Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 7783 tanesi Türkçe, toplam 9181 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Allah’ın dinini tebliğ eden Peygamberlere gönülden teslim olup iman eden Müslümanların yanında bir de isyan eden, Peygamberle mücadele eden ve Allah’ın dinine saldıran inkar edenler vardır. Allah’ın kendilerine sunduğu sayısız nimeti görmezlikten gelip nankörlük eden ve dünyadaki imtihanın şuuruna varamayan bu insanların bazıları hayatlarını Müslümanlarla mücadeleye adarlar. Adeta şeytanın kölesi olmuşlardır. İslam ahlakının hakim olmaması için şuursuzca çabalarlar. Bu çabalarının kendilerine hem dünyada hem ahirette zararı dokunacağını kavrayamazlar. Kendi akıllarınca (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’a teslim olmadıklarını ve isyan ettiklerini zannederler. Oysa acizlikler konusunda Allah’a teslim olmuş şekilde yaşamak zorundadırlar. Bu konuda isyan edecek güçleri yoktur.
İnsan gün içinde dikkatini dağıtacak yüzlerce konuyla karşılaşır. Günlük hayatın karmaşası ve hareketliliği sırasında imanda derinleşmek, ahiretin varlığını daha keskin düşünebilmek ise ancak gerçek iman ile mümkün olur. Özellikle ölümü düşünmek, dünyadaki varlığının Allah’ın kaderde belirlediği bir vakitte son bulacağını ve sonsuz hayata geçişin her an olabileceği gerçeğini kavramak akılda bir netlik oluşturur.
Çünkü ölümle birlikte, o güne kadar değer verilen, çok önemli olduğu zannedilen üzerinde uzun zaman harcanan pek çok dünyevi konu anlamını yitirir. Ölümü düşünmenin getirdiği bu imani ciddiyet ile cennet ve cehennemin yakınlığı daha iyi anlaşılır. Ahiretin yakınlığı, dünyanın yalnızca bir imtihan yeri olduğu daha derin bir anlayışla kavranır. İmanı gereği gibi kavramayan insanlar, dünya hayatında ölümü ve ahireti flu bir bakış açısıyla değerlendirler. Ancak ölümle karşılaştıklarında bu fluluk bir anda çok keskin bir netlik kazanacak ve ahiretin gerçekliğini tüm bu insanlar tüm açıklığıyla kavrayacaklardır. Ölüm anında kazanılan bu keskin kavrayış Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Allah insanı temiz ve berrak bir akılla düşünebilecek güçte yaratmıştır. Ancak insan nefsinin kışkırtmalarına uyduğu takdirde düşüncelerini kirletecek, sağlıklı düşünmesini engelleyecek olaylardan olumsuz etkilenebilir. İnsanın sağlıklı düşünmesini olumsuz etkileyen, düşüncesini kirleten etkenlerden birisi de “kuşku”dur.
Kuşku, insan ruhuna ve fıtratına tamamen aykırı bir durumdur. İnsan ruhu dinginliğe, huzura, mutlu olmaya ve neşeye göre ayarlıdır. Oysa kuşku tüm bunları ortadan kaldırır. Ruhtaki dinginliğe etki eder, huzuru bozar, insanın mutlululuğunu engeller. Neşeliyken keyifsizlik, sakinken gerilim oluşturur. İnsanın aklı da temiz ve berrak düşünmeye uygun yaratılmıştır. Ancak böyle bir akılla yaşadığında insan mutlu olabilir; vicdanını tam kullanıp, Allah’ın istediği doğrultuda kararlar alabilir. Allah Kuran’ın birçok ayetinde, müminlerin "temiz akıl sahipleri” kimseler olduklarını bildirmektedir. Al-i İmran Suresi’nin 190. ayetinde, “göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde ancak temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler olduğu”, Ra’d Suresi’nin 19. ayetinde “ancak temiz akıl sahiplerinin öğüt alıp düşünebildiği”, Zümer Suresi’nin 18. ayetinde “temiz akıl sahiplerinin sözü işitip en güzeline uydukları” bildirilir. Müslümanın en temel özelliklerinden birisi olan “temiz akıl sahiplerinden” olabilmek için kişinin kuşkuyu ve kuşkuya zemin hazırlayabilecek her türlü yanlış bakış açısını hayatından uzak tutması gerekmektedir.
Müminlerin imanlarının alametlerinden biri güzel ahlaklarıdır. Her hareketlerinde Allah’ın rızasını kazanmayı hedefledikleri için bulundukları ortamlarda her zaman güzellik sunmayı esas alırlar. İhlaslı bir müminin önemli özelliklerinden biri de fedakar ve kanaatkar olmasıdır. Müminler Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere şükreder, kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, her konuda mutlaka diğer müminlere öncelik verirler. Hiçbir zaman tamahkar bir kişilik göstermezler. Allah Kuran’da salih müminlerin bu ahlakını şu şekilde tarif etmektedir:
"Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür…" (İnsan Suresi, 8–11) Karşılarındaki kişileri Allah’ın tecellileri olarak gören müminler, Allah’a olan sevgilerinden dolayı müminleri de çok severler . İmanlarından ve Allah korkularından dolayı veli ahlakı gösterirler. Kendilerinden çok diğer müminlerin rahat etmesi, onları daha mutlu eder. Allah bir ayetinde, “… Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir...” (Fetih Suresi, 48) şeklinde belirtmektedir. Allah’a yönelen müminin imanının nuru ve ahlakının temizliği yüzüne yansımaktadır.
