Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7783 tanesi Türkçe, toplam 9181 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Erzincan Can TV ile Röportajı
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (266)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (180)
Belgeseller (253)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (157)
Makaleler (6609)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Kampanyalar
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
GEÇEN HAFTA ÇOK İNDİRİLENLER
Allah'ın Sonsuz Delilleri
Allah'ın Sonsuz Delilleri - CD - 237 download
Hazreti Nuh - Belgesel - 123 download
Atom Mucizesi - Belgesel - 118 download
Matrix Felsefesi - Belgesel - 82 download
İlmi Mercek Sayı 52 - Dergi - 72 download
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Erzincan Can TV ile Röportajı
Temmuz 2008


Sayın Adnan Oktar'ın Erzincan Can TV ile RöportajıSPİKER: Sevgili seyirciler, Özel Dosya programıyla sizlerle birlikteyiz. Bu akşam çok özel bir konuğumuz var. Kamuoyunda adı sıkça geçen ve özellikle son Yaratılış Atlası ile Darwinizm’e kafa tutan adeta fikirleriyle Darwinizm’i çökerten bir isim. Evet, müstear ismi Harun Yahya olan Sayın Adnan Oktar hocam. Hocam programımıza konuk olduğunuz için çok teşekkür ediyorum ben.

ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.

SPİKER: Evet, programımızın ilerleyen dakikalarında Adnan Oktar ile ilgili merak ettiğiniz her şey, kafanıza takılan her soru bu programda elimizden geldiği kadar konuşulacak. Evet, öncelikle hocam programımıza hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, hoş bulduk. Sizlerde hoş geldiniz, lütfettiniz, şeref verdiniz.

SPİKER: Evet, hemen isimle girmek istiyorum hocam, seçtiğiniz isim Harun Yahya, iki peygamberin isimlerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Neden Harun Yahya?

ADNAN OKTAR: Harun, biliyorsunuz Hz. Musa’nın yardımcısıydı. Hem kardeşiydi, hem de bir peygamberdi ama ona tam anlamıyla yardımcıydı. Hz. Musa’nın talebi olmuştur biliyorsunuz Cenab-ı Allah’tan “Yarabbi bana” şeytandan Allah’a sığınırım “Kardeşim Harun’la beni destekle” demiştir. Allah’ta ona Harun’u nasip etmiştir. Hz. İsa’ya da Yahya’yı biliyorsunuz, Allah öncü, ona hazırlık sağlayan, ortam hazırlayan kişi olarak göndermiştir. Bizlerde peygamber efendimizin yolundayız, sahabelerinin yolundayız. Bizde İslam dinine yardımcı olmak, peygamberimizin dinine yardımcı olmak için ortaya çıktığımız için, aynı ruhu hissettirmek için böyle bir isim aldık inşaAllah.

SPİKER: Peki gerçek isminizin Adnan Arslanoğulları olduğu söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Evet, Adnan Oktar Arslanoğulları, annemlerin nüfus cüzdanında da ilk şeyde öyledir, Arslanoğulları, bizim sülale hep Arslanoğulları olarak gelir.

SPİKER: Evet.

ADNAN OKTAR: Daha önceki üç beş kuşak, altı, yedi kuşak öncesinde de hep Arslan’a rastlıyoruz. Muhtemelen Hz. Ali’nin lakabıydı biliyorsunuz, Esadullah, Allah’ın Arslanı.

SPİKER: Evet.

ADNAN OKTAR: O isimin bir güzel yansıması olarak devam etmiş inşaAllah.

SPİKER: Efendim, bir diğer isminizde Cavit Yalçın.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Kullanmış olduğunuz diğer bir isim. Bu ismi kullanmadaki amacınız nedir?

ADNAN OKTAR: O çok öyle isim, o anlamda.

SPİKER: Öyle mi?

ADNAN OKTAR: Yok onların özel bir amacı yok.

SPİKER: Efendim biraz da ailenizden bahseder misiniz? Kafkas kökenli olduğunuzu biliyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet. Babam da, annem de Kafkas kökenli. Fakat baba tarafından Seyyidim. Sallallahu Aleyhi Vesselam efendimizin soyuna bağlanıyorum, Hz. Hasan’ın soyuna bağlanıyorum. İlmi, geniş, teknik bir şecere çıkarttırdım, daha detaylara indirttirdim.

SPİKER: Evet.

ADNAN OKTAR: Baktım çok hoş maşaAllah. En eski dönemlere kadar gidiyor. Aynı şekilde annemde Kafkas kökenlidir. İşte ilk, orta ve lise eğitimlerimi hepsini Ankara’da yaptım biliyorsunuz. Sonra en iyi tebliğ yapılacak yeri aradım. En güzel, en etkileyici nerede olur diye. Sanatın olduğu yer en iyi yerdir. Sanat, bilim ve felsefenin olduğu yer, ben Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni çok uygun bulmuştum o zaman. Oraya müracaat ettim, imtihanlarına girdim. Girdiğim bölüm üçüncü kazanmıştım o zaman Allah’a şükür. Orada çok güzel bir başarılı çalışmam olmuştu, orada ünlü hocalar vardı, tanınmış hocalar. Onlarla felsefe sohbetleri yaptım, onlara Darwinizm’le ilgili kitaplar verdim, tartıştım, anlattım. Onlardan biri de Hilmi Yavuz’du. Ünlü felsefeci, şair Hilmi Yavuz. Şimdi maşaAllah çok güzel bir çizgide, o zaman Marksist çizgideydi, solcu Marksist çizgideydi. Şu an çok mükemmel tavrı maşaAllah. Daha da iyi olur inşaAllah. Sonra İstanbul Üniversitesi’ne geçtim, felsefe bölümüne. Yine orayı da ben önemli bir yer olarak gördüğüm için oraya üniversitede kayıt yaptırdım. Orada da bir faaliyetlerim oldu. Ama en etkili faaliyetin kitap ve CD yoluyla olacağını gördüm sonra, bütün ağırlığımı kitaplara ve CD’ye verdim.

SPİKER: Yani şunu anlıyoruz, Darwinizm’le mücadeleniz üniversiteli yıllarda başladı.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Yeni bir başlangıç değil.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Efendim, neden evlenmediniz?

ADNAN OKTAR: Ahir zamanda peygamber efendimizin hadisi var “evlenmeyenleriniz daha hayırlıdır” diyor. Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda da bunla ilgili bilgi bulmak mümkün. Ayrıca Said Nursi hazretleri kendisi de evlenmemiştir. Bir de “benim has talebelerim ahir zamanda bu mücahade, bu tebliğ faaliyetleri sırasında evlenmesinler” diyor. Ben inşaAllah has talebelerinden olmak istiyorum tabii. Dua mahiyetinde. Fakat Said Nursi’nin o tavsiyesi gerçekten çok önemli, önemli gördüm. Her tavsiyesi gibi o da çok önemli. Onu yerine getirdim.

SPİKER: Peki Nurcularda mı evlenmemeli, ona yönelik bir bakış açısı var mı?

ADNAN OKTAR: Has talebeler genellikle evlenmiyorlar ama ben has talebeyim demiyorum tabii, dua ediyorum inşaAllah olurum diyorum inşaAllah.

SPİKER: Efendim, okuyup da etkilendiğiniz bir dini kitap oldu mu? Sizi bu yola…

ADNAN OKTAR: Evet. Ben ilk başta klasik İslam eserleri okudum hep. İhya, İmam-ı Gazali’nin, Mektubat, İmam Rabbani hazretlerinin, İlmihal bilgisi olarak da Ömer Nasuhi Bilmen hocanın ilmihalini okuyordum o dönemde. Fakat sonra Risale-i Nur’dan istifade etmeye başladım. O bende çok derin etki yaptı, çok çok faydalı oldu. Yani daha ılımlı, daha akılcı, daha makul olmanın yolunu daha güzel gördüm orada. Bana çok faydası olmuştu.

SPİKER: Evet bir de sizin kurmuş olduğunuz bir platform, Bilim Araştırma Vakfı var.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Bilim Araştırma Vakfı’nın amacı nedir, nasıl bir çalışmalar yapıyor?

ADNAN OKTAR: Bilim Araştırma Vakfı, her şeyin en güzelini, en doğrusunu arar.

SPİKER: Evet.

ADNAN OKTAR: Doğru nerde, güzel nerde, insancıl olan nedir, müspet olan nedir, pozitif olan nedir, ilmi olan nedir, vatanın milletin hayrına olan nedir. Bunları araştırır Bilim Araştırma Vakfı. Atatürkçü, milliyetçi, maneviyatçı, mukaddesatçı büyük Türkiyeci bir çizgisi var gördüğüm kadarıyla. Çok beğeniyorum tabii çalışmalarını Bilim Araştırma Vakfı’nın. Oranında biliyorsunuz fahri başkanıyım.

SPİKER: Evet. Peki, efendim, kamuoyu sizi çok zengin olarak biliyor, bir gelir kaynağınız var mı, ticaretle uğraşıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Kendime yetecek kadar bir şeyler yapıyorum.

SPİKER: Kendi adınıza kayıtlı hiçbir şeyinizin olmadığını açıklamıştınız.

ADNAN OKTAR: Evet mal varlığım yok, evet. Yani ev, araba, arsa yahut bankaya konmuş bir para, herhangi bir şey buna benzer hiçbir yerde hiçbir şekilde kendime ait bir mülküm veya param, malım yok. Günübirlik ben kazandığımı hemen harcıyorum.

SPİKER: Bu yolda yine.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah yolunda tabii İslam yolunda inşaAllah.

SPİKER: Peki efendim neden televizyonlarda yayınlanan dini içerikli programlara katılmıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Benim yani oradaki hocalarımız kadar öyle derin bir fıkhi bilgim yok, ben nakil yapan, mezhebe uyan, mukallitim ben. O yüzden yani böyle detaylı bilgileri verecek, ilmi sahada kariyer sahibi olan hocalarımızın konuşması çok daha doğru olur tabii.

SPİKER: Hocam birazda kitaplarınızdan bahsetmek istiyorum ben. Bugüne kadar kaç kitap yazdınız?

ADNAN OKTAR: İki yüz elli diyoruz ama işin doğrusu o üç yüze dayandı o, iki yüz elli eski ölçüydü, şu an üç yüze geldi maşaAllah.

SPİKER: Üç yüze yakın kitabınız var. Bu kadar çok kitabı bir kişi tarafından yazılması nasıl mümkün oluyor?

ADNAN OKTAR: İnsanlar zannediyor ki ben böyle geçiyorum bilgisayarın başına tek tek tek tek, öyle bir şey yok, ben akşam diyorum mesela “Şöyle bir kitap hazırlamak istiyorum” diyorum, ismini söylüyorum kitabın. Kapağı şöyle olsun, içinde de şöyle şöyle konular olsun, şöyle resimler olsun, belgeler olsun. Arkadaşlar bana adeta kitabın bütününü getiriyorlar. Çünkü benim kitaplarım genellikle de nakil kitaplardır.

