Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15960 tanesi Türkçe, toplam 19258 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Hürriyet Bilim'in Dil Parazittir Yanılgısı - TÜRKÇE
Mart 2003
Hürriyet Bilim dergisi 8 Şubat 2003 tarihli sayısında dille ilgili ilginç bir iddiaya yer verdi. New Scientist dergisinden aktarılan haberde dilden, insan beyninde yaşayan bir parazit olarak söz edildi. Bir bilim dergisi olma iddiasındaki Hürriyet Bilim, ortaçağ hurafelerini andıran bu iddiayı ciddi bir teori gibi sahiplenmiş ve buna iki tam sayfa ayırmıştı. Bu yazıda materyalizmin dil açmazı ve bu açmazın son dil teorisiyle bağlantısını bulacaksınız.
Kullanılan Bilgisayar Programı Gerçekçi Değildir
Haberde bilgisayarda yeni geliştirilen bir dil araştırma programı ve bazı bilim adamlarının dil hakkındaki iddialarına yer verilmektedir. İskoçya'daki Edinburgh Üniversitesi'nden Simon Kirby isimli bilim adamının bilgisayarda geliştirdiği bir dil araştırma programından söz edilmektedir. Kirby, bilgisayar kodlarından bazı karakterler oluşturmakta, sonra bu karakterlerin yaydığı deyimleri izleyebilmektedir. Bu deyimler, yapay karakterler, yani bilgisayar programında yaşayan sanal insanlar tarafından tekrarlanmaktadır. Bu bilgisayar oyununda yaşayan karakterler insanlar gibi doğup ölmektedirler. Araştırmacılar deyimlerin bilgisayarda ne şekilde değişime uğradığını izleyerek dilin sözde evrimi hakkında fikirler edinmeye çalışmaktadırlar.
Kirby'nin bu bilgisayar oyunu ne kadar karmaşık olursa olsun ortaya herhangi gerçekçi bir bulgu ortaya koymamaktadır. Öncelikle bu araştırma bir bilgisayar simülasyonundan ibarettir. Bu tür araştırmalar in silico araştırmalar yani 'bilgisayar ortamında' yapılan araştırmalar olarak bilinir. Bu tür simülasyonlar birçok çalışma alanında faydalı olmasına karşın biyolojik organizmaları taklitte oldukça geri kalmaktadır. Çünkü organizma ortamı, bilgisayarda taklit edilemeyecek kadar komplekstir. (Örneğin tek bir protein paketlenmesini simülasyon ortamında taklit edebilmek için tam 30.000 bilgisayar kullanılmıştır. Oysa BBA5 kodlu bu protein insan vücudunda saniyenin milyonda sekizinde katlanabilmektedir.) Organizmada yer alan en küçük bir kimyasal reaksiyon için bile birçok denge söz konusudur. Tüm bu dengeleri gerçekçi bir şekilde bilgisayara aktarmak neredeyse imkansızdır.
Benzer şekilde dilin bilgisayar simülasyonunda taklit edilmesi mümkün görülmemektedir. Bilgisayar ortamında yaşadığı söylenen karakterler gerçek insan olmadıkları için kelimeleri kullandıkları bağlamlar gerçekçi olamazlar. Bir toplumun zamanla zenginleşen kültürü, kullandığı deyim ve kelimeler üzerinde de etkili olacaktır. Elbette simülasyonda kültürel faktörlerin taklit edilmesi de son derece zor bir iştir. Bu simülasyonların önündeki bir başka engel daima programlayanın komutlarına göre çalışacak olmasıdır. Örneğin Kirby, kelime ve deyimlerin değişimleriyle ilgili hangi seçenekleri yüklediyse, bilgisayar bu seçeneklerden seçim yapacaktır. Dolayısıyla sonuç daima programcının çizdiği çerçeveyle sınırlı kalacaktır. Eğer rastgele seçimler yapmak üzere programladıysa bu defa ortaya çıkan değişimler gerçeğe yakınlık açısından hiçbir anlam ifade etmeyecek ve tamamen kullanılamaz olacaktır.
