Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11624 tanesi Türkçe, toplam 14490 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Macintosh kullanıcıları (dilerlerse Windows veya Linux kullanıcıları da) film gösterim programlarında link yerine mms://yayin.harunyahya.tv/HarunYahyaLive
ekleyerek izleyebilirler.
Sayın Adnan Oktar’ın 30 yılı aşkın bir süredir yürüttüğü ilmi mücadelesi boyunca önemle üzerinde durduğu konulardan biri de “üçleme inancının yanlışlığı”dır. Üçleme inancının Hristiyanlığa verilmiş en büyük zarar olduğunu birçok eserinde vurgulayan Sayın Adnan Oktar, bu sapkın inancın ortadan kalkması için önemli çalışmalar yapmakta, röportajlarında bu konuyu sık sık gündeme getirmektedir. Sayın Adnan Oktar’ın röportajlarında konu ile ilgili yaptığı önemli hatırlatma ve açıklamalar şöyledir:
Hristiyanlıktaki Teslis İnancı Sapkın Bir İnanıştır
“Ben gece-gündüz Tevrat okuyorum. İncil de okuyorum. Ama Kuran ile mutabık Hak olan yerleri okuyorum. Teslisi gördüm mü içim acıyor, çünkü Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “gökler parçalanacak neredeyse” diyor (Şura Suresi, 5) “bu iddialarından dolayı” diyor. Niye üç dersiniz? “Tek Allah var” desene. Yani herkes bunu bilir. Çocuk olsa bilir. Üç tane Allah olur mu? Niçin buna gerek duydunuz? Bu garip yalana niçin gerek duydunuz, değil mi? Tek Allah var desene. Hz. Mesih (a.s.)’ın peygamber olduğunu söylesene. Bak canımız gibi seviyoruz. Aşk ile seviyoruz. Muhabbetle seviyoruz. Tüm Müslüman alemi aşıktır Hz. İsa (a.s.)’a. Değil mi? Yani güya biraz daha farklı yapacaklar Hz. İsa (a.s.)’ı diğer peygamberlerden. Zarar verdiniz. Çok büyük zarar verdiniz. Böyle hata yaptınız. Allah’a çok şükür o güzeller güzeli dönüp bunu, bu yanlışlığı düzeltmeye gelecek. Diyor ki Cenab-ı Allah; “sen mi söyledin?” (Maide Suresi, 116) diyor, ahirette sorgulamada, İlah olduğunu. “Haşa Yarabbi” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer ben böyle bir şey söylemişsem sen bilmişsindir zaten” diyor (Maide Suresi, 116) Allah’a. Hayır Allah bilmediğinden değil, şan olsun, güzellik olsun diye söyletiyor onu orada. Böyle büyük bir azim dini, büyük bir dindir Hristiyanlık.” (Sayın Adnan Oktar’ın 4 Ekim 2009 tarihli Kral Karadeniz TV ve Kanal 35’de yayınlanan canlı röportajından)
İncil’de Hz. İsa (a.s.) Haşa Allah Olarak Değil, İnsan Olarak Anlatılmıştır
ADNAN OKTAR: İncil’de diyor ki Hz. İsa (a.s.) (Luka 4/8), “İsa ona şu karşılığı verdi: “Allah’ın Rab’be tapacak, yalnız O’na kulluk edeceksin.” Bana kulluk edin diyor mu? “İsa ona şu karşılığı verdi” diyor (Matta 22/37); “Allah’ın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla sev.” “Rab’bi sev” diyor. “Beni sev” demiyor. Hayır, biz onu Hz. İsa (a.s.)’ı severiz, aşkla severiz Allah’ın tecellisi olarak, Peygamber olarak severiz ama Allah değil (haşa). “Bunun üzerine taşı kaldırdılar. İsa gözlerini gökyüzüne dikerek şöyle dedi: - (Yuhanna 11/41-42). “Rab” yani Allah “beni işittiğin için Sana şükrediyorum.” Kardeşim, Allah’a dua ediyor. Allah, Allah’a dua eder mi? (Haşa) “Beni her zaman işittiğini biliyordum, ama bunu çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim” diyor. Burada “LA İLAHE İLLALLAH” var. Burada nerede şirk? İşte Hristiyan arkadaşlarımız, kardeşlerimizin bu konuyu mutlaka kısa sürede halletmeleri lazım; “LA İLAHE İLLALLAH” bu yüzyılda bu konunun bitmesi lazım. Allah “gökler parçalanacak neredeyse bu sözlerinden” diyor. Bak, “onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı” Hz. İsa (a.s.). “Şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi”. Yemek yiyor; Allah yemek yer mi? (Luka 24/34) “Sevinçten hâlâ inanmayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, “Sizde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa alıp onu gözlerinin önünde yedi”. Allah’ın kulu, yiyor yani yemek yiyor. Doğal ihtiyaçları var. Allah’ın yemek yemeye ihtiyacı olmaz inşaAllah. Bak, (Markos, 2/15) “İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu.” Allah yorulur mu? Haşa. İnsan olduğu için yoruluyor Hz. İsa (a.s.). “Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, ‘bana su ver, içeyim’ dedi”. Allah’ın kulu işte, susuyor, acıkıyor. “Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı.” (Markos, 1/35) “Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı” diyor yine. (Markos, 6/46) “İsa öğrencilerine, ‘Ben dua ederken siz burada oturun’ dedi.” (Markos, 14/32) Kardeşim burada yani el insaf, ne yapıyor bu insanlar? Bu “LA İLAHE İLLALLAH”ın mutlaka bu yüzyılda, süratle insanlar tarafından kabulü çok hayatidir. Şirkten dolayı Avrupa kan ağlıyor, Amerika kan ağlıyor. Bu şirki bırakacaklar, inşaAllah. Tasaffi edecek (temizlenecek) Hristiyanlık. Bu, Allah’ın emri, Kuran’da belirtilen Allah’ın emri. Biliyor musun ayeti?
Sayın Adnan Oktar yerel kanallarda her gece canlı olarak yayınlanan röportajlarında Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı acıları sık sık gündeme getirmektedir. Ancak Sayın Adnan Oktar’ın İslam dünyasına yaptığı bu çağrılar yeni değildir. Sayın Adnan Oktar Temmuz 2001 tarihinde basılan “İslam’ın Kışı ve Beklenen Baharı” kitabında da, internet sitelerinde ve çeşitli gazetelerde yıllardır yayınlanan makalelerinde de İslam coğrafyasında yaşanan acılara, şehit olan kardeşlerimize dikkat çekmiştir. Tüm Müslüman alemini bu mübarek birliğin kurulması için gayret etmeye, bu yolda yapılan çalışmaları desteklemeye davet eden Sayın Adnan Oktar, zulme rıza göstermenin de zulüm olduğu gerçeğini defaatle vurgulamıştır. Unutulmamalıdır ki büyük İslam coğrafyasında akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, Türk İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman sorumludur.
İnsanların çok büyük bir bölümünün Pakistan’da, Keşmir’de, Patani’de, Burma’da, Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Hatta birçoğu bu bölgelerin adını dahi bilmemektedirler. Bu bölgelerde yaşayan Müslümanların karşı karşıya bulundukları zorlukların, baskıların, her gün bir yenisi gerçekleşen şiddet eylemlerinin, açlığın ve sefaletin farkında dahi değillerdir. Bir kesim ise yapılan zulüm ve haksızlıkların farkındadır. Ancak bu kişilere yardım edebileceğini, zulmün engellenmesi için çaba sarf edebileceğini aklına dahi getirmez. Üstelik hiçbir şey yapamayacağı konusunda kendisini o kadar inandırmıştır ki, ne okuduğu haberler ne de gördüğü görüntüler vicdanında en ufak bir etki oluşturmaz. Oysa iman eden bir insan, her duyduğundan ve her gördüğünden sorumludur. Allah Kuran’da Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katın-dan bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)
Bu yazı hazırlanırken amaçlanan da, dünyanın dört bir yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını tüm açıklığıyla ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp çözüm yolları aramaya davet etmektir. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken İslam ahlakının yaygınlaşması için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur. Ve kuşkusuz insanı ahirette büyük bir vebal altında bırakır.