Bir bitki ya da hayvanın eski jeolojik çağlardan bu yana yerkabuğunda korunmuş olan kalıntılarına ya da izlerine fosil denir. Yeryüzünün her tarafından derlenmiş olan fosiller, yaşamın başlangıcından bu yana yeryüzünde yaşamış canlılar hakkında bilgi veren en önemli kaynaktır.
Hava ile teması ani bir şekilde kesilen canlıların iskeletleri, bozulmadan günümüze kadar ulaşır. Fosillerin araştırılması, soyu tükenmiş hayvanlar ve bitkiler konusunda bilgilenmemizi sağlar. Bu bilgiler hangi zaman dilimlerinde hangi canlıların yaşadıkları hakkında da bilgi verir.
"Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir... (Bakara Suresi, 269)
İnsanları tanımada en önemli rolü oynayan konulardan biri, kişilerin konuşmalarıdır. Hayata bakış açısı, inançlar, fikir ve düşünceler sözlerle ifade edilir. İnsan, kalbinde hissettiklerini, zihninde sakladığı düşüncelerini, isteklerini, ideallerini ya da korkularını, ister istemez konuşmalarına yansıtır. Dolayısıyla bir insanın nasıl bir ruh haline, akla ve vicdana sahip olduğu, sarf ettiği sözlerden büyük ölçüde anlaşılır. Bu nedenle de din ahlakını yaşayan ve Allah'ın büyüklüğünü kavrayan kimselerin, din ahlakından uzak yaşayan bilgisiz insanlara hissettiklerini ve düşündüklerini samimi bir şekilde ifade edebilmeleri, büyük önem taşır. Çünkü iman sahipleri bu vesile ile birçok insanın İslam ahlakına ısınmasına ve kalbinde Allah sevgisinin ve korkusunun artmasına vesile olabilirler. Bu ise, Allah Katında çok hayırlı olduğu umulan bir ameldir. Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:
"Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (Fussilet Suresi, 33)
Şeytan insanları çok çeşitli yollarla Allah rızasına uymaktan alıkoymaya çalışmaktadır. Bu yöntemlerden biri de kişinin Kuran’a uygun güzel ahlaklı tavır göstermesini engelleyen ve halk arasında ‘adilik’ olarak bilinen tavırlar göstermesini sağlamaktır.
Halk Arasındaki Adıyla ‘Adilik’ Nedir?
Kuran ahlakıyla çatışan her tavır adiliği içinde barındırır. Allah Kuran’da müminler için güzel ahlakı, fedakarlığı, mazlumluğu, tevekkülü övmekte, bencilliği, asiliği, aksiliği, duygusallığı ve ters tavırları yermektedir. Kuran’a sıkı sıkıya bağlı bir müslüman Allah’ın bu emirlerine uymada titizlik gösterir. Fakat Kuran’ın emrettiği ahlakı hayatına geçirememiş insanlar asil olmayan tavırlar gösterebilmektedirler. Bu tavırlar nefislerinin zorlandığı vakitlerde, kendilerini haklı gördüklerinde, isteklerinin gerçekleşmediği, sıkıldıkları ya da bencilce düşündükleri zamanlarda ortaya çıkabilmektedir. Örneğin gün boyunca çalışan bir insanın bu işleri yaparken sürekli söylenmesi, bir şeylerden şikayetçi olması, etrafındakilerin ne kadar çalıştıklarını araştırması, her işini Allah rızası için yapan bir müminin tenezzül etmeyeceği bir tavırdır.
Kasas Suresi Kuran-ı Kerim'in 28. suresidir ve 88 ayetten oluşmaktadır. Sure adını 25. ayette geçen”el-Kasas” kelimesinden almıştır. “Kasas” kelimesi olay anlamına gelir ve Kuran'da geçen kıssalar için kullanılır.
Surede Hz. Musa ile ilgili bir kıssa yer alır. Ayetlerde Hz. Musa'nın çocukluğu, peygamber oluşu ve İsrailoğullarını Firavun'un zulmünden kurtarıp Mısır'dan çıkardığı haber verlmektedir. Hz. Musa'nın annesi Allah'ın kendisine bildirmesi üzerine çocuğunu suya bırakmış ve Firavun da onu sahipsiz sanarak evlat edinmek üzere yanına almıştır. Hz. Musa gençlik yıllarında kendi kavminden bir tanıdığını kurtarmak için birini öldürmüş ve sonrasında çok pişman olarak Allah'a tevbe etmiştir. Ancak kavmi kendisini öldürmek üzere peşine düşünce Hz. Musa şehirden uzaklaşıp Medyen'e doğru gitmiştir. Medyen suyuna geldiğinde hayvanlarını suyun başına götürmeye çekinen iki kadına rastlamıştır. Hz. Musa iffetlerini koruyan kadınlara yardım ederek hiçbir karşılık beklemeden onların sürülerini sulamıştır. Kısa bir zaman sonra kadınlardan biri gelerek bu iyiliğine karşılık babalarının ona bir mükafat vermek istediğini söylemişİtir. Aralarında yaptıkları anlaşmaya göre Hz. Musa 8 sene çalıştıktan sonra bu iki kişiden biriyle evlenecektir. Böylece Hz. Musa onların yanında uzun bir süre kalmış ve çobanlık yapmıştır. Hz. Musa süreyi tamamladıktan sonra ailesini de alarak yola çıkmıştır. Tur tarafında gördüğü ateş dikkatini çekince o tarafa doğru yönelmiştir. Burada Yüce Allah kendisine seslenmiş ve ona peygamberlik vermiştir:
“Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi.” (Kasas Suresi, 30)