Beyine Yerleşmiş Parazit İddiası
Hürriyet Bilim'de Kirby'nin bilgisayara dayalı araştırmasının, yeni bir dilbilim paradigması çerçevesinde sürdürüldüğü belirtilmektedir. Bu paradigmada insan beyninin dile değil, dilin insan beynine uyum sağlamak için evrimleştiği iddia edilmektedir. Daha sonra dil ile ilgili son teori şu ifadelerle aktarılmaktadır:
"Bu görüşe göre dil, bizsiz yaşayamayan bir parazit. Biz 'paraziti' beyinlerimize sokuyoruz çünkü o olmadan yararlı ve akıllı şeyleri yapamayız"
Hürriyet Bilim dergisinde, Cornell Üniversitesi'nden Morten Christiansen de, dili, bağırsaklarımızda yaşayan ve bedava beslenen, karşılığında da tek başımıza sindiremeyeceğimiz B vitaminlerini sindirmemizi sağlayan mikroplara benzetmektedir.
Christiansen'in, teorisine destek olarak sunduğu bu benzetme gerçekçi değildir. Öncelikle bağırsak mikrobu yapısı ve türü belli olan bir organizmadır. Beyinde yaşadığı söylenen dil paraziti ise tamamen hayalidir. İnsan bağırsağında yaşayan bir organizmaya bakıp 'O halde beyinde de bu tür bir parazit yaşıyor olmalı' çıkarımı tamamen hayalgücüne dayalıdır. Dil bir organizma değildir. İnsan üzerinden "beslenmesi" vs. Söz konusu değildir. Teorideki 'dil paraziti' ne biçilen görev ise hiçbir parazitin üstlenemeyeceği bir iştir. Hiçbir parazit dil gibi, kendi içinde kuralları olan (tümce bilim, kelime bilgisi, gramer vs.) gibi karmaşık bilgiyi 'bilemez'. İki insan konuşurken, bilgi alışverişini yapan sözkonusu insanlardır, bedenlerindeki parazitler değil. Bir parazit bir bilim adamının beynine girerek dille ilgili bir teorinin cümlelerini de kuramaz.
Kısacası dil ile parazitler arasında yapılan benzetme, hiç bir bilimsel ve akılcı dayanağı olmayan, tamamen keyfi ve muğlak bir yorumdur. Bir başkası da dili "insan beyninde yaşayan bir canavara" benzetebilir. Bunların tümü aynı derecede hayali ve saçma iddialardır.
Eğer insan dili bir başka şeye benzetilecekse, buna en uygun aday, bir bilgisayar üzerinde çalışan yazılım (software) olabilir. Beyni dünyanın en kompleks bilgisayarı gibi düşünürsek, dili de bu bilgisayar üzerinde çalışan yüzlerce farklı "uygulama"dan biri olarak kabul edebiliriz. Bu gerçek ise, evrimcileri büyük bir çıkmaza sokar, çünkü hem bilgisayarlar hem de onların üzerinde çalışan tüm yazılımlar, birer tasarım ürünüdür. Hiç birinin rastlantılarla ortaya çıktığı iddia edilemez. Aynı şekilde dilin de rastlantılarla ortaya çıkmadığı, insana özel olarak verilen bir yetenek olduğu açıktır. (Nitekim gibi dünyanın önde gelen dilbilimcilerinden biri olan Noam Chomsky'nin dilin kökeni hakkında savunduğu tez de bu yöndedir.)
Pinker'dan Dilin Evrimi Masalı
Evrimcilerin dilin kökeni hakkında ortaya koyduğu iddialar ise hiçbir kanıta sahip olmayan, hayalgücüyle şekillendirilmiş hikayelerdir. Bu konudaki evrimci otoritelerden biri sayılan Steven Pinker'ın dilin sözde evrimi hakkındaki teorisini özetle şöyledir:
"Etkili iletişim kurma yeteneği, ilkel insanlara bir avantaj sağladı. Bir doğal seçilim yaşandı ve genetik mutasyonlar dil yeteneğini artırdı. Bu genetik mutasyonlar daha sonra insansıların genetik yapısını etkiledi. Sonunda, konuşmaya uyum sağlamış bir beyne sahip olduk."
Pinker, hikayesine etkili iletişim kurma yeteneğiyle başlamakta ancak bu yeteneğin yani dilin ilk olarak nasıl ortaya çıkmış olabileceğine dair hiçbirşey söylememektedir. Sadece Darwinizm'in klişeleşmiş doğal seleksiyon- genetik mutasyon kalıplarını kullanmaktadır. Oysa tüm gözlem ve deneyler doğal seleksiyon ve genetik mutasyonların türlerin DNAsına bilgi ekleyerek onları geliştirmesinin mümkün olmadığını göstermektedir. Rastgele mutasyonlarla insan beyni gibi karmaşık bir organın ortaya çıktığını ve geliştiğini kabul etmek, bir hurdalığa isabet eden yıldırımlarla bir jet uçağının ortaya çıkması kadar ihtimal dışıdır. (günümüzde bilim adamları insan beyninin için evrendeki en karmaşık şey olduğunu belirtmektedir.)