SPİKER: Materyaller hazır bir şekilde.

ADNAN OKTAR: Tabii nakil eserlerdir yani ben sadece aralarda mantık bağlantıları kuruyorum yani.

SPİKER: Yorumlayıp…

ADNAN OKTAR: Yorum kısımlarını koyuyorum. Yorumlar çok az oluyor, mantık bağlantıları çok az oluyor. Birde detaylarla da uğraşmıyorum. Sonra redaktöre veriyoruz. Redaktör bütünleştiriyor onları. Resimleri de şöyle ben kısaca bir gözden geçiririm. Şunlar uygun diyorum, şunlar uygun değil diyorum. Ondan sonra karışmam. Ondan sonra bana hazır gelir.

SPİKER: Evet.

ADNAN OKTAR: Otuza yakın arkadaşım var yardımcı olan.

SPİKER: Sadece kitap çalışmasında.

ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.

SPİKER: Peki efendim Arapça bilginiz var mı? Nasıl yorumluyorsunuz ayetleri?

ADNAN OKTAR: Arapçayı çok iyi Arapça bilen kişilere müracaat ederek tam doğrusu neyse onu tespit ederek yapıyoruz. Arapça bilen profesörler, gerçekten Arap olan yani doğma büyüme Arap olan kardeşlerimizden istifade ediyoruz. Yani kendi Arapçama güvenme şeklinde bir düşüncem olmaz zaten Arapçam da yok. Fakat Arapça’yı da hazır almak çok doğrudur yani iyi bilenlerden sormak doğrudur. Çünkü Allah diyor: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” şeytandan Allah’a sığınırım. “Bilenlerden sorunuz” diyor Allah. Şimdi bilen varken, anadili Arapça olan varken yani Arapça iddiası ile ortaya çıkmak biraz garip olur herhalde inşaAllah.

SPİKER: Peki efendim, yazmış olduğunuz kitapların yabancı dillere çevrildiğini biliyoruz. Diğer dış ülkelerde de satıldığını biliyoruz, dağıtıldığını biliyoruz. Kaç ülkede kitaplarınız var?

ADNAN OKTAR: Yani hemen hemen dünyanın her ülkesinde var diyebilirim.

SPİKER: Ulaşamadığınız bir ülke…

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani çünkü hiç ummadığımız yerlerde kitaplarımızla karşılaşıyorlar.

SPİKER: Evet.

ADNAN OKTAR: Çünkü ben kitaplarıma bir de limit koymadım, benim kitaplarımı isteyen tercüme edip hiç bize danışmadan istediği gibi bastırabilir dedik. Onun için mesela hiç haberimiz olmuyor Kiswahili, hiç duymadığım bir dil. Orada kitaplarımı basmışlar, dağıtıyorlar. Mesela örnek göstertiyorlar bana yahut Fuji adalarına gitmiş kitaplarım orada var. Çok şaşırtıcı oluyor tabii, bayağı güzel.

SPİKER: Peki haberiniz olmadan farklı bir dile çevriliyor mu yoksa bu çevrimler sizin aracılığınızla mı yapılıyor?

ADNAN OKTAR: Bazen söylüyorlar, bazen de hiç haberimizin olmadığı vakalar da oluyor. Kendiliklerinden yapıyorlar, çünkü biz orada açıklama yapıyoruz, diyoruz yaparsanız helaldir. Kazanç da sağlarsanız bu da size helal. İstediğiniz gibi çevirin, dağıtın, ne yapıyorsanız yapın. Ama bize bir nüsha gönderirseniz, lütfederseniz seviniriz diyoruz yani iyi olur diyoruz inşaAllah.

SPİKER: Peki efendim çalışmalarınız Türkiye ağırlıklı mı, yoksa yurtdışı ağırlıklı mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki yurtdışı da çok önemlidir yani çünkü Türkiye’ye etki eden felsefi akımlar yurtdışından geliyor, özellikle Fransa, felsefenin beynidir bütün dünyada. Onun için orada çok ciddi bir ilmi çalışmamız oldu. Ama Allah’a şükür Fransa şu an sütliman. Tam anlamıyla Fransa’da bu konu halloldu yani yüzeli yıllık Fransız felsefesi şu an bitmiş durumda. Darwinist, materyalist, ateist düşünceyi savunan Fransa şu an dindar bir çizgiye girdi ki Sarkozy bile solcu, materyalist bir üslup kullanan çizgideyken şu an çok koyu dindar bir üslup göstertiyor MaşaAllah, bu da çok güzel.

SPİKER: Peki efendim, yurtdışında eserlerinizle, kanıtlarınızla ulaşmak istediğiniz bir din veya bir kitle var mı?

ADNAN OKTAR: Her kitleye, herkese, Yahudilere, Musevilere, ben Yahudi demeyeyim de Musevi diyorum, Musevi kardeşlerimize, Hıristiyan olan arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, Budist olan kardeşlerimize, hepsine yani bütün mesele samimi olarak doğruları görmek ama tabii yani biz herkesin Müslüman olmasını isteriz ama olmuyorsa mesela Musevi’nin iyi bir Musevi olmasını isterim. Hıristiyan’ın da iyi bir Hıristiyan olmasını isterim. Yani nasıl olur mesela bana göre iyi bir Hıristiyan, tek Allah’a inanır. Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu demez, Allah’ın peygamberi der. Yani Kuran’ın, zaten İncil’deki izahlar birçok yönüyle benzerdir. Kuran’a çok çok benzerlik göstertir. Tevrat’ta çok benzerlik göstertir. Ama böyle vahim eksikliklerin düzeltilmesini isterim tabii ki.

SPİKER: Efendim çalışmalarınızın büyük bir kısmı dini, İslami ağırlıklı. Bunun yanı sıra Siyonizm’le ve Masonlukla ilgili kitaplarınız var. Neden buna ihtiyaç duydunuz?

ADNAN OKTAR: Masonluk, insanların göremediği, dünya insanlarının göremediği büyük bir tehlikedir. Materyalist, ateist, Darwinist düşünceyi savunurlar ama bir Marksist gibi çıkıp ortaya alenen bunu yapmaz. Mesela Marksistler sokağa çıkıp bağırır, çağırırlar, slogan atarlar, partileri vardır, açıktır, insanlar girer çıkar. Ama masonluğun binasının kenarından dahi geçemezsin. İçerde neler konuşulmuş bilmezsin. Hatta üyelere bile içeride neler olup bittiği söylenmez ancak üst derecede insanlar bunu bilebilir. Bu kadar gizli olan bir cemiyet tabii ki çok tedirgin edicidir. Hem materyalist, hem ateist, hem gizli, hem nerde ne zaman olacağı belli olmayan bir cemaat. Yani mesela herhangi bir profesörle karşılaşırsın, bilemezsin onun mason olduğunu, söylemez, gizler. Ama mesela herhangi bir partiye mensupsa bir insan rozetini takıyor, açıkça söylüyor, ben şu partiye mensubum diyor. Polisse polis olduğu bilinir, hemşireyse doktorsa herkes bilinir, kimin ne olduğu bilinir. Ama mason bilinemez, onun için çok büyük bir tehlikedir.

Masonluk Siyonizm'i, ateist Siyonizm haline getirerek dünyanın bütün insanları için büyük bir tehlikeyi meydana getirmişlerdir. Ateist Siyonizm de bütün dünya tek bir ırkın, Musevi ırkının kontrolünde olması gerekir diye düşünürler. Yani sadece onlar üstün ırktır, onlar dünyayı yönetirler ve bütün dünya toprakları onlarındır gibisinden. Fakat burada yine Musevilere karşı bir sevgi olduğundan değil, ya sonucunda yine Musevileri de yok edecek, onların da canını yakacak, bu insanları da perişan edecek bir sistemi kurar masonluk. Mesela onlar içinde Armagedon’u düşünür. Armagedon Musevilerin Allah esirgesin toptan ortadan kaldırıldığı bir senaryodur, bir düşünce sistemidir. Yani önce adamları ateist Siyonist haline getiriyorlar, sonra toptan ortadan kaldıracak bir sistem. Bu çok büyük bir vahşet. Ve bunları kullanmak mesela şu aşamada kullanmak, sonradan da yok etmek. Bu gizli planları, tehlikeli olan bu insanlık dışı olan planları insanlara söylemek, anlatmak çok önemli. Çok hayatidir. Çünkü masonluk bir düşünce geliştirirken herhangi bir şahsı, o kendi masonlardan medyum özelliği taşıdığını iddia ettikleri bir şahsı oturtup, onu hipnoza soktuktan sonra onu güya şeytanla bağlantıya geçirip ki hakikaten de şeytanla bağlantıya geçiyor olabilir, ağzından çıkan garip izahları, insanlık düşmanı, insanları ezen, insanlara dehşet saçacak, savaş kararlarını, ihtilal kararlarını o kişinin ağzından konuşturuyorlar.

Muhtemelen de şeytan konuşturuyor onu, çünkü şeytanla bağlantıdalar yani cinlerle bağlantıya geçiyor olabilirler. Cini şeytanlarla bağlantıya geçiyor olabilirler. Veyahut adamın bilinçaltındaki anormal düşünceleri ortaya çıkıyor olabilir. Nihayetinde oradaki o anormal fikirleri uyguluyorlar. Bu çok büyük bir tehlikedir. Ben de bu tehlikeye karşı insanları uyardım ve dediklerimin doğru olduğunu da insanlar gördüler. Sonra baktılar ki savaşların kökeninde, ihtilallerin kökeninde, Fransız İhtilali dahil, büyük olayların hemen hemen tamamında, çok büyük bir tamamında masonlar etkili, bunu gördüler. Bu artık bir söz olmaktan çıktı, ispata dönüşmüş oldu.

SPİKER: Masonların şeytanlarla bir bağlantısı var diyebilir miyiz efendim?

ADNAN OKTAR: Tabii, şeytani bir örgüt zaten onlarda söylüyorlar yani bizim liderimiz şeytandır diyorlar ve amblem olarak duvarlarına asıyorlar. Yani keçi görünümlü, sakallı böyle korkunç bir mahluk. Onun kendilerinin lideri olduğunu söylüyorlar yani hemen hemen her Masonik dergide, eserde bunlara rastlamak mümkündür.

SPİKER: Peki efendim sizce masonların dünyadaki etkisi nedir?

ADNAN OKTAR: Bir dünya devleti kurmuş durumdalar. Dünyayı oradan idare ediyorlar, hükümetlere etki ediyorlar, dünyaya etki ediyorlar. Gerçek dindar Museviler bunlara karşılar. Yani çok büyük bir tehlikedir bu. Çünkü Museviler Hz. İbrahim neslinin devamıdır ve hepsi peygamber torunudur. Bu mübarek kavmi ortadan kaldırmak için, böyle şeytani oyunlarla, onları böyle şeytani hilelerle, şeytani tekniklerle kitle halinde yok edecek bir plan içine sokmaya çalışıyorlar, oyun içine sokmaya çalışıyorlar. Mesela şu anda da İsrail’de onları tam bir açmaz içine sokturdular. Etraflarına duvarlar çektirdiler, onları saldırganlaştırıyorlar mesela çoluğa çocuğa saldırtırıyorlar. Bu kararları verenler masonlardır, yani dindar bir Musevi böyle bir karar vermez. Gidin çocukları bombalayın, insanları bombalayın demez.

