeti’nde hangi insanı götürseniz, öyle bir işkenceye maruz kalsa aynı ifadeleri verir hatta daha da fazlasını söyletebilirsiniz işkenceyle. Çünkü canını kurtarmak isteyen insana her şeyi söyletebilirsiniz. Yani akla hayale gelmedik suçları bile kabul edebilir insan. Çünkü orada can kaygısına düşmüş, canını kurtarmak istiyor, o yüzden o ifadelerin geçersiz olduğu çok açık, onu tartışılacak bir hali yok.
İHA: Biraz önceki açıklamanızda yargılanmak istiyoruz dediniz.
ADNAN OKTAR: Evet.
İHA: Bu bence önemli bir konu. Bununla ilgili bazı tereddütleriniz mi var, engellemeler mi var, yargılanmak istiyoruz demek sanık pozisyonunda bir insan için önemli bir tespit bence. Bununla ilgili size karşı yöneltilen bir suçlamalar mı var efendim, yani aklanmak istiyoruz diyorsunuz anladığım kadarıyla. Mahkeme bilerek mi uzatılıyor? Bazı dış baskılar mı var? Değişik bilinmeyen ortamlar mı oluştu bu dava içerisinde?
ADNAN OKTAR: Aslında normalde bu mahkemede, hemen, şahitler ortadayken, deliller ortadayken hemen karara gidilebilirdi. Fakat bizim istediğimiz deliller çok güç elde edildi. Mesela sırf Ebru Şimşek’in filminin seyredilmesi yıllarımızı aldı. Yıllarca uğraştık seyredilmesi için. Bakın dedik burada bir film var, hazır. Buradaki ev, buradaki olay bambaşka. Burada anlatılanlar bambaşka. Filmi seyrederseniz bu net ortaya çıkar dedik. Uzun süre seyredilmedi. Seyredilmeyince delil oluşmadı. En sonunda mahkeme seyretti, baktılar ki o ev ile benim evim arasında çok büyük fark var, hiç alakası yok. Yani olay bambaşka bir olay. Ne silahlı adamlar var, ne şantaj var, ne bir iddia edildiği gibi olaylar var. Çok da net film. Buradan mahkemenin bir kere kanaati geldi. Filmi seyretmek sırf onlara yetti. Bunun gibi diğer konularda da her şeyi biz ispat ettik. Bilirkişilerle ispat ettik, şahitlerle ispat ettik, delillerle ispat ettik ama bu çok güç oldu bunları mahkemeye kabul ettirmemiz, çok zamanımızı aldı. Normalde bu, üç beş celsede hemen neticelenecek bir şeydi. Ama bir şekilde uzatıldı. Tabii bu kader, Allah’ın takdiri. Ama her şeyin hayırlısı tabii.
İHA: Efendim isterseniz bir de Türkiye’nin son dönemde içinde olduğu ortamla ilgili görüşlerinizi almak istiyoruz. Çok kritik bir sürece girdi. Ekonomik açıdan da bayağı bir sarsıntılar yaşandı. Standart & Poors tarafından kredi notu düşürüldü. Borsada belirsiz bir hava var. Bu sürece nasıl girdi ülke? % 47,5 oy alan bir parti var ama buna rağmen sağlandığı düşünülen istikrar ortamı tekrar bozuldu. Bu ortama nasıl gelindiğini düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Mason locaları toplanıp İngiltere’de, topluca karar verdiğinde neticeyi bütün insanlar görüyorlar. Yani locanın toplantısının sonucunda alınan kararların uygulanması bunlar. Fransız mason localarının, İngiliz mason localarının ortak kararıdır bunlar. Ortak uygulamasıdır. Bunları da kendi ellerinin altındaki çetelere, örgütlere, sistemlere uygulatırlar. Türkiye’deki mason locaları halen faaliyet halinde. 5000 mason var Türkiye’de şu an. Ergenekon Derin Devlet yapılanmasının sol komünist kanadı, çok çok eskilerden beri, yeni bir yapılanma değildir bu. Belki yüz yıllık bir yapılanması vardır bunun. Ta Mustafa Suphiler dönemine kadar dayanır bu. O dönemden beri devam eden Komünist Derin Devlet yapılanması sürekli fırsat kollar Türkiye’de. Yani bir amacı vardır, Türkiye’yi Marksist komünist bir devlet haline getirmek. Ama şimdi son zamanlarda bunların kanaati değişti, Türkiye’yi ikiye ayırıp komünist yapmak istiyorlar. Bir Komünist Doğu Türkiye, Komünist Batı Türkiye olarak ikiye ayırmak istiyorlar. Bu idealleri için, bunda hırs yaptılar bir de, yıllardan beri gurur yaptılar. İllaki bu ideallerini yapacaklar, dertleri bu. Hükümeti böyle sarsma girişimleri, ekonomiyi sarsma girişimleri, toplumda kargaşa ve anarşi çıkartma girişimleri, hepsi dış mihraklıdır. Bunların kökenini araştırdığımızda bunları görebiliriz.