PAKİSTAN
2009 yılının Mayıs ayında Pakistan’ın Swat bölgesinde yaşanan çatışmalardan dolayı 2.5 milyondan fazla Müslüman evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. BM yetkilileri tarafından son on yıl içinde görülen en büyük mülteci krizi olarak değerlendirilen Pakistan‘daki bu durumu bire bir yaşayan Müslüman kardeşlerimizden 2 milyon kadarı mülteci kamplarına sığınmıştı. Geçtiğimiz aylarda bir kısmı çatışmaların son bulması üzerine evlerine geri dönmeye başladılar. Ancak 1,5 milyondan fazla Müslüman halen mülteci kamplarında ayakta kalmak için mücadele veriyor. Yiyeceğin çok zor bulunduğu, içme ve temizlenme için yeterli suyun bulunmadığı, salgın hastalıkların pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olduğu bu zorlu ortamda yüz binlerce insan kışın şiddetli soğuğunda, yazın kızgın sıcağında çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan Müslüman kardeşlerimizin durumu o kadar zor ki, tarif ettiğimiz mülteci kamplarına ulaşanlar kendilerini kurtulmuş sayıyorlar. Çünkü yurtlarından çıkanların bir kısmı kayıp, bir kısmı ise neredeyse açlık sınırında yaşayan çok fakir bölgelere yerleşmek mecburiyetinde kalmış ve bu insanlara herhangi bir yardım ulaştırılamıyor.
Merkezi Kabil’de bulunan Afganistan’ın önde gelen bağımsız haber ajansı Pajhwok Afghan News, 9 Aralık 2008’de Sayın Adnan Oktar'ın evrim teorisinin yalanlarını ortaya döktüğüne dair bir haber yayınladı. Yazarın bir röportajında “On yıl içinde Darwinizm bir tarih olacak ve insanlar Darwinizmi yalnızca tarihin bir parçası olarak hatırlayacaklar...
Darwinizm tüm dünyada bir çöküş yaşadı... Evrimin olmadığını gösteren 100 milyon fosil var” dediğini nakletti. Yaratılış Atlası’nın tüm dünyada uyandırdığı etkiye de değinilen haberde, yazarın evrim teorisine meydan okuduğu bildirildi.
Mübarek Ramazan Ayı'nda (Ağustos-Eylül 2010) tüm Türkiye'deki yerel televizyonlarda yayınlanmak üzere hazırlanan Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri isimli bu programda Harun Yahya'nın (Adnan Oktar) eserlerinden ve sohbetlerinden faydalanılmıştır.
İnsan, kendi vücudundaki sistemlerden uzaydaki dev galaksilere, doğadaki canlılardan gözle görülmeyen hücrelere kadar evrenin hangi parçasını incelese, kusursuz bir plan, düzen ve tasarımla karşılaşır. Evrenin her yerinde insanı hayran bırakan bir ihtişam vardır. Bu ihtişam, herşeyi örneksiz yaratan, her güzelliğin kaynağı tüm varlıkların sahibi olan Allah’ın üstün ve benzersiz sanatıdır.
Kitap boyunca verilen örneklerin tümü Allah'ın evrende kusursuzca yarattığı çeşitlilikten sadece birkaç örnektir. Bu örneklerin her biri kendi içinde çok detaylı bilgiler içermektedir.
Tüm bunlar Allah'ın varlığının apaçık delilleridir. Allah'ın varlığı her yeri kuşatmıştır ve aklını kullanabilen her insan yaratılıştaki ihtişamı hemen görecektir. Her insan aklı ve vicdanı ölçüsünde Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilecektir. Allah'ın üstün kudretini, sonsuz sanatını kavramaya başlayan insana düşen en önemli görev ise, gördüğü güzelliklerin gerçek sahibine yönelmek ve yalnızca Allah'ın hoşnut olacağı umulan şekilde bir yaşam sürmektir.