Çünkü rastgele mutasyonlar bir canlının genetik yapısında daima tahribat meydana getirirler. Genetik bilgiyi artıran tek bir mutasyon bile gözlemlenmemiştir. Christiansen dilin insana, insanın da dile uyum sağladığı gibi hayali bir yorum yapmaktadır:
"Peki ya beynimiz, bir dil için özel olarak tasarlanmamışsa? Belki de dil bize kültürel olarak uyum sağladığı için, biz de dile biyolojik olarak uyum sağladık..."
Yukarıda biyolojik uyumun, yani beynin aşamalı bir şekilde gelişmesinin mümkün olmadığını belirtmiştik. Dilin insana uyum sağladığı fikri ise daha da tutarsızdır. Çünkü canlı bir varlık olmayan dilin bir uyum sağlama gücü olmadığı ortadadır. Eğer bir değişim ve uyum söz konusu ise dil daima pasif konumdadır. Onu değiştirip kendi ihtiyaçlarına uyduran daima insan olacaktır.
Christiansen, dilin biyolojiden daha hızlı geliştiği şeklinde bir iddia öne sürmekte ve Danimarka dili ve Hindu dillerinin ortak bir kökenden 5 bin yılda evrimleştiklerini, buna karşın modern insanın arkaik Homo sapiens'ten 100 bin ila 200 bin yılda evrimleştiğini ileri sürmektedir. Bu iddia, Darwinizm'in kabulleri öne sürülerek yapılan bir iddiadır ve bilimsel açıdan bir değer taşımamaktadır. Çünkü arkaik Homo sapiensten modern insana veya başka bir aşamada insanın evrimi söz konusu değildir. Arkaik Homo sapiens, günümüzdeki insan ırklarına benzer ırklardan meydana gelen gerçek insanlardır. Bu tür küçük anatomik farklılıklar büyütülerek evrimciler tarafından oluşturulmuş bir kategoridir. Son fosil bulguları karşısında evrimcilerin soy ağacının girdiği karmaşık durum, evrimcileri bu durumu itiraf eden açıklamalara yöneltmektedir.
Bu arada Hürriyet Bilim'in teknik bir yanılgısını da belirtmek gerekir: Evrimci literatürde Arkaik Homo sapiens, Homo sapiensten önce gelir. Hürriyet Bilim dergisi yazarı konuyu bilmediğinden olsa gerek, günümüz insanı 'Homo sapiensten evrimleşti' şeklinde bir ifade kullanmıştır. Ancak orijinal New Scientist yazısında 'archaic Homo Sapiens' şeklinde geçmektedir. Günümüzde arkaik Homo sapiens'in ayrı bir tür olmadığı, Homo sapiens'in yani günümüz insanının bir varyasyonu (tür içinde çeşidi, yani bir insan ırkı) olduğu kabul edilmektedir. Evrim teorisinin çöküşü hakkında bkz. "Hayatın Gerçek Kökeni", Harun Yahya, Vural Yayıncılık, İstanbul, 2000; Pat Shipman, Doubting Dmanisi, American Scientist, Kasım-Aralık 2000, s.491)
Hurafenin Arka Planı
Dilin insana uymak için evrimleşmiş ve insan beynine yerleşmiş bir parazit olduğu iddiasının tutarsızlığı ortadadır. Peki ama 2000'li yıllarda bilim adamlarını, böylesine saçma bir iddiaya iten sebep ne olabilir?
Bu sorunun cevabı, bu insanların inançlarıyla ilgilidir.
Bu inanç materyalizmdir. Materyalizmde herşeyin maddeyle sınırlı olduğuna inanılır ve herşeye maddeci bir açıklama getirilir. Dil de dahil olmak üzere herşeyin atomlar arası etkileşimden meydana geldiği kabul edilir.
Diğer yandan dil tamamen mucizevi bir olgudur. Sadece insana has bir yetenektir ve bilim adamları tüm insanların bu yeteneğe doğuştan sahip olduğunu belirtmektedirler. Dünyanın herhangi bir yerinde doğmuş insan, dünyanın herhangi bir yerindeki dili öğrenebilme ve konuşabilme yeteneğine sahiptir.