İHA: Peki efendim AK Partiye açılan kapatılma davasını bu anlattığınız süreçte nereye koyabilirsiniz? Bağımsız yargıdan bahsediliyor ve Türkiye’de olması gereken en çok ihtiyaç duyulan konu bu. Bu gelinen süreçte, başsavcılık tarafından açılan davayı nereye yerleştirebilirsiniz bu anlattıklarınızda?
ADNAN OKTAR: Bunu değerlendirirken tabii iki yönlü olayı değerlendirmek lazım. Bir, topluma laiklik konusunda gerçekten tam bir garanti vermek lazım. Bizim Türkiyemiz'de dinsiz insanlarımız da var, ateist insanlarımız var, Marksistler var. Bunlar da birinci sınıf vatandaştır. Birinci sınıf insanlarımızdır. Bunların rahat hayat garantilerinin verilmesi gerekir. Ve bunun çok inandırıcı ve doyurucu verilmesi lazım. Yani siz kendi inançlarınız içinde baskıya uğramadan yaşayabilirsiniz denmesi gerekir. Yani size birinci sınıf vatandaş muamelesi yapılır denmesi gerekir, bu bir. Bu deniyor ama daha iyi denebilir, daha güçlü denebilir. İkincisi ise istikrarı bozmak için birçok girişim var. Birçok etkileme yöntemleri var. Bu etkileme yöntemleri tek bir tane değil. Yani bir olay ile olmuyor bu. Bununla uğraşan partiler de oluyor, dernekler de oluyor, örgütler oluyor, her şey oluyor. Bunların tamamına bütününde bakmak lazım.
İHA: Efendim araya girmek istiyorum. Mason localarından bahsettiniz. Yargı üzerinde bunların etkisi var mı?
ADNAN OKTAR: Yargının içinde çok fazla mason var. Çok çok fazla.
İHA: Bu dava ile ilişkilendirilebilecek bir şekilde mi faaliyet var efendim?
ADNAN OKTAR: Zamanı gelince açıklarız. Zamanı gelince açıklarız. Ama yani tahayyül edilemeyecek derecede her yere sızmışlar, her yere girmişler, hiç ummadığımız noktalarda çok önemli mevkilere gelmişler. Şaşırtacak boyutta da gelişmişler. Ama tabii şu an bunun açıklanması için erken.
İHA: Ben, Ergenekon çetesinden kısmen bahsettiniz. Hükümetin bu şekilde çetelerle uğraşacağına dair Başbakanın da açıklaması var. Sonuna kadar gideceğiz diyor. Sizce üzerine gidilecek mi sonuna kadar? Bu yapılanmalarla ilgili hükümetin verdiği mücadeleyi ve takibatı nasıl buluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ergenekon çetesi yüzyıldan beri aşağı yukarı Türk Milleti’nin bir urudur, başının bir belasıdır ve gittikçe de güçlenmiştir hakikaten. Bu yapılanma çeşitli isimler almıştır tarih içerisinde. En son ismi Ergenekon’dur. Ergenekon’un komünist Marksist kanadı çok acımasız bir sistemi savunuyor ve kitle katliamını savunuyor. Bunu açık açık da söylüyorlar ve zaten polisin eline geçen kayıtlarda da bu görülüyor. Milyonlarca kişiyi öldürmeyi hedefleyen bir politikaları var. Yani Türkiye’yi adeta yok edecekler. Yani öyle bir sıralama yapmışlar ki yok yok. Bu sıralamaya göre Ergenekon çetesinin komünist kanadının dışında hiç kimse kalmıyor. Bu çok büyük bir felaket. Devlet bunun çok iyi farkına vardı. Benim gördüğüm ordumuz da bunun farkında. Çok da güzel üzerine gidiyorlar, gidilsin. Ve olabilecek bütün imkanlar kullanılarak en sonuna kadar gidilmesi gerekir ve tamamen temizlenmesi gerekir. Bu temizlendiğinde, bu olay hallolduğunda Türkiye huzura ve refaha kavuşacaktır. Yani bir beladan kurtulmuş olacaktır.