SPİKER: Peki Türkiye’de bir etkisi var mı masonluğun?

ADNAN OKTAR: Tabii ki, yani beş bin kayıtlı, iki bin de kayıtsız mason var. Yedi bin kişi ve devletin en kritik noktalarında görev yapıyorlar bunlar. Bunun üzerine daha ne denir?

SPİKER: Devletinde çeşitli noktalarında…

ADNAN OKTAR: Tabii, tabii, tabii.

SPİKER: Peki, dikkatimizi çeken diğer bir konuda bütün eserlerinizde peygamber mührünü kullanıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Bunun nedeni ve anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: Allah’ı hatırlatmak, peygamberimizi hatırlatmak. Peygamberimizin Allah’ın Resulü olduğunu göstermek. O güzel mührü insanlara sık sık hatırlatıp peygamberi sevdirmek, Allah’ı sevdirmek, Kuran’ı sevdirmek. Ama ilk bakışta akla gelen Allah’ı hatırlatmasıdır, Allah’ı sevdirmesi. Sonra peygamberi hatırlatmasıdır ve o mührü insanlara unutturmamak, her yerde, her yerde o mührü taşıttırmak, yani yüzlerce hikmet düşünebiliriz.

SPİKER: Efendim, eserlerinizin birçoğunda özellikle Harun Yahya eserlerinin birçoğunda evrim konusuna dikkat çekiyorsunuz. Bunun nedeni nedir yani ihtiyaç var mı?

ADNAN OKTAR: Evrim şu an şeytanın insanlığa sunduğu tek ateist dindir. Dünyadaki en büyük tehlike budur şu an. Darwinizm’in üstüne başka bir şey yoktur. Avrupa’daki en büyük, en ezici dinde yine Darwinizm’dir. Yani Tabiyyun felsefesi, Said Nursi’nin ifadesiyle, Maddiuyun, Tabiyyun taonu, bu taon vebanın bütün dünyayı kapladığını görüyoruz. Mesela Japonya’da çok yüksektir, Fransa’da çok yüksektir. Yüzde seksen beşlere filan çıkmıştı bir ara. Şu an tabii bu ciddi bir inişe geçti ama bu inşaAllah bizim gayretlerimizle oldu, yoksa çok çok büyük bir tehlikedir.

SPİKER: Peki sevgili seyirciler, görmüş olduğunuz gibi elimizde olan kitap Yaratılış Atlası, bu da yine Darwinizm’i çökerten büyük bir eser.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Efendim böyle bir eseri nasıl başardınız yani Darwinizm’i nasıl kırdınız, nasıl mücadele ettiniz, açabilir misiniz Darwinizm’i.

ADNAN OKTAR: Evet bir kere Darwinizm’in şöyle bir hilesi var, Darwinistler'in, yani Darwinizm, evrim karmakarışıktır, anlaşılmaz. Bilim adamları böyle geceli gündüzlü araştırırlar ve bunu ancak bilim adamları bilir. Yani çözülmeyecek bir muammadır, dolayısıyla siz yaklaşmayın, sadece yazılanlara inanın. Bu tam bir yalan ve uydurmadır. Doğrusu nedir, alırız kazmayı elimize, toprağı kazarız. Altından her yerden çıkıyor, Allah canlıları aynısıyla orijinal toprağın altında muhafaza etmiş, taş haline getirmiş. Bu dünya çapında büyük bir mucizedir. Allah canlıları taş haline getirip, milyonlarca sene saklayıp, Allah “Ben işte böyle yarattım” şeklinde bir mesaj vermiş oluyor. “Kazın toprağın altını” diyor Cenab-ı Allah, “Nasıl yarattığımı görün”. Bunun üzerine delil olur mu? Nereyi açsak aynısıyla hayvanların durduğunu görüyoruz. Fotoğraf gibi, yerin altını Allah fotoğraflarla doldurmuş. Hayvan fotoğraflarıyla doldurmuş. Tıpatıp aynısı, mesela yüz milyon yıllık bir fotoğrafı yerin altından bulabiliyoruz.

Kayaların arasında bulabiliyoruz, mermer haline gelmiş. Kaç tane bulmuşuz, yüz milyon tane. Kardeşim üç tane CD bile bir insana, aklı başında bir adama yeter, üç tane delil. Yüz milyon tane delil vermişsin artık. Yüz milyon delilden bir insan anlamıyorsa ne denir o insana. Diyoruz ki biz peki, evrimle ilgili bize bir delil getirin. Tek bir tane yok. Kazın diyoruz toprağın altını, zaten kazılmış. Yüz elli seneden beri kazılıyor toprağın altı. Tek bir tane delil çıkmadı şu ana kadar. Hep bütün ve mükemmel hayvanlar çıkıyor. Ara fosil tabir edilen, böyle garip, acayip, onların dediği gibi milyonlarca fosil olması gerekiyordu. Yani mesela bir insan düşünün, dört kafalı, sekiz kollu, yirmi bir kulaklı falan böyle garip mahluklar olması gerekiyordu onların iddiasına göre ve dağ taş bunlarla olması gerekiyor. Yok, böyle bir şey, hep mükemmel düzgün hayvanlar. Örümcekler örümcek, balıklar balık, yapraklar yaprak, meyveler meyve, aynısıyla kalmış. Hem ne kalma yani tam mermer haline gelmiş, kalıp gibi.

SPİKER: Sizin birtakım sergileriniz de vardı bunla ilgili. Peki, efendim, Darwinizm’le mücadele, sizden başka bir kurum, bir kişi, bilim adamı var mı yoksa yalnız mı?

ADNAN OKTAR: İşin doğrusu şimdiye kadar İslam alimleri yüzeli yıldan beri yaklaşık bu konuya pek el atmamışlar. Dünyada bu konuya en şiddetli karşılık veren, bu batının izahı, bu bizim izahımız değil, Fransa’nın, Almanya’nın, Norveç’in, Danimarka’nın, oradaki bütün bilim adamlarının izahı. Dünyada en etkili vuruşu yapan, en etkili çalışmayı yapan kişi ve kişiler olarak bizi lanse ediyorlar. Görülmemiş bir şey diyorlar şu ana kadar dünya tarihinde. Hakikaten de böyledir. Hiçbir İslam alemi böyle bir çalışma yapmamıştır şu ana kadar. Tektir o yönde ve hakikaten böyle kahredici bir ezicilikte, kahredici bir etkiyle kendini göstermiştir. Fransa mesela gazete başlık atmış: “Fransa daha ne kadar dayanacak” diyor, doğru. Ne kadar dayanacak, en fazla bir hafta dayanır. Nitekim de hakikaten şu an Fransa dümdüz oldu, gayet rahatladı.

SPİKER: Peki bu gerek elimizde olan bu eser ve diğer çalışmalarınız yayınladığınız zaman dış etkiler nasıl oldu?

ADNAN OKTAR: Reaksiyonlar bir Müslümanın duyduğunda çok hoşuna gidecek gibi. Mesela “atom bombası” etkisi diyor, mesela “gece baskını”, mükemmel izahlar. “Yüz elli yıllık kültürümüze vurulan en büyük darbe”, diyor, “Fransız Tarihi’nin en büyük yenilgisi” diyor, “Fransız Tarihi’nin”, muazzam izahlar bunlar.

SPİKER: Sizin için söyleniyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii, tabii yani biz onları nasıl ezdiğimizi, nasıl etkili olduğumuzu, fikren nasıl onları yerle bir ettiğimizi, nasıl Darwinizm’in artık ayakta duramaz hale geldiğini, çok çarpıcı cümlelerle yazmış Fransız gazeteleri ve Avrupa basını. Bunu okunca insan tabii ki çok hoşlanıyor bayağı güzel.

SPİKER: Peki buna karşılık herhangi bir cevapları oldu mu sizin bu çalışmalarınıza karşı?

ADNAN OKTAR: Güya oldu, geçenlerde oldu. Biz bir internette ünlü bir Darwinist ile karşılıklı bir mülakat yaptık. Mülakatın sonucunda bu şahıs Allah’a inandığını söylüyor, konu bitmiş ve bu yayınlandı. Dünya çapında ünlü bir insan ve dünya çapında ünlü bir gazete yaptı bunu.

SPİKER: Evet efendim, eserlerinizi internet aracılığıyla tüm dünyayla paylaşıyorsunuz, hiçbir karşılık almadan, telif hakkı almadan, bunun nedeni nedir?

ADNAN OKTAR: Yani bir Müslüman yahut Müslümanlığı öğrenmek isteyen bir insan bizim kapımıza gelmiş, “dini, İslam’ı öğrenmek istiyorum” diyor, “Para ver, sana anlatayım”, bir Müslüman bunu nasıl desin? İnanılır gibi değil. Biz üzerine para veririz, yeter ki okusun.

SPİKER: Yeter ki ulaşsın onlara.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

SPİKER: Bu göndermiş olduğunuz zaten diğer eserleriniz, CD’leriniz, DVD’leriniz olsun, bildiğim kadarıyla ücretsiz dağıtımı yaptırıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

SPİKER: Hocam, bu dev eserleriniz, gerek görsel, gerek kitap olarak ve birçok ülkede yayınlanıyor. Ücretsiz olarak bütün televizyon kanallarına gönderiyorsunuz, bunun finansal kaynağı nasıl sağlanıyor, finans sorunu yaşıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Allah bereketini veriyor. Nasıl Hz. Musa’ya Allah bir zenginlik verdi, Hz. İbrahim’e verdi. Kuran’da açık açık geçiyor, Hz. İbrahim’e Allah “mülk verdik” diyor. Peygamber efendimiz için de Allah diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, ”Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi” diyor. Hz. Süleyman’a muhteşem bir mülke sahip kıldı Allah. Demek ki Allah kendi yolunda gidenlere bir bereket, bolluk, bir ferahlık veriyor. Yeter ki onun yolunda gidilsin. Hakikaten benim arkadaşlarım yaşı küçük, tecrübesiz insanlar ama ticari hayatta hakikaten mucize üzerine mucize oluşuyor. Hayret edilecek bir kazanç kapısını Allah onlara açıyor ve onlar bana sürekli bunu söylüyorlar. “Hocam” diyorlar “bunda çok büyük bir harika var, böyle bir mucize olduğunu görüyoruz bunun” yani her seferinde ayrı ayrı söylüyorlar, “alenen mucize bu, başka açıklaması yok” diyorlar maşaAllah. Hakikaten nereye el atsalar ellerinin tuttuğu altın oluyor. İşleri rast gidiyor, hakikaten çok bereket kazanıyorlar. Mesela başkasının yaptığı bir şey satılmıyor, onların yaptığı şey çok güzel satılıyor MaşaAllah.