Diğer yandan dil, bilgi ve kişilikle içiçedir. İnsan dili, kişiliğini; duygu düşüncelerini, isteklerini vs ifade etmede bir araç olarak kullanır. Kişilik ve bilgi ise beyindeki hücreleri oluşturan atomlarla açıklanamaz. Materyalist dogma, kişiliğin ve hafızada saklı bilginin, beyindeki hücreler arasında tesadüfi madde alışverişlerinden ibaret olduğunu kabul eder. Bu iddiaya göre bir insanın sinirlenmesi, sevmesi, üzülmesi, neşelenmesi, düşünmesi, şaşırması hep tesadüfi madde alışverişleri sonucu meydana gelir. Bilinç ve akıl da aynı şekilde açıklanmaya çalışılır. Buna göre bir insanın gördüğü nesnelerin ne olduğunu bilmesi, kendinin kim olduğunu bilmesi de tesadüfe bağlı madde alışverişleridir.
Elbette bu iddia bilimsel bir kanıta dayanmamaktadır ve materyalizmin içinde bulunduğu çıkmazdan kaçınma amacıyla ortaya atılmıştır. Gerçekte beyindeki atomlar sevemez, şaşıramaz, isteyemez, neşelenemez ve üzülemezler. Aynı şekilde dil için gerekli tümcebilim, kelime bilim ve gramer gibi karmaşık kurallara dayalı bilgileri bilemezler.
Dahası dili kullanma yani konuşma da evrimciler tarafından açıklanması mümkün olmayan bir yetenektir. Discover dergisinde yer alan bir makalede Boston Üniversitesi'nden Frank Guenther, "Rahatlıkla söyleyebilirim ki, konuşma, insanların gerçekleştirdiği en karmaşık kas hareketidir." demektedir .(1) Konuşma sırasında beynin, yüz, boğaz, göğüs ve kasıklarda 100 ayrı kası kontrol ettiğini belirtmekte, dahası tüm bunların bizim düşünmemize gerek kalmadan spontane şekilde başarılmasını vurgulamaktadır. Ortalama 3 heceli basit bir kelimedeki fonemleri, sesli ve sessiz harfleri bizim planlayıp söylememizin 3-4 saniye alacağını ifade eden Guenther, normalde tüm kelimelerin otomatik olarak ağzımızdan çıktığını söylemektedir. Üstelik konuşurken hangi kasımızı ne kadar kasacağımızı da ayarlamak mecburiyetinde değilizdir.
İnsanı Konuşturan Allah'tır, Materyalistler Bunu İnkar Ediyor
Bu kadar karmaşık bir hareketin otomatik olarak yapılıyor olması konuşmanın ve dilin ne kadar mucizevi yetenekler olduğunu göstermektedir. Bu işlemlerin gerçekleşmesi insan bilincinin dışında ancak son derece kontrollü şekilde gerçekleşir. Bu durumda tüm bunların üstün bir Akıl tarafından yönetiliyor olduğu ortaya çıkar. Allah herşeye nutkunu verip konuşturandır. (Fussilet Suresi, 21)
Dili araştıran insanların Allah'ın varlığını inkar eden bir felsefeye bağlı olmaları, onları dilin beyinde bir parazit olduğu saçmalığını savunmaya zorlamaktadır. Steven Pinker'ın ifadelerinde bu çaresizlik açıkça ortaya çıkmaktadır:
" Dil, bize bir grup Marslı tarafından gönderilmediğine göre, başka ne olabilir ki?"
Kendisi dilin neden sadece insana has bir yetenek olarak kaldığını anlayamamakta ve "bunu muhakkak çözmeliyiz" demektedir. Oysa ne Pinker ne de bir başkası materyalist bir bakış açısıyla bunu açıklayamayacaktır. Dil, Allah'ın insana nimet olarak verdiği bir iletişim aracıdır.
Sonuç:
Hürriyet Bilim'de yer verilen dil ile ilgili iddialar bilimle ilgisi olmayan senaryolardır. Bunları savunanların "bilim adamı" sıfatı taşıması ise bu durumu değiştirmeye yetmemektedir. Hürriyet Bilim, tutarlı bir bilim dergisi olma iddiasındaysa bu tür materyalist yanılgıları 'bilim' zannetmekten vazgeçmelidir.
----------
1. "Repeat After Me", Discover, Kasım 2002
Bu eser 2.428 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.