İHA: Efendim, peki Ergenekon çetesinde sol komünist kesimden bahsettiniz. Diğer tarafta da emekli general ve alt kademedeki subayların da içinde olduğu bir oluşum. Bu iki noktadaki kesimlerin buluşması bir zıtlık, bir tezat teşkil etmiyor mu? Uç noktalar ya da ortak, hemfikir oldukları payda ne olabilir sizce bu oluşum içerisinde?
ADNAN OKTAR: Komünistler çok şeytani ve kurnazdırlar bayağı bir bölümü, çok yamandırlar. Yani yüz, yüz elli yıllık tecrübeyi kullanıyorlar. Komünist düşüncede yalan söylemek mubahtır. Takiye yapmak mubahtır. Gizli hareket etmek mubahtır. Cinayet mubahtır. Dolandırıcılık mubahtır. Her şey mubahtır. İktidara gidebilmek için Lenin’in bu konudaki tavsiyelerine baktığımızda zaten bunu görürüz. Bankaları soyun der, bombalama yapın, anarşi çıkartın, terör çıkartın, engel olarak gördüğünüz insanları öldürün. Bu tarzda izahları var. Bir tek onun değil, Stalin’in var, Ho Chi Minh’in var. Hepsinin açıklamaları var bu yönde. Mao’nun var. Şiddet komünizmin vazgeçilmez vasfıdır. O yüzden böyle bir örgütlenme ile bir kısım insanları tabi kandırarak, bir kısım sağcı insanları da kandırarak emin adımlarla ilerliyorlardı kendilerine göre. Devlet aniden yakaladı bunları. Çok da güzel etti. Yalnız tabii bütün milletimizin bu konuda hükümetimize destek olması gerekir. Yani bu sonuçlanıncaya kadar. Ben bu insanların canı yakılsın demiyorum ama bu insanların faaliyeti durdurulsun diyorum. Yani durdurulması şart.
İHA: Efendim peki yine biraz önce sorduğum soruya dönmek istiyorum. AK Parti ile ilgili açılan bir dava süreci devam ediyor. Fakat neredeyse her iki vatandaştan birinin oyunu alan bir parti. Siz bu kapatma davasını, süreç başladı gerçi ama demokrasi ortamına uygun bir hareket olarak görüyor musunuz? Parti kapatmak çözüm mü sizce? Çünkü Türkiye Cumhuriyet tarihine baktığımızda çok parti kapatıldı ama bu bir çözüm mü sizce? Ve iktidar olan bir parti, % 47,5 gibi bir oy alan bir parti ile ilgili kapatma davası.
ADNAN OKTAR: Eğer Avrupa’da böyle bir parti kapatılıyorsa tamamdır. Ama Avrupa’da böyle bir parti kapatılmıyorsa bizim kanunlarımızın da buna uygun hale getirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Ama tabii Yüksek Mahkeme’nin kararına saygılıyım, ona bir şey demiyorum. Ama kanunlarda düzenleme gerekiyorsa; Avrupa ayarında, Avrupa normlarında mutlaka düzenleme yapılması lazım ve hiç gecikmeden yapılması gerekir. Bunu bütün Türkiye kabul eder, herkes kabul eder.