SPİKER: Alınan kaynaklar aynı yolda harcanıyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii, Allah yolunda harcıyorlar, tabii ki.

SPİKER: Peki efendim, kamuoyunda bu kadar işi Türkiye’de tek başınıza başaramayacağınız ve arkanızda bir süper gücün olduğu söyleniyor. Yani kesinlikle arkamızda hiçbir güç olmadan bunları sadece arkadaşlarınızın yardımıyla yaptığınızı söyleyebiliyor musunuz net bir şekilde.

ADNAN OKTAR: Süper güçleri yaratan, bütün güçleri yaratan en büyük güç bize yardım ediyor, yani Allah. Yani kaderimizi yaratan, bütün dünyayı yaratan, hayatı yaratan güç, tek varlık olan Allah bizlere yardımcı oluyor. Yoksa Suudi Arabistan bize para gönderecek, hayır göndersin alırız ayrı mesele de, nerde o günler yani öyle bir şey olmaz. Onlar para olduğunda genellikle kardeşlerimize ya otel yaptırıyorlar veyahut turistik tesis yaptırıyorlar. Halbuki bu yollara, bunlara harcamaları gerekir. Keşke ikna edebilsek de bu konulara kaynak ayırsalar, tebliğe kaynak ayırsalar. Hatta bir Müslüman, ben olsam mesela mülkümün tamamını Allah rızası için bu yola harcarım. Ama hiç olmazsa onda birini harcasalar bile çok büyük bir başarı olur tabii. Dua edelim de inşaAllah öyle olsunlar.

SPİKER: Evet, peki efendim bir takım yayınlarınızda Allah’ın varlığını bilimsel olarak anlatıyorsunuz, sizce buna ihtiyaç var mı ülkemizde?

ADNAN OKTAR: Tabii, yani ilmel yakin, aynel yakin, hakel yakin iman mertebeleri vardır. İlmel yakin ve aynel yakin iman için mutlaka araştırma, telkin, Allah’ın sanatını tetkik etmek, derin derin düşünmek, hatta Allah ayette de diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar derin derin düşünmezler mi?” diyor Allah. Derin düşünmek, her şeyi derin derin tetkik etmek çok önemlidir. Allah’ın yarattıklarını, yerde olan, gökte olan, yerin altında olan her şeyi, yaratılışı da Allah araştırmamızı istiyor zaten. Hakikaten yerin altını açıyoruz, Allah’ın dediği gibi olduğunu görüyoruz.

Böyle büyük granit kayalar gibi, mermer kayalar gibi, kayaların içerisine adeta bir rölyef gibi bir fotoğraf gibi canlıların resmini koyduğunu görüyoruz Allah’ın. Bir albüm gibi, canlılar albümü gibi, geçmişe yönelik bir albüm gibi, sayfalarını açtıkça aynısıyla görüyoruz. Adamlar da karşımıza geçiyor, bu çok karmaşık bir şey diyor. Büyük bir ilmi araştırma gerekiyor diyor. Neresi karmaşıklık? Aynısıyla duruyorsa, mesela biz bir balık yiyoruz değil mi, mesela farz edelim istavrit yedik, kılçığından anlıyoruz, diyoruz ki “bu istavrit”. Peki, on milyon, yüz milyon önceki yıla ait istavritin kılçığına bakıyoruz aynısı, demek ki değişmemiş. Bunda karışık olan ne var, yani ilmi, ince ince detay araştırtma yapacak ne var? Tıpkısının aynısı işte.

SPİKER: Evet, efendim Türkiye ve dünyanın gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Türkiye mükemmele doğru gidiyor yani çok hayret verici olayların olması da bunu gösteriyor. Türkiye dünyanın en büyük devleti olacak. En büyük süper devleti olacak. Bölgenin en büyük gücü haline gelecek. Bu yolda çok süratli ilerliyor. Her gün bir harika olay Türkiye’de, her gün bir hayret verecek olay oluyor dikkat ederseniz. Bu doğum sancıları, büyük ve güzel, kutlu bir doğumun sancısı. Çok hayırlı ve güzel yönde gidiyoruz inşaAllah. Türkiye’nin öncülüğünde de dünya bir kurtuluşa erecek inşaAllah. Dünyayı da bu belanın içinden çıkaracak olan Türkiye’dir inşaAllah.

SPİKER: Sizce bu siyasi bir başarı mı?

ADNAN OKTAR: Manevi bir başarı olacak tabii ki. Manevi başarı, siyasi başarıya etki eder tabii. Ama kökeninde manevi başarı. Mesela bizim Türkiye’miz Elhamdülillah, Türkiye arslan yatağıdır her yeri. Dünyada en az Darwin’e inanan Türkiye’dedir. En fazla Allah’a inanan Türkiye’dedir, en yüksek oran. Bakın yabancı dergilerde Türkiye en baştadır maşaAllah. Aslan yatağı olduğu için. Hakka ve doğruya seve seve yönelen bir millettir. Said Nursi hazretleri diyor: “Kahraman ordu ve imanlı millet” diyor. Türk milleti için. Türk ordusu için “kahraman ordu” diyor, milleti için de “imanlı millet” diyor. Çok açık.

SPİKER: Gayet açık ve net bir şekilde.

ADNAN OKTAR: Tabii İnşaAllah.

SPİKER: Efendim, Avrupa Birliği hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Avrupa Birliği çok iyi bir birlik, çok da gerekli. Türkiye’nin girmesi gerekiyor ama yani bu şekilde değil. Türk İslam aleminin lideri olarak. Avrupa’ya köprü olan süper devlet olarak girmesi gerekir. O zaman Avrupa Birliği birse bin olur. Amerika binse iki bin olur. Muazzam gelişir. Rusya ferahlar, Çin ferahlar. Konu komşu herkes ferahlar. İsrail günlük güneşlik olur, Ortadoğu cennet gibi olur onlar için. Son derece rahat ederler. Türkiye’de en güzel barışı, huzuru, sevgiyi sağlayacak olan millet Türk milletidir. Osmanlı döneminde de bu böyledir, bu dönemde de böyledir. Allah inşaAllah bu milleti görevlendirmiştir.

SPİKER: Evet efendim, bildiğimiz üzere ülkemizde üniversitelerde bir türban sorunu var.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Türban sorununu hem siyasi hem de İslami açıdan nasıl bakıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Aslında tabii biraz bu konu uzlaşmayla çözülebilirdi benim kanaatim. Çünkü bu böyle panik olunacak, tedirgin olunacak bir şey değil. Bu hanım kızlar, çocuklar, başı kapalı olmaktan zevk alıyor hoşuna gidiyor. Öyle kendini rahat hissediyor. Ondan sonra, onları böyle üzmek, tedirgin etmek, okula gittiğinde bağırıp, çağırıp onları böyle rencide etmek doğru değil tabii bunlar yani vicdanın kabul edeceği şey değil. Gitsinler, ne olur yani. Benim zamanımda giriyorlardı, hiçbir şey olmuyordu. 79’da ben Güzel Sanatlar’daydım, oraya kapalı kızlar geliyordu, Hiçbir şeyde olmuyordu. İki tane çocukcağız vardı. Gelip gidiyorlardı yani ortalıkta birbirine karışmıyordu. Hiçbir şey olmaz tabii.

SPİKER: Efendim kamuoyunda şöyle bir korku var, bölünmelerin meydana geleceği, türban takanlar ve takmayanlar birbirlerine baskı uygulayacağı söyleniyor. Sizce gerçekten bu tehlike var mı?

ADNAN OKTAR: O şöyle halledilir. Denir ki “Laiklikten dönme asla mümkün değildir. Marksistler, ateistler, Alevisiyle, Sünnisiyle, Kürtüyle, Çerkeziyle, Lazıyla hepimiz bir kardeşiz. Bir bütünüz. Bunun böyle olduğu kesindir. Herkesin hukuku, kanunu çok titiz kollanacaktır, korunacaktır. Özellikle “ateistler, Marksistler, dine inanmayanlar son derece rahat etsinler” denmesi gerekir ve gerekirse bunla ilgili kanun çıkarılması gerekir. Ve hiçbir şekilde de laiklikten ödün verilmeyeceğine dair kanun çıkartılabilir, anayasaya maddeler konabilir. O zaman içinde vesvese olanlar da rahatlarlar. Yani öyle yatıştırıcı kanunlar, yatıştırıcı anayasa maddeleri daha iyi olur.

Yoksa çocuklarının başını örtmesi, vatandaşların camiye gitmesi, bunlardan bir şey olmayacağı belli yani bir tedirginlik burada biraz gereksiz. Ama tabii Allah esirgesin yani dini böyle taşkın yorumlayıp, sapkın yorumlayıp, böyle delice bir şeriat anlayışına sahip olan kişiler çıkabilir. Yani onun şeriat anlayışı bambaşkadır. Asıp kesmedir, doğramadır. Hayatı cehenneme çevirmedir. Sanatı, estetiği, bilimi ortadan kaldırmadır. Böyle anormal insanlar var. Böyle tehlikeli insanlara karşı bir önleyici çalışma yapılabilir. Mesela İslam alimleri çıkıp bu konuda bir garanti verebilirler. Buna ait açıklamalar yapılabilir. Müslüman, dindar olan insanlar bu konuda sohbet toplantıları yapabilir ve özellikle de kanun maddeleri çıkartılabilir. Böylece insanlar da rahatlarlar.

Hakikaten hepimiz için bir tehlikedir. Yani adamlar “irtica tehlikedir” diyor. Bizim için tehlike değil mi, bize de tehlike. Müslüman için de tehlike. Hangi Müslüman ister, asıp kesen doğrayan psikopatların ortada gezmesini, dimi, hayatı cehenneme çevirmelerini, sanatı, estetiği, bilimi ortadan kaldırmalarını, hangi Müslüman ister? Aklı başında hiçbir Müslüman istemez. Zaten hemfikiriz o konuda. Aynı düşünüyoruz. Ama bir bağlantı, diyalog eksikliği var. Bunun ortadan kaldırılması ve bunun sağlanması gerekiyor.

SPİKER: Peki efendim bu tabloda sizce Türkiye’de türban sorunu çözülür mü?

ADNAN OKTAR: Çözülür yani çok iyimser yaklaşılırsa, sevecen yaklaşılırsa bence sola karşı tavrın daha sevecen, daha şefkatli olması gerekiyor. Mesela Deniz Baykal, bu insan bence seçkin bir insan yani, insanların bir kısım insanların gösterdiği gibi bir insan değil. Daha öncede söylemiştim ben, torunlarını iki yanına almış, camiye giderken gördüm gazetede. Çok şahane bir şey bu, gayet güzel. Sırf şu yeterlidir yani bir insana hüsnü zan etmek için. Güzel zanda bulunmak için yeterlidir bu. Demek ki tam bir ehli iman Müslüman bir insan bu. Üstelik torunlarının da dindar olmasını isteyen bir insan. Nitekim bakıyoruz, “Din bizim” diye sokaklara yazı yazmışlar.

Dine tam anlamıyla sahip çıkıyorlar. Tamadır o zaman, yani bu insanlara karşı böyle bir önyargı böyle sanki dinle alakası yokmuş gibi bir üslup, bunlar yakışık almaz. Sola, hatta şöyle de denebilir yani Allah esirgesin, inanmayabilir de ama dürüstçe söylüyor adam yani “ben Allah’a inanmıyorum” diyor. Gizlesin mi yani, münafıklık mı yapsın. Açık açık söylemiş, e tamam. Oturup sohbet edersin, konuşursun, anlatırsın, e buna rağmen iman etmiyorsa Allah onu öyle yaratmış. Ama o bizim vatandaşımız olmaktan çıkmaz, kardeşimiz olmaktan çıkmaz. Biz ona yine dua ederiz, doğruyu fark etmesi için ona yardımcı oluruz. Ama cephe almayız adamla oturup boğuşmayız yani, değil mi? İnşaAllah.

SPİKER: Çok teşekkür ederiz hocam, kısa bir reklam arası verelim.

ADNAN OKTAR: Ben teşekkür ederim.

SPİKER: Sevgili seyirciler, özel konuğumuz olan müstear ismiyle Harun Yahya olarak bilinen Sayın Adnan Oktar’la birlikteyiz. Şimdi kısa bir reklam arası vereceğiz. Reklamlardan sonra özel dosya programımız kaldığı yerden devam edecek.

SPİKER: Sevgili seyirciler, reklamlarımızın ardından, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Özel dosya programının konuğu müstear ismiyle Harun Yahya, Sayın Adnan Oktar’la birlikteyiz şu anda. Evet hocam, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hemen şöyle bir soruyla devam edelim. Kamuoyunda bir tartışma konusu olan, sizin kitaplarınızda yer verdiğiniz mehdi aleyhisselamın gelmesi, Hz. İsa’nın zuhur etmesi gibi açıklamalarınız var. Bu konuları biraz daha açabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Allah ahir zamanı müjdeli yaratmıştır. Yani bulunduğumuz zaman bu müjdenin vaktidir. Bu çok büyük bir nimet, çok şükür. Hz. Mehdi kesinlikle zuhur edecek, Hz. İsa Aleyhisselam kesin nüzul edecektir. Bende buradayım, kardeşlerimde burada, bunu göreceğiz. Bunun kesin doğru olduğunu herkes görecek. Hatta bu yayınlarda inşaAllah saklanır. “Hocamız demişti” derler. Bu doğru. Peygamberimizin ehli beytinden Seyit Muhammed Mehdi isminde bir zatı nurani, ahir zamanda zuhur edecektir. Rivayetlerde isminin Ahmet olduğu da söylenir. Peygamberimizin ona taktığı bir isimdir Ahmet inşaAllah. Bu şahsın geldiği zaman anarşi, kargaşa, kaos, ateizm bunlar ortadan kalkacaktır.

Alametlerini peygamber efendimiz bildirmiş. Peygamberimizin net, açık mucizeleridir bunlar. Üç yüze yakın alamet bildirmiştir. Hemen hemen tamamı oluşmuştur ve bunların kısa bir zaman aralığı içerisinde olacağını söylüyor peygamber. Kısa, mesela en fazla yirmi otuz yıl içerisinde. Bu yıllar içerisinde bütün bu alametler oluşmuştur. Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Irak’la İran’ın savaş yapması, Fırat’ın suyunun baraj yoluyla kesilmesi, bütün İslam aleminde bir kargaşa ve fitnenin zuhur etmesi, Müslümanlara topluca Avrupalıların saldırması, ateizmin yayılmış olması, güneşte bir alamet oluşması, Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları, saymayla bitmeyecek kadar çok alamet var nerdeyse ve bunların tamamı oluşmuştur. Buradan anlıyoruz ki, mehdini zuhuru ya oldu, ya olmak üzere inşaAllah. Hz. İsa Mesih de inşaAllah Allah katındadır şu an. Hz. İsa bir Hıristiyan cemaat ama Müslümanlığı çok çok andıran bir Müslüman cemaat içerisine nüzul edeceğini söylüyor Said Nursi Hazretleri inşaAllah. Geldiğinde kendisinin İsa Aleyhisselam olduğunu bilmeyecek İsa Aleyhisselam.

Onu bir yerde bulacaklar. Sonra bu cemaati İslam dinine tam anlamıyla çevirecek İsa Aleyhisselam. Kendisi de Kuran’ı okuyacak, aynı zamanda hafızdır İsa Aleyhisselam. Rivayetlerde hafız olacağı belirtiliyor. Çünkü peygamberlerin müthiş bir ezber gücü vardır. Bizim peygamberimizde öyleydi. Yani peygamberler kitapları ezbere bilirler. Mesela Musa’da Tevrat’ı ezbere biliyordu Hz. Musa Hazretleri ki büyük bir kitaptır, baştan sona ezbere biliyordu. Peygamberimizde Kuran’ı baştan sona ezbere biliyordu. Allah ezberletiyor, Hz. İsa’ya da Allah ezberletecektir Kuran’ı. Baştan sona ezbere bilecektir. O cemaati, küçük cemaatinin vesilesiyle inşaAllah bütün Hıristiyanları Müslümanlık dinine çevirecek.

Nasıl daha önce Musevi’ydi Hazreti İsa Aleyhisselam, Musevileri nasıl Hıristiyanlaştırdı, Hıristiyan hale getirdi, Hıristiyanlığa kalbettirdi, Hıristiyanlık dinini getirdi, şimdi geldiğinde de Hıristiyanlığı Müslümanlık haline getirecek. Allah ona öyle bir yetki verdi inşaAllah. Mehdi ile ikisi birlikte faaliyet yapacaklar. Mehdi namaz kılarken “gelir” diyor “iki omzundan iterek onu namaza geçirir” diyor, “namaz kıldırmak senin hakkındır der” diyor ve “mehdiyi imamlığa geçirir” diyor peygamber efendimiz Hz. İsa için ve mehdinin arka tarafında saf tutarak mehdi ile birlikte namaz tutacaklardır. Bu da liderliğin, imamlığın yine peygamber efendimizin soyunda kalacağının bir işareti. Bunu göstertiyor inşaAllah. Duman gel…

SPİKER: Evet, bir konuğumuz da kedimiz var.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli.

SPİKER: Sizin kediniz mi efendim?

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.

SPİKER: Efendim, mehdi Aleyhisselam geldiği zaman İslam dinindeki bütün bölünmeleri ortadan kaldıracağını belirttiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Tüm dünya İslam dünyası mı olacak?

ADNAN OKTAR: Safha safha. Önce İslam alemini birleştirecek mehdi. Hz. İsa Aleyhisselam geldiğinde de Hıristiyanlar ve Musevilerde İslam dinine geçmiş olacaklar. O zaman tek bir din olacak dünyada hatta Allah buna işareten ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “ölümünden önce sana inanmayan tek bir fert kalmayacak” diyor Allah. Kuzey kutbundaki Eskimolara varıncaya kadar herkes iman edecek, Kuran’ın açık ifadesi var. “O kıyamet için bir alamettir.” diyor Hz. İsa için. Hz. İsa’dan bahsederek geliyor, geliyor, geliyor, Hz. İsa için “O” diyor, “o,o,o,o…” devam ediyor, geldiğinde de “o, kıyamet için bir alamettir” diyor. Gelişi bir kıyamet alametidir aynı zamanda. “Sana inananları” diyor, “kıyamete kadar inanmayanların üstünde kılacağım” diyor Allah, Hz. İsa için. Hadislerden de çok açık görüyoruz, ayetlerden de çok açık görüyoruz geleceğini.

Nur Suresi’nin elli beşinci ayetinde de yine İslam’ın dünyaya hakim olacağını açık açık görüyoruz. Çok sarih ayettir, çok açık izahlar var. Hem ayetlerden hem hadislerden İslam’ın dünyaya hakim olacağını görüyoruz. Zaten Süleyman ve Zülkarneyn kıssası da dünya hakimiyetini anlatan ayetlerdir. Zülkarneyn ile ilgili kısım dünya hakimiyetini anlatır, Süleyman Aleyhisselam’la ilgili kısım yine dünya hakimiyetini anlatıyor. O zamanın en büyük gücüydü her ikisi de. Yine aynısı olacak. Kuran ona işaret ediyor. Kuran’da bir konu varsa bu olacak demektir aynı zamanda inşaAllah. İnsanların örnek alması için koymuş Allah onları inşaAllah. Allah’ın bir adetullahı, Kuran’daki adetullahı bu inşaAllah. Çünkü Müslümanlar istifade etsin, yaşasınlar. Böyle olaylarla karşılaşacaklar, karşılaşabilirler. Buna işaret olmuş oluyor inşaAllah. Mehdinin zuhurunda inşaAllah bu mezhep ayrılıkları ortadan kalkacaktır.

Bütün Müslümanlar aynı peygamber efendimizin zamanındaki gibi olacaktır. Son derece huzurlu, barış dolu bir ortam olacaktır. Ekonomik refah çok şiddetli olacaktır. Mal gönderilen, mal hediye edilen insanlar, para hediye edilen insanlar, ”bunu geri vermek isteyecekler” diyor utandıkları için. Malın çokluğundan, fakat “geri alınmayacak” diyor rivayetlerde. O kadar müthiş bir sosyal adalet ve müthiş bir zenginlik olacaktır. Hatta mal sokaklara dökülecek derecede çok olacaktır. O kadar bol olacaktır. “Hesapsız dağıtacak” diyor zaten mehdi için rivayetlerde inşaAllah. Fakat mehdi tabii “ben geldim, ben mehdiyim” , bu şekilde bir çıkış olmaz. Mehdi zuhur ettiğinde Said Nursi “o şahs-ı ahir zaman” diyor “kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Bidayeten sonradan bilinecektir. Mehdi ölümüne kadar hiçbir şekilde böyle bir iddiada bulunmaz ve çevresindeki insanlar da kesinlikle “bu mehdidir” demez. “Allahu alem odur” denecek.

SPİKER: Peki mehdi olduğunu bilecek mi kendisi?

ADNAN OKTAR: Hisseder ama iddiada bulunamaz. Fakat İsa Aleyhisselamın rivayetlerde onun mehdi olduğunu ona söyleyeceği söyleniyor. Buna inanmak farz değildir. Çünkü bir yeni kitap getirmeyecek İsa Aleyhisselam. Fakat ona Mehdi olduğunu söyleyeceği rivayetlerde var. Çünkü vahiyle hareket eden bir peygamber biliyorsunuz İsa Aleyhisselam. “Mucizatlı bir peygamber gerekir” diyor Said Nursi hazretleri zaten, “böyle bir ahvale karşı” diyor, “mucizatlı bir peygamber gerekir” diyor. Bu da “umumun makbulü olan” diyor, “Hz. İsa aleyhisselamdır” diyor. Müslümanların da makbulüdür, Hıristiyanların da makbulüdür, dolayısıyla umumun makbulüdür İsa Aleyhisselam.