İHA: Bir de malum Kuzey Irak’a Türk Silahlı Kuvvetleri’nin büyük operasyonları devam ediyor, başarıyla dönüldü. Ancak içeride de hala taşkınlıklara devam ediyor özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bölücü örgütü destekleyen bazı kesimler sürekli taşkınlıklar sürdürüyor. Sizce Türkiye’de gerçek manada bir Kürt sorunu var mı? Varsa nasıl çözülebilir?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de Komünist Derin Devlet sorunu vardır. PKK Komünist Derin Devlet’in silahlı bir koludur. Yani PKK müstakil bir güç değildir. Komünist Derin Devlet’in gücü onun üzerinden kalktığında PKK ortada kalır ve gücü kalmaz. Yani desteğini çektiğinde yerle bir olur. Onun için öncelikli ve özellikle söylüyorum Komünist Derin Devlet’in dağıtılması gerekiyor. Çünkü Komünist Derin Devlet Türkiye’yi ikiye bölme konusunda çok kararlı. Bunlar kendilerine vatansever diyorlar. Komünist Derin Devlet mensupları bilakis tam anlamıyla vatan hainidir.
İHA: Peki Ergenekon’a uzanıyor mu efendim bu dediğiniz? PKK ile bir Ergenekon bağlantısı olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Komünist Derin Devlet tam bunun karşılığıdır. Ergenekon küçük bir yapılanma buna nazaran. Yani benim dediklerim şeye göre küçük bir yapılanmadır. Komünist Derin Devlet daha çaplıdır, daha geniştir, daha üstüne gidilmesi gereken bir sistemdir. Ama Türk halkı genellikle hep muhafazakâr, mukaddesatçı ve maneviyatçıdır yani şuurlu bir millettir Türk Milleti, gayet de aklı başındadır. Bizim solcularımız bile genellikle sağcıdır. Yani sağ eğilimlidir. Hem Allah’tan, dinden bahseder, hem solcu olduğunu söylerler. Onun için bizde öyle bir tehlike biraz zor. Sadece kardeşlik bağlarının iyi güçlendirilmesi gerekiyor, sevgi bağlarının iyi güçlendirilmesi gerekiyor. Ben dışarıya çıkıyorum, insanlara bakıyorum, insanların yüzü gülmüyor yani ben epeyden beri dışarı çıkmıyordum, bu aralar sık sık çıkıyorum. Kimse birbirinin yüzüne bakmıyor, kimse de bir sevgi alameti yok. Yüzleri donuk. Bir kere bu belanın kaldırılması lazım. Bu sevgi niye gitti bu bizim milletimizden, bu neşe niye gitti, bunu hemen halletmek lazım. Çünkü ruh enerjisi gitmiş, o ruh enerjisini yeniden bizim milletimize vermek lazım. Sevgi gözüyle yaklaştırtmak lazım birbirlerine karşı, mesela kürdü, lazı, çerkezi, bunların hepsi Türk’tür. Başka bir kavim yoktur Türkiye’de. Yani bu tamamen zorlamadır.
Benim çocukluğumda Kürt arkadaşlarım vardı, biz bilmezdik öyle bir şey yani sorup soruşturulduğunda zoraki öğrenirdik Kürt olduğunu. Yani bana ne Kürt ise, bana ne Çerkez ise yani ne ilgilendirir beni, Türk’üm diyorsa Türk’tür ve bu Türkiye’nin içerisinde yaşadığına göre, yani bize ne faydası olacak bunun, yani Kürt olması ne fark edecek? Türkçe biliyorsa, Türk gibi yaşıyorsa, Türkiye’yi seviyorsa Türk’tür adam, işte bu kadar basit. Yani kan bağını araştırmak, yani araştırdığında o Hititlere kadar da dayanabilir, Sümerlilere kadar da dayanabilir. Yani adam ben Sümerliyim mi diyecek? Hitit ihtilali yapmaya mı kalkacak? Sümer ihtilali mi yapmaya kalkacak? Gider de gider onun sonu. Bunlar çok mantıksız şeyler, bunlar gereksiz şeyler. Böyle bir şeye hiç ihtiyacı da yok Türkiye’nin, onların da ihtiyacı yok kardeşlerimizin, bir de Kürt denen, doğuda yaşayan Türk olan kardeşlerimiz son derece mert, dürüst ve çok efendi insanlardır. Çok şefkatli, sevecen, misafirperver yani genel Anadolu ahlakını çok güzel yaşayan insanlardır. Herkes bilir. Çok onurlu, nezih insanlardır. Yani herhangi bir vatandaşımız gitsin Diyarbakır’a, Mardin’e. Herhangi bir evde bir misafir olsun, bunu görürler.