Herkese sözü geçebilecek bir insandır, Allah onu onun için gönderiyor. Böyle bir dinin inşaAllah hüsnü hatimesi için, çünkü çok bozulmuştur Hıristiyanlık dini. Hak dinken çok bozulmuştur. Allah onu hüsnü hatime ile bitirecek inşaAllah Hıristiyanlığı. Yani onu İslam dinine çevirerek, hurafattan ve tahrifattan onu sıyırarak gerçek bir İslam dini haline getirecektir inşaAllah.

SPİKER: Efendim, Türkiye’nin gidişatının İslami açıdan çok iyi olduğunu söylediniz. Sizce Mehdi gelmiş olabilir mi, Türkiye’den başlamış olabilir mi?

ADNAN OKTAR: İşin doğrusu bence mehdi geldi, zuhur etti. Bütün İslam alemlerinin izahı bu. Said Nursi’nin izahlarına göre zaten kesin gelmiş olması gerekiyor. Said Nursi hazretleri Hicri 1400’de geleceğini söylüyor. 1400 yıl sonra gelecek bak, “1400 yıl sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında kayıp zannetmişler” diyor. Halbuki “1400 sene sonra gelecek” diyor mehdi için. Net, rakam vermiş. 1405 demiyor, 1399’da demiyor, net “1400” diyor. 2001 ve 2011 yılları arasının en şiddetli mücadelenin geçeceği yıllar olduğunu söylüyor. 1997 yılında Müslümanların bir zorlukla karşılaşacağını söylüyor. 1971’de terörün başlayacağını söylüyor.

Daha vefatından 30 yıl önce söylemiş yalnız bunları. Mezarının yıkılacağını, cesedinin yok olacağını söylüyor. Kaç yaşında öleceğini söylüyor. Allah’ın izniyle inşaAllah, Allahu alem diyerek. Onun için çok mübarek ve çok önemli bir insandır Said Nursi hazretleri. Çok değer verdiğim bir insandır. Ahir zamanın çok çok büyük bir şahsıdır. İslam dünyaya hakim olduğunda insanlar o şahsın ne kadar büyük ve ne kadar ehemmiyetli bir insan olduğunu daha iyi anlayacaklar. Şu an o kadar anlamamış olabilirler. Ama ilerde eserleri incelendikçe, onun anlatımları incelendikçe, içindeki derinlikler görüldükçe çok çok şaşıracaklar inşaAllah.

SPİKER: Efendim, bir dönemde sizi kastederek mehdi aleyhisselam geldi denildi.

ADNAN OKTAR: Evet, o ben mehdi ile ilgili kitap hazırladım. İşin doğrusu hakikaten mehdi ile ilgili alametler aşağı yukarı tıpatıp uyuyor hakikaten. “Alnı geniştir” diyor, “kaşları kavislidir” diyor. “Yüzü parlaktır” diyor, “nurludur yüzü” diyor. “Güzel yüzlüdür” diyor. Ben güzelim demiyorum da benziyor. Mesela “orta boyludur” diyor, “geniş omuzludur” diyor, “karnı geniştir” diyor, “uylukları geniştir” diyor. “Yüzünde bir ben vardır” diyor, “sırtında bir ben vardır” diyor”.“Seyittir” diyor, “güzel huyludur” diyor. Yani çok fazla işte “güzel kokusu vardır” diyor, “insanların arasında” diyor “ismi sonradan çok yayılacaktır” diyor. Yani “herkes ondan konuşacaktır” diyor. Şimdi ama ilk alametler bak, mesela vücudunun geniş olması, alnının geniş olması, hakikaten benziyor. Alnım geniş benim, vücudum da geniş, omzumda geniş. Orta boyluyum, sırtımda hakikaten de ben var.

SPİKER: Bu özelliklerin hepsi…

ADNAN OKTAR: Şimdi ama bu iyi aranırsa en az bir yüz kişide daha çıkabilir inşaAllah. Bir de “bende bu alametler var, ben mehdiyim” dediğinde bir insan dinden çıkar zaten. Çünkü mehdiyse zaten imtihan olmasına gerek yok. Bir insan masum demektir. Cenneti garanti demektir. Bunun çile çekmesine, mücadele etmesine, uğraşmasına hiç gerek yok zaten garantili, cennet olduğuna göre bu insanın dimi, öyle haşa yani. Bunu diyen bir insanın dinden çıkacağını çocuk olsa anlar.

Biraz İslami bilgisi olan bir insan anlar. Onun için o şahsı ahir zaman, farz edelim kendisi mehdi olsa dahi, en fazla biz o insana hüsnü zan edebiliriz. “Olabilir, belki” deriz. Ama şu şartla, biz bir tane alamet ararız. İslam’ın dünyaya hakim olmasına sebep olduysa o şahıs, hakikaten İsa aleyhisselam da arkasında onun namaz kıldıysa birlikte ve İslam bütün dünyaya hakim olduysa, e herhalde deriz ki “Allahu alem o” deriz. “Allah bilir o” deriz. Ama “kesin o” demeyiz. Yoksa kaşından dolayı, gözünden dolayı böyle bir teşhis koymayız.

SPİKER: Evet peki siz, zamanla o zaman bunu anlayacağız olup olmadığınızı.

ADNAN OKTAR: Evet. Benim için mi?

SPİKER: Sizin için.

ADNAN OKTAR: Tabii ki çok isterim, keşke mehdi olsam.

SPİKER: Çünkü “kendisi bilmeyecek” dediniz. Belki de zaman sonra…

ADNAN OKTAR: Hayır bir insan mehdi olmayı istemesi zaten dinin bir gereğidir, her Müslüman mehdi olmayı isteyecek.

SPİKER: Peki hissediyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yani hissetsem çok…

SPİKER: Mehdi aleyhisselamın hissedeceğini söylüyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey olmaz, Müslüman öyle bir şey olmaz. Yani ümit ve korku arasındayız biz. Cennete de gidebiliriz, cehenneme de gidebiliriz, Allah esirgesin. Bak bu çok net bir şey. Mesela ben cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim. Cehenneme gidebileceğim ihtimalini düşünüyorum ve cennete gidebileceğim ihtimalini de düşünüyorum. Böyle bir durumda bir insan “ben mehdi olabilirim” nasıl desin? Değil mi? Ama İslam hakim olursa, dünya hakim olursa acaba diye insanın aklından geçebilir. “Acaba öyle miydi” dersiniz. Bir ihtimal hüsnü zan edip “inşaAllah öyledir” dersiniz.

SPİKER: İlerleyen zamanlarda bunu…

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah.

SPİKER: Peki efendim, giyim kuşamınız çok güzel.

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.

SPİKER: Neden bu kadar çok dikkat ediyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman çok ihtişamlı giyiniyordu, çok çok şık giyiniyordu ve çeşit çeşit çok güzel elbiseleri vardı. Peygamber efendimizde yabancı elçilerin karşısına çıktığında çok pahalı ve çok şık, güzel giyiniyordu. Son kıyafetleri, bir de mesela çok pahalı bir Bizans cüppesi giydiği söylenir ki, çok çok değerli bir cüppeymiş. Hz. Dehiye’yi İstanbul’a gönderdiğinde bütün İstanbul’un kadınları sokaklara dökülmüştü Hz. Dehiye’yi görmek için, çoluk, çocuk, insanlar. Bu ne muhteşem insandır, ne kadar güzel insandır diye. Hem yüzü çok güzel insandır Hz. Dehiye’nin, peygamberimize çok benziyordu Sallahu Aleyhu Vesselam ve muhteşem güzel giyiniyordu.

Her elçi öyle güzel giyiniyordu. İslam’ı tebliğ eden, dini yayan her insan şık ve güzel giyinecek. Hatta diyor Allah “mescitlerde”, şeytandan Allah’a sığınırım, “mescitlerde ziynetlerinizi takının” diyor Allah mescitlere giderken. Ne demek? Süslü ve güzel, gösterişli, temiz giyinin anlamına geliyor inşaAllah. Müslüman tabii ki her şeyin en iyisine layıktır. Şeytandan Allah’a sığınırım, Kuran’da söylüyor Allah, “ dünyada sizin, yani Müslümanların, sizin, ahirette yalnızca sizin” diyor. Demek ki dünya nimetleri bizim, tabii ki kullanacağız inşaAllah yani. Kim kullanması gerekiyor Müslümanlar kullanmıyorsa?

SPİKER: Peki efendim, deccal için neler düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Deccal, evet ahir zamanda zuhur edecek, kendisinin Allah olduğunu iddia eden, olağanüstü harikalara sahip, istihracı özellikler gösteren, harikalar gösteren, ben ona mahluk diyeyim yani öyle bir insan zuhur edecektir. Bir insana hipnoz etkisiyle, kitle hipnozu etkisiyle, mesela ölü babasını gösterecek. Diyecek ki “bak, senin baban burada”. “Senin bana uymanı” söyleyecek. Adam da o hipnozun etkisiyle babasını gerçekten görecek. Mesela yiyecek bahçeleri gösterecek ona. Mesela bahçeler, yiyecekler gösterecek. Yahut kıyafetler gösterecek, “bak bunların hepsi senin” diyecek ama görüntü olarak. “Ama sen bana uyarsan bunları vereceğim sana” diyecek deccal. Onun için mehdinin halledeceği gibi birisi değildir bu. Yani bu kadar istihraç gösteren birisiyle mehdi baş edemez.

Said Nursi diyor ki, “böyle bir durumda mucizatlı bir peygamber gerekir artık” diyor. “Onun için Hz. İsa nüzul edecektir” diyor. Geldiğinde onun o gösterdiği istihracı harikaları, o halüsinasyonları, insanların gözüne gelen o görüntüleri ortadan kaldıracaktır. Mesela diyecek ki deccal “bak ben falancanın falancanın annesini babasını dirilttim” diyecek İsa aleyhisselama. “Sen ne diyorsun?” diyecek. İsa aleyhisselam da diyecek ki halka “bu yalan söylüyor, dikkatli bakın, şimdi burada bir şey olmadığını göreceksiniz” diyecek. Bakacaklar yok hakikaten annesi babası. “O zaman işte deccal kaçmaya başlar” diyor. “İsa da peşinden koşacak” diyor. “Babulüt Kapısı’nda ona yetişecek” diyor Hz. İsa Aleyhisselam ve onun etkisini ortadan kaldıracak. Rezil rüsva edecektir deccalı. “Onun” diyor “ şahsını bir grip, bir nezle dahi bitirir” diyor Said Nursi hazretleri. “Yani bir grip, nezleden bile” diyor “ölür” diyor deccal. “Onun öldürülmesi asıl fikren öldürülmesidir” diyor. İsa onu rezil rüsva edecek, o şekilde yok edecektir. Onun göstereceği harikaları yok edecektir.

SPİKER: İnanmayarak onu yok edebiliriz değil mi?