İHA: Efendim bir de son olarak Adnan Oktar özel hayatında neler yapar? Bahsetmek istediğiniz bir şeyler var mı? Nasıl bir ev yaşamınız var? Bunlarla ilgili paylaşmak istediğiniz bir şeyler varsa.
ADNAN OKTAR: Özel hayatımda benim en çok sevdiğim şey kedilerdir. Benim bir kedi ordum var, onlarla uğraşırım. Resim yapmaktan çok hoşlanırım. Modern resim yapıyorum. Bahçe işleri ile uğraşırım. Ağaçları buduyorum, işte bazen o gülleri, çiçekleri düzenliyorum. Bazen de dışarı çıkıyorum, eskiden pek bu kadar dışarı çıkmazdım şimdi daha sık dışarıya çıkıyorum.
İHA: Bu iki oldu söylediğiniz efendim, sebebi ne acaba? Neden böyle bir gerek hissettiniz, tekrar dışarı sık çıkmaya başladım dediniz. Acaba özel bir sebebi var mı? Çok mu geri kaldığınızı, içeri kapandığınızı düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Özgürlük güzel bir şeymiş. Hiç dışarı çıkamıyordum. Yani ne zaman dışarı çıksam, selamun aleyküm, aleyküm selam, buyurun ne istiyorsunuz? İşte falanca şubeden geliyoruz, buyurun beraber gidelim. Nedir suçum? Yok. Savcılıktan bir yazı var mı? Yok. Günlerce otururduk emniyette. Ertesi gün, mesela üç gün sonra bırakırlardı beni. Bazen de kâğıdı da yırtıp atıyorlardı aldıkları ifadeyi. Yani niye olduğunu da bilmezdim. O zamanlar hukuk biraz garipti. Avukat olayı da yoktu o zamanlar. Yani ben onların en tabii hakları olarak düşünüyordum. Gözaltına alınmak da benim hakkım olarak görüyordum yani gayet makul bir şey görüyordum. Sonra baktım çok kanunsuz, mantıksız bir şey. Yani Kuran’ı, İslam’ı savunan bir insanın mutlaka gözaltına alınması gerekir gibi bir kısım çevrelerde böyle bir inanç vardı o zamanlar, benim zamanımda. Yani eğer böyle bir şeye girdiyse, bunun şartı budur gibi. Ben de çok makul karşılıyordum, madem dini savunuyorum beni tutuklamaları çok normal diyordum. Baktım sonra dini savunmak son derece normal bir şey. Böyle bir şeyde bir insanın tutuklanmasına gerek olmadığını gördüm. Hukuku, kanunları daha iyi anlayınca bunlar da durmuş oldu tabii. Ama birkaç hususu belirtmek istiyorum, bu yargılama hususu konusu ile ilgili olarak.
İHA: Buyurun. Eklemek istediğiniz bir şeyler varsa buyurun.
ADNAN OKTAR: Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk Beyefendi diyor ki, 02/05/2006 tarihli bir röportajında, “ama Türkiye’de ilk mahkeme yargıçlarına, Yargıtay yargıçları not veriyorlar. Yargıçlar, savcılar, iyi not almak için fakültede okuduklarını bir yana itiyor. Yargıtay ne demişse ona göre karar veriyor. Kişiliğini, beyinsel bağımsızlığını yitiriyorlar. Gelişme de duruyor. Bu çok üzücü. Başka türlü yükselemiyorlar çünkü. Not sisteminin hemen bırakılması gerekir” diyor Yargıtay’da ve hâkimler içinde. Yine Osman Arslan Beyefendi Yargıtay Eski Başkanı, 21 Aralık 2006’da diyor ki: “ Yargıtay’ın iş yükü herkesin malumu. Geçen yıl Yargıtay 518.881 karar verdi. Yerel Mahkemeler yüzde yüz doğru karar verseydi Yargıtay’a gerek yoktu ama Yargıtay da hata yapabilir. Bir yılda mesai yapılan gün 200 kabul edilirse, demek ki günde Yargıtay’dan 2500’den fazla karar çıkıyor.” Yani bir karar için, 10 dakika falan.