ADNAN OKTAR: Hayır, halkın gözünde meydana gelen o istihracı, halüsinasyonları mucize göstererek yok edecektir. Yani hipnoz etkisini mucizeyle yok edecek.

SPİKER: Hz. İsa…

ADNAN OKTAR: İsa kaldıracaktır evet.

SPİKER: Kaldıracak. Peki efendim, Ermeni diasporası çalışmaları hakkında neler düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ermeniler, onlar bizim kardeşlerimizdir. Onlar da bizim canımız inşaAllah. Ermenistan’da inşaAllah Türk İslam Birliği içerisinde yerini alacaktır. Boş yere kendilerini üzüyorlar. Biz onları kardeş olarak görüyoruz, dost olarak görüyoruz. İnşaAllah Türk İslam Birliği’nin o şefkatli kolları içerisinde onlar da yerlerini bulacaklardır. Huzur içerisinde yaşayacaklardır. Güvenlikleri sağlanacaktır. İnşaAllah o Laçin Koridoru’nu da severek ve isteyerek açacak o Ermeni kardeşlerimiz.

Ermenistan’ın bu güzel jesti, Ermenileri daha çok sevmemize sebep olacak inşaAllah. Dağlık Karabağ’dan çekilecekler ama buna karşılık da Türkiye’ye de gelecekler, Azerbaycan’a da gelecekler, ticaret yapacaklar, oralara istedikleri gibi yerleşecekler. İsterlerse orada ibadetlerini hür olarak yapacaklar. Fakat bu bir kanayan yaradır. Laçin koridorunun kapatılması, dağlık Karabağ’ın işgal edilmesi, bunlar çok gereksiz lüzumsuz şeyler. İnşaAllah Ermeni kardeşlerimiz bunları yaptığında bütün Türk İslam aleminin sempatisini kazanacaklardır. Ermenilere karşı Türkiye’de bir kin ve nefret yoktur. Osmanlı döneminde en güzel, en kilit noktalara Ermeni kardeşlerimiz gelmiştir. En ünlü sanatçılar, en ünlü doktorlar Ermenilerden çıkmıştır. Ehli kitaptırlar. Tertemiz kardeşlerimiz onlar. Bu tip huzursuzluk duymaları son derece yersiz. Geçmişte olanlardan belki bir kalplerinde burkuntu olmuş olabilir ama geçmişte savaş vardı yani Ermeniler de Müslümanları kitle halinde yok ettiler ve kitle katliamı yapıldı yani bir soykırım uygulandı. Ama biz onları affediyoruz.

Kardeşlerimiz cahillik yapmış olabilir o insanlar o zaman o devirde. Ama savunma amaçlı Allah esirgesin, onlar da kendilerini savunmuş olabilir. O arada Ermeniler den de ölenler olmuş olabilir. Ama artık bunlar geçsin. Yani biz onları affettik, onlar da bunlardan geçsinler. Karşılıklı bir uzlaşma olsun. İslamiyet’te af vardır, Hıristiyanlıkta da vardır. Karşılıklı birbirimizi sevelim. O devir öyle bir devirdi yani cahil insanlar da vardı, kültürün bilimin daha yeni geliştiği ortamlardı. Olabilir yani karşılıklı savaş ortamında canı yanan insanlar olmuş olabilir. Karşılıklı birbirimizi affedelim, şefkatle yaklaşalım, konu kapansın.

SPİKER: Efendim, biraz da bugüne kadar vermiş olduğunuz mücadelelerinizden bahsedelim. 1991’de yapmış olduğunuz sosyal çalışmalardan dolayı bundan rahatsız olan birtakım çevreler size bir kokain komplosu kurdular. Bu konuyu bize açar mısınız?

ADNAN OKTAR: Kokain komplosunu ben böyle resmi kanaldan yapılacağını, gerçekten bana anlatsalar ben buna inanmazdım. Ben bunu hikayelerde, romanlarda duyardım. Yani Türkiye’de ben bunun yapılacağını inanmazdım. Hayret verici bir şey yani yemeğimin içine kokain katmak emniyette, 72 saatten beri ben gözaltındayım ve üstelik yiyecek şeklinde kokain veriliyor ve çok muazzam vücudumda kokain toplanıyor. Adli tıpa gittik, Allah’a şükür ki orada olay ortaya çıktı, 24 saat içinde kokain vücutta kalmıyor. 72 saat geçmiş bende hat safhada kokain var yani belli ki orada verilmiş. Adli tıp bunu tespit etti, yiyecek içeceğine karıştırılmak suretiyle emniyette kokain verilmiştir. Kardeşim bir tek onla da kalmamışlar, eve de getirdiler.

Arama yapılıyor evde. Çok kalabalık geldiler yani odanın içini doldurdu polisler. Hatırladığım kadarıyla 16 kişiydiler. Normalde üç polisle, dört polisle yapılıyor arama. Bu kadar bir şey yok, nihayet şüphe üzerine gelmiş olduğunu düşünsek dahi. Salona doluştular. Benim büyük bir kitaplığım vardı böyle l biçiminde. Bir de karşı tarafta da kitaplığım var. Herkes birden tek bir noktaya toplandı, bakıyoruz. Benim kitaplığımın orta katından başladılar, zannediyorum üçüncü katıydı.

Birinci, ikinci, üçüncü kitap, birinciyi aldı şöyle yaptı, ikinciyi aldı şöyle yaptı, üçüncüyü açtı, paketleri çıkarttı. Ya bu ne sürat böyle, niye salondan başlıyorsunuz, niye üçüncü kattan başlıyorsunuz? Niye orta kat, üç olmuş oluyor, öbür tarafta da var kitaplar. Öbür tarafta da kitaplar var. Ben çıkartınca adamlar paket, karbonata çok benziyor. Karton var zemininde, üzerine jelatin kaplanmış, beyaz bir toz. Pazarda bazen satılıyordu, ucuz karbonatlar oluyor böyle. Acaba öyle bir şey de anneannem sakladı falan mı dedim. “Bu ne olabilir?” dedim. “Herhalde kokain olabilir” dedi. “Bir bakabilir miyiz, nedir?” falan dedim. Adam açtı paketi, şöyle eliyle diline koydu, “kokain” dedi. “Tamam” dedim yani.

SPİKER: Kendi elleriyle koymuş gibi…

ADNAN OKTAR: Evet, çok acayip yani ne cesaret. Ama çok şaşırtıcı olan bir şey, bu konuda soruşturma açılmadı yani bu kokaini buraya kim getirdi? Mesela arama yapıyorsunuz madem diğer kitapları niye aramıyorsunuz? O paket üç tane varsa, öbürlerinde de belki üçbin tane daha var. Değil mi? Madem öyle bir şey, ben olsam öyle bir yere gitsem bulsam üç tane diğerleri nerede diye bakarım. Hadi bize müsaade diye çıktılar. Hep birlikte çıktık. Çünkü amaç oluşmuş oluyor çünkü diğer taraflarda olmadığını bildikleri için aramaya gerek duymadılar. Niye arasın? Boş iş çünkü. Mesela emniyette benim kanıma kokaini kim koydu devlet bunu araştırmadı. Halbuki bunu araştırması lazım.

SPİKER: Davacı olmadınız mı?

ADNAN OKTAR: Efendim?

SPİKER: Davacı olmadınız mı?

ADNAN OKTAR: O devirde nasıl davacı olacaksın? Bir daha getirip koyarlar.

SPİKER: Onla uğraşmak zor yani.

ADNAN OKTAR: Tabii.

SPİKER: Peki efendim dokuz kez suikast girişiminde bulunuldu.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Sizce bu suikastı kimler yapmak istedi size?

ADNAN OKTAR: Her türlü insan olabilir yani masonlardan da çıkmıştır, komünistlerden de çıkmıştır. Hatta bir gün ben evde oturuyordum, müthiş bir gürültü koptu böyle. Ama müthiş bağırtı çağırtı komşudan geliyor. Bizde heyecanla kapıya koştuk. Kapıyı açtık. Komşu bana karşı bağırarak falan “niye böyle işler oluyor” falan dedi, böyle buna benzer. “Ne oldu falan” dedim. “Bir adam” dedi, “içeri girdi” dedi. Bıçakla girmiş, “şöyle şu kadar” dedi. Uzun saldırma tarzı, “Adnan Oktar nerede dedi” dedi. Beni sormuş, “Adnan Oktar nerede” diye. Halbuki bizim evin üzerinde yazıyor ismim, ağabeyimin ismi yazıyor, Oktar diye açık açık görünüyor. Allah basiretini bağlamış, bizim evi geçmiş, asansörden inip yazdığı halde komşuya girmiş. Müthiş bir arbede oldu. Hatta onlarda bıçak kapıp koşmuşlar adamların peşinden, öyle bir şey olmuş. Ama ben şikayetçi olmamıştım o dönemde. Ama adam hakikaten ben kapıyı açsam demek ki o saldırmayla saldıracaktı. Ama Allah koruyor tabii inşaAllah, maşaAllah.

SPİKER: Efendim evet, hemen şöyle bir konuya geçelim. “Farz edelim madde var, yine de hayali seyrederiz” diyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Bu konuyu biraz özetler misiniz?

ADNAN OKTAR: Şimdi siz benim karşımda varsınız, ben sizi görüyorum. Şimdi karşıda madde olarak varsınız ama benim konuştuğum şu ceket, benim ceketimle sizin ceketiniz aynı yerde oluyor beynimde. Yani sizin kaleminizle benim bardağım da aynı yerde oluşuyor şu an beynimin içerisinde. Tek blok bir tane görüntü var. Yani ayrı ayrı iki ayrı görüntü de yok ayrıca. Size ayrı kanal bana ayrı kanal da yok. Tek bir tane kanal var şu an seyrettiğimiz. Tek bir ekran var. Bu ekranın içerisinde evi de görüyoruz, görüyorum, sizi de görüyorum, suyu da kendimi de görüyorum. Şimdi dışarıda madde var diyoruz. Ama biz her hareketi görüntüsüyle görüşürüz. Yani bizim maddeyi gerçek anlamda görmemiz, ebediyen mümkün değildir. Ancak Allah bilebilir onu. İmkansızdır bizim bilmemiz. Yani biz ne yaparsak yapalım, madde olsun veya olmasın dışarıda biz illaki hayaliyle karşılaşırız. Ama tabii madde dışarıda vardır yani biz buna inanırız.

SPİKER: Var ama biz aslıyla muhatap değiliz.