İHA: Evet. Kısa bir süre.
ADNAN OKTAR: Bizim davamız da öyle. 10 dakika, 15 dakika vakit ayrılan bir dava. Yani 80 klasöre, 15 dakika ayrılıyor. 15 dakikanın içinde ne karar verilebilir? Yani Yüksek Mahkeme’nin kararına saygı duyuyorum ama böyle bir durum da var.
İHA: Evet.
ADNAN OKTAR: “Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2003’te kendi dairelerinden”, kendi dairesinden yalnız, bu Yargıtay’ın kendi içinde oluyor bu olay. “Gelen davaların % 57’sini bozmuş.” Kendi kendilerinin davalarının % 57’sini bozmuş Yargıtay. “Verileri son derece düşündürücü bir tablo sözleriyle yorumlayan hukukçular, bunun sebepleri ve sonuçları üzerinde ciddi araştırma yapılmasını istiyor” diyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2003’te, kendi davalarının % 57’sini bozuyor. Yarısından çoğunu kendisi bozmuş Yargıtay. Böyle bir durum varsa, demek ki Yargıtay’da demek ki kusursuz karar çıkmayabiliyor. Hata da yapabiliyorlar. Hata yapabileceğini makul karşılamak gerekiyor. Bunu da bu şekilde düşünmek lazım. Bilim Araştırma Vakfı Davası’nda da Yargıtay’ın hata yapmış olabileceğine de ihtimal vermek gerekiyor. Bu ölçüler içerisindeki, % 57 çok yüksek bir oran. Evet. Özetle bizim delillerimizin hepsi toplanmıştır. Özetle MASAK raporları tertemizdir. Gizli kamera diye bir şey yoktur. Bunlar emniyetin topladığı deliller içerisinde böyle bir şeye rastlanmamıştır. Şantaj kaseti diye bir şey yoktur. Tek bir tane şantaj kaseti yoktur. Diğer şahit ifadeleri hepsi lehtedir. Aleyhimizde hiçbir beyan, hiçbir belge yoktur. Polis ifadeleri de avukat yanında alınmadığı için hukuken kesinlikle geçersizdir. Ayrıca işkenceyle alındığı için ve davası da halen devam ettiği için ayrıca geçersizdir ve bekletici mesele yapılması gerekir.
Bütün bu nedenlerle bizim alenen ve açıkça beraat hakkımızdır. Yani biz vicdanlarda zaten beraat ettik. Ayrıca hukuki yönden de beraat ettik, şöyle beraat ettik. İkinci Ağır Ceza Mahkemesi benim yargılandığım davada güya lider konumunda olan Bülent Tatlıcan isimli arkadaşımızı ve onunla olan bir ekibi ayırmıştı. Yani ayrı yargılanıyorlardı ama aynı bizim ekip içerisinde yargılanıyor bunlar. Bu kişileri, hiçbir delil olmadığını iddia ederek, dosyanın tamamının incelendiğini iddia ederek ve dosyadaki delil durumunu da göz önünde bulundurarak, Ebru Şimşek’in iddialarının yalan olduğunu ve geçersiz olduğunu da söyleyerek; mahkeme kararı bu, yalan demiyor tabii de geçersiz olduğunu, doğru olmadığını söylüyor mahkeme; bunu söyleyerek bu arkadaşımıza beraat vermiştir. Beraat verince lider olan kişi ve arkadaşları beraat ettiğine göre, herkes beraat etti demektir artık. Çünkü dava dosyasındaki bütün delillere göre diyor. Burada bir çete olayı yok diyor mahkeme. Burada da ayrıca beraat ettik. Ve bunun dışında biz, 7 ayrı kere aynı davadan yargılandık, başka mahkemelerde de yargılandık, bunların tamamından da takipsizlik aldık, çete iddialarından. 7 kere de takipsizlik aldık. Ama buna rağmen yine bu bakiye davada, geri kalan davada, bunda da yargılanalım diyoruz, bundan da beraat alalım diyoruz. Yoksa biz her yönden zaten beraat ettik.
İHA: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
Bu eser 106 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;