ADNAN OKTAR: Asla olamayız yani daima hayaliyle karşılaşırız. Mesela dışarıda ışık yoktur. Bilimsel bir gerçektir. Işık dalga olarak geliyor çünkü. Dalga karanlıktır. Mesela güneşte öyle, karanlıktır güneş. Oradan bize ışık dalgaları gelir, fotonlar gelir. Beynimiz ışıklı ve aydınlık olarak yorumlar. Beynin yorumu böyledir. Mesela renk de yoktur, rengi beyin yorumlar. O dalga boylarını böyle yorumluyor. Renk olarak yorumluyor. Dışarıda dolayısıyla ne renk vardır ne de ışık vardır. Allah mucize olarak beynimizin içinde bunu renk olarak, görüntü olarak üç boyutlu, gerçekten ama gerçekten tam anlamıyla gerçekten varmış gibi göstererek yaratıyor. Yani o kadar kaliteli bir televizyon ile karşı karşıyayız ki, yani düşünün bize bir film gösterseler, biz gerçekten var mı yok mu anlayamasak, bazen üç boyutlu görüntüler oluyor ya bazen insana hakikaten çok benziyor. Dünyanın en mükemmel televizyonudur dünyadaki insanın beyninde oluşan televizyon. O kadar mükemmeldir ki hakikaten karşımızda zannederiz kişiyi. Görüntüyle konuştuğumuz halde, mesela siz bana şu an bir buçuk metre kadar uzak gözüküyorsunuz, halbuki öyle bir şey yok.

Aynı yerdeyiz ve kimse bunu inkar edemez. İlmi, açık, sarih bir gerçektir. Mesela sizin görüntünüz normalde beynime ters düşüyor biliyorsunuz, gözüme ters olarak düşüyor, onu beyin düzeltip normal görüntü haline getiriyor ama bir elektrik akımı geliyor benim beynime. Benim beynimin içi de simsiyah karanlık. Bu karanlığın içinde şu aydınlık oluşuyor. Beynin içi zifiri karanlıktır biliyorsunuz. Şu kadarcık et parçasının içerisinde bütün alem, hayat oluşuyor, dünya oluşuyor. Renkler oluşuyor, ışık oluşuyor. Mesela ses de üç boyutlu, mesela sizin sesiniz oradan geldiğini düşünüyorum. İnanmayan beri gelsin. Hakikaten gerçekten öyleymiş gibi görünüyor çünkü üç boyutlu. Ses de üç boyutlu. O kadar kaliteyi yaratıyor ki Allah. O kadar üç boyutlu yaratıyor ki görüntüyü de sesi de yani hemen hemen hiçbir insan bundan kendini kurtaramıyor. Gerçekten varmış şeklinde düşünmekten kendini kurtaramıyor.

SPİKER: Peki efendim, halk arasında bu tam anlaşılmıyor sanırım bu düşünceniz ve çok yanlış bir düşünce olduğu söyleniyor yani tam anlatılamıyor mu bu insanlara?

ADNAN OKTAR: Bakın işin doğrusu anlıyorlar, çok korkuyorlar bu konudan. Çünkü fabrika sahibi bir adam, bir de bakıyor ki fabrikası görüntü. Bütün zevki gidiyor adamın. Dolarlara bakıyor, dolarlar da görüntü. Makamına bakıyor, makamı da görüntü. Bu sefer kendini çok küçük görüyor.

SPİKER: O yüzden kimse inanmak istemiyor.

ADNAN OKTAR: Bu da çok ağrına gidiyor, evet. Yani görüntü olmak ne demek bir insan için, öyle bir insan için ama Müslüman tekebbür etmiyor ki Müslüman diyor ki “Allah’tan başka hiçbir şey yok” diyor. “Bir Allah var ve O’nun tecellileri var” diyor. Biz Allah’ın tecellisiyiz. Allah sizde insan olarak tecelli ediyor, şu an görüyorum. Bende de insan olarak tecelli ediyor. Mesela su olarak tecelli eder, su olarak içeriz. Gül ve çiçek olarak tecelli eder, gül ve çiçek olarak görürüz. İnsanlar bunu anlıyor, anlamazdan geliyorlar. Anlamayan pek yok, anlatıldığında, ama bazı insanlar çok çok harika kişiler, böyle ilginç insanlar anlamıyor bazen.

SPİKER: Peki efendim, Ebru Şimşek davası…

ADNAN OKTAR: Evet.

SPİKER: Bir zamanlar da bayağı bir kamuoyunda tartışıldı, konuşuldu. Bu konuyu izleyicilerimize biraz daha açabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Ebru Şimşek isimli bir bayanı yönlendirdiler benim gördüğüm ve olumsuz bir imaj vermeye kalktılar. Allah’a şükür ki Elhamdülillah bu olayın çok net, çok çok net filmi elimizde mevcuttu. Yani olayı tam anlatan bir film. Biz bu filmi hakimlere seyrettirdik. Topladık hakimleri, rica ettik. Avukatları da topladık. Hakimler seyredince olay gün gibi ortaya çıktı. Baktılar ki sadece bir, iki kişi var ve olay aynen anlattığımız gibi ve küçük bir apartman dairesinde olmuş bir olay. Hatta apartman dairesinin kirişleri klasik kiriş, sarkıyor, görünüyor. Pencereler küçük, pimapen pencere. Peki bu bayanın benimle karşılaştığını iddia ettiği eve gidiyoruz, bakıyoruz. O evde kiriş yok. Tavan dümdüz, asmolen tavan. Asmolen teknik kullanılmış, kiriş olması mümkün değil. Ev tamamen yıkılması lazım kirişin yapılması için ve pencere tavandan tabana kadar. Pimapen değil, küçük pencere değil. Hakimler bunu görünce konu bitti. Bilirkişiye de gönderdik. Aradaki bariz farkları bilirkişi de tespit etti. Allah’a şükür oradan kurtulduk. Sonra da mahkeme, ikinci ağır ceza mahkemesi, bütün bu delillere göre bu bayan doğru söylemiyor diye hüküm verdi ve mesele de bu şekilde açıklığa kavuşmuş oldu.

SPİKER: Size yapılan bir saldırı olarak nitelendiriyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, evet.

SPİKER: Efendim, son olarak Ergenekon davasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ergenekon, devlet içine çöreklenmiş bir derin devlet çetesinden biz yıllardan beri bahsederiz. Ben ta bu konuyu 97’lerde anlattım. Kitaplarımda anlattım. Çok çok eskidir benim bunu anlatmam ve yıllardan beri de ilanlarda, gazete ilanlarında arkadaşlarımız anlatıyorlar. Komünist derin devlet çetesi diye. Ergenekon dememiştik. Sonra devlet Allah’a çok şükür kahraman ordu, Said Nursi’nin tabiriyle kahraman ordu hakikat hali görüp olaya müdahale etti, devlet de müdahale etti, savcılarımız, hakimlerimiz. Ve komünist derin devlet çetesine çok ciddi bir darbe indirilmiş oldu. Allah vermesin eğer bırakılsaydı Türkiye’yi Doğu Komünist Türkiye, Batı Komünist Türkiye olarak ikiye ayırmayı düşünüyorlardı. Diyarbakır’ı başkent yapacaklar, bir Kürt Devleti kuracaklar. Türkiye’yi ayıracaklar. Ya İstanbul’u ya İzmir’i düşünüyorlar başkent olarak. MazaAllah, paramparça edeceklerdi memleketi. Allah korudu.

SPİKER: Efendim, bir de son olarak yine Erbakan hocayla bir bağlantınız var mı?

ADNAN OKTAR: Erbakan hocamı ben çok severim, çok çok severim. Dünya iyisidir. Samimi, gerçek bir Müslüman'dır. Gerçek bir Türk milliyetçisidir, gerçek bir aydındır, gerçek bir Atatürkçüdür. Çok çok akıllı bir insandır. Kendisiyle de karşılıklı konuştum, duasını da aldım. İnşaAllah şu an herhalde evinde kalıyor anladığım kadarıyla. Bir süre öyle kalacak. Onda da bir hayır var, bir güzellik var inşaAllah. Onun sevap almasına Allah katında inşaAllah daha güzel makamlara kavuşmasına vesile olur. Dolayısıyla Erbakan’ın aleyhine konuşan insanlara ben katılmıyorum. Çok yakından onla konuşan, onla görüşen insanlar da buna katılmıyorlar. Dolayısıyla onun aleyhinde konuşanlar, onu görmeyen, onunla konuşmayan nakile göre hareket eden insanlardır. Çok sevecen, şakacı, hoş bir insandır maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin inşaAllah.

SPİKER: Peki efendim son durumunuz nedir, bildiğimiz kadarıyla bir dava var.

ADNAN OKTAR: Evet. İşte üçer yıl arkadaşlarımıza ve bana ceza verdiler. Eğer öyle bir durum olursa gider yatarız tabii aslan gibi yatacağız. Kitap okuruz, kitap yazarız. Ondan sonra Allah’ı düşünürüz. Allah’ı tefekkür ederiz. Hz. Yusuf’un makamıdır. Defalarca girdim yani inşaAllah.

SPİKER: Peki sizin için yurtdışına kaçacak mı diye söyleniyor ama?

ADNAN OKTAR: Yani o çok çok çok gereksiz bir şüphe. Benim yurt dışına çıkmam, ben 53 yaşındayım. Bir kere bile benim böyle bir müracaatım olmadı yurtdışına çıkmak için. Ben defalarca 25 yılla da yargılandım daha önce, bu davada da daha önce çok ağır suçlarla yargılandım. Hiç aklımın ucundan bile geçmedi, hakimlerin de aklının ucundan bile geçmedi. Sonradan böyle ortaya bir iddia atıldı, işte yurtdışına gidecekmiş gibi. Öyle bir şey yok, yalvarsalar gitmem. Bu vatan bırakılmaz. Bu güzellikler bırakılmaz. Burası benim ana yurdum, burada doğdum, burada öleceğim evvelallah inşaAllah.
Spiker: Peki efendim, programımıza konuk olduğunuz için çok teşekkür ediyorum ben. Bizleri kırmadınız.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, inşaAllah.

SPİKER: Evet sevgili seyirciler, Özel Dosya programımızın sonuna geldik. Konuğumuz Sayın Adnan Oktar’dı. Evet hocamıza da çok çok teşekkür ettik.

ADNAN OKTAR: Bende size çok teşekkür ediyorum, lütfettiniz. Çok memnun olduk inşaAllah tekrar tekrar görüşelim. Kanalınız kanalıyla da sizleri izleyenlere hürmetlerimi, selamlarımı, saygılarımı iletiyorum. Bütün milletimi çok seviyorum, oradaki kardeşlerimi de çok seviyorum. Birbirimize dua edelim inşaAllah.

SPİKER: İnşaAllah hocam, sizlerde hayır duanızı eksik etmeyin bizden.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, inşaAllah.

SPİKER: Evet sevgili seyirciler, bir başka Özel Dosyayla programıyla sizlerle birlikte olma ümidiyle diyorum. İyi akşamlar efendim.

Bu eser 164 kez incelendi.
Flv Dosyası (.zip) - 22 download
151.89 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Cem TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Denge TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kuşadası TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Tokat TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Amasya TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Vakit Gazetesi ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Dogu TV ile Röportajı - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Milli Gazete ile Röportajı - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Ücretsiz 75 Adet MP3
Bedava mp3ler
Harun Yahya Eserleri Ramazan Ayı Boyunca Okuyucuları İle Buluşacak
Mevlid Kandili
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1034 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Dinler Terörü Lanetler - 913 download
Dinler Terörü Lanetler - 861 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 